Beyin yıkıyorlar
#1
Seçim olacağı, delegelerin oy vereceği belliyken neden devretmekten bahsediyorlar ?
Seçmek ve devretmek birbiriyle zıt anlamlı.

12 yıl boyunca uyguladıkları beyin yıkama operasyonunun sonuçlarından öylesine eminler ki, seçmekten bahsetmiyorlar. Devrediyoruz diyorlar. Padişahlığın devri gibi sanki. Devrediyorlarmış. Seçim mi, delegelerin oyu mu dediniz ? O da neki ? Seçmek, seçilmek devredenlerin lügatinden çıkalı yıllar olmuş.
“BEN öyle istiyorum, öyle olacak”
düşüncesi sadece benlik duygusundan kaynaklanmıyor. Delegelerin özgür iradelerini hiçe sayan, beyin yıkayarak delegelerin düşüncelerine pranga vurduklarını sanan, düşüncelerini esir aldıklarını hayal eden, onları emir eri yerine koyan, robot olmalarını isteyen müthiş bir saygısızlıktır.

Yönetimin beyin yıkama hususunda etkili olduğu anlaşılıyor. Neden derseniz. Sayın Hüseyin Aktaş’ın beynini bile çelebilmişler. Hüseyin Bey öylesine inanmış ki mevcut yönetimin tekrar seçileceğine ;
“Ben benim desteklediğim arkadaşın kaybedeceğini biliyorum. Cengiz'in de kaybedeceğini biliyorum.” diyebiliyor.

Yalnız burada bir parantez açmak istiyorum.
Beyin yıkama operasyonunu gerçekleştirenlerin arasında Hüseyin Bey de olabilir mi acaba ? Güzel yazı ve düşünceleriyle insanlar arasında olumlu bir etki bıraktıktan sonra, mevcut yönetimin geçmişini geleceğini eleştirip insanları tatmin ederek kendini inandırdıktan sonra asıl hedefe yönelip yukarıdaki sözleriyle vurucu darbeyi indirmeyi planlıyor olmasın ? Kendisine inanan kitlenin düşüncelerini bu şekilde yönlendirerek almak istediği asıl neticeyi insanların beyinlerine zerkediyor olmasın ?
İnsanların beyninde iyimserlik ve ümit duygusunu bastırıp bıkkınlık usanç duygularının öne çıkmasını sağlayarak, yeniye ilginin azalmasını sağlayıp delegelerin kafalarını karıştırıp “ne haliniz varsa görün” dedirtip yeniye yönelecek delegelerin önünü kesme düşüncesi olmasın ? Parantezi kapatıyorum.
Ara
Cevapla
#2
ne güzel yazmışsınız. inanın ben bu kadar güzel yazamazdım .belli ki her şeye hakimsiniz.
Ara
Cevapla
#3
Değerli feti arkadaşım dediğine aynen katılıyorum. Türkiye satranç federasyonu sanki bir saltanatı devredilir gibi bir başkasına devredilmez Ali Nihat Yazıcı başkanlığı bir devir teslimi yapar gibi bunu önceden açıkladı. işte size başkanın yazı:

Türkiye'nin en büyük satranç spor kulübünün eski başkanı, oğlu ve kızı milli sporcu olan, 12 yıldır sevgili eşi Mahir bey ile birlikte yanımda omuz omuza mücadele ettiğimiz, kız kardeşim Gülkız Tulay hanımı, yönetim kurulu üyelerimizle birlikte Konya'da aday olarak ilan ettik.

Malum, bu yıl seçim yılı, Federasyonların seçimleri Londra 2012 Olimpiyatlarının bittiği 12 Ağustos tarihinde başlıyor ve 12 Kasım 2012 tarihine kadar tüm federasyonların yönetimleri yeniden seçiliyor.

Neden Bırakıyorum?

Aslında soru yanlış belki. Başkanlık koltuğundan ayrılıyorum ama, her zaman satrancın içinde olacağım. Benim 3 kızım var, birisi Eylem Ekin (1998 doğumlu), birisi Ece Ekim (2004 doğumlu), birisi de Türk Satrancı (2000 doğumlu)... Bunu, kızınızın mürivetini görmek gibi düşünebilirsiniz.

Öncelikle, insan olarak ömürümüz sınırlı, kurumlar ise ilelebet devam etmeli. Benim liderlik anlayışımda, iyi bir lider alternatiflerini oluşturmalı. Aslında, 2004 ve 2008 seçimlerinde de alternatifler üzerinde düşündük, ama ya ihanete uğradık düşündüğümüz isimlerden, ya çok kötü karakterli ve kötü ruhlu insanlardı bu isimler.

Bir yere gittiğim de yok üstelik. Yine odamda olacağım, yine Türk Satrancı için çalışacağım. Bir unvana da gerek yok üstelik. Sayın Başkan ve yeni seçilecek kıymetli yönetimimiz benden hizmet istediği sürece TSF''de, ya da yurt dışında Türk ve Dünya Satrancının hizmetinde olmaya devam edeceğim.

12 yıl bence iyi bir süre, Biz bu göreve seçildiğimizde CC, Vahap, Batuhan ve Nezihe Ezgi gibi çocuklarımız bebektiler. Geçmişi unutmamalıyız. Unutturmak isteyenlere de anımsatmalıyız.

Artık, biraz para kazanmak istiyorum. TRT'den de bu yıl emekli olacağım ve biraz ticaretle uğraşacağım. Para kazanma hırsımın ardında da yine Türk Satrancına ve kuşkusuz kızlarımın geleceğine yatırım olacak.

Gülkız Tulay Kimdir?

Gülkız hanımi benim manevi kız kardeşimdir. Aile olarak, Tulay ailesiyle tanışırız. Hanımefendi, eşi ve çocuklarıyla mutlu ve mükemmel bir ailedir. Bu mutluluğu herkese diliyorum. Gülhanım, nezaketi, aile terbiyesi, çalışkanlığı, satranç sevgisi, engin deneyimiyle, benden aldığı bayrağı çok daha yükseklere taşıyacaktır. Aslında, başkan bir kişidir, marifet liderliktedir ve ekiptedir. Biz mükemmel bir ekibiz, 2000 yılında başlayan ve aramızdaki safralardan kurtulduğumuz 2004 yılından bu yana ekibimiz büyüdü, büyüdü, büyüdü ve kocaman bir ordu gibi oldu. Bu ekipte binlerce dostumuz var bugün. Gülkız hanım, herşeyine kefil olduğum, yüzlerce kez istemeden de olsa sınanmış, ekibimizin oybirliğiyle aday seçtiği tam bir dava arkadaşıdır. Türk Satrancı artık her zaman ve her ortamda, gereksinim duyduğu lideri çıkartabilecek durumdadır.

%80'i çocuk olan sporcularımız için, bir kadının, Dünyanın en güçlü federasyonu TSF'nin başkanı olması, bir annenin TSF başkanı olması, bize yakışır.

Gülkız hanım süper başkan olacak, eminim benden daha iyi olacak.

Bırakmama ihtimalim var mı?

Aslında, Gülkız hanım başta olmak üzere, tüm ekibimiz benim devam etmem için çok ısrarcı oldular. Bu fikir yaklaşık olarak 2 yıl önce doğdu. Önce seslendirdim. Arkadaşlarımızın ısrarlarını bire bir konuşarak, o eşsiz ikna gücümle dindirdim. Gül hanım 2004 yılından beri aklımdaki isimlerden biriydi. Beni hiç mahcup etmedi güvenimle.. Yaklaşık altı ay önce ekibimizle kesin kararımızı verdik bu konuda...

Malum ligler için Konya'dayız. 81 kulübün olduğu yerde satranç politikası da olmadan olmuyor. Hem çalışıyoruz günde 18 saat süren toplantılarla, 27 Ağustos - 10 Eylül tarihlerinde, İstanbul'da düzenlenecek olan 40.Satranç Olimpiyatlarına hazırlanıyoruz, hem de arada bir kaç cümle de olsa seçimleri düşünüyoruz. Tabii bizim dışımızda, Türk Satrancının muhalefeti de burada umutsuz şekilde debeleniyorlar. Benimle ilgili 'Bakın göreceksiniz bırakmaz diyorlar', kendileriyle ilgili 'tekrar aday olacağız' diyorlar. Bayılıyorum bu adaylık işine ben. Hiç olmazsa 4 yılda bir de olsa TSF'ye adaylık parasıyla üç beş kuruş katkıları oluyor. Ne güzel keşke bu çok konuşan arkadaşların hepsi aday olsa...

Demokrasi güzel şey. Dünyanın en güzel tokatı, ahlaksızların suratına demokrasi sonucunda oylarla inen şamardır. Tabi yüzleri varsa..

Ne güzel söylemiş yüce önderimiz!

'İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır'

Ne büyük insanmış! Buyurun size Türk Satrancı hem dahili hem de harici o kadar çok bedhah var ki...

İnsan hangi ruhsuzluk halinde olur da bindiği teknenin dibine delik açmaya kalkar. Müsaade edilir mi buna? Edilmedi, edilmiyor, edilmeyecek!

'Hep bana rabbena' diyen bu safranın yaptıklarını unutur muyuz biz?

2004 yılında arkamdan entrikalar döndürüp Kapadokya'da Avrupa Yaş Grupları Şampiyonasında şantaj yapanlar, 2008 yılında sütten çıkmış ak kaşık gibi temiz namusuma dil uzatanlar, 2010 yılında Türk Satrancına siyaseti sokmaya çalışanlar, son genel kurulda 'yıkalım yakalım ne olursa olsun virane de olsa bizim olsun' diyenlere sözüm.

Tabii siz inanmıyorsunuz bırakacağıma! Yüzünüz de kayış gibi üç ay sonra göreceğim yüzünüzü, gerçi kızarsa da renk vermez ya...

Biz Büyük bir Aileyiz! İnanıyoruz! Manevi değerlerimiz, Tanrıya olan inancımız var. Dünyada hiç bir makam kalıcı değil, sonunda beyaz bir bezle toprağa gömüyorlar insanı.

Bir makam var o da kalplerimiz, kanı temiz olanların kanlarının temizlendiği o kalplerde yer almak yeter de artar bile.

Dim dik durduk, dik durmaya devam edeceğiz.

Çünkü, Biz Büyük Bir Aileyiz!

Haydi Gülkız Tulay! Haydi! Kim tutar seni...
Ara
Cevapla
#4
Feti Bey,
Siz onun "devrediyorum" dediğine aldırmayın lütfen.
Çaresizlikten bırakıyor başkanlığı!
Çünkü 2010 mali genel kurulunda ibra edilememiş bir yönetimin başkanıdır o!
2010 Mali Genel kurulunda oylamaya katılan 140 delegeden en az 71 delegenin oyunu alması gerekirken ancak 67 oy alabilmiştir.
Anımsayabildiğim kadarıyla 15 DELEGE genel kurula katılmış olduğu halde oyunu kullanmamış, yani yönetimi İBRAYA LAYIK GÖRMEMİŞTİR! Ancak "red" oylarını zor da olsa geçtiği için kendini ibra edilmiş sayıyor!
Bunun üzerine bazı arkadaşlarımız durumu mahkemeye intikal ettirmiş ve yönetimin ibra edilemediğini ileri sürmüştür. Mahkeme süreci uzamış ve yine anımsayabildiğim kadarıyla ancak bundan en az 6 ay önce sonuçlanabilmiştir.
Mahkemenin vardığı karara göre, bundan önceki TSF yönetimi İBRA EDİLEMEMİŞTİR!
Bu durumda yönetimin derhal istifa etmesi ve yönetimi denetim kuruluna teslim ederek 1 ay içerisinde seçime gitmesi gerekirken bunu yapmamış ve son derece pişkinlikle görevine devam etmiştir,açık açık suç işlemiştir!

Ana statüye göre ANY'nin en az 1 dönem aday olması zaten kanunen yasaktır!
"devrediyorum" demesinin ardında yatan gerçek te budur!
Yani istese de zaten aday olamıyor! Smile
Selamlar,saygılar...
Cemil SABAHİ
Ara
Cevapla
#5
Uzun süredir bu forma girmediğimden görememişim, özür dilerim.
Konu ile ilgili daha geniş ve doğru bilgiyi Hüseyin AKTAŞ arkadaşımız daha önce yazmış. Aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz.

Ara
Cevapla
#6
"Ben çok güzel beyin yıkarım Feti bey. Tertemiz yaparım." Big Grin Big Grin Big Grin

Feti beyin atıf yaptığı sözlerim "BAŞ(KAN)LIK" başlığı altında şu linkteki "yazı dizisinin" son bölümünde yer alır:

"devretme" konusunu ilk dikkat çeken ben olduğum için mi ben beyin yıkıyorum, ben dikkat çekene değin sizlerin hiç gündeme getirmediğinden dolayı sizler mi beyin yıkıyorsunuz?

Beni yıpratacak başka bir şey bulamadınız mı Feti bey?
Bence önce bir elinizi yüzünüzü yıkayın da, ondan sonra yazımı tekrar okuyun. Sonra hala beyninizde bir leke kalırsa yollayın da sizin beyninizi de tertemiz yapayım...

Hayret yani!!
Cevapla
#7
Harbiden yıkıyorsunuz ha, Cem Yılmazın dediği gibi;

Cevapla
#8

A-aaa, sizi de yeni gördüm, ne şekersiniz siz böyle?!
Kaç şeker almak lazım sizin gibi güzel yazabilmek için?!

Her şeyi beklerdim de bu asla aklıma gelmezdi!
Alacağınız olsun!
Cevapla
#9
sayın hüseyin aktaş siz benim BİR MİLAT yazımı okuyun ona bir yorum yapında konuşalım . yeni olduğum için kimse beni önemsemiyor elbette . ilk yazımda düşük cümlelerde olabilir . ama fikir nasıl acaba . mrk. ediyorum .
Ara
Cevapla
#10
Hüseyin Bey,
Eski yönetim ve eski yönetimi temsilen aday hanımefendi hakkında forumda dile getirilen diğer görüşler arasında en ciddi ve dikkate değer eleştirilerinizi ve olumsuz görüşlerinizi sıraladıktan sonra ve Cengiz Keleş hakkında da kayda değer önemli olumlu görüşlerinizi sıraladıktan sonra “Ben benim desteklediğim arkadaşın kaybedeceğini biliyorum. Cengiz'in de kaybedeceğini biliyorum.” şeklinde yazmanız büyük çelişkidir.
Eğer beyin yıkayıcı değilseniz, ki öyleyim diyorsunuz ; bu durumda, 5 Kasım’daki seçim kapsamında, ümit duygularını yitirmiş müthiş karamsar bir kişiliğe sahipsiniz.
Veya, yakın ve uzak gelecekle ilgili çok farklı beklentileriniz ve düşünceleriniz vardır.
Saygılarımla,
Ara
Cevapla
#11
Feti Bey,

Her şeyden önce yaklaşımınızın, delege iradesinin özgür olmadığının yeni bir kanıtı daha olduğunu söylemeliyim. Ya da delegenin olayları kendi beyni ile değerlendiremeyeceğini "öngören" bir yaklaşım. Bu konuda haksız da değilsiniz dersem yine kendimle çelişmiş olur muyum bilemem ama "nesnel" (objektif) durum ile çelişmiş olacağımı sanmıyorum.

Ben gördüğüm tablodan karamsarlık çıkarmış olabilirim. Bu benim değerlendirmem. Bu değerlendirmeye göre, kazanmasını istediğim; kazanmasının Türk satrancı adına daha verimli sonuçlar üreteceğini öngördüğüm Cengiz Keleş'in kaybedeceğini öngörmem, içinde bulunduğumuz koşullarda sonucun böyle çıkacağını öngörmem, çok haksız değildi. Karamsar olabilirim, kabul, ama bu mevcut yönetim lehine "beyin yıkama" olarak değerlendirilmemeliydi. Buna içerlediğimi söylemeliyim. Hiç sorgulamadan ilk tepkilerimi de içimden geldiği gibi verdiğim için de beni hoş görün.

Belki sizin oynadığınız rolü de oynamak ve delegenin sizin gibi bir karşı çıkışını arzu etmiş olamaz mıyım?

Aslında tepkinize sevindiğimi de söylemeliyim ama bir de beni adını anmak istemediğim insanlara suç ortağı etmeseydiniz daha iyi olacaktı...

Ben niye karamsarım?
Belki bu soruyu yanıtlamalıyım...
Kaç seçime tanık oldum ve bunlardan birisinde bana söylenen en ilginç anekdot şudur:

- Hocam, gönlüm sizden yana, sizin kazanmanızı istiyorum, ama bu adamlar bize şu kadar malzeme, şu kadar "makarna", şu kadar oyuncu veriyor, siz ne vereceksiniz hocam?

Yukarıdaki cümleyi kuran delegeden ne beklersin? Oysa kendisine demokratik bir yönetimi vaad edenleri desteklemiş olsa, federasyonun olanaklarının adaletlice paylaşımı sağlanmış olsa, kendisine birilerinin verdiği "makarna-bulgur" miktarından çok daha fazlasına kavuşacağını bilemeyen bu delegasyon karşısında, karamsar olmayıp da, nasıl umutlu olabilirim ki?

Yani şairin dediği gibi be Fethi bey; "Kirvem hallarımı aynen böyle yaz/ rivayet sanılır belki/ Gül memeler değil/ dom dom kurşunu/ paramparça ağzımdaki"...

Bir diğer konu; elinde bu yönetimi çoktan değiştirecek güce sahip olan insanların, elindeki bu gücü kullanmıyor oluşudur. Ben 2008 seçimlerinden sonra bir miktar gezdim, tozdum. Çaba sarf ettim. Bu durum aynen gerçektir, bunu gördüm.

Bir diğer konu; muhalefet içerisinde yer alan kimi unsurların muhalefet etme nedeninin, kendisine düşen "payın azlığı" oluşudur. Bunu da gördüm ki bunların bir kısmı şu an yönetimin yanında yer almaktadır. Yani senin benim gibi temiz bir yönetim istediğinden değil, "ben niye daha çok kirlenmiyorum?" derdinde adam!

Bir diğer konu; seçim süreçlerinde bizimle birlikte hareket edeceğini söyleyerek, seçim günü kapalı kapılar ardında saf değiştirenler... Mali Genel Kurula gelmesi gereken delege arkadaşların gelmeyişi, gelenlerin içerisinde sözünü tutmayanlar...

Bir diğer konu ise, daha önceki eleştiri konularımdan biri olan; Fide kongrelerinde gereksiz harcamalar(?) konusunda "Hükümet kontenjanından" gelen delegelerin, yönetim yanında yer almış olması idi. Bu noktada daha önce ulusal çıkarlar söz konusu olduğundan ve maddi olarak güçsüz kaldığımdan konunun üstüne tam anlamıyla gidemedim. Ancak o günlerden anımsarsanız, saklanamaz ve aklanamaz harcamaları itiraf etmek zorunda kaldılar ve bunu yönetim kurulu faaliyet raporuna yazdılar, bu harcamaların bakanlığın bilgisi dahilinde olduğunu beyan ettiler. Bu benim çabalarımla gerçekleşen bir itiraftı ve o noktadan da yönetim ibra edilmemiştir. Ancak bu noktada bakanların üzerine gidilemeyeceği için(?) "hükümetin desteği" bu yönetimin aklanması yönünde oldu...

Ancak şimdi durum değişiyor. Göstermelik dahi olsa, Kenan Evren'in bile sorgulanmaya-yargılanmaya başladığı bir ülkede, bu süreci de sorgulayacak insanlar çıkacaktır. Ben Kenan Evren davasında müdahil olan bir insanım. 32 yıldır bırakmadıysam bundan sonra da bırakmayacağım...

Bu olaya da bir kaç seçim dönemi açısından bakmıyorum. Bir ülke meselesi olarak bakıyorum ve ülkemi ilgilendiren her konuda müdahil olduğumu bir kez daha buradan bildiriyorum ki, bu işin hesabı burada bitmez!

Burada şunu da anmalıyım ki; Mali Genel Kurul'dan sonra Hukuk Savaşımını bırakmayan tek kişi Kuvay Sanlı oldu ve Kuvay Sanlı bu savaşımında yalnız kaldı. Peki bu sorun yalnızca Kuvay'ın sorunu muydu? Neredeydi bu seçimi kazanacak delegeler?
Bir kişi parmak kaldırsa ya?
Varsa özür dilemeliyim. Ancak benim Kuvay ile görüşmelerimde, Hukuk cephesinde kendisinden başka kimsenin olmadığı görülüyordu...

İşte bu nedenlerle o karamsar satırları yazdığımda gerçekten karamsardım. Ancak dün aldığım bazı haberlere göre "büyüklerin" bu yönetime desteğinin kesildiğini de duydum. Şimdi her şeyi delegenin belirleyeceği bir sürece giriyoruz ve delegeye hiç kimsenin "makarna-bulgur ve aşçı-garson" sözü verebileceğini sanmıyorum. Veriyorsa yalan söylüyor demektir.

Kaldı ki delegenin bunlardan bağımsız bir iradesi olması gerektiğini söylüyorum. Ama bir oyu için kişisel ya da kulüpsel çıkarları yönünde, bir bütün olarak ülke çıkarlarını hiçe sayanların, bağımsız bir iradeye sahip olduklarını kim söyleyebilir?

İşte karamsarlığımın nedenleri bunlardı. Hiç kimse kibarlık oyunu oynamasın. Çıksın ortaya, insanca, özgürce konuşsun! Yok mu yani bir tane vicdan azabı çeken? Yediği içtiği onun olsun, vicdanı huzursuz bir kişi yok mu? Ben mi sayayım adını sanını?... Herkes kendi arasında konuşurken, yüz yüze iken her şeyi söylüyor da, burada niye konuşulmuyor?

Neyse...

Muzaffer bey,
Siz de kusura bakmayın. Sizi tanımıyorum ama ben gördüğünüz gibi dümdüz bir insanım. Beynimin içindeki kıvrımlara güvensem de, adımlarımda kıvrım yoktur. Umarım bir dahaki karşılaşmamızda önce bir peşrev çekersiniz de, sizinle nasıl güreşeceğimize bir karar veririz... Kalbinizi kırdıysam özür dilerim...

Hoşca kalın...
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi