Satrançta Telif Hakları
#1
Başlık açmayı gerekli görmedikçe yapmamayı tercih ederim ama bu akşam 2 konuda başlık açacağım izninizle.

Hem bu konuyu kişisel polemiklerden uzaklaştırmak, hem de aslında önemli olduğunu göstermek istiyorum. Bu ayrı başlık altında ve isim üzerinde konuşmadan, saygı çerçevesinde tartışırsak, ileride iyi bir noktaya gelebiliriz.

Keza telif ve satranç ilişikisine ait ayrı bir çalışmam var, seçim bitsin, il müdürlerimizin ve ağbilerinin sorunları çözülsün, o zaman tartışmaya açmak istiyorum.

Önce kök sorunumuza dönersek:


Var.

Siz kardeşsiniz ve evlenemezsiniz.


Kendi yazımı kopyalattınız bana. Dedim ki:

- Kitapta 729 konum var, 22'si hariç 700 küsur konumun tamamı yazar ve ekibi tarafından kurgulanmış.

- Kitabı görmediğiniz için bilmiyorsunuz, içinde oyun, hamle veya başkalarının maçları (22 oyun istisna) yok. Adamlar bunu oturup konum konum hazırlamışlar. Sonra kolaydan zora pedaqojik mantık içinde kitaba yerleştirmişler. Bütününe bakıldığında 4-5 serilik bu kitap hiç bilmeyen bir kişiyi 2300 seviyesine getirme iddiası taşıyan bir basamaklama kitabıdır.

Kurgusu da orijinaldir, çalıştırma metodu da, içeriği de.


Ağlamak istiyorum...

İlk kitaptaki 729 konumdan 700 kadarı yazarın ve ekibinin kurgusudur.


Evet Big Grin

Ana konuya dönersek, satranç datalarının, eski oyunlarının, konum görsellerinin, satranca mal olmuş sözlerin durumları içiçe geçmesin.

Konu eserse, telif hakkına tabidir. Bunun ihlali çeşitli yollardan olabilir. Fotokopi baskısını kitap olarak basıp yaymak suçtur mesela (tıpkı basım -copyright- ihlali). Basmamak ve yaymamak kaydıyla, herkese açık ve erişilebilen bir yerden indirmek suç değildir.

Örneğin konu ettiğimiz bu kitabı internetten bulursanız, basılı haline getirip dağıtmamak kaydıyla kendi bilgisayarınıza indirip etüd edebilirsiniz.

Kamuya ve tarihe mal olmuş sözler, aforizmalar, analizler telif konusu olmaz. Resminizi çerçeveletip altına, piyonlar satrancın ruhudur diye yazıp, duvara asabilirsiniz.

50 yılı geçmiş eserler ise herkesindir, telif melif olmaz.

Bir kitaptan alıntı konusu ise karışık, haber veya malumat niteliğinde ise kaynağı belirtip yayınlayabilirsiniz. Ama kaynak göstermeden eser veya kısmi eser haline getirip (kendi görüşünüz, yorumunuz, eseriniz gibi) aktaramazsınız.

Evet, datalar telif konusu olmaz.

Yargı kararları kural olarak herkese açıktır, zaten mantıktan gidelim, kimse mesela eser yaratmak için karıyı boşamaz Big Grin ve bu amaçla mahkeme kapılarına düşmez. Veya ne bileyim izale-i şüyu davasını bu amaçla açmaz. Ortada bir eser niyeti yok.

Oyunlar konusunda zaten yasal hüküm var. Oyunlar telif dışıdır. Ama yine karıştırılmasın bir oyun ile ilgili eğitici bir kitap, kitaptır, eserdir, telife tabidir.

Son olarak, bir kaynağın özel bir mecrada yayınlanması dalgınlık, unutkanlık, yeterli incelememe veya ihmalden olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, eseri bozup üzerine kendi adını, logosunu vs. basmamaktır. Bu durumda unutma, kasıta döner. Kasıt, bir eylemi bilerek ve isteyerek yapmadır.

Bazen bir web sitesi sahibi değil de onun ekibi, admini falan bunu yapabiliyor. Burada dikkatli olmak lazım, belki bu sitenin bile başına gelebilir. Çözümü ise basit, Atalık'ın Satranç yok başlığında olduğu gibi, Cumhuriyet Gazetesi ve sayın Atalık belirtilmelidir.

Hoş, Cumhuriyet Gazetesi internete paralı giriş verdiği için, bu köşe yazılarını umuma açık hale getirmiyor ve mesela orada ciddi tehlike var. Bu konu bence tartışmaya açık çünkü Cumhuriyet Gazetesi bu yazılar için Suat Atalık'a telif ödeyip, yazının fikir haklarını satın alıyor. Şimdi bu siteye dönüp, "benden izin almadan bana ait eser basılamaz, telifimi rica edeyim" diyebilir.

Bu önemsiz konu o kadar önemsiz değil. Futbolun asla sadece futbol olmadığı gibi satranç da sadece "sıradan FM değilim" konularına sayfalarca yazıp, bunları küçümsemek değil :wink:

Önemli bir konu bu...
Ara
Cevapla
#2
Sayın Mojo, size bu konuyu açtığınız için teşekkür, benim laflarımı aralara kötü birşeyler yazmışım izlenimi vererek sokuşturduğunuz için de teessüf ederim.

(Birinci Kısım)

Mevcut yasal durumlar nedeniyle satranç oyunlarının ya da konumlarının eser olmadığı bilgisinden yola çıkarak yazdıklarım artık bilindiğine göre ben bir ekleme yapayım, bir de soru sorayım.

Ekleme:

Adamın biri seneler önce sudoku kitabı yazmış, yayınlatmış. Kendi deyişiyle bir yıl uğraşmış. Şahitleri de var bir sürü. Sonra bir başka adam kitabı aynen, soruların sırasını bile değiştirme gereği duymadan alıp kendi kitabım diye yayınlatmış. İlk adam ötekini dava etmiş. Davayı kopya yaptığı iddia edilen adam kazanmış. Neden? Mahkeme heyeti ve de ardından yargıtaydaki sayın hakimlerimiz sayıların dizilişini herkesin yapabileceğini, öyle dizilmiş olmasının o sayıları bir eser haline getirmediğini söylemişler.

Soru:

Bir satranç ustasının konumları kendi dizmiş olması o konumları ESER haline mi getirmiş oluyor? Hangi mahkeme böyle bir karar vermiş? O konumların kopya olmadığını kim garanti ediyor? Ya biryerlerde oynanmışsa? Ya zaten oluşmuş birtakım konumlarsa? Ya daha önceden bir okul turnuvasında iki çocuk o konuma ulaşmışsa? O kitabı okuyan çocuklar konumu görünce ellerinde notasyon kağıdını sallayarak telif hakkı mı iddia etmeliler?

ESER nedir ki?


Alıntı:Kanunumuza göre bir fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilip koruma altına alınabilmesi için;
· Fikri bir çabanın ürünü olması,
· Sahibinin hususiyetini taşıması,
· Şekillenmiş olması,
· Kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi, gerekmektedir.
Eser Çeşitleri
· İlim ve edebiyat eserleri
· Musiki eserleri
· Güzel sanat eserleri
· Sinema eserleri
· İşlenme ve Derlemeler
Bu son eser türü açısından mahkemelerimiz derlenmiş anonim ya da yaygın içeriğin bir kısmını ya da bir parçasını eser saymıyor. Yani mesela derlenmiş anonim türkülerin olduğu bir DVD eserdir, ama içindeki bir parçanın başkası tarafından da kullanılmasına engel teşkil etmez. Telif iddia edilebilmesi için eserin tamamının aynen kopya edilmiş olması esas alınıyor. (Malesef.) Tartışma bu noktadan dallanmalı bence.

(İkinci Kısım)

Benim Fikrim:

Önceki yazdıklarım durum tespitidir. Konum/oyun almak yasal anlamda sıkıntı değildir dedim. Israrla kopyacılığı savunduğum algılanmak istendi. Oysa ben öyle düşünmüyorum.

Bence nasıl ki futbol oynanırken herkes kamerasıyla çekemiyorsa, hatta maçtan sonra bile o görüntüler yayınlanamıyorsa, parayla satılıyorsa, çok büyük ustaların ya da turnuvaların maçları da parasız izlenemesin, sonrasında da parasız dağıtılamasın. Böylece satranç da futbol gibi değer kazansın. Bu söylediğim domatesler de artık mavi olsun demek gibi birşey biliyorum. Ama böyle düşünüyorum.

Saygılarımla.

...
Abdulkadir Bener
Cevapla
#3

Uzun zamandır mizah dergisi almıyorum. Bundan sonra da pek alacağımı sanmıyorum.

Mojo Jojo ile her ne kadar bir iki ufak çelişkimiz olduysa da ya da zaman zaman kimi düşüncelerine katılmamış olsam da, kendisini zevkle okuduğumu belirtmek istiyorum.

Konuyu ayrı bir başlık altında açtığı için de kutluyorum. Yoksa diğer başlık altında az daha şöyle bir tümce kuracaktım: "Yeter (...) anladık ya hu!"

Bu tümceyi yazamayışımın nedeni, parantez içi kısıma ne yazacağım hakkında Can Yücel'e çektiğim telgrafa yanıt alamayışımdır!!Big Grin Big Grin Big Grin

Teşekkürler Mojo Jojo!
Cevapla
#4
Rica ederim Hüseyin bey.

Bir tartışmayı yapabilmek cesaret ve beceri ister, daha cesaret ve beceri isteyeni onu medeni ölçülerde götürmeyi başarabilmektir. Sizin, benim ve bir başkasının başarısı -yapabilirsek- hemfikir olmadığımız her konuda tartışmak ama sonunda insani yanımızı unutmayarak karşımızdakine değer vermeyi becerebilmektir.

Bu itibarla farklı düşüneceğim her konuda sizinle tartışacağımdan ama cesaret ve becerinizi dikkate alarak bunu yapacağımdan emin olabilirsiniz.

Sayın bakanım Hüseyin Çelik'e bu içten satırları yazdıktan sonra, sayın Hüseyin Aktaş'a gelirsek....














demeyeceğim tabii Big Grin

Teşekkür ve iyi dileklerimle, Hüseyin ağbi...
Ara
Cevapla
#5
Bu akşam benim de canım, kimilerine göre pek de önemli olmayan telif konusunda yazmak istiyor. Böyle güzel bir başlık açan Mojo Mojo'ya teşekkür ediyorum. Kesinlikle şahsi olaylara girmeden, sesli düşünmek istiyorum. Zira şu soru kafamı uzun bir süredir kurcalıyor: Satranç yayıncılığında telifin sınırları nelerdir?

Bu konuda üzerinde uzlaşılmış bir ilke ya da yazılı kanun olduğunu sanmıyorum. Ancak belli "raconları" kimsenin ihlal ettiğine şahit olmadım. Satranç kitabının çok az yazıldığı bir ülkede ne kadar gerekli bilmiyorum ama, bu konuda kendi gözlemlerimi aktarmak istiyorum.

Öncelikle, bir yazar olacaksanız, eser verecekseniz alıntı kültürüne sahip olmanız gerekiyor. Ben bu kültürü, yüksek lisans diplomamı aldığım İstanbul Üniversitesi'nin Sosyal Bilimler Enstitüsünden aldım. Alıntı nasıl yapılır, kaynak nasıl gösterilir, tezimi yazarken bunları güzelce öğrendim. Öğrenmeden önce bunların gereksiz teferruatlar olduğunu sanıyordum, ama sonrasında gördüm ki tıptan mühendisliğe, edebiyattan psikolojiye, felsefeden mimarlığa, eczacılıktan astronomiye alıntı her yerde. Bilimin, yani hayatın her alanında iyi yapılmış alıntıların izleri var. Çünkü alıntılar olmasaydı bilim, yani medeniyet, taş üstüne taş ekleyemezdi.

Başka bir başlıkta kimilerine göre aşırı olarak gösterdiğim tepkinin altında işte bu bilinç var. Konu gerçekten çok önemli olmayabilir.

Peki, satrancın nesi telife tabi olmalı, bunu düşünelim mi biraz? Görüşlerimi madde madde yazmak istiyorum:

1. Analiz içermeyen bir satranç partisi telif alanına girmemelidir. Örnek: Kasparov - Karpov /// Moskova,1985
1.e4 c5 2.Af3 e6 3.d4 cd 4.Ad4 Ac6...........................40.Ad1 Ke1 0 - 1
Böylesi bir eser, telif kapsamına girmemelidir. Çünkü bence bu, kamuoyunun bilgi hakkı bulunan bir haber niteliğindedir.

2. Analiz içeren bir satranç partisi, analiz sahibinin telif haklarını barındırmalıdır. Örnek:
Kasparov - Karpov /// Moskova,1985
1.e4 c5 2.Af3 e6 (Kasparov rakibine karşı Sicilya Paulsen'de sürprizler hazırlamış. Bunları uygulamak için fırsat kolluyor.) 3.d4 cd 4.Ad4 Ac6 5.Ab5 d6 6.c4 Af6 7.A1c3 a6 8.Aa3 d5!? (Sonraları Gary Gambiti olarak adlandırılacak olan pratik değeri yüksek bir piyon fedası. Kasparov rakibini kendi uzmanlık alanı olan daha karışık konumlara sürüklemek istiyor.)................28.d6 g4! (anti-pozisyonel gözüken bu hamle Kasparov'un iyi hesaplanmış hücumunun ilk belirtisidir.)...........40.Ad1 Ke1 0 - 1 (Analiz: KU Oktay ERTAN) (KU: Kendince Usta Smile )
Bakın, şimdi bambaşka bir durum var ortada. Bu sefer ciddi anlamda bir emek var. 1 numaradaki oyunu istediğiniz yerde kullanırsınız, ama 2 numaradaki oyunu, analiz metniyle birlikte kafanıza göre alamazsınız. Emek hırsızlığı olur.

3. Etüt ve Problemler, herkesin hemfikir olduğu üzere birer eserdirler. Bu eserler, satranç yayınlarında telif ihlali en az yapılan (belki de hiç yapılmayan) öğelerdir. Örnek:
Dünyanın gelmiş geçmiş en çabuk patı olan ve 1. e3 a5 2. Vh5 Ka6 3. Va5 h5 4. h4 Kah6 5. Vc7 f6 6. Vd7+ Şf7 7. Vb7 Vd3 8. Vb8 Vh7 9. Vc8 Şg6 10. Ve6 (1/2 - 1/2) hamleleriyle ulaşılan konum, ünlü problemci Sam Loyd'un olağanüstü güzellikteki bir eseridir. Bunu kullanabilmek için telif ödemeniz mümkün değildir elbet, üstadın isminden bahsetmeniz yerinde ve yeterli olacaktır.
Bir başka örnek: Beyaz: Şh8, Pc6 /// Siyah: Şa6, Ph5 pozisyonuyla başlayan ve beyazın çapraz şah manevralarıyla beraberliği kurtardığı pozisyon, bir sanat eseri güzelliğindedir ve bu güzelliğin yaratıcısı Richard Reti'dir. Bu pozisyonu kullanan her satranç antrenörü, Reti'nin ismini anmak durumundadır. Satranca olan sevgi ve saygı, bunu gerektirir.

4. Oyun seçkileri ve pozisyonlara göre derlemeler telif kapsamında değerlendirilmelidir. Sanırım tüm maddelerin en tartışmalısı budur. Kimilerine göre oyunlar zaten data olarak vardırlar, oradadırlar. Ancak bu iddia, pertolün ya da kömürün zaten orada, yerin dibinde olduğunu ve ücretsiz olarak dağıtılması gerektiğini savunmaya benzer. Yerin dibinde ama emek harcamadan ne kadarı kullanıma kazandırılabilir? Düşünün ki "2700 ELO üzeri satranççılar tarafından 2007-2012 yılları arasında oynanmış oyunlarda açılışta yapılan piyon fedalarını ve bu maçların sonuçları"nı incelediniz. Önce 5000 küsür oyuna tek tek bakmanız gerekiyor. Çok hızlı gözden geçirseniz bile bunun kaç saat süreceğini takdirinize bırakıyorum. Ardından o pozisyonları tespit edip maçlarını ayrı bir dosyaya kaydetmeniz gerekiyor. Bu da oldukça uzun sürer. Sıralamaya karar vereceksiniz, kronolojik mi olacak, ECO (A00'dan E99'a) dizinine göre mi? Bunu da halledersiniz. Sonuçları uzun uzun karşılaştırırsınız. Hatta bir yayıncıyla anlaşıp bu seçkinizi bir kitap haline de getirebilirsiniz. Bu kadar süreçten sonra hiçkimse çıkıp izinsiz olarak seçkinizi, ya da kitabınızı kopyalayamaz. Ne vicdan, ne de mevcut yasalar buna izin vermez. Şöyle bir agrüman çok komik olur: "O piyon fedası Topalov'un değil mi kardeşim, sana ne?". Kömür oradaysa onu çıkaran kazma-kürek buradadır.

5. Kombinezonlar tek tek alıntılandıklarında telif ihlali sayılmamalıdırlar. Ancak, aynı yukarıda, 5. maddede yazdığım gibi, seçkiler oluşturulurken harcanan emek göz ardı edilemez. O emeği çiğnemeye kimsenin hakkı yoktur. Öyle bir hak olsaydı, ünlü kombinezon kitapları hiç olmazdı! O kitapları var eden değer, hamlelerin kitapların yazarları tarafından yapılması değil, hangi partilerin hangi taktik olanakları içerdiğinin yazarları tarafından yoğun emek sonucunda sınıflandırılmasıdır.

6. Turnuva bültenleri telife değil, ücrete tabi olmalılar. 1. maddeyle çelişiyor gibi görünse de turnuva bültenlerinin telif gereği değil, ancak emek gereği ücretlendirilmesi normaldir. Yapılan işin zorluğu göz önüne alındığında bültenlerin fiyatlarının ucuz bile sayılabileceğini düşünüyorum. Arkadaşlar kesinlikle daha fazlasını hak ediyorlar.

İlk mesajımın son sözü: Alıntı diye bir hak var arkadaşlar. Bu hakkı maalesef pek bilmiyor ve kullanmıyoruz. Son yıllarda çıkan ve İngilizce yazılmış birçok açılış kitabına hızlıca göz gezdirdim. Yazarlar harika bir şekilde birbirlerinin eserlerinden yararlanıyorlar ve bunu açıkça belirtiyorlar. Zaman zaman görüş ayrılıkları da oluyor ve katılmadıkları noktaları, karşı tarafın cevap hakkı saklı olmakla birlikte, sıralıyorlar. AB ülkelerinde ve ABD'de satranç yayınlarının ülkemize oranla daha popüler olmalarının nedenlerinden biri budur. Sürekli gelişim ve güncelleme. Var olan artının üzerine yeni bir artı ekleme çabası.
Ara
Cevapla
#6

Dayanak noktasını yanlış alırsanız, yola 3 derecelik açıyla eğik çıkan otomobil gibi gidebilirsiniz. İlk metrelerde 3 derece sorun yaratmaz ama üç beş kilometre sonra önce sizi patika yola sokar, sonra aşağıya yuvarlar.

Temel dayanağınız bir arkadaşınızın başından geçen bir davanın olumsuz sonuçlanması. Bu veri sağlam değil.

Örneğin şahitleri var kavramı zaten davanın gidişinde bir sakatlık emaresi. Telif konusu eserler, tarihle sabitlenirse telife konu olurlar. Bilinen yöntem, eseri notere tasdik ettirmek, kendine taahhütlü mektup göndermek veya bakanlığa telif için başvurmak falan. Eğer telifin ispatı için şahit sunulduysa, eserin tarihlemesi yapılmadı demektir. Bu, davanın kaybedilmesine bir etken olabilir.

Mahkeme ve Yargıtay, sayıların dizilişini herkesin yapabileceğini de belirtmiş olabilirler, kitabı incelemek lazım. Çünkü her kitap eser niteliğinde olamıyor. Şimdi ben çarpım tablosunu 10 sayfa bastırıp, kitap yaptım diye çıkıp, herhalde piyasada çarpım tablosu olan kitapları toplatamam.

Anlattığınız kadarıyla o dava, o kitabı yazanın (kitap yazmakla birlikte) o kitabı özgün hale getirememesinden kaybedilmiş. Basit sudoku problemleri hakimler tarafından özgün eser kapsamında kabul edilmemiş.

Ha bunda davayı yürüten avukatın telif gibi ciddi ihtisas gerektiren bir konuda uzman olması gereği gibi bir parametre de var. Çok iyi bir avukat mesela bu konuda direkt yurtdışında emsal karar ve uygulama var mı onu tarardı. Zira oyun ve oyun kurguları diyebileceğimiz konu Türkiye'de yok ama yurtdışında ciddi tartışılan birşey, hatta puzzle law (bulmaca hukuku) diye bir alan var.

Mesela size iddia deyim, Şiar Yalçın'ın varsa bir bulmacasını yayınlayın, telif yiyebilirsiniz. Veya Yunus Emre Özbey'in (yaşıyorsa Allah uzun ömür versin, gerçek bir satrançsever ve dahidir) bir etüdünü yayınlarsanız kesin telif hakkı ihlal etmiş olursunuz.

Yurtdışında spesifik olarak bulmacaların bile telife konu olduğu tartışılıyor (bizde değil, evet).

Aşağıdaki tartışma bir hukuk forumundan:

------------
Copyright Question
October 15, 2005 4:17 AM

A project of mine has inovlved me creating a number of Sudoku puzzles. What is my position with regards to copyright? I have created, from scratch, a program that builds Sudoku grids. I don't actually build the grids myself, my program does. Do I still hold copyright on the generated grids?



This question has been going round for a while, and seems that the answer hinges on whether or not a Sudoku is considered a creative work, or whether a computer generated sudoku is a creative work, moreover if it is a work of the program's author. Being that I wrote this program, and I'm using it to generate the puzzles, might this be an exception?

The reason I might want to enforce copyright is purely to stop somebody scraping my site and using the hundred thousand or so puzzles to sell on for profit. I have no problem with individual reprinting puzzles, provided they give attribution to me.
------------

Soruyu soran kişi sitesinde hergün bilgisayarı tarafından üretilen sudoku problemlerinin telife bağlı olup olmadığını soruyor ve sitesine girdiğinizde de altında All content © Gaby Vanhegan yazarak, tüm içerik Gaby Vanhegan'a aittir diyor.

İşin tuhafı, adamın sorduğu soru, benim bilgisayarda ürettirdiğim sudoku problemleri de telife tabi olur mu şeklinde. Çünkü kendi ürettiği sudoku problemleri orada telif kapsamında zaten.

Bu konu yurtdışında daha az tartışmalı. Bizim de telif konusunda bağlı olduğumuz uluslarararası sözleşmeler var. İyi bir avukat buradan gidebilirdi. O çalışmanın yeterli olduğuna inanmıyorum.


Şimdi soruyu böyle sorarsanız, telif denilen kavramı tarihe gömersiniz. Her eser için geçerli olabilecek totolojik mi diyeyim, atipik mi, çok acayip bir önerme bu.

Bach, Bouree'yi yazarken eser mi yaratmış? Hangi Mahkeme böyle bir karar vermiş? Notaların çalıntı olmadığını kim iddia ediyor? Ya bir yerlerde çalındıysa, müsamerede söylendiyse? Ya önceden oluşmuş ses dizinleri ise? Ya önceden Salzburg'lu küçük Hansen okul korosunda o melodiyi flütle üflediyse?

Bahsi geçen kitap 4 veya 5 ciltlik, son cildi büyükusta seviyesinde konumları içeren, içeriği de tamamen yazar ve ekibi tarafından oluşturulmuş bir eser.

Adamı kolundan tutup da "ulen sen bunu yapmamışsındır, söyle konumlar nereden arakladın" diyecek durumu olamaz kimsenin. Zira birşeyin olmadığı ispatlanamaz. Ha bu konumlar araksa, o zaman o eser, eser niteliğini yitirir, fazladan ceza davasına falan konu olur.


İşte bu konuda sizinle hemfikirim. İşin bu tarafında ciddi bir boşluk var ve akademik olarak ele alınmalı.

Şu anda forumda ciddi bir başlık kirliliği mevcut, değerli büyüklerimizin tepişmeleri bittiğinde, bunu seçimlerden sonra burada kalacak 4-5 kişiyle tartışmak isterim. Zira uzun erimli ve içinde ciddi tartışma ve argumanlar içeren bir mesele bu.
Ara
Cevapla
#7
Sayın arkadaşlar, yukarıda linkini verdiğim adreste Türk Telif Hukuku hakkında bilmek isteyebileceğiniz tüm detaylar mevcut.


Siteden aldığım bir maddeyi Mojo'ya yanıt vermiş olmak için yazmıyorum, ama bilinsin diye yazıyorum :


Mojo'nun benim yazdıklarımı çürütmek için yazdığı her cümlenin cevabı bu sitede mevcuttur.

Şunu ifade etmeliyim, birisinin kitap yazıp üzerine "Tüm Hakları Saklıdır" vs yazması o kitabın içeriğini korumaz, bunu Mojo da kabul etmiş zaten.

Klasik müzik ustalarının eserleri ile ilgili Mojo'nun yazdıklarını okuyunca Mojo'nun hukuk bilmediğine emin oldum. Bu konuya cevabım "evet" Örneğin Mozart'ın olduğunu düşündüğümüz bir senfoninin Mozart'tan daha önce kayıt altına alındığı ispat edilirse gayet doğal olarak Mozart "hırsızlık yapmış" sayılır. Tüm dünyada belli sayıda notadan oluşan benzersiz bir dizinin "eser" sayıldığını unutmayınız. Berlin Kaplanı filminin senaryosu konusunda Ferdi Tayfur'un açtığı dava tam olarak bu durumun resmidir.

Bir sanatçı müzik eseri yazdığında notaların çalıntı olmadığını iddia etmek ya da ispat etmek zorunda değildir. Konuyu bariz şekilde çarpıtıyor bu cümleniz. Bir yerlerde çalındıysa, bir müsamerede söylendiyse (ki gayet mümkündür) iddiada bulunması gereken kişiler asıl hak sahipleridir. Ama biri eser hakkında "bu benimdir" diye iddiada bulunmuyorsa neyi ve niye iddia edeceksiniz? Bu hukuk usulüne aykırıdır.

Tekrar yazıyorum, ben yazımı iki kısıma ayırdım; ilk kısım mevcut hukuksal durumu ifade etmek içindir, benim fikirlerim ya da istediklerim değildir. Malesef hukukumuz kanun maddeleri açısından koruyor görünse de uygulamada hala "fikir" eserlerini yeterince koruyamamaktadır. Bunda hakimlerimizin konuya yeterince vakıf olmamalarının etkisi olduğunu düşünüyorum. "Sanat" eserlerinin korunmasında da ciddi aksaklıklar vardır, buna rağmen sanatçıların profesyonel avukatları olmasa onların da yeterince korunamayacağına kaniyim. Bunu anlatmaya çalıştım. Ama nafile.

İkinci kısımda ne olması gerektiğini, ya da istediğimi yazdım ve bu konularda Mojo ile aynı fikirdeymişiz Smile şaşırdım.

Özetleyeyim:

Bir eser'in kanunla korunması için tesciline gerek yoktur. Tarih belgesi ancak bir eser üzerinde birden fazla kişi hak iddia ediyorsa belgelemek için gerekli olabilir. Tarih belgesi yoksa şahitler de bunun için yeterlidir.


Hakimlerimiz bir şeyi eser saymak için yukarıdaki kanunun 4 fıkrasının tamamına uygunluğuna bakıyorlar. Rakamlarla/harflerle hazırlanmış bulmacaların "Sahibinin hususiyetini taşıması" fıkrasına uymadığı gerekçesiyle eser kapsamında sayılamayacağına hükmediyorlar. Durum budur. Büyük ölçüde de mantıklı bir hükümdür. Kanunda değişiklik yapılarak bu durum ileride giderilebilir, bunu bilemem.


Dört yıllık lisans eğitimim sırasında her dönem en az dört farklı hukuk dersi almış biriyim. Bir cümle kuruyorsam size sataşmak ya da birilerini yanıltmak ya da "acayip bir önermek yapmış olmak" için yapmıyorum. Anlatamadıysam açıklama isteyin. Lütfen bu şekilde bana sataşmayı bırakın.

Bu arada burası hukuk forumuna döndü. Okuyucular özürlerimi kabul etsinler lütfen.
Abdulkadir Bener
Cevapla
#8
Herhalde aramızda "eser sahiplerinin telif hakları olmamalıdır "düşüncesini savunan yoktur.Nilüfer hanım kaynak belirtmeyi unuttuğunu ifade etmiş veya kaynak belirtmesinin uygun olduğunu ima etmiştir!Öte yandan satranç kitaplarından alıntı yapıldığı zaman kaynak belirtmenin gerekli olmadığını öne süren kimse olmamıştır.Bu tartışma bize ne gibi yararlar sağlayacaktır?Satranç dersinde veya bir kitap hazırlarken
örnek gösterilen diyagramların kaynaklarını araştırmak ve ilk olarak kimin tarafından üretilmiş olduğunu bulup bunu açıklamak her zaman mümkün olabilir mi?Yeni başlayanlar için hazırladığımız Kale oyunsonu bilgisinde "Tarrasch ilkesi"vardır.Dersi anlatırken demonstrasyon tahtasına bir durum dizsek ve bu ilkeyi öğrencilere anlatsak,ama Tarrasch'ın adını hiç zikretmesek ne olur?Mojo-Jojo uzun bir yazı yazar ve sıradan FM lerin Tarrasch'ın haklarını karşılığını vermeden aldığını bildirebilir.Tabii aradan uzun zaman geçmiştir.
Bu ilkeyi ilk bulan Tarrasch mıdır?Bunu da bilmiyoruz.Tarrasch'ın varisleri aleyhimize dava açarlar mı?Telif hakları veya kaynak gösterme konuları derin bir konudur.Hukuki boyutları vardır.Abdülkadir beyin gösterdiği yasa telif hakkının koşullarını açıkladığından çok yararlı olmuştur.
Keşke insan ömrü 500 yıl olsaydı ve biz bu 500 yılın 50 yılını Mojo Jojo'nun önemini vurguladığı telif hakları konusunu incelemek için ayırabilseydik iyi olurdu.Ama insan ömrü çok daha kısadır,ve Türk satrancının ilerlememesinin nedenlerinden biri "çıkış yerinde ışık
olmayan karanlık tünellerde"yapılan tartışmalardır.Aramızda bu gibi tartışmaların her zaman yapılmasını isteyenler vardır.Sistem öyle ya da böyle unutmamız gerekenleri bize unutturmaktadır.
Sıradan FM ler için önemsiz olan konu sizin için önemli olabilir.Ben konuları öncelik sırasına göre dizdiğimiz takdirde bugün için telif
haklarının ilk on sıraya giremeyeceğini düşündüğümden konuyu önemsiz kabul ettim.Ama isterseniz devam edin!Böyle uzayan konulardan keyif alanlar vardır.
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#9

Birincisi yaptığınız ayıp. Bu başlığı özellikle isim taşımasın ve isim üzerinden gidip de zarar vermesin diye buraya aldık. Önce bu başlığın niye açıldığını iyi anlayıp yazılanları iyi okumanızda fayda var.

İki, kaynağın belirtilmemesi değil, kaynağın değiştirilmesi diye bin kere yazdık.

Üç, Tarrasch'ı örnek veremezsiniz. 50 yılı geçen eserler telife konu olmaz. Tarrasch öldü. Ve ikinci dünya savaşı biteli bayağı oldu.

Dört, Tarrasch'ın bir oyununun kesiti (diyagramları) eser değildir. Konu uzuyor demişsiniz, bundan uzuyor, lafın tamamını anlatamıyoruz.

Beş, hangi konunun önemli olacağına ben karar veririm diye yazarsanız, insanlara birşeyleri dikte etmiş olursunuz. Forumlar, insanlara her konuda tartışsın, tartışma açsın diye var olan zeminler. Yoksa 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ek yapıp, sabah 08.00 akşam 17.00 arası, e-devlet üzerinden, matbu konuların listesinden giderdik.

Yani demokratik olmak bu kadar mı zor, gerçekten anlamıyorum?

Nakamura'nın oyun stili de tartışılır, satranç eserleri üzerindeki korsan yayın konusu da. Satranç forumu çünkü burası, Ateş beyin Zihnini Okuma Enstitüsü değil.

Altı, ben de diyorum ki, İl Müdürlerinin keseneklerinden veya yabancı çalıştırıcı maaşlarından daha önemli bu konu. Hatta o kadar önemli ki iyinyetle, farkında olmadan bir başka başlıkta (Atalık Satranç Yok başlığında) ciddi bir telif ihlali var olabilir burada.

Cumhuriyet Gazetesi Suat Atalık'a fikir yazısı için telif ödeyip, o yazının fikri mülkiyet hakkını alıyor. Bunu da internet sitesini paralı tutarak, aleni hale getirmiyor. Burada alıntılanan yazılar, aleni hale gelmemiş fikir yazıları.

Yedi, bu konuları incelemek için 500 yıla ve 50 yıla gerek yok. Sağlıklı düşünen ve biraz analitik değerlendirme yapan herkes 4-5 saat içinde konuya vakıf olabilir. Sizi bilemem.

Son: Merak etmeyin, çok buyurduğunuz konularda da yazıyoruz. Sadece TFF'den imtiyazları kapınca arazi olan büyüklerimizi görünce, o yazılar öksüz ve yetim kalıyor diye çok üzülüyoruz.

Yok canım şaka yaptım, üstünüze alınmayın.

Üzüldüğüm falan yok.
Ara
Cevapla
#10
Mojo Jojo şu paragrafını da açarsa tartışma çok aydınlatıcı olacaktır:
"Şu anda forumda ciddi bir başlık kirliliği mevcut,
değerli büyüklerimizin tepişmeleri bittiğinde, bunu
seçimlerden sonra burada kalacak 4-5 kişiyle tartışmak
isterim.
Zira uzun erimli ve içinde ciddi tartışma ve argumanlar
içeren bir mesele bu."
Bence seçimlerden sonraya bırakmayalım..Seçimden sonra
tepişenler kaybolur.Şimdi yazalım..Diğer konuları bırakalım..
Telif haklarını yazmaya devam edelim..Tarrasch ilkesi için
izin çıktı.50 yıl önceki eserler için kaynak gösterme
zorunluluğu yokmuş.49 yıl öncesi için telif hakkı ödeyeceğiz.
Bu konuyu uzun erimli tartışırsak olimpiyatlarda başarılı
olacak mıyız?Ünvanlı oyuncularımızın sayısı hızla
artmaya başlayacak mı?Geçim kaynağı olarak Satranç dışında
başka bir işleri olmayan arkadaşlarımızın sorunlarını çözebilecek
miyiz?Bu meselenin içerdiği argümanları sayarsak mutlu olacak mıyız?
Şu argumanları da bir anlatalım..Ortalık aydınlansın!.
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#11
Hayır hiç ödemeyeceksiniz.

Kısa erimli olarak tartışmadığınız 50 yılda elde ettiğiniz olimpiyat sonuçlarına bakarsak, hiç değilse bir olasılık barındırıyor.

Oktay'ın yazısına istinaden bir ara cevap vereceğim, ciddi yazılar ciddi cevap isterler, vaktimi ayıracağım.

Sizin cevabınız, sorunuzun ağırlığı ile orantılı olarak maalesef bundan fazlası değil.
Ara
Cevapla
#12

?? (Bu hamle ile Mojo ciddi bir kalite fedası yapıyor, bakalım ilerleyen hamlelerde bunu kompanse edebilecek mi!)

...
Cevapla
#13
Merak ettiğim için soruyorum, mevcut durumda, oynanmış oyunları yayınlamak için telif haklarını satın almak gerekiyor mu? Örneğin 2012 yılında bir açık satranç turnuvasında bir GM nin maçını alıp yayınlamak telife mi girmektedir?


Ara
Cevapla
#14
Sayın Eynallı,
Maçları gönül rahatlığıyla yayınlayabilirsiniz, çünkü satranç maçlarının "eser" sayıldığı herhangi bir kanun yoktur.
Ara
Cevapla
#15
Yahu ne zamandır bu konuya yazacaktım, ihmal ediyorum, şimdi canlanınca üşenmeyip 2 satır karalamak istedim.

Evet, bir satranç maçı telif hakkı kapsamına girmiyor. Fikir ve sanat eseri değil çünkü.

Neden değil, çünkü içinde fikir barındırmasına rağmen, bir kişinin bütünüyle üretimi değil. Karşılıklı 2 kişinin oluşturduğu bir yapı. Üstelik bu 2kişi bir eser oluşturmak amacıyla bu işi yapmıyorlar, bir maç yapıyorlar, sonrasında herkesin yararlabileceği bir kaynak çıkıyor. Ne var ki başlangıçta eser kastı yok.

Ancak diğer taraftan da biliyoruz ki bir Nakamura maçı birçok data programından, oyundan alınan konumlar nezdinde taktik antrenman programlarına; dergilerden, kitaplara ve oyunsonu ders notlarına kadar bedelsiz kullanılıyor.

Yani ticari bir meta ve parasal anlamı var. Ama bu değerden oyuncular yararlanmıyor, onlara ödenen bir hak yok.

Bu o derece tuhaf bir sonuç yaratıyor ki örneğin Topalov bundan para kazanmak yerine, kendi maçlarının içinde olduğu bir database'i ancak parayla satın alabiliyor. O datanın esas unsuru onun üretimi olmasına rağmen.

Konuyu 4'e bölersek:

1) Problemler, Etüdler

Kesinkes fikir eseri ve telif hakkına tabidir. Bunda tartışma yok çünkü arkasında bir kişinin eser oluşturma kasdıya yaptığı fikri bir çalışma var.

2) Oynanmış Maç

Oynanmış bir oyun, telif hakkına girmez. Ancak, burada boşluk var.

Oynanmış bir maç fikir veya sanat eseri değilse de, sonunda en azından bir bilgi kaynağa dönüşüyor. O yüzden de bugün atıyorum Wijk An Zee'de oynanmış bir maç, o maç bittiği anda telife değil ama telif benzeri bir hukuki kavrama oturtulmalı.

Oynanmış maç konusunu da ikiye bölelim:

a) Maçtan önce maçın yayını ve sonrasında maçın data olarak alınarak halka sunulması ile ilgili bir ön anlaşma yoksa, bu konuda oyuncunun önceden izni alınmamışsa, bence bir oyunun maç sırasında canlı yayınlanmasını oyuncu engelleme hakkına sahiptir.

Çünkü canlı yayın telifle ilgili değil, doğrudan ticaret hukuku ile ilgili. Benim profesyonel yaptığım bir işi, ben istemezsem kimse canlı yayınla teşhir edemez. Hem ticari haklarıma hem kişilik haklarıma aykırı.

Somutlaştırayım, Anand'ın bugün oynadığı maç naklen yayınlandı. Ona yayın üzerinden bir para ödenmesi gerekir. Oyuncuya muhtemelen turnuvadan önce ya bir ödeme yapılıyor veya bu konuda (fakir bir spor olduğumuz gerçeğinin Hollanda'cası anlatılarak) muvafakat imzalatılıyor.

b) Velakin, maç bitip çaylar içildikten sonra, oyunun data olarak sunumu için izin alınması ve oyuncuya para ödenmesi gerekir mi, tartışmalı.

Uygulamada ödenmiyor. Bence çatır çatır alınmalı.

Karışık olduğunun farkındayım ama oynanmış bir oyun, bugün için telif hakları kapsamında değil. Teknik olarak da olamaz. Ama, kişiye ait bir hakkın korunması kapsamında olmalı

Buradaki temel sorun, bu konunun dünya üzerinde henüz yeterince tartışılmamış ve bir mahkeme kararına konu olmamış olmasıdır. Çünkü dünya üzerinde sadece satranç sporunda böyle bir fikirsel üretim ve oynanmış bir oyunun, sonrasında bilgi, eser veya dataya dönüşümü sözkonusu.

Çünkü maç sırasında oyun olan şey, maç bitince farklı bir formata dönüşüyor, ders notu, bilgi kaynağı, data hatta yerine göre sanat eseri.

3) Canlı yayın

Yukarıda 2.a'da buyurduğum gibi, turnuva sırasında oyunun canlı yayımı için oyunculardan izin alınması gereklidir.

Benim kişisel tahminim büyük robin round turnuvalarda bu izin alııyordur.

Biz fakirlerden gidersek, mesela Türkiye Birinciliğinde Emre Can'ın oynayacağı bir oyun ilk masalardan naklen yayınlandığında ona bir ücret ödenmeyecektir. Hatta ön izin de alınmayacaktır.

Oysa bu maç ilgi çeken, hit alan, o sayede organizasyonun yapıldığı yerin reklamının yapılmasını sağlayan bir unsur. Yani maçın naklen yayımı oyuncudan çok organizasyon ve oyunu dışarıdan seyredenler için iyi. Bu az veya çok, organizasyona getiri sağlayan bir unsur.

Yani dünya satrancı açısından bakarsak mesela, insanların Corus veya Tata diye bir çelik markasını bilmesini sağlıyor.

Kısacası, naklen yayınlanan bir maçı oyuncu istemezse, yayınlatmama hakkına sahiptir.

4) Analiz

Kramnik'in maçını Türkçe bir dergide yayınlayıp bununla ilgili analiz yapan kişi, yani maçı dergide yorumlayarak zenginleştiren kişi, ortaya fikir koyduğu için telif isteyebilir.

Bir oyunsonu kitabında, alıntılanan bir oyunun bir kesiti ile ilgili yapılan analizler de telif kapsamındadır. Bunu başka yere alıntılayan, bu hakkı ödemelidir.

Satranç, bugüne kadar hukuka kapalı kaldı, bu konularda maalesef yerel veya uluslararası mahkeme kararı yok.

Birçok spor dalı aslında öyleydi ve tümünde neredeyse alt hukuk dalları yeni oluşuyor. Şike, doping, seyirci ihlalleri, maddi tarafları derken, özellikle son 20 yıldır her sportif branşın hukuk dalı özelleşiyor. Satranç da bundan ari değil.

Burada en temel ve önümüzde en ciddi tartışılacak konu, oynanmış bir oyun üzerinde, o oyunu oynayan oyuncuların hakkıdır.

Apple'ın yaptığı gibi bir sistem bence en ideali. Biliyorsunuz apple'ın itune uygulaması üzerinden bir şarkı (müzik eseri) indirdiğinizde, yani iş yasal olsun diyorsanız, parça başına 5 TL, 9 TL gibi rakamlar ödüyorsunuz. Bu ödemelerin bir kısmı eser sahiplerine gidiyor.

Bitmiş bir satranç maçı eser değil. Ama sui generis yani, kendine özgü, tanımı yapılmamış, "eser gibi" nitelendirilebiecek bir kavram.

Eğer uluslararası düzeydeki büyük oyuncular bunu zamanla ciddi bir tartışma konusu haline getirirlerse, maçlarını sembolik bir ücretle bir ana data programına telif hakkı gibi devri sağlanabilir.

Bundan sonra da tıpkı itunes'dan müzik eseri indirilebildiği gibi internetten indirilen her maç için sembolik bir ücret charge edilir.

Tabii tıpkı müzik eserlerinin indirilmesinde olduğu gibi, sürüm olağanüstü olacağından, atıyorum oyun başına 1 cent'lik gelir, milyonlarca insan tarafından indirilen oyunlar düşünüldüğünde, özellikle üst düzey oyunculara çok ciddi paralar kazandırır.

Bu üst düzey oyuncuları daha çok oynamaya da iter. Ciddi bir gelir kalemi oluşturur. Dataları oyuncuların sırtından pazarlayarak para kazanan şirketlerin elini cebine atmasına sebep olur.

Yani Topalov, içinde kendi oyunlarının olduğu bir data programını satın almak zorunda kalmaz. Tersi olur.

Son olarak yurdışında müzik eserleri üzerinden bir örnek vereyim. Yaşı tutanlar, Avustralya'lı Men At Work grubunu bilirler. 80'li yıllarda Down Under, Who can it be now gibi hit besteleri vardı.

Down under bestesindeki flüt nakaratının yani geçişinin (ki 7-8 saniye falan sürüyor) Kookaburra adlı bir Avustralya folk şarkısından alındığı gerekçesiyle, o 7-8 saniyelik geçiş için bir Avustralyalı yerel kuruluş, gruba dava açıyor.

Bu dava çok uzun sürüyor ve nihayet 2010 yılında sonuçlanıyor. Uzun bir telif hakkı tartışmasından sonra, grubun o flüt geçişinin (riff) temel kaynağının, bu halk şarkısı olduğu sonucuna varılıyor.

Ama ilginç olanı mahkemece, grubun bu melodi sayesinde meşhur olduğu, servetinin önemli kısmını bu sayede elde ettiği görüşüne ulaşılması.

Hikayenin sonu da çok dramatik. Grup milyon doların üzerinde (gelmiş geçmiş tüm gelirlerinden hesaplanan kar primini) bir tazminat olarak ödemeye mahkum oluyor, 2010'da iflasını istiyor, bu meyanda melodiyi doğaçlama bestelediğini iddia eden flütcüsü Greg Ham, 2012'de ölü bulunuyor.

Konuya dönersek, yapılması gereken, oynanmış maçlar konusunda bir oyuncunun, bir tespit davası açması. Bu davada bir oyunun oynandıktan sonra yaynlanmasının, oyuncu üzerinden kazanılan bir menfaat olduğu yönünde bir tespit kararı alınırsa, chessbase, down under olabilir.

Bana kalırsa bu eninde sonunda olacak.

Evet, çok ciddi bir gelir kalemi, özellikle üst düzey oyuncuları bekliyor. Unutmayalım, 5-10 yıl önce dünya müzik piyasasına bu tartışmalar yeni başlamıştı, sonrasında çok ciddi gelişmeler oldu...
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi