11 nci maddeyi okudunuz mu?
#1
Bağımsız Spor Federasyonlarının çalışma usul ve esasları hakkında yönetmeliğin 11 nci maddesi Federasyon Başkan adaylarında aranan şartları göstermektedir.Bu maddenin 2 nci bendi şöyle demektedir:
"Başkan adayları Genel Kurul tarihinden en az 10 gün önce,üyelerin en az % 15 inin yazılı teklifini içeren adaylık başvurularını Federasyona yaparlar.Her üye ancak bir Başkan adayı için teklifde bulunabilir."
Böyle bir maddeye neden gerek duyuldu?Yoldan geçen dervişin seçim olduğunu farkedip Başkanlığa aday olması engellendi.Sizce doğru mudur?
Bir federasyon genel kurulunda 160 delegenin yer alacağını varsayalım!Buna göre her Başkan adayı en az 24 delegeden onay almak zorundadır.Bu yazılı onay alma koşulu ister istemez pazarlıkları ve vaadleri arttıracaktır.Aynı zamanda bütün delegelerin oyunun rengi seçimden 15-20 gün önce belli olacaktır.Bütün delegeler seçim öncesi karar vermek zorundadır.Seçim gününe kadar düşünme imkanı ortadan kaldırılmıştır.Herhalde herhangi bir delegenin,adaylığını onayladığı başkan adayı aleyhine oy vermesi beklenemez.Bu bakımdan kanımca seçim sonucu bellidir ve kapalı zarfla oy kullanılması formaliteye dönüşmüştür.
Öte yandan bir başkan adayına yazılı onay veren diğerine veremediğinden bir federasyon seçimine katılabilecek en fazla başkan adayı sayısı da bellidir.Örneğin bizim örneğimizde 160 delege olduğunu varsayarsak,bizim Federasyonun seçimine en fazla 6 Başkan adayı katılabilir.7 nci aday katılamaz.(7x24=168)Size göre aday sayısının kısıtlanmış olması Demokrasinin varlığına gölge düşürmez mi?Kanımca % 15 delegeden onay alma koşulu çoksesli olmayı engellemektedir.Uzaktaki bir gezegenden gelip hiçbir delegenin onayını almadan sadece kürsüde 10 dakika konuşmak isteyen meçhul bir Başkan adayının seçime katılması engellenmiştir.Bu arada 11 nci maddenin 6 ncı bendini de herkesin okuması gereklidir.Bu 6 ncı bend okunmadan seçim yapılırsa,seçimden sonra dava açılacak bir tartışmaya neden olabilir!11 nci maddenin 6 ncı bölümü şöyle demektedir:
"Başkan vekili veya Asbaşkan olarak görevlendirilecek kişilerin Başkanda aranan şartları haiz olmaları gerekir."
Bu cümledeki yenilik nedir?Başkan yardımcıları da Başkan gibi delegelerin % 15 inin onayını almak zorundadır.
Kulüplerin birçok amatör dalda kurumsallaşmamış olmasının mevcut Başkanların delege seçiminde operasyon yapabilmesini kolaylaştırdığını herkes bilmektedir.Bu bir grup delegeden onay alma koşulu mevcut başkanların tekrar seçilme şansını daha da güçlendirmektedir.
Gördüğünüz gibi en azından Genel Kurul öncesinde üzerinde durulacak bazı konular vardır.Bu bakımdan belki Mozart'ı dinlemeyi,Telif hakları yasasını öğrenmeyi Genel Kurul sonrasına da bırakabiliriz.Herhalde Genel Kurulun önceliği tartışılmaz.Yönetmelikleri okuyalım,maddelerin gerekçelerini ve sonuçlarını anlamaya çalışalım!Kuralları konuşmak her zaman yararlıdır.Bunları konuşmadan aile olamayız.İşbirliği yapmak veya uzlaşmak da mümkün değildir.
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#2

Ateş Bey, selamlar. Bu maddeyle ulaşılmak istenen de tam olarak budur bence.

Adayların genel kurul günü ne gibi hakları var net bilmiyorum, ama tahmin edebiliyorum. Yönetimi beğenmeyen on yirmi kişilik bir grup topluca başkanlığa aday olup, seçim günü genel kurul çalışmalarını yapacakları "uzuuuun" konuşmalarla saatlerce ve belki günlerce, verecekleri "ilginç" önergelerle vs. kilitlemek istelebilirler. Demokrasilerde "baraj" kavramı makul sayılabilecek belli bir oranda antidemokratik sayılmamalıdır. Sistemin "işleyebilirliğini" garanti altına almak için gereklidir. Tüm dünyada bu böyledir. Aksi halde %5'lik bir azınlığın %95'lık çoğunluğu çalışamaz hale getirmesi gibi istenmeyen sonuçlar doğabilir. Eşitliği sağlıyoruz derken adaleti bir kenara bırakmış olabiliriz. Bu nedenle barajlar gereklidir.


Bu yorumunuzda haklı ya da haksız olabilirsiniz. Tartışmaya açık bence. Yönetmelik kaleme alınırken başkan olabilme sıfatları ile aday olabilme şartları karıştırılmış ya da net ifade edilmemiş olabilir mi?

Saygılar.
Abdulkadir Bener
Cevapla
#3
% 5 lik azınlığın sistemi kilitlemesi mümkün değildir.Konuşma süreleri her aşamada sınırlıdır.2004 yılında ana tüzük lehinde ve aleyhinde 10 ar dakikalık konuşma yapılmıştı.Benim konuşmamın 7 nci dakikasında ön sıradaki delegelerden biri "10 dakika dolmadı mı?"diye müdahele etmişti.Benim 10 dakika hakkım varken 11 dakika konuşmam vaki değildir.Ayrıca bu 10 dakika konuşma öncesinde "delege olmayanlar konuşamaz"denildi.Benim konuşup konuşamayacağım Genel Müdürlük avukatına soruldu.O konuşacağımı söyledi.Yine oylama da yapıldı.Oylama ile konuşabileceğime karar verildi.
Abdülkadir bey siz milletvekili seçimi ile Federasyon seçimini kıyaslamayın!Koşullar çok farklıdır!Burada delege sayısı kısıtlıdır.5 kişinin 160 kişiye hakim olması söz konusu değildir.Önemli olan görünüşte kapalı oy ile yapıldığı bilinen seçimin dolaylı yoldan açık oy ile yapılması sonucunun ortaya çıkmasıdır.
Ben 45 yıldır kuralları tartışıyorum.Öncelikli olan kişiler değil kurallardır.Yöneticiliği seve seve yapacak çok fazla kişi de yoktur.100.000 lisansı olan bir toplumda ancak 2 Başkan adayı çıkmaktadır.
Çoğunluğun 45 yıldır kuralları konuşmaktan kaçındığını da biliyorum.Bu görüşüm tamamen doğru ise gidelim hep birlikte Mozart'ı dinleyelim!
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#4
Aslında problem bir yandan da çözüm konuşup icraate geçememek. Kasparov Karpovmanes ile nasıl mücadele etti hatırlayın. Fide den ayrı bir organizasyon kurup Dünya Şampiyonluğunu bile ayırdı.

TSF de antidemokratik bir uygulama varsa. Ülkenin önde gelen satranççıları başta Atalık olmak üzere bir sivil toplum örgütü gibi bir kuruluş kurarlar ve kendi kuralları ile satranca hizmet yollarını demokratik bir şekilde ararlar.

Forumlarda, Facebookta, Twitter da sadece yazışarak olmuyor. Keşke olsa.

Satranca "SFM" Sıradan Fide Master ünvanı getirenler ile sadece yazarak mücadele zordur. Ateş beyin söyledikleri çok doğrudur ve önerim yukarıdadır.
Ara
Cevapla
#5

Mozart'ı da hani Lady Gaga veya Hande Yener'e indirgemişiniz ya neyse. Hayır, adam yattığı yerden kalkıp orheen kardeşimize 2 tokat çakacak, adımı Türk Satranç Federasyonun delegeleri midir nedir onun meselesine kadar düşürdün bre yezit diyerek Big Grin

Neyse buna en son yazayım, önce ciddi konu.

Giriştiğiniz mesele doğru, ele alış biçiminiz yanlış.

Eğer 160 delege varsa, burada bunların hangi usulde; açık mı, kapalı mı, transparan kıyafetle meme uçları görünmeyecek şekilde mi, yoksa kripto ile falan mı oy kullanacakları artık manasını kaybetmiştir.

Önemli olan 160 adamın 75 milyon nüfuslu bir ülkede velisi, öğrencisi, amatörü, profesyoneli ve kurumları ile en az 10 milyon adamı ilgilendirecek bir konuya karar verme hakkının olmasıdır.

160 kişi diyorsunuz. Karar verme sayısına gidildiğinde de, fiilen 81 kişi.

Ki içeriğine girmek bile istemiyorum, sanırım 60'ı satrancı bilmiyor, kalan 30'u Spassky'i doğru yazamaz, diğerlerinin de yarısı yağdı yağmur çaktı şimşek kontenjanından gelme delegeler. Valla ben açıkça yazayım, alınan alınsın, Türk satrancının kaderine kuvvet derecesi 1200 olamayacak 70-80 adam karar verecekse, sizi Mozart değil, Napolyon Bonaparte kurtaramaz.

(bu arada verdiğiniz sayı doğru mu bilmiyorum ama 260 olsa ne olacak o da ayrı konu).

Profesyonel oyuncular doğrudan temsil ediliyor mu? Mesela Suat Atalık, Emre Can veya Reyhan Doğan doğal olarak 1 oy sahibi mi?

Antenörler, kurumlar, hakemler, dernekler (dernekler çok önemli), hatta veteranlar, belli kuvveti geçmiş unvan sahibi tüm oyuncular nerede?

Bunun üzerine gidilmeli ve tartışma burada yapılmalı. Evet biliyoruz, CHP kongresinde de böyle, AKP'de de, sendikada da, Kımıl Zararlısı ile Mücadele Derneğinde de.

Ama bir akıl sporu olan satrançta buna dur denilmesi lazım, 2600 düzeyinde bir oyuncunun derdini onunla hayatında muhatap bile olamayacak delege mi çözecek?

Çözümü orheen yazmış. Profesyonel oyuncular da tembellik etmeyip haklarını arayacak, bu ülkede 7 kişi bir araya gelip 300 lira defter parası verince dernek kurabiliyorlar. Örgütlenecekler.

Ülkenin satrancı bu kabız sistemle gün geçtikçe dikta yönetimine gider. Gidiyor da zaten. 160 kişi gizli oy kullansa bile, erişimi kolay, etkilenmesi kolay ve nüfuz edilmesi kolaydır. O sebeple de tartışma % 15 barajı, konuşma süresi falan değil.

Mesele, satrancı yönetecek kişilerin en 1500 - 2000 kişi karşısında hesap verecek hale gelmesidir ve bu yapıda tüzel kişilikler (dernek, kurum, sendika) olmalıdır.

O sebeple bu delege sistemini yıkmayı tartışmak lazım. Ve bu sistem Türk satrancını esir alana kadar Türk satrancının akil adamlarının aklı neredeymiş, onu da müsaadenizle ben sorayım. E tabii telif haklarını tartışıyorduk ondan uyudular herhalde.

Mozart'a gelirsek ... 8) :lol:
Ara
Cevapla
#6
"Seni gördüğüm zaman
Of aman aman aman
Kalbime bir şey oluyor
Seversen halin yaman"



Mojo Jojo'ya gelsin. Big Grin
Cevapla
#7

Yani diyorsunuz ki, birinin aday olmak için imza istemesi, açık seçik kimlerin kendisini desteklediğini de öğrenebilmesinin meşru bir yolu oluyor. İmza vermeyen demek ki beni desteklemiyor diyebiliyorsunuz. İmza verdiyse ne ala.

Hmmm. Çok mantıklı bir yaklaşım.
Kim bulduysa zeki adammış ya da zeki kadınmış.

Peki "ya delege iki tarafa da imza verirse?" Sorusu geldi aklıma.
Sonra biraz googling ve gördüm ki bir adayın imza topladığı delegelerden birisi iki tarafa da imza vermişse o imzalar her iki taraftan da yok sayılıyor. Son anda bu durum açığa çıkarsa (çıkarılırsa) da imza için yeterli zaman kalmadığından kişinin adaylığı bile düşebiliyormuş. Bunu resmi kayıtlardan teyid edemedim ama başka spor federasyonlarının genel kurullarında bu olay yaşanmış, adaylığın düştüğüne hükmetmişler. Akıl dışı bir durum. Confusedhock: Bence müklerrer imza veren delegenin oy hakları da iptal edilmeli. Aslında bu da yeterli değil. Ne olacak şimdi?

11.Ekim.2012 HaberTürk Atilla Türker:

Mutlaka okuyun bu yazıyı, çok eğlenceli ve öğretici şeyler var:


Saygılar...
Abdulkadir Bener
Cevapla
#8
Bunun satrançta olacağına ihtimal bile vermiyorum. Ama diğer federasyonlar açısından çözüm düşündüm ve bu sorunu çözmek kolay aslında diyorum:

Toplanan imza yazısında hem aday gösteren delegenin hem de adayın kendisinin ıslak imzası alınır. Uyduruk belgeler anında ortaya çıkar. İmza sahteciliğinden ilgili kişiler de yargılanır olur biter.
Kasten çift imza verenler için de çook ağır bir ceza şartı konulur olur biter. Kimse bilerek çifte imza da veremez böylece.

Bence uygun yöntem bu olmalı.
Abdulkadir Bener
Cevapla
#9
Bu sistem Satrancı esir alana kadar akil adamlar neredeydi?sorusuna yanıt verebilecek durumdayım.Sahneye çok az çıktılar.Hep müzik dinlediler.Yıldırım oynadılar.Uluslararası açık turnuvalara katıldılar.Ben nisbeten farklı davrandım.1997 sonlarında hem Topluma hem de zamanın Federasyon Başkanına yazılar yazmaya başladım.Karaman'daki bir arkadaşımız o zamanlar benim yazılarımı cilt haline getirmeye başlamıştı.Ciddi konuları konuşmaya hazır olan başka kaç kişi vardı?2004 de başlayan Özeklik dönemine çok hızlı ve hazırlıksız girildi."Tren hareket etsin,arıza çıkarsa,sonradan giderilir"şeklinde düşünüldü.Bu konuştuğumuz sorunlar öbür Federasyonların bünyesinde de konuşulmuştur.Cumhurbaşkanına da iletilmiştir.
Bildiğiniz gibi "Özerk"deyimi kaldırılmış yerine "Bağımsız"deyimi getirilmiştir.İkisi arasındaki farkı şu anda ben anlatabilecek bilgiye sahip değilim.Gençlik Spor İl Müdürleri de Federasyon seçimlerinde belli sayıda oy kullanmaktadır.Bağımsız olmanın da mutlaka sınırları vardır.
Yukarda sorulan ve haklı olan soru "akil adamlar neden sivil toplum örgütü kurmuyor?"sorusudur.Çünkü bir fikir çevresinde birkaç kişiyi toplamakta büyük güçlük çekiyoruz.Satrançcılar hep bireysel hesap yapmaya alışmıştır."Gelin şu tüzük için çalışalım,Vatana,Millete yararlı olalım"derseniz onlara örgüt kurdurmanız zordur.Birgün örgüt kurmak gerektiğini çoğunluk kabul edecektir.Ama o günü ben göremeyeceğim.Genç arkadaşlarım görecektir.
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#10

Big Grin Big Grin Big Grin (güzel cevap).

Herhalde Ümit Besen falan dinlemiş olmalılar.

-------

Önce anladığımı tekrar ifade edeyim, sistemi net bilmiyorum, yanılıyorsam konuyu iyi bilenler düzeltsin, belki somut bir yere geliriz.

Benim anladığım sistemin, genel nüfusa göre çok az olan delege sayısı ile yöneticiyi tayin etmesi. Yani 160 adam (fiilen 81) seçimi belirliyor.

Şimdi bunun nasıl manipule edileceğini falan boşverelim, saçmalığı apayrı. Ama asıl sıkıntı, 10 milyon adamı ilgilendiren bir konuyu 81 kişi seçiyorsa, orada gidişat diktatörlük olur. O diktatörü de ancak siyasiler yıkar, yerine kendi diktatörlerini getirmek üzere.

Ben meslek odaları seçimlerini örnek vereyim, siz de tabipsiniz doğrulayabilirsiniz. Mimarlar odasında örneğin, odaya kayıtlı her mimarın seçimde bir oy hakkı vardır. Avukatlar, tıp doktorları, mühendisler için de bu böyledir. Bu halde de seçilen adam, 80-100 kişilik dar bir zümreye değil, bütün ilgililerine yani yerine göre 10 bin tane adama hesap verir.

10.000 kişiye hesap vermek bir denetim mekanizmasıdır aslında. Çünkü satın alamazsınız, palavra atamazsınız, kapı kapı dolaşıp imtiyaz falan veremezsiniz.

O zaman basit bir çözüm önereyim. Cengiz beyden de somut olarak bir satrançsever olarak talep edeyim.

Lisanslı her oyuncunun doğal olarak 1 oy hakkı olsun. Yaşı 18'in altında olanların velisi veya vekil tayin edeceği kişinin oy hakkı olsun. Çünkü seçimler ve yönetim, bu insanları ilgilendiriyor.

Her hakemin 1 oy hakkı olsun. Dernek tüzel kişiliklerinin 1 oy hakkı olsun (dernek büyüklüğüne ve yılına göre oy oranı düzenlenebilir). İl temsilcilerinin 1 oy hakkı olsun.

Madem en büyük lisanslı oyuncu sayısına sahip olmaklla övünüyoruz, bunun güzel sonucuna da yönetim katlansın, seçimler genel bir katılımla Ankara veya İstanbul'da ciddi bir alanda yapılsın. Gelemeyenler vekil tayin etsin.

Cengiz bey. Siz bugünkü delege sistemini yıkmayı vaat ediyor musunuz somut olarak. Yoksa bugün bana yaramayan bu sistem ileride işime gelecek diye, hiç bulaşmamak daha mı doğru geliyor ?

Hüseyin ağbi. Sendikal konularla ve örgütlü çalışmalarla ilgilendiğinizi tahmin ediyorum. Sizin görüşünüz nedir bu konuda ?
Ara
Cevapla
#11
Mojo Jojo'nun "oyuncular delege olsun"düşüncesi mümkün değildir.Yıllarca tartışılmıştır.Çünkü sporcu delege olursa "spora siyaset girer"gibi bir düşünce işin içine sokulmuştur.Mutlaka kulüp temsilcileri oy kullanacak sonucuna varılmıştır.Farklı düşünmekte haklısınız!Satrancın koşulları farklıdır!İhtisas kulübü veya kurumsal nitelik kazanmış kulüp hemen hemen yoktur.(Bu kavram içine Dernekleri de dahil edemiyoruz!!)Ama elimizi kolumuzu bağlayan bir çerçeve statü vardır!Federasyonların ana statülerinin çerceve statüye aykırı olamayacağı baştan yazılmıştır.
Bu konuları uzun yıllardır tartışıyoruz.Eylül 1999 da bütün Federasyon başkanları zamanın Spor Bakanı Fikret Ünlü'ye kendi federasyonları hakkında brifing verdiler.Bu konuşmalar kitap haline getirilmiştir.O toplantıda ben Satranç Federasyonu adına Asbaşkan olarak Satrancın sorunlarını anlattım.1999 da da aynı sorunları dile getiriyorduk."Oyuncular da oy kullanmalıdır"düşüncesini aramızda ilk söyleyen muhtemelen Suat Atalık'tır.Bu düşünceyi adıgeçen konuşmada dile getirdim.Ve o toplantı arasında yanımda oturan Federasyon Başkanlarından birine sordum: Oyuncuların delege olması doğru değil midir?
Bana şu yanıtı verdi: Doğru değildir.Oyuncular delege olursa bana oy vermezler.Ben disiplinli bir başkanım.Oyuncuları erken yatırır erken kaldırırım.Onun için bana oy vermezler.
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#12

Verdiğiniz bilgiler önemli.

Oyuncular oy kullanmasın çünkü içeri siyaset girer yaklaşımı taş devri fikri. Mimarlar da oy kullanmasın, Mimarlar Odasına siyaset girer, onun yerine inşaat amele çavuşları oy versin demek gibi birşey bu.

Suat Atalık oy kullanmasın ama ev hanımlığından zaman arttırıp, torpille İl Temsilcisi yapılan Ayşegül hanım (bu yazıda adı geçen kişiler hayal ürünü olup, gerçekle ilgisi yoktur bu meyanda), evet Ayşegül hanım oy kullansın, sonra yönetime girsin, pazar akşamı çocukları banyo yaptırıp uyuttuktan sonra aklına gelirse, UKD sistemini değiştirsin, birşeylere baraj koysun, İl Temsilcisi atasın falan.

E sonra başkan adayı olduğunda da referans noktamız, 2 çocuk yetiştirdi, mükemmel eş, iyi anne, bizi harika ağırladı, kahve bol köpüklüydü...

Sadece küçük bir kusuru var satranç bilmiyor Big Grin

Tartışılmaz diyorsunuz da bal gibi tartışılmış işte, niye şimdi tartışılmasın anlamadım. Siyaset girerse de girsin, siyaset koli basili mi, girmeyecek? Veya şimdi 160 delege Birleşmiş Milletler tarafından tayin edilen barış elçileri falan mı ?

Disiplinli başkan da iyiymiş, zaten bizim başkanların şu disipliner, ahlakçı, yön verici yaklaşımına hayranım. Birinin başkanlıktan anladığı Suat Atalık'a veya Barış Esen'e sütünü içirip akşam 22.00'de yatırmak, öbürünün zeki, çevik ve ahlaklı olmak üzerine yazılar yazmak falan.

Büyük Atatürk'ün şu yöneticiler hakkında söylediği bir söz yok mudur Allah aşkına, "ben yöneticinin aklı başında, düzgün, cümle kurmayı beceren, olur olmaza mektup yazmayan ve ahlaklısını severim" kabilinden.

(bu arada bu önerimde ısrarlıyım. Oyuncuların 1 oy hakkı olmalıdır. Aksi halde bu sistem dikta yönetimine gider. Bize de yakında meleklerin cinsiyetini tartışmak kalabilir).
Ara
Cevapla
#13
Sevgili Arkadaşlar

Maalesef devletimizin tüm sporlar için biçtiği tek beden ve tek model dona uymakta zorlanıyoruz. Sistemin bizce görünen kusurları olduğu gibi, başka spor dalları için de ortaya çıkardığı kusurları vardır.

Olması gereken daha az bağlayıcı ve spor dallarının kendi özel şartlarını yansıtmalarına izin verecek bir sistem olmasıdır.

Her lisans bir oy formülüne olumlu bakamıyorum. Bu kadar satranççıyız, onlarca kusurunu sayabilecek forumdaşlarımız hemen patlayabilirler.

Sporcular oy vermesin! Buna cevabım da şudur: iki hamle yaptık diye hemen sporcu mu olduk? Cengiz Keleş on yıllardır 2150-2200 civarında dolaşan bir oyuncudur. Sporcu mudur? Tartışılır.

Düşünün ki, Cengiz Keleş de, Suat Atalık da, Anand da 100 metrecidir. Anand 9.70 ile koşarken, Suat Atalık 9.90 koşup baştakileri bazen sıkıştırabilmektedir. Ama Cengiz Keleş on yıllardır 100 metreyi 12 saniyede koşabilmektedir. Üçümüzü bir yarışta görebilir misiniz? Yaşlı veya engelli olmayıp da 12 saniyede koşan 100 metreci gördünüz mü hiç? Yani uzun lafın kısası, biz yarış veya madalya sporcusu değiliz, "sağlıklı yaşam sporcusu" sayılabiliriz. Yetişkin, işi, gücü, mesleği olan insanların niçin oy hakkı olamasın? Olmamasından daha mı sakıncalıdır? Satrancın özel durumu briç için de geçerlidir. Her yaşta, hatta hastalık halinde bile oyuncu, hakem ve antrenörlük yapılabiliyor.

Genel seçimler gelecekte internet üzerinden yapılacak. Eğer seçilirsem, bu doğrultuda bir öneri getirmek istiyorum. Kulüp oylarına ek olarak, bireysel oyuncu, hakem ve antrenör oylarının arttırılacağı, en az 1.000 delegeli, internet üzerinden oy verilecek bir seçim sistemi önereceğim. Lüks otellerde genel kurul yapmaya gerek kalmayacak. Adaylar, kafakol, aracı, torpil vs ile değil, yaptıkları ve yapacakları ile değerlendirilecek. 160 delege içinde bir grubu yanıltabilirsiniz, ama yanılttığınız bir grup insanın etkisi 1.000 delege içinde kaybolur gider.

Selamlarımla
Ara
Cevapla
#14
merhabalar,

Mojo Jojo yazmış :
Alıntı:O zaman basit bir çözüm önereyim. Cengiz beyden de somut olarak bir satrançsever olarak talep edeyim.

Lisanslı her oyuncunun doğal olarak 1 oy hakkı olsun. Yaşı 18'in altında olanların velisi veya vekil tayin edeceği kişinin oy hakkı olsun. Çünkü seçimler ve yönetim, bu insanları ilgilendiriyor.

Her hakemin 1 oy hakkı olsun. Dernek tüzel kişiliklerinin 1 oy hakkı olsun (dernek büyüklüğüne ve yılına göre oy oranı düzenlenebilir). İl temsilcilerinin 1 oy hakkı olsun.


sesli düşünüyorum!
nasıl ki seçimlerde her vatandaşın oy hakkı bulunuyor bence her satranç oyuncusunun da oy hakkı olmalı. Ancak, bizim kadar kurnaz başka millet var mıdır bilinmez, mevcut lisanslı sporcularımız bu önerinin hayat bulması ile birlikte kim bilir belkide sırf bu seçim için lisanslı sporcularımız birden 10 katına çıkabilir mi ? Big Grin

mevcut seçim sisteminin akla yatkın olmadığını neredeyse herkes kabul ederken neden seçime kısa bir süre kala hala bu seçim sistemi değişmedi ? Smile

mevcut sistemi değiştirebilecek güç kimdir?

"parayı veren düdüğü çalar" mevcut sistemi beğenmiyorum deyip sponsorlar acaba mevcut sistemi değiştirebilir mi?
( örneği Türkiye'de mevcut Smile )

Bizim asıl ihtiyacımız olan iyi bir spor bakanı mıdır? her spor branşında en iyi başarıyı gösteren ülkelerden " know how" mı alsak acaba? yoksa mevcut yapıldığı gibi kendi ülkelerinde iş bulamayan sporcuları devşirip olimpiyatlarda mı yarıştırsak Big Grin

Saygılarımla,
Ara
Cevapla
#15

Özgür bey durumu güzel özetlemiş. İlave olarak bir iki karamsar tablo da ben çizeyim.

Bu işler malesef siyasetle çok ilgili. İnsanların futbol ile uyutulup köleden beter vergi sömürüsünün yapıldığı ve insanların buna alıştırıldığı bir toplumda satranç ile satranç gönüllülerinden başka kim ilgilenir? Kim ciddiye alır.

Bir ihtimal sponsorlar. Birşeyleri değiştirmek için sponsor ve oyuncular birlikte hareket ederek. Keyfi uygulamalara direnmeliler.

Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Azerbaycan ve Ermenistan da ne yapılıyorsa onlar yapılabilir.
Ara
Cevapla
#16

Tam olarak cevabınızı anlamadım ama size ciddi haklılık payı bırakıyorum, yerinizde olsam bu gün itibariyle bu soruyu cevaplandırmazdım. Çünkü halihazırdaki delege sistemini yıkacağım deme şansınız yok, bu kişiler 5-10 gün sonra size oy atacaklar. Sistem iyi ve mükemmel diyemezsiniz, ortada kaba bir gerçek var.

O manada cevabınızı sizin açınızdan politically correct olarak aldım ama benim açımdan tatmin edici değil.

Diğer taraftan verdiğiniz 100 metre örneğinden gidersek, 100 metreyi 9.50 civarını zorlayarak giden tek adamın, kısa mesafe yönetici seçimlerinde oy kullanmadığı ama hayatında tartan piste inmemiş bir ev hanımının başkan olacağı bir sistemden bahsediyoruz.

Oyuncuların kuvvet düzeyinin oy kullanma hakkından bağımsız olduğunu düşünüyorum. Satrancın teknik düzeyi elbette bir hak vergisi ama bir satranç entellektüeli veya emekçisi olmak için yüksek düzeye gelmek gerekli değil. Allah rahmet eylesin Nurettin Reis 2300 üzerinde çok kuvvetli bir oyuncu değildi ama sağ olsaydı herhalde fikrinin ne olacağını duymak isteyeceğimiz bir insandı.

Günay beyin mesajını alıntılayamadığım için şöyle belirteyim: Lisanslı birçok oyuncunun bir seçimden önce yığılma suretiyle oy deposu olarak oluşturulması mümkün. Ama çok zor. Çünkü satranç yöneticisi seçmek için 10.000 popülasyonu bozacak lisanslı adam bulamazsınız, bu seçim öncesi 3-4 bin kadro yaratmak demektir. Fillen imkansız.

Ama şurada haklısınız, düpedüz lisans veya oyuncu olma kriteri çok haklı değil, belki belirli bir yıldan geriye dönük olarak aktif maç oynamış olmak, milli oyuncu olmak, kuvvet derecesi belli bir düzeyin üstünde olmak ayrı ayrı kriter olarak getirilebilir.

160 delege ile yani 81 kişi ile 10 milyonu ilgilendiren bir yönetici seçilemez. Her türlü yönlendirmeye açıktır bu. Adil olmadığı gibi, politikacı vuruşlarına karşı savunmasız bir sistemdir ve diktatörlüğe açıktır.

Bir felsefecinin (veya Kadir İnanır da olabilir açıkçası net hatırlamıyorum Big Grin) "yanlış hayat doğru yaşanmaz" gibi bir sözü vardı.

İçine bulunduğumuz satranç hayatı bana fazlasıyla yanlış geliyor ve temeldeki bu bozukluk giderilmedikçe bunun doğru yaşanma ihtimali yok.

Ha, bizim bu konuları başkan adaylarından duymamız, dürtünün oradan gelmesi daha doğru olurdu.

Bu konu hakkında benim söyleyeceklerim bundan fazla değil açıkçası, 81 delegenin seçeceği başkan şimdiden hayırlı uğurlu olsun.

Yanlış hayat doğru yaşanmaz, ben bu başlıktan çekiliyorum, yaşasın telif hakları, Wolfgang Amadeus Mozart ve halkların kardeşliği Big Grin
Ara
Cevapla
#17
Öncelikle bir delegenin iki başkana imza veremeyişini de demokratik bulmadığımı söylemeliyim.

Tüm başkan adaylarına eşit mesafede bulunan, bir başka deyişle tüm başkan adaylarına karşı tarafsız olan bir delegenin, hatta delegasyonun, yine demokratik tavır içerisinde, tüm başkan adaylarının "yarışabilme hakkına olan saygısından dolayı" birden fazla adaya yarışması için "destek imzası" verebilmesi gerekirdi.

Sanırım burada Voltaire anılmalıdır: "Söylediklerinizin hiç birine katılmıyorum ama onları söyleme hakkınızı ölesiye savunmaya hazırım!"

Tarafsız bir delegenin, taraflı da olsa bir başkan adayının "yarışabilme hakkını destekleyebilmesi gerekirdi...

Ben başlangıç düzey antrenörüyüm ve her yıl ilköğretim 1. ya da 2. sınıflardan öğrencilerime lisans çıkartarak onları 23 Nisan ile turnuvalara başlatır, ilerleyen yıllarda aralarından bir kaçını da "milli takım havuzuna" kadar götürür, havuza atar dönerim... Bu çocukların TSF Genel kurulunda oy kullanması çocukça olur! Kabul. Ancak aranırsa bu çocukların da bir temsil yolu bulunur. Çocuk adına velisi seçimlere katılabilir örneğin...

Bir örgütlenme içerisindeki en üst organ olan bir genel kurul, o genel kurulun oluşma sürecinde, örgütü oluşturan alt üye örgütlerin ve tüm örgütlerin yapı taşları olan, en alttaki üyeye değin, kendi altında "alt bölge kurullarını" gerektirir. Tabanın temsil edilmediği, yukarıdan aşağıya atamaların hakim olduğu bir genel kurul, aldatmacadan başka bir şey olmaz ve orada demokrasinin D'sinden söz etmek olası değildir.

Bu nedenle her seçim döneminde altını çizdiğim ve her başkan adayının seçim propagandalarında söz verip de, "Ankara'yı mesken tutunca güzelleri görüp unuttuğu"; her il ve ilçedeki "satranç merkezleri" son derece önemlidir! Bu satranç merkezlerinden kasıt, TSF il ve ilçe temsilciliklerinin faaliyet gösterdiği, tüm klüplere eşit mesafede(hakve ödevler bakımından) bir yerdir. Satranç merkezleri aynı zamanda ildeki ve ilçedeki "klüplerin çatısı" durumunda olmalıdır. (Bir çok il temsilcisinin temsilcilik binası kendi oturduğu ev iken ve temsilciler tüm masrafları kendi cebinden karşılarken, FİDE'ye direk olmaya çalışanların ve il temsilcileri de dahil bu anlayışa çanak tutanların bunu anlamasını beklemiyorum.)

İl ve ilçe temsilciliklerinin de "tek bir kişiden" değil en az üç kişiden oluşan "organel" bir niteliği olmalıdır.

Bu organlar kendi bölgesindeki "genel kurul delegelerini" oluşturacak olan alt bölge kurullarını düzenlemelidir.

İşte bu kurullarda sınırları ya da sınırlamaları da tartışılarak ortaya konacak olan "her sporcunun seçimlere katıldığı bir formasyon" üretilebilir.

"Aile içi" demokrasi yoksa, parti içi demokrasi de yoktur. Parti içi demokrasi yoksa, hükümet içi demokrasi de yoktur. Bu anlamda demokrasi kulüpler içerisindeki kulüp üyelerinden başlamalıdır. Bir kulübün aktif sporcu ve üyeleri, kulübün temsilcilerini seçmelidir. Bu kulüp temsilcileri de il konferansını ("il genel kurulu" da denebilir.) oluşturmalı ve her il kendi temsilcilerine karar vermelidir. Böylelikle Ankara'ya yürünmeli ve en üst genel kurul oluşturulmalıdır.

Yılardır "spora siyaset bulaştırmayalım" diyenler, sporu siyasete kurban edenlerin ta kendisidir ve bu yüzden her satranççı hiç olmazsa "yarınki turnuvadaki maçına yaptığı ev hazırlığı" kadar olsun, siyaset de çalışmalıdır.

Arapçadan dilimize gelen "siyaset" sözcüğü "at bakıcılığı" anlamında bir sözcüktür ve siyaset yapana da "seyis" denir. Ancak bu sözcüğün italyanca'dan dilimize geçen karşılığı olan "politika" sözcüğünün Latince kökenine baktığınız zaman, "devlet yönetme sanatı" anlamı ile karşılaşırsınız. Sözcüğü biraz daha araştırdığınızda iki sözcükten evrildiğini ve "poli" sözcüğünün "çok", "tika" sözcüğünün "yön, taraf, yüz" anlamları olduğunu ve bu nedenle "politika"sözcüğünün asıl olarak "çok yüzlü, çok yönlü, çok taraflı tartışma, bakabilme, görme sanatı" anlamında olduğunu görürsünüz.

Ancak bizim ülkemizde "politika" "çok yönlü, çok taraflı, çok yüzlü" değildir, yalnızca İKİYÜZLÜDÜR!

Bizim ülkemizde politikacılar size, bir yüzünü bir de sırtını dönmeyi bilirler. Sizden "yeterli desteği alana değin" yüzleri size dönüktür. Hatta çok romantik bir biçimde eliniz bile tutarlar ve sizlere "pembe panjurlu evlerden" bahsedebilirler. Ancak sizinle işi bitince sırtını dönerler.
Bu yüzden satranççılar, kirletilmiş olan politika sözcüğünü de temizleyerek, aklayarak sahiplenmek zorundadırlar!

Yoksa satranççılar, "spora siyaset bulaştırmayalım" diyenlerin, siyaset adına çevirdikleri ayak oyunlarına kurban olmaya devam edeceklerdir!...

Mojo Jojo, geç kaldım kardeşim sana yanıt vermekte. Ancak seni bulmakta ve anlamakta da geç kalanlar var, bu "handikap" nedeniyle sana yetişmem de zor oldu...
Yok, bu sefer "Vivaldi'den Mevsimler" dinlemeye gideceğim...Smile
Cevapla
#18
türk cerrahi derneği seçimlerimiz 14 ekimde yapıldı .aşağıda web sitesinden takip edebilirseniz bazı mesajları alabiliriz.

bizim dernek seçimleri daha demokratik,zira
birinci tur seçimlerde bilgisayarda
Ankara adaylarından 1,
İstanbul adaylarından 1,
İzmir adaylarından 1 ve
Diğer illerin adaylarından 2
olmak üzere toplam 5 kişi seçilecektir.
ikinci tur seçimde;
Yönetim kurulu için 4,
Denetleme kurulu için 3 ve
Onur kurulu için 9 kişi seçilecektir.
9 ADET YÖNETİM KURULU SEÇİLİR VE İÇLERİDEN BİRİ BAŞKAN OLUR.VİDEO EKTEDİR

OP.DR HAKKI NURETTİN KAHRAMAN 11 YIL KARAMAN SATRANÇ İL TEMSİLCİSİ. MİLLİ HAKEM.ANTRENÖR ,2 DÖNEM YÖNETİM KURUL ÜYESİ.
İSTANBUL DA GENEL CERRAH
Ara
Cevapla
#19
Hüseyin Abi, izninle bir cümleni vurgulamak istiyorum.


O kadar güzel bir tespitte bulunmuşsun ki, ayakta alkışlıyorum!

Satranççıların en azından %20'si "Hak verilmez, alınır." cümlesini anlayana kadar belli konularda mesafe kat edebileceğimize inanmıyorum.

Aşırı bencillik satranç camiasının kendine özgü olumsuz bir özelliği midir, yoksa insanlığın genel bir sorunu mudur bilemiyorum. Bu bakımdan Ateş Ülker'e katılıyorum, hiç kimse başkasının haklarını korumak adına parmağını bile kıpırdatmıyor.
Ara
Cevapla
#20

Oysa toplumsal yaşamın temeli, bilimsel olarak bir gerçek olan; insanın insana muhtaçlığı üzerine kuruludur. Başkasının hakları ile kendisinin haklarının aynı davranış denklemleri içerisinde vücut bulabileceğini herkesin öğrenmesi gerekiyor. Bireyin tek başına sağladığı bireysel çıkarlarının ömrünün kısa olduğunu ve bir başka zaman aleyhine işleyeceğini hiç kimse unutmamalıdır...
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi