Sayın başkanın düşmanı varmış, hem de tescilli
#1
Sayın başkanın düşmanı varmış, hem de tescilli.
Murat Kul düşmanla mücadele ediyor. Yazı üstüne yazı yazarak onu itibarsızlaştırmaya, küçük düşürmeye çalışarak düşmanının gücünü azaltmak istiyor.
Düşmanını yok etmek için sayın Gülkız Tulay’ı desteklediğini yazıyor.
Bu seçim düşmanı alt etme, yok etme seçimi olacak Kula göre.

Sayın Cengiz Keleş’e ve sayın Gülkız Tulay’a sorsak, “Birbirinizin düşmanımısınız, karşı kampta düşman var mı? diye. Eminim her ikisi de “O da ne demek ! Satranca ve satrançseverlere hizmet yarışında düşmanlık olur mu hiç. Bunu düşünenler, yazanlar halt etmiş.” diyerek sert bir şekilde tepki gösterirler. Çünkü onlar kendilerini satranca adamışlar, satrançseverlere yardımcı olma yarışındalar. Bu yarışmaya ben böyle bakıyorum.

Ancak böyle bakmayanlar var. Seçimin bir hizmet yarışı olmadığını, düşmanı alt etme mücadelesi olduğunu kendi köşelerinde yazanlar, bu düşüncelerinde ısrarcı olanlar var. Bu da acı gerçek. Bunlardan birisi Murat Kul, namı diğer başkan yardımcısı, nezih satranç toplumuna yakışmayan bir karakter. Resmi sitede adaylara yönelik eleştiri, hakaret yazılarının yazılmaması gerektiğini bilemeyecek kadar telaşa düşmüş, yönünü şaşırmış birisi. Yaptığı işin suç niteliği taşıdığını dikkate almadan pervasızca yazı yazabilmektedir.

Hizmet makamının gelip geçici olduğunu düşünemeyenler, o makamda çıkarları doğrultusunda kalıcı olduklarını sananlar, bu sürecin bir yarış, hizmet yarışı olduğunu benliklerinden, hafızalarından silip atanlar, kendilerinden başka aday ortaya çıktığını görünce önlerindeki pastaya göz dikildiğini sanıp onu düşmanlıkla yaftalarlar.

Sayın Gülkız Tulay’ın düşmanlıktan bahsedenlerin arasında olmaması gerektiğini düşünüyorum. Geçmişteki bazı olaylarla ilgili hukuki sürecin devam ettiği bir ortamda, sayın Tulay’ın, seçime kadar kendisinin bir piyon olarak öne sürüldüğünü ve eğer düşmanlıktan bahsedenlerin eylemleri gerçekleşirse çok kısa bir süre sonra kendisini acımasızca feda edeceklerini görmesi, farkına varması gerekir.

Belli bir hamle grubuna at gözlüğünden bakarak masadan kalkmamacasına yoğun bir şekilde düşünüp satranç oynarken çok basit olan doğru hamleleri göremeyebiliyoruz. Kendi oyunlarımda çok yaşadım. Masadan kalkarak yoğun stres ortamından biraz uzaklaşıp sakin kafayla kuşbakışı ve geniş boyutlu bakıldığında doğru hamlenin kendisini gösterdiğini, “Ben buradayım, elini uzat ve oyna.” dediğine çok şahit oldum. Yaşadığımız hayatta da böyle değil mi ? Bazen kısır bir döngüye gireriz. Biteviye aynı şeyleri düşünerek sorunlarımıza çözüm yolunu bir türlü bulamayız. Oysa ki, olaya daha geniş açılı ve sakin düşünceyle baktığımızda sorunlarımızın çözümlerinin hemen kendilerini gösterdiklerine şahit olmuşuzdur.

5 Kasım’a kadar ve 5 Kasım’daki yarışta bulunduğumuz ortam ve düşünce alanından biraz uzaklaşıp olaya dışarıdan bakılabildiğinde doğru olan görülecektir.
Ara
Cevapla
#2
Bazı arkadaşlar TSF içerisinde değil de Kurtlar Vadisi dizisinde kendilerine rol arasalar çok daha muvaffak olacaklar bence.

Şu gerçeği artık haykırarak dile getirmek istiyorum:
Satrancın başına satranççı gelsin!!!

Kimileri soruyor, merak buyuruyor, satranççı nedir diye.

Cevap veriyorum: Satranç oynayan kişiye satranççı denir.
Tekrar ediyorum: Satranç oynayan, ya da satranç oynama kabiliyeti olduğunu önceden kanıtlamış olan kişiye satranççı denir.

Gerisi satranççı değildir, olsa olsa satranç gönüllüsüdür.
Sen hiçbir turnuvada oynama, ondan sonra ortaya çıkıp 'satranççıyım' de. Yemezler.

Artık yeter. Herşeyin bir sınırı var. Konuşmanın da bir sınırı var, atıp tutmanın da. Satranç adına bir ürününüz varsa bunu çıkıp yayınlarsınız. Muğlak kriterler artık her alanda ölmüştür. Mühendislikte şunu diyemezsiniz: "Ya ben bu projelerden çok anlamıyorum ama inşaatları çok iyi izleyen bir yapım var.". Ya da hekimlikte "Uluslararası güncel yayınları takip etmiyorum ama nefesim çok kuvvetlidir." deme şansınız yok. Millet size ağzıyla gülmez, gülemez yani.

Satrançta söz sahibi olacaksanız, koltuk sahibi olacaksanız öncelikle kendinizi kanıtlamanız şart. Belki delege oylarında değil, ama vicdan oylarında koltuğu kazanma şansınız artar böylece.

Ey satrançtan ekonomik gelir sağlayanlar! Ey bu alanda ekonomik gelir sağlama hayali kuranlar! Önce kendinizi kanıtlayın. Bir oyuncu olarak ne olduğunuzu ortaya koyun. Gerisini düşünmenize gerek yok. Basit oyunlara kaçmayın, önce biraz satranç çalışın, satranç öğrenin.
Ara
Cevapla
#3
"Satranç oynayabilmek" ile "futbol oynayabilmek" aynı şey değil elbette ama bir benzetme yapasım geldi.

Hayatı boyunca hiç futbol lisansı olmayan kaç futbol federasyonu başkanı tanıyorsunuz?

Cevap sizi şaşırtabilir.

Ya da şöyle örneklesem daha mı kötü olur bilemedim:

Sağlık bakanlığı artık hastane yöneticilerinin doktor olmamalarına karar verdi. Şöyle dedi: "Doktorlar doktorluk yapsınlar. Hastaneyi yönetmek profesyonel yöneticilerin işidir. Bu kararı tüm dünyadaki başarılı örnekleri inceleyerek aldık." vs.vs.

Buna ne diyeceksiniz?
Satrançla benzeştirerek bir yorum yapabilir misiniz?
Düşüncenizi merak ediyorum.

Saygılar ve iyi bayramlar.
Cevapla
#4
“Satrancın başına satranççı gelsin” görüşüne katılmıyorum. Bugünkü dünyamızda geçersiz bir sav. Benim savım “satrancın başına satrancı ileriye, başarıya götürecek başarıyı tecrübe edinmiş yönetici gelsin.” şeklindedir. Bu kişi her meslekten olabilir. Ancak satrançla ilgilenebileceğini ispatlamış olmalıdır. Sayın Gülkız Tulay’a satranççı olmadığı için karşı çıkmak anlamlı ve geçerli olan bir düşünüş ve eylem tarzı olmamalıdır. Sayın Tulay’a karşı çıkışın tutarlı, anlamlı gerekçeleri olmalıdır.

Satrancın başına gelebilecek müstakbel 2 aday var. Biri oyunculuk, hakemlik, yöneticilik kapsamında satrançla yoğrulmuş bir aday, sayın Cengiz Özdemir Keleş. Diğeri yıllarca başarısız olduğu tescillenmiş olan mevcut yönetimin adayı, sayın Gülkız Tulay. Biri satrancın yanı sıra, kıyasıya rekabet ortamı olan ticaret ve sanayi alanında belirgin, önemli bir mesafe almış ve yöneticilik tecrübesi kazanmış bir aday. Diğeri başarısız yöneticilerin yanında başarısızlığa ortak olmuş, başarının nasıl yakalanacağını tecrübe edinememiş bir aday.

Herkese iyi bayramlar.
Ara
Cevapla
#5
Bakıyorum da, ne zaman "Satrancı, satranç bilenler yönetmelidir." desem satranççı olmayan arkadaşlardan itiraz sesleri yükseliyor. Burada da, başka başlıklarda da. Bir arkadaş çıkmış, kime satranççı denir diye sayfalarca lakırdıda bulunmuş. O kadar kasılmaya gerek yok, ben söyleyeyim: Satranç oynayana satranççı denir. Oynamayan satranç gönüllüsü, sevdalısı, antrenörü, hakemi, tüccarı ya da yöneticisidir. Bunların dışında bir sınıf yoktur. Bu sınıflardan hangisi satrancı yönetsin diye sorulduğunda, mantıklı cevap tek ve nettir: SATRANÇÇI!

İster kabul edin, ister etmeyin.

Nasıl ki Sivaslılar Derneği'nin yönetimine Tekirdağ'dan kalkıp aday olamıyorsanız, nasıl ki Şöförler Konfederasyonu başkanlığına bir öğretmen olarak aday olamıyorsanız, nasıl ki Voleybol Federasyonu başkanlığına bir simitçi olarak aday olamıyorsanız, satrançta da durum böyle olmalıdır arkadaşlar. Nedeni ortada, malumunuz...


Abdülkadir Bey, aşağıdaki satırlarınız beni şaşırttı. Demişsiniz ki:
Siyaset kitapları okuduğunuzu ifade etmiştiniz, daha önce. Açıkçası bundan şüphe duyuyorum. Siyaset kitaplarının kapağını açmış herkes bilir ki Sağlık Bakanlığı, kar ettirilecek bir holding değildir. Sağlık Bakanlığı'nın varlığı ve hizmeti, sosyal devlet olmanın ANAYASAL gerekliliğidir.
Ayrıca, biraz olsun çevrenize bakarsanız Türkiye'de sigortalı hastalardan bile "muayene ücreti" ve "ek ilaç bedeli" kalemleri altında para alındığını ve sağlık hizmetlerinin bu kişiler için bile tamamen ücretsiz olmadığını kolayca göreceksiniz.
Onu da geçtim, birilerinin her söylediği şeyin mantıklı ve doğru olduğunu nereden çıkarıyorsunuz? Dünyada kaç ülkenin sağlık sistemini incelemişler? Taraftarı olsanız bile, kişilerin açıklamalarına bodoslama inanmayınız efendim. Objektif bakışınızı kaybetmeyiniz.

Feti Bey'e katılmıyorum:
Satranççı olması, bir adayın doğal tercih nedeni olmalı. Bir seçimde iki ya da üç satranççı yarışır, o zaman başka konuları da konuşuruz. Bu aday şöyle, öbürü böyle deriz.
Ama bir adayın satranççı olduğu, öbürünün olmadığı bir ortamda adaylar arasında daha fazla karşılaştırmaya girmek, lüzümsuz bir iştir, abesle iştigaldir efendim.
Ara
Cevapla
#6
Oktay Bey,
Görüşlerinize aynen katılıyor ve diyorum ki:
Satrançtan anlamayan kişilerden,satrancın ve satranççının sorunlarını anlayıp, bu sorunların çözümünü onlardan beklemek
ham bir hayaldir!
Onlardan gelebilecek çözüm;gelir sağlamak amacıyla satrancı "paralı spor"haline getirmek, kulüp sayısını arttırmak uğruna
satrançtan anlamayanlara "2.kademe antrenörlük belgesi"vermek,milli ve lig takımlarına "yabancı oyuncu" ithal etmek gibi
satranç camiasına hiç de yararı olmayan,hatta oldukça büyük zararlar veren politikaları uygulamaya koymak olabilir!
Satranç camiası,5 Kasım'da bu politikalara mutlaka "DUR!" demesini bilmelidir!
Aksi halde çekeceğimiz çok şey var!
Ara
Cevapla
#7

Okulunu okudum. Kitaplarını da okurum elbette. Şüphe duymayınız. A.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi 1996 mezunuyum; dereceyle kazandım, başarıyla okudum. Mekteb-i Mülkiye'liyim yani. Bu her siyasi konuyu iyi bilirim anlamına gelmez. Öyle iddialarım yok.


Ben öyle bir imada bulunmamıştım ki.
Her söyleneni doğru bulmak cahilliktir. Ben buradaki herkes gibi eleştirmeyi tercih ederim.
Bakanlığın uygulamasını ya da futbolcuları hayatında hiç futbol lisansı olmamışların yönetmesini destekler ya da eleştirir bir ifade kullanmamıştım. Ben ilk yazımda sadece aşağıdaki soruyu sordum.


Fikrinizi merak etmiştim. Öğrendim. Teşekkür ederim.
Şimdi kendi fikrimi yazmalıyım sanırım.
Bu konudaki şahsi düşüncem şudur:

Profesyonel idarecilik başka, özel yetenek gerektiren bir iştir. İdareci "bir şeyden iyi anlayan" kişi değildir, olmamalıdır. İdareci "olabildiğince her şeyden iyi anlayan" kişidir ve öyle olmalıdır. Zira idare edilen iş ne olursa olsun birden fazla boyutu vardır. Finansmanı, mali yönetimi, hukuki sorunları, insan kaynakları yönetimi, pazarlama ya da tanıtma faaliyetleri vs.vs. Çünkü her şey ona sorulur. O doğru yönlendirmezse yönetilen iş felç oluverir.

Bir otomobil fabrikasındaki idarecinin makine mühendisi olması gerekmez. Ya da hastane müdürünün doktor olması da gerekmez (hastane konusunu burada detaylandırmak istemiyorum, inanın ispatlanmıştır ki doktorların yönettikleri hastanelerdeki problem sayısı çok çok daha fazladır). Hastaneyi yönetecek kişinin iyi bir idareci+doktor olması tercih edilir tabi ki. Futbol federasyonunu yönetecek idarecinin futboldan anlaması, futbolun sorunlarını bilmesi kesinlikle gereklidir, ama lisanslı ya da emekli sporcu olmasına gerek yoktur.

Bu anlamda bakacak olursanız satranç federasyonunu yönetecek kişinin de profesyonel satranç oyuncusu olması şart değildir. Satranç dünyasının sorunlarını bilip ya da anlayıp bunları çözmeye yetecek yetenekte bir idareci olması yeterlidir. Cengiz bey gayet yeterli bir idareci halen. Gülkız hanım da öyle.

Ben şu tezin karşısındayım. "Gülkız hanım satranççı değil o zaman o idareci olmasın."

Bu tez şu şekilde ileri sürülse benim açımdan daha kabul edilebilir olurdu: "Her iki aday da idareciliklerini ispat etmiş kişiler, ama Cengiz bey aynı zamanda profesyonel bir satranççı, ona daha fazla şans verilmeli!"

Tarafsız bir gözlem sadece.

Saygılarımla.
Cevapla
#8
İşte ortak noktamız budur. Ortak düşüncemiz ve kanaatimiz budur.

Elbette ki satranç idareciliğini ELO'dan ibaret görmüyorum. Hatta en yüksek ELO'lu oyunculardan oluşan bir yönetim kurulunun, doğru düzgün bir icraati başarabileceklerinden emin değilim. Zamanlarının büyük bölümünü birbiriyle fikirsel satranç oynayarak öldüreceklerdir. Smile

İdeal yönetici, sizin de isabetle vurguladığınız üzere, alanda tecrübesi bulunan ve yönetim becerilerine sahip kişi olmalıdır.

Örnekler saymakla bitmez:
MEB bünyesinde öğretmenim. En üst düzeydeki amirlerim, öğretmenlikte ve idarecilikte rüştünü ispatlamış kişilerdir. Bakan hariç. (nasıl oluyorsa?) Wink
Eşim Türk Telekom'da görev yaptı. Üst düzeydeki yöneticilerin TAMAMI mühendislerdir. İşin altyapısını bilen, alanında hakim kişiler arasından seçilen son derece kaliteli bir üst yönetim kadroları var.

Sağlık bakanlığında birçok radikal kararlar veren ve gözle görülür bir iyileşme sağlayan Bakan Recep Akdağ hekimdir. 2002'den beri değişmeyen tek bakan olması, başarısının kanıtıdır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli başarılara imza atmış üst düzey kadroların hatırı sayılır bir kısmı Mülkiyelidir. Siyaset bilimini okumuş, işin içinden gelen insanlardır.

Konumuza dönersek:
Satranç sporcusunun ihtiyaçlarını anlama ve gelişim için yeni fikirler üretme konusunda bir tercih yapmak gerekiyor. Başka alanlarda idarecilik becerilerini kanıtlamış iki adayımız var. Bunlardan birini tercih etmek gerekirse satranç dünyasının içinden, kalbinden gelen Cengiz KELEŞ ilk tercih olmalıdır.
Sadece başkanlık ve yönetim kurullarını kastetmiyorum. Delegelerin de satrançtan gelen isimler olması, uzun vadede kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Oysa şimdiki delege listesine baktığımda satranç içerisinden gelen isimlerin sayısı iki elin parmağını geçmez. Sizi bilmem ama bu tuhaflık beni rahatsız ediyor.

Saygılarımla.
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi