Fikirler 1 :İl Oyuncu Birlikleri
#1
Satrancın satranççılar tarafından değil de satrançseverler tarafından yönetilmesi buradaki muhalefetin tepkisini çeken önemli bir konudur.Satranççıların 64 kareden başlarını kaldırmamaları da muhaliflerin diğer bir sıkıntısıdır.Bu sıkıntıyı aşmak için muhalefet çözüm üretmelidir.Muhalefet liderlikten önce sağlam bir örgütlenme gerektirir.

İşte bu yüzden İl/ilçe düzeyinde zanaatkarlar odaları ve sair mahiyetinde Oyuncu Birlikleri , halihazırda satranç ahvali ile ilgilenen sporcular tarafından kurulmalı , diğer sporculara önderlik etmelidir.Bu örgütün amacı illerinde oyuncuların sıkıntılarını dile getirecebilecek ve gereğince tavrını belirtebilecek yekvücut bir ses oluşturmaktır.

Muhalefet artık elini taşın altına koymalıdır , adaylarının arkasında onları 'tek kolla dövüşmeye' itmeyecek yapılar kurmalıdır.

Bu oyuncu birlikleri lidersiz-başkansız kurumlar olmalıdır .Bunun nedeni ise herhangi bir hiyerarşide muhalefetin ; eski zamanlarda olduğu gibi; yine lidere bağımlı kalacağı gerçeğidir.

Muhalefet liderin taşıdığı bir oluşum değildir , liderini taşıyan bir oluşumdur , daha ziyade bir İRADEDİR.

Bu iradeyi yansıtmak için muhalefet kendi STÖ 'lerini kurmalıdır.
Arada bir sürç-i lisan etti isek affola . / Tutmasını biliriz de kemiği yok bunun. /Olacak olacak olacak o kadar.
Ara
Cevapla
#2
(Gülkız TULAY: Satrancı satranççılar yönetmeli kavramına tamamen karşıyım. Seçim konuşmamda da belirttiğim gibi, her işi o işi en iyi bilen yönetmeli. Yönetmekle oynamak çok farklı şeyler. Ben bu işin tam mutfağından geliyorum. Belki kendi satranççı olduğu için bu federasyonu daha iyi yöneteceğini iddia eden kişilerden daha çok satranççılarla bir arada bulunmuş, daha çok satranç taşına dokunmuşumdur. Bunu söyleyen kişiler FIDE’ nin ilk 100 listesinde mi yer alıyorlar? Kaç tane kulüp yöneticisiyle konuşmuşlar, kaç sporcunun, velinin derdini dinlemişler? Bir kulübü yönetmenin zorluğunu biliyorlar mı? Ama satranççılarmış. Buyursunlar oynamaya devam etsinler o zaman, biz de yönetelim.)

bunları söyleyen şu anda türkiye satranç federasyonu başkanıdır . bu sözlerin anlamı türk satranççıları sadece oynamalı , başkalarıda onları yönetmeli, demektir . bu kabul edilemez.

daha açacak olursak, şu anda 8 yaşındaki
[/b]ahmet utku ya büyüyünce ne olacaksın diye sorulunca o, doktor olacağım mühendis olacağım ,hatta başbakan cumhurbaşkanı olacağım diyebilir ama satranç federasyonu başkanı olacağım diyemez.. çünkü o bir satranç kulübü bile yönetemez. bunu diyen şimdiki federasyon başkanıdır .

oooh ne alâ , sen 1954 yılında türkiye satranç federasyonunu kur . yıllarca türkiye yi dünya satranç platformlarında temsilini sağla , devletin bu oyuna el atması devlet federasyonu kurulması için büyük mücadeleler ver . 1991 senesinde bunu başar. şimdide o kurulan federasyonun başkanı satranççılara desin ki ;
siz satrancı yönetmekten ne anlarsınız

bu kabul edilemez.
muzaffer şekerli . adana
Ara
Cevapla
#3
bir müddetten beri konuyu tamamlamak adına yukardaki yazıma ek birşeyler yazmak istiyordum .kısmet bu güne imiş . sayın başkanımız diyor ki; '' bunu söyleyenler FİDE nin ilk 100 listesindemi yer alıyor''... işte bu lafa kafayı taktım .

her şeyden önce şunun bilinmesi lazım. FİDEnin ilk yüz listesine girmeyi hele orada 5 yıl kadar kalmayı başaranlar o ülkenin kahramanlarıdır . yanlış anlaşılmasın satranç kahramanları değil , düpedüz kahramanlardır . onlar artık bütün türkiyenin kahramanlarıdır . bir ülkenin satrancı o kişilerin adı ile anılır artık dünyada. marriotti italya, hübner almanya, fine fransa, miles ingiltere ile anılmış ülkelerini en yüksek düzeyde temsil etmişlerdir. böyle kişiler satranç federasyonu veya onun başkanı ile muhatap olmak gibi basit şeylerle ilgilenmezler bile .zaten FİDE nin ilk 100 listesine oyuncu sokan bir ülkenin federasyon diye bir problemi bile yoktur . türkiye bu yapılanma ile sittiiin sene ilk yüze oyuncu sokamayacağı ise bizlerin kesin inancıdır .türk satranççıları olarak bu nedenle bu federasyonla mücadele ediyoruz zaten .

yukarda bir netice çıkıyor. türkiye nin satranç federasyonu başkanı henüz bir satranççı ile satrançseverin tarifini bilmiyor daha .satranççı ile satrançseverin bütün dünyada açık ve kabul edilmiş bir tarifi vardır elbette. aynen sanatçı ve sanatsever, sporcu ve sporsever gibi . bunu açarsak ressam- resimsever , müzisyen- müziksever , futbolcu ve futbolsever gibi .bir şair vardır birde şiirsever .

bunlardan mesela bizim ibrahim tatlıses bir çok film çevirmiş, rejisörlük aktörlük yapmış ,seneryo yazmış hatta seslendirme yapmış ama hiç bir zaman ben sinemacıyım , rejisörüm dememiştir . yani haddini daima bilmiştir. hiç kimse kusura bakmasın ama benim iş satranç olunca biraz sert bir uslubum vardır , türkiye satranç federasyonu başkanı daha seçilir seçilmez türk satranççılarına ''siz ne anlarsınız satrancı yönetmekten'' diyerek bir hezeyan içinde bulunmaktadır . halbuki işin doğrusu;

türk satrancının kurmayları türk satranççıları olmalıdır

bu türkiye satranç federasyonu yönetimindede her yerde böyle olmalıdır .ama malesef federasyon zamanında yanlış kurulmuş ve satranç kurmayları eğitimcilerden seçilmiştir .türk satrancına şimdi eğitimci , öğretmen zihniyeti hakimdir . bunun tipik örneği bütün satranççıların eleştirdiği şu meşhur havuz sistemidir .derece alamayan kişiler havuza dahil edilmemekte , turnuvalarda en ufak puan ve eşitlik bozma ile elenen nice satranççıların yükselmesi engellenmektedir . turnuvalara ÖSS, LGS, sınavı gibi yaklaşılmaktadır .

bir defa şunun öğrenilmesi icap etmektedir . bir satranççı sınavla ortaya çıkmaz . o keşfedilir . onu keşfedecek kişide bir satranççıdır .aynen ibrahim tatlıses gibi .adana pavyonlarında keşfedilir elinden tutulur ve istanbul'a götürülür .

buradan şu neticeye varmak istiyorum . türk satranççıları çalışma ile yapılanma ile, uğraşma ile türkiye satranç federasyonu yönetimini alamazlar . önce bu bilinmesi lazımdır . çünkü bölgelerinde dahi öğretmenlere karşı azınlıkta kalmaktadır . bölgelerinde bile etkin görevlere seçilememektedir. peki ne yapmalıdır?...

etkin bir mücadele başlatmalıdırlar, ama nasıl???

türk satranççıları bunun biçimini belirleyip çalışmalara başlamalıdır. ama bir an önce. satranççı olanlar ve satrançseverler kendilerinin ne olduğunu anlayıncaya kadar bu mücadele sürmelidir . çünkü öncelikli mesele budur . saranççı ile satrançsever arasındaki farkı gülkız tülay bile öğrenememiş ...

hepinize saygılar.. m. şekerli. ADANA
Ara
Cevapla
#4
Sevgili ŞEKERLİ,
Yazılarınızı okuyorum objektif düşünüyor ve anlamaya çalışıyorum.
Çıkardığım sonuçlara göre ;
1-Satrancı satranççılar yönetmeli,
2-Satrancı satrançseverler yönetemez,
3-Satrancı eğitimcilerde yönetemez,hatta başka meslek grubuna mensup kişilerde yönetemez,
4- FİDE listesinde en az 5 yıl kalabilen bir aktif yada pasif bir satranççı, satrancı yönetebilir,
5-Satranççı mutlaka lisanslı bir oyuncudur,
6-Ülkemiz satrancına eğitimci öğretmen zihniyeti hakimdir,bu yanlıştır,
7-Satranç severler satranççı olamaz,lisans çıkaramaz,sadece hep satranç sever olarak kalabilir vb.
8-İlk asli işi satranç olanlar satranççıdır,
9- Bu durumda hayatını ilk kazanmaya başladığı iş itibariyle İbrahim TATLISES türkücü değil,inşaat işçisidir,türkücü olamaz.(inşaatlarda çalışırken sesinin güzelliğinin fark edildiğini kendisi söylemiştir.)
10-O zaman 12 yaşındayken bir simültanede CAPABLANCA ‘yı yenen M.BOTVİNNİK’de satranççı değil,asli işi olan bir mühendistir.V.SMYSLOW ise operacı.
11-Ben kendimi öğretmen olduğum için,satranççı yada satranç sever sayamam,
12-Satranç merkezi yada kulübü kurmuş ve yüzlerce satranç sporcusu yetiştirmiş herhangi bir meslek grubuna dahil insanlar satranççı,satranç sever bir yönetici olamazlar,
13-Geçmişten bugüne siyaset tarihimizde baştan sona yanlışlıklar vardır,çünkü hiçbirisi oraya milletvekili olarak gelmemişlerdir.Oysa başka meslek grubuna ait insanlar milletvekili olmuşlardır.
14-Meslek grupları arasında içerik ve işleyiş açısından ortak yönler yoktur ve bu ortak yönlerde mesleki işbirliği yapılarak toplum hizmetinde adımlar atılamaz,…vb.
15-Türk satrancının kurmayları derken kimlerdir kastettikleriniz?
16-Okullarımızda eğitim verdiğimiz yüzbinlerce çocuğumuzu satranççı mı yapmak istiyoruz ? İleride bir meslekleri olmasın mı?
Bu örnekler çok uzar gider,sonucunda somut çıkarımlar önemlidir.
Lütfen söyleyin bu anlamlar çıkmıyor mu? Yanlış mı anlıyorum?
Eğer öyle ise Satranççı ve satranç sever terimlerinin tanımlarını yapar mısınız ?
Benim satrançcılığım,nereden başlıyor,satranç sever miyim değil miyim ? Hep eğitimci olarak mı kalmalıyım ? Satrançla ilgili bilgi gözlem,deneyim ve yeteneklerimi hangi sınırlar içinde ve nerede kullanmalıyım?
Hiçbir maddi karşılık beklemeden ülkenin dört bir yanında bunca yıldır onca külfete giren milyonlarca
Satranç sever satrancın gerçek ama gizli kahramanları değiller mi?
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#5
sayın aşkın taşan .

benim ne demek istediğim yukarda açık . satranççı- satrançsever ayrımının bugün federasyon başkanı tarafından bile bilinmediğini söylüyorum . satrancın kurmaylarının satanççılar olmasını belirtiyorum . başkanımız gülkız tülay bile bu farkı bilmiyorsa sizinde bilmemenize şaşırmamak lâzım tabi . gayet normal. ...benimde anlatmak istediğim bu.

sizin yukardaki anlattıklarınızı biz bundan 30 sene önce tartıştık ve neticelendirdik . siz ise burada sanki yeni bir şey bulmuş gibi, bir o konuya bir bu konuya müdahale ediyorsunuz ve konuların bütünlüğünü bozuyorsunuz . dikkat ettim sizin yazılarınız hiç okunmuyor. çünkü bilinen, kabul görmemiş şeyleri heyacanla bir destan yazar gibi uzun uzun anlatıyorsunuz . kimse okumak istemiyor . sizden ricam benim yazdıklarıma müdahale edip okunmasını engellemeyin. baktım 30 saatte 18 defa tıklanmış sizin isminiz görülünce . yazık .

çok önemli bir konumuz var . o da türk satranççıları artık baş kaldırıyor. son seçimden sonra anlaşıldı ki, normal seçimle satranç federasyonuna bir satranççı sokmanın imkanı yok .
satranççılar artık bunu talep edeceklerdir . bu mücadele elbet mutlu sonla bitecektir. bunu başlatanları kutluyorum . er veya geç bu talepler karşılık bulacaktır . hayırlı olsun . sonunda türk satrancı kazanacaktır .
kimse kendisi için bir şey istemiyor .
muzaffer şekerli . adana .
Ara
Cevapla
#6
Sayın Muzaffer ŞEKERLİ,

İnanın ki bu forumda tıklamaları saymaya hiç vaktim olmadı.
Merakım da yok!

Ama sizin nedense bu tıklanma takip merakınıza anlam veremedim.Sadece önemli gördüğüm konularda görüşlerimi yazdım,diğer üyeler gibi.Okumak isteyen okur, okumak istemeyen okumaz.Bunu engelleyemem ki.
Nedense yazılarımın hiç okunmadığından bahsediyorsunuz.Bu doğru da olabilir.Bu kanıya da nasıl vardığınızı anlayabilmiş değilim.Yazımı” bir kişinin” okuması,anlaması yeterlidir benim için.Ama daha önceki bir yazınızda benimle aynı fikirleri paylaştığınızı bizzat kendiniz yazmıştınız.Öyle değil mi?Bu bana arada da olsa okunduğumu gösteriyor,çok önemli değil.Ama bu durumda yazılarımı okuyan ve anlayan o” bir kişi “nin siz olduğunu saptıyorum.Bu çok enteresan oldu.
Fikir yazılarının pek okunmadığının farkındayım.Yazımda sizden satranççı ve satranç sever tanımlarını yapmanızı istemiştim.Yapmadınız.Gerçekten sizin yazılarınıza göre kendimi satranççı yada satranç sever olup olmadığımı merak ettim.Çünkü bana yaptığınız suçlamada bu ikisinin arasındaki farkı bilmediğimi vurguladınız.Yazınızda duruyor.

Aslında yazık olan,böylesine önemli konuyu kişisel boyuta taşıyıp harcanan zamandır.

Lütfen tanımlayınız, satranççı kimdir ? Satranç sever kimdir ?

Suçlamalarınızdan sonra artık bu size bir görev oldu farkındaysanız.Benim gibi bir çok sporcu,satranççı, satranç sever yada adı her ne ise kendini hangi sınıftan olduğunu sorgulayabilir.

Aydınlatırsanız sevinirim.

SAYGILARIMLA...

Saygılarımla…
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#7
:twisted: :evil:
Ara
Cevapla
#8
Seçim sonrası insanlarda patlayan yaratıcılık iyi planlanmadığı ve kurgulanmadığı için ciddi bir kirliliğe dönüşüyor.

Kötüniyetle yapıldığını söylemiyorum ama her konuda yerli yersiz başlık açmak ve bir konuda başlık varken, ayrı yerlerde sürekli aynı şeyleri ifade etmek ciddi tartışmaları tıkıyor.

Bir süre sonra bu foruma giren herkes "firitiz 13'ü nasıl çalıştıracağını" soran, aklına gelen 3 paragraflık fikri 3 başlığa yayan yazıları görüyor ve forumdan kaçıyor. Bu sebeple foruma ciddi oyuncular, ciddi antrenörler, geçmişi olan insanlar gelmiyor.

Örneğin forumun ilk sayfasında çadır kurmaktan, Fikirler 1, Fikirler 2, Fikirler 3 başlıklarında yazılmış önerilere (ben okumadım bu arada, çok sıkıcıydı), Temsilciliklerden, Bursa-Mardin'in sorunlarına, Kulüpler Birliğinden, Yeniden Yapılanma Süreci önerilerine kadar bir çok başlık var. Çoğunun hayatı 3 paragraftan fazla değil.

Yazılmasın demiyorum, mutlaka yazılsın, ama bir bütünlük içinde.

Bu kadar fazlasını takip etmek mümkün olmadığından, konu bütünlüğü içinde de yazmayan yazarlar nedeniyle, genel ilgi oluşmuyor.

Bu forum şu anda satranççılar için Türkiye'deki tek ciddi paylaşım alanı (maalesef). Ama tekrar edeyim, satranç dünyasında önemli yerlerde bulunan ve gerçekten söyleyecek sözü olan insanlar yazmıyor. Şuraya atıyorum Vatan ağbi gelip 3 anısını yazsa dünyamız renklenir.

Benim forum yönetimine önerim şu: İllegal, küfürlü, hakaret içerikli yazıları çıkartıyor, konu dışı olanları yerlerine alıyorsunuz. Ama bir göreviniz de forumun gelişmesini sağlamak, sağlıklı katılım sağlamak olmalı. Bu da yazı ve yazar kalitesi ile ilgili.

Lütfen şu başlık kirliliğine bir el atın. 3 fikri olan bir kişi bunu tek başlıkta yazabilir, Fikirler 1 - 2 -3 gibi iri kıyım 3 başlıkta yazdığında, yazdığı fikir olmuyor, görüntü kirliiliği oluyor. Bu kirlilik de birçok okuyucunun paylaşım yapmasına set çekiyor.

---------

Yukarıda biryerlerde tartışıldığı için şu satrançsever kimdir sorusuna da kendi cevabımı vermek istiyorum.

Satranççı veya satrançsever herkes olabilir, bu tanımsız bir kavramdır. Kuralı hiç bilmeyen bir kişi ciddi çalışma ile 1-2 yılda 2100 üzeri bir oyuncu olabilir. Temel mesele satranççının tanımı değil. Yöneticinin tanımı. Sonrasında da yöneticinin destek alacağı kaynakları belirlemek.

Satranç oyuncusu için de sıkıntı, bizatihi problemin kendisi olduğu bir mecrada oy bile kullanamaması, yöneticisini belirleyememesi.

İşçi sendikasında işçinin oy hakkının olmaması gibi. Bir üniversitede öğretim üyesi olmuş, bu yolda dirsek çürütmüş bir hocanın, üniversite yönetiminde hiçbir söz hakkının olmaması gibi.

Somut örnek, bir milli oyuncu veya milli takımda oynama potansiyeli bir oyuncudur. TFF denilen şeyi var eden odur. Çünkü onun olimpiyat derecesi, unvanı, Corus'taki başarısı TFF'ye yazılır. Hindistan Satranç Federasyonu Başkanını kimse bilmez, Anand'ı bilir herkes.

Şimdi milli olma potansiyeli olan bir oyuncu için, Ipatov'un ve Solak'ın şipşak bir kararla milli takıma alınması problemdir.

Türkçe bilmeyen, turnuvadan, elemeden geçmemiş, takımdaşlık kriteri olmayan birini tek başına alınan kararla getiremezsiniz. O karar sürecinin kökünde mutlaka yukarıda bahsettiğim milli oyuncu olmalıdır.

Ben satranç bilmeyen yöneticiyi şahsen savunurum, yeter ki yönetici tanımının içini doldursun. Kendisi ile barışık, deneyimli, bilmediği konuda destek almaya amade, yetki paylaştıran, herkesi dinleyen, insiyatif kullandıran adamdır yönetici.

PTT Müdürü Tenis Federasyonu başkanı olur, hele ki altında sağlam bir kadrosu varsa işini de mükemmelen yapar. Cinsiyetin, yaşın, teknik bilginin önemi vardır ama baştaki adam için arka plandadır. Onun görevi işi yapmak değil, çözmektir.

Ama yöneticinin de yöneticilik vasfının olması lazım, total deneyimi 3 kişilik aile şirketindeki muhasebe departmanı ve okul aile birliği başkanlığı olmamalı, olursa, bulduğu çözümler aile şirketi çözümleri olur.

Şimdi tam hatırlayamıyorum galiba Cemil beydi, güzel bir tespit yapmıştı, Gulkız hanımın temel sorunu satrancı bilip bilmemesinden daha fazlası, önceki başarısız yönetimin başarısız bir parçası olmasıdır. Satrancı bilmemesi apayrı, (o tali bir sorun), sorun diğerleri ile birlikte çok başarısız bir yönetici olması, bunun test edilmiş olması.

"Ben satranççı değilim, öğrenci velisiyim ama temel vasfım yöneticilik" diyen kişinin, yöneticilik dediği şey, mali olarak batmış, herkesle kavgalı, ibra edilmemiş, milli düzeyde rezil olmuş bir yönetim olması.

Ha arada "o da kim oluyor, FIDE listesinde ilk 100'e bile girememiş ayol" gibi gülümseten yanları için kendisine müteşekkiriz, benim şahsen pazartesi sabahlarıma neşe katıyor ama yöneticilik tanımında bunlar yazmıyor.

Sonuç olarak, satrancı pirü pak ne satranççılar yönetmeli ne de satranç bilmeyenler. Yönetici tanımını hak eden yöneticiler yönetmeli. Ünal Aysal Galatasaray'ın gol kralı değildi, Muhtar Kent de Coca Cola'da kimyagerlik falan yapmadı. Ama bu adamlar aşağıdan bilgi alıyolar, bilgiye saygı duyuyorlar ve dinliyorlar.

Satranççılar söz sahibi olmalı. 160 delegenin yarısı 80 eder, onun yarısı zaten kemik oydur ve işi aslında 40 adamın tayin edeceğini bilmemiz lazım. 40, 80 veya 160 her neyse, saatin yerini bilen 10 adamın olduğu şüpheli bir yerde ciddi bir ayrışma var demektir. Satranççılar mutlaka dışına atıldıkları sistemin içine çekilmelidir.

Ama şu anda olan da aslında, ciddi satranççılardan nefret eden memur zihniyetinin yönetimde olmasıdır. O yüzden tartışma daha sürecek.
Ara
Cevapla
#9
Benim iyi yöneticide aradığım nitelikler içinde doğru insanlardan doğru işlerde yararlanmak var. Teknik konularda eksikliğiniz büyükse bunu doğru insanları doğru konumlara getirerek, onların tavsiyelerini dinleyerek giderebilirsiniz. Dolayısıyla yönetici olmak için satrancı iyi bilmek gerektiğine (ki bu kriter de çok muğlak) inanmıyorum. Hatta bana sorarsanız Platon'un filozof-kralının çok ilkel bir versiyonundan ibaret. Cengiz Keleş'in kullandığı "satrançla ilgili olma" ifadesi çok daha isabetli.

Oyuncuların örgütlenmesine gelince. Bu konuda büyük bir ortak çıkar sorunu var. Farklı seviyedeki oyuncuların çıkarları birbiriyle uzlaşmaz şekilde farklı. 45 yaşındaki 1800'lük satranç oynayan beyefendiyle, 22 yaşındaki 2100'lük kendini geliştirme hırsı olan üniversite öğrencisiyle, 20 yaşındaki 2480'lik GM adayı bir IM'nin beklentilerinin uzlaşabileceğine inanıyor musunuz? Boş hayallere kapılmayın derim.

Farklı seviyeleri bir yana, aynı seviyedeki satranççılar bile ortak çıkarlarda buluşamıyor. Profesyonel satranççıların son 20 yıldır kurduğu uluslararası birlikler ne kadar etkili olabildi? Halihazırdaki ACP (Association of Chess Professionals, Profesyonel Satranççılar Birliği) bu açıdan ne kadar verimli? Bunun nedenleri, satrancın geleceğiyle bağlantılı olarak ayrı bir yazı konusu ama dağıtmayayım.

Heves katili gibi görünmek de istemem, dilerim şu yazdıklarımdan pişman olacak kadar yanılıyorumdur.
Ara
Cevapla
#10
Bu düşünceyle hemfikir olduğum için satranç oyuncularının daha çok "seçme" tarafında olmasını öneriyorum. Elbette hak eden yönetime gelebilir, ama yönetici olmanın formatı farklı, en hafifinden satranç disiplini içinde belli yöneticilik aşamalarından geçmeyi hak etmek lazım.

Ama benim gördüğüm asıl sorun, delege yapısı. Çok sığ. Bu sığlıkta 30-40 adamı manipule eden kazanır.

Eğer delege yapısı 160 kişiden hiç değilse belli nitelikteki satranç aktörlerini (belli düzey hakemler, milli oyuncular, eski oyuncular, Fide Ustası ve üstü unvanlar gibi doğal delege yapısı mesela) içerek düzeye mesela 1.000 kişiye gelirse sorun tam çözülmez belki ama, kulvarına girmiş olur.

Bence sorun salt delege yapısına indirgenebilir.
Ara
Cevapla
#11
@MojoJojo: Dediğinizi yapmanın hemen aklıma gelen tek gerçekçi yolu 1991 öncesine dönmek. Bu delege yapısı çok sağlıksız ve gittikçe de kötüye gidiyor. Aklıma Erşan Gökerman'ın daha önce yazdığı "Devlete bağlandı federasyon da çok mu hayırlı oldu?" mealindeki tartışmaları geldi.
Ara
Cevapla
#12
Üstelik işin 1991 yılından daha farklı bir yönü var, spor ekonomisinin boyutu patladı. 1991'de Türkiye'de tenise 15-20 aile çocuğunu gönderiyordu, şimdi sadece THY milyonlarca Euro parayı ona buna döküyor.

Satranç ekonomisi de kendi ölçeğinde patladı ve diğer sporların çok tersinden bir gelişme kat ediyor. Oyuncusundan, izleyicisinden para kazanmıyor, tıpkı MC Donalds gibi, 3-12 yaş arasından ve onun ebeveynlerinden kazanıyor (Mc Donalds % 70 çocukları hedefler, çünkü çocuk hamburger yemeye yalnız gelmez. Gelen ana baba, farkında olmadan Mc Donalds müşterisi olur. TFF aynen bu yöntemle ekonomi yarattı. Akıllıca, çünkü kitap, cd satarak gidemezdi).

Oyuncu sayısı, turnuva sayısı artan, görece olarak hızlanan ve özel dersiyle, yabancı çalıştırıcısı ile derken otel organizasyonları ile diğer sporlara göre dar ama gelecek vaat eden bir rant yapısı var satrancın.

İçinde rant olan hiçbir olguyu bürokrasi ve siyaset kaçırmaz. Adamlar tenis federasyonun başına -üstelik eski başkanı çok nitelikli ve becerikli bir kişiyken- boşuna PTT müdürü getirmediler. Başarılı olabilir orası ayrı, mesele içinde para akışı olan, cateringinden, lojistiğine bir çok alt ihale işleri olan bir organizasyonu kontrol edebilmek.

Eğer delege yapısı değişmezse, işin içinde rant girdiği ve gün geçtikçe bu büyüdüğü için siyasilerin elinden satrancı kimse alamaz.

Şimdiki başkana da bu gözle bakmak lazım. O bilebildiği yarım yamalak işleri yapacaktır, web sitesi, il temsilcisi atamak, kulüp yönetmeliği falan feşmekan. Bürokrat yani. Parasal büyüklük ve kontrol gerektiren (akçeli) işler ise siyasilerden yürüyecek.

Delege sistemi o yüzden önemli. Çadır açmaktan önce konumu doğru değerlendirmek gerekiyor. First things first. Eğer bu delege yapısı değişmezse, pozisyon kısa sürede eksi artı olacak.
Ara
Cevapla
#13
Delege yapısı,
Sorunun salt derece yapısına indirgenmesi fikrine tamamen katılabilirim.Bu konudaki önerimi 19.kasım 2012 tarihinde TESBİTLER ÖNERİLER ve YENİDEN YAPILANMA-3- yazımda belirtmiştim,biraz uzun ama önemlidir,zaman harcamaya değer.Ama bir görüş alamadım.Eksik kalan yerleri yada fazlalıkları belirtebilirsiniz.Kendi önerilerinizi de merakla okumak için beklerim.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#14
Fazla ve gereksiz başlık açılmasının yararı olmadığını düşünenler haklıdır.Mardin'den dile getirelen sorunları ise küçümsememek gereklidir.Belki de ilk defa Mardin'den iki ayrı kişi bu forumda yazı yazdılar.Kimin ne derece haklı olduğunu söylememiz zordur.Ama bu iki yazarı da dikkatle okumuş olmamız önemlidir.
Delege yapısı değişir mi?Çok uzun süre değişmeyecektir.Bu gibi kökten değişimler için ancak birkaç federasyonun birlikte çalışma yapması ve proje hazırlaması gerekir.
Geriye ne kalıyor?Mevcut koşullar içinde iyi işler yapabilir miyiz?Ortak amacımızın Türk Satrancının gelişmesi olduğunu kabul ediyorsak iyi işler yapabiliriz.Eğer aramızda "ben gelişmemi sürdüreyim,diğerleri beni ilgilendirmez"diye düşünenler varsa bunlar iyi işler yapmamız karşısında engel olacaktır!
İyi işler nasıl yapılır?Temel kavramları tespit edelim!Bu kavramlar üzerinde tartışma açalım!İlk anda aklıma gelen birkaç ana başlık şunlardır:
-Uzun süre değişmeyecek ve günün ihtiyaçlarına yanıt verecek bir yarışma yönetmeliği hazırlanabilir mi?
-Yarışmalara katılanların kişisel masrafları nasıl azaltılabilir?
-Amatörlerin daha çok yarışmaya katılmasına imkan sağlamak mümkün müdür?
-Esas mesleği öğretmenlik olmamakla birlikte Satranç öğretmenliğinden kazanç bekleyenlerin durumu güçlendirilebilir mi?
-Hakemlik kurumunun gelişmesini sağlamak ve saygınlığını korumak için hangi çalışmalar yapılmalıdır?
-Yerli ile yabancı oyuncunun daha çok karşılaşması nasıl sağlanır?
-Elo puanı olan oyuncu sayımızı arttırmak için neler yapılabilir?
-Liglerin Türk Satrancına sağladığı yararı sorgulamak ve daha verimli olması için gerekli değişiklikleri yapmak mümkün müdür?
-İsviçre yöntemi ile oynanan açık turunuvaların sağladığı yararları ve verimi gözden geçirerek bazı turnuvaların yarı açık veya kapalı olması mümkün müdür?
-Görevli veya yarışmacı olarak Ülkemize gelen yabancıların sağladığı yararları sorgulayarak bazı yenilikler yapılabilir mi?
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#15
teşekkürler ;herkese , özgür akman a mojo jojo ya bu konuya (çadırını kapta gel ) den ''katkı koyan,satrançtan keyif alan herkes benim için satranççıdır'' diyerek konuya katkı yapan cengiz keleş e, aşkın taşan a çok teşekkürler .satranççı satrançsever tanımı bu konunun başında geçtiği için burada fikirlerimi yazmayı işi deşmeyi uygun bulmuştum . gelelim satranççı satrançsever tanımına .

bu tanım gayet açık ve basittir .herkes haytında şiir yazmıştır ama şiir yazmaya devam edene şair denir, herkes resim yapmıştır ama resim yapmaya devam edene ressam denir .herkes satranç oynamıştır ama satranç oynamaya devam edenede satranççı denir .bu kadar basit bu tarif .

yanlız bunu kavramak var tabii. mesela kahve satranççısıda ömür boyu satranççı gibi satranç oynar ama ona satranççı diyemeyiz . zira onun için tavla, hokey ne ise satrançta odur .hatta içlerinden satranca aşık olup turnuvaya girenler çok iyi derece yapanlarda olur ama o sadece bir oyuncudur, öğrendiklerini kulaktan dolma öğrenmiştir.satranççı gibi bu işin ilmini yapmamıştır .satrançsever ise satrancı öğrenmiş ama bir vesile ile oynamamış erkenden bırakmıştır .içlerinde '' ooohh bu oyunuda öğrendik'' dedikten sonra ortadan kaybolan az kişi görmedim ben . yada ''benden satranççı olmaz'' deyip bırakmıştır veya başka bir sebeble . illa ki satrancı çok erken bırakması lâzımdır . ama genellikle iş engel oluyor .bizde satranca başlarken satrançsever olarak başladık hep ama hiç bırakmadık , ömür boyunca bırakacağımızda yok .

yanlız burada can alıcı bir konu var. birçoğumuz , bende dahil, onları kendimizden farklı görmedik , bunu cepheyi genişletmek adına veya kendimizide satrançsever olarak gördüğümüz için yaptığımızdan eminim .
halbuki biz satrançsever değil satranççıyız . camiamız çok büyüdü artık . hepimiz bu bilince varmalı yukardaki tarifi anlamalı öğrenmeliyiz .aramızda kafası karışık olanlar kendilerini halâ satrançsever olarak görenlerdir . ben 20 yıl önce bıraktım satrançseverliği . ben satranççıyım .

peki niçin satrancı satranççılar yönetmeli...bununda cevabı, sorun onlara, onlar diyecektir satrancı satranççılar yönetmeli diye . fakat biz öyle yapmıyoruz , onları kendimizden farklı görmediğimiz için kendilerine biz teslim ediyoruz satranç yönetimini .mesela ben; kaç kişiyi (adana satranç kulübü) başkanı yaptım, üç ay beş ay sonra ortadan kayboldular . ertesi yıl kongre günü bile ortada görünmediler .ama ankara şimdi öyle mi.. ankara daki saltanat bırakılır mı .

bu konulara fazla girmeyeceğim şimdilik. merak ediyorum , acaba yukardaki satranççı satrançsever tarifi kabul gördü mü . varsa başka tarif göndersin lütfen. benim demek istediğim şey şu . camiamız büyüdü artık. satranççılar kendilerini satrançsever olarak görmemeli. kendilerinin bilincine varsınlar . bu konuda çok geç kalındı . çünkü bir tarif yoktu . şimdi var. basit, yalin, ilmi bir tarif . beğenmeyen söylesin

bütün satranççıların satrançsever ceketini çıkarıp sadece satranççı gömleği ile kalma zamanı çoktan geldi..

saygılar hepinize .
Ara
Cevapla
#16
SATRANÇÇI…
Hayatında satranca yer açan,kendisini yada toplumunu bu konuda aydınlatma hedefine yürümek için emek veren,bedel ödeyen kişidir satranççı…

Yapılabilecek onlarca tanımdan sadece biriydi.

Buluşmak güzeldi !

Umarım görev üstlenme,fikir sunma konularında da böyle buluşmalar yaşarız.

Satranca hizmet anlamında yaşantımda yeni sayfa açılıyor.Ama forumda olmaya devam edeceğim.Çünkü satrancın gücüne inanıyor,satrancı savunan satranççılara güveniyorum.
Fikir çatışmalarını ve konum değerlendirmelerini satranççılardan daha iyi kim yapabilir ki ?
Saygı ve sevgilerimle...
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#17
Satranççı tanımına ara verin. Vakaya katkısı yok.

Delege, seçmen ve yönetici tanımına yoğunlaşın bence.
Ara
Cevapla
#18
Satranca katkı koyma zamanı.

Yeni dönemde en büyük beklentilerden birisi ,muhtemelen en öncelikli olanı ,ülke satrancının hak ettiği gücü, saygınlığını kazanması ve satranç yönetimine yönetimin içini doldurabilecek kişilerin gelmesidir.Özellikle aktif çalışma alanındaki kurul ve kadrolara.Bunun için satranca tüm kesimlerin sahip çıkması gerekir.Gerek eleştiri-tartışma zemininde,ve gerekse uygulama eylem alanında.
Ama ben şöyle bir görüntü de alıyorum.Ortada bir çocuk var ve sanki o gerçek ailesini arıyor.Onunla ilgilenenler gerçek ailesi mi,yoksa bakıcı ailesi mi ? Pek hoş bir benzetme olmasa bile ,ortadaki sahiplenme havası sanki satrancın yönetimini güçlendirecek,yada en azından doğal denetim için otokontrolü yaygınlaştıracak gibi gözüküyor.Bu durumu son derece olumlu görürüm ! Olaylara olumlu pencereden bakabilmeyi yeni öğreniyorum.
Seçicilerin seçimi en önemli konu.Bir hastalık teşhisini en iyi ihtimalle bir doktor yada uzman koyar.Tedavisi için yine aynı nitelikli ekip gerekir. Çaresizlik duygusu alternatif çözümlere yönlendirecektir. Hayatımda bunu yaşadım mücadele ettim ve hala ediyorum.Buradaki temel soru şudur : BİZ ÇARESİZ MİYİZ ? Asla ! BUNU HİÇ KABULLENEMEM !
Onca çare var insanların kafalarında.Çoğu da ikiz kardeşçesine ortak duruyor.Delege seçimlerinde fikrimi detaylıca açıklamıştım,çok kısaca şöyle özetlerim ;

Son üç federasyon seçimlerini gerçek anlamda demokratik bulmuyorum ! Yarı demokratik.Gerçi 1986 yılından beri bir çok farklı branş federasyon seçimlerini de mesleğim gereği yakından takip etmiştim. Aynı, ülkemizdeki demokrasi anlayışına uyan ve o yönde paralel gelişen- BEN YAPTIM OLDU- anlayışını yansıtıyor.Spor uzmanları yerine GSGM DANIŞMA KURULU ‘nca hazırlanan sporun temel ihtiyaçları konusunda alan bilgisi uzmanlarının görüşü alınmadan hazırlanan genel statüden ne bekleyebirim ki ? 0rtaya çıkacak en güzel sonuç SPORCU ÜLKESİ Mİ,YÖNETİCİ ÜLKESİ Mİ ? adlı sorgulayıcı yazı olabilir! O yazının sebebi 12 EYLÜL ‘de hazırlanan ve hala uygulanan statünün bugünlerdeki siyasi sonucudur.


TEMEL ÇÖZÜMÜ BU STATÜNÜN İHTİYACA GÖRE YENİDEN DÜZENLENMESİNDE GÖRÜYORUM!

Ama bunu yapabilmek için iki yol var ;
1-Mevcut yönetimin yönetim kurulu kararı alarak genel kurulu yeniden toplayıp statü çalışmasını TSF GENEL KURULU olarak tek başına bir federasyon olarak yapmak,YADA başka federasyonların ilgili kurullarıyla işbirliğine gitmek,

2-Son Genel Kurulun delegelerinin %40 ‘ının noter kanalıyla yazılı isteğiyle Genel Kurulun toplanmasını istemek.

Bu iki yoldan başka seçeneklerde var.Fakat onları demokratik bulmam.
Ama yasal buluşmalar,örgütlenmeler,toplantılar düşünülebilir. Buna toplumun belirli kesimleri ihtiyaç duyarda ,samimi kararlı duruş sergilediğinde hedefi yakalayabilir de.

Ancak yeni yönetimin yeni -yeni yapılanma sürecinde bunun haksız bir uygulama olduğuna inanıyorum.Bu konudaki görüşüm açık ve nettir.Yeni yönetime zaman tanınması konusunda en başından beri görüşüm vardır.Bu konuda son derece umutluyum.Şu anda doğal üyeliğimin ötesinde resmi görevim ve ülke satrancı için özellikle EĞİTİM içerikli konularda hazırlık içerisindeyim.Yeni,uygulanabilir ve gerçekçi,ihtiyacı karşılayan…Bunu bir fırsat olarak görüyorum.Elbette kendim için hiçbir şey istemeden.Bunu daha önce başarıyordum ancak yarım kaldı sanırım.

Sanırım şunu şiddetle fark etmeliyiz !!

Bugün sn. Gülkız TULAY ,eski yönetimin bir parçası devamı olmakla nitelendiriliyor.
ASLA TARAFGİR BİR DÜŞÜNCEDE OLMADAN (!) AÇIKÇA , ÜLKE SPORUNUN VE SATRANCININ GELECEĞİ İÇİN ,ŞUNU SÖYLÜYORUM ;

--“ Eski yönetimden de olsa ,sn TULAY bir şanstır. Neden ?

Çünkü o Genel Kurul başka federasyon seçimlerinde olduğu gibi STATÜKOCU GÜÇ ( 21.05.1986 TARİH ve 3289 sayılı KANUNUN 9.maddesi ) tamamen ilgisiz emir kulu bir bürokratta seçtirebilirdi.Ne yazık ki bunun örnekleri başka federasyonlarda var.Bu federasyonlar bugün kan ağlamakta ve gerçek duayenlerini kaybetmektedirler.Zaman içinde bu federasyonlar TEMEL ZEMİNLERİNİ KAYBETME tehlikesi yaşayacaktırlar.Bu günümüzün böyle olduğunu bir düşünsenize..-“ ZATEN DURUM FARKSIZ “ diyenler olabilir.O zaman başka adaylar da olacaktı.Ya da sn. Cengiz KELEŞ ‘in ardında yeterli güç. Ama zaten delege sistemini ele almamızın sebebi de bu değil mi ?

Benzer olayı TSF Genel Kurul’unun seçim sonucunda düşünelim.Tamam,yönetici kavramının içini doldurabilecek yöneticilik.Çok güzel ! BANA BİR ÖRNEK GÖSTERİNİZ LÜTFEN ! Siyaseten tamamen bağımsız kendi yolunu çizebilecek kadar özgür ve güçlü yapılanabilmiş bir federasyon.Futbol ve basketbolun rant ekonomisi çok güçlü.TSF yi sahip olduğu şartlarla kıyaslayabilir misiniz ? Geliri olmadan nasıl yaşatacağız ? Malum sponsorla nereye kadar sürer bu iş ? TFF bile son iki dönemde en az iki sponsor değiştirmişken ?!...
Eğer sn TULAY'ın gerçekten bir şans olduğu konusundaki görüşümün doğru çıkması olasılığını,aynı yönetimin kendini ait olduğu tabandan gücünü alarak ispatlamasına bağlıyorum.

Benim bu süreçteki –umutlu beklentim- çözümüm budur.


1- İller kendi içinde yapılanmalıdır,
2- Bu yapılanma çeşitli il içi kurulların oluşturulmasıyla ve hak edilen orantısal sayılarda temsilcilerin Genel Kurula katılımlarının sağlanmasıyla olmalıdır.
3- Bürokratik seçicilerin ve teknik seçicilerin orantısal ayarı mutlaka yapılmalı ve teknik seçicilik ağırlık kazanarak ön plana çıkmalıdır.
4- Satrancın gerçek akil insanları fikir belirterek kamuoyunu aydınlatıp yüreklendirmelidir.
5- Görsel ve yazılı medya yetersizdir.Toplum aydınlatılması için uygun iletişim kanalları oluşturulmalıdır.
6- SATRANÇÇILARIN tek gerçek buluşma zemini olan turnuvalarda nitelikli bilgilendirme ve değerlendirme toplantıları düşünülebilir.
7- Yöneticilik kavramı için BESYO ‘ların ilgili bölümlerinden görüş alınabilir.
8- Seçimlerde illerde elektronik ortamda oy kullanabilme seçeneğinin teknik alt yapısı araştırılmalıdır.Bin kişilik Genel Kurulların malum siyasi parti kongre yada kavgalı kurultaylarına dönüşme kaygısı ortadan kalkabilir.
9- Sanal platformlar oluşturulup nitelikli konularda tartışma ve sonuç-istatistik analizleriyle sonuçlar değerlendirilmelidir.
10- Satranç kurultayı düşünülüp olgunlaştırılması gereken bir öneridir (sn. Ateş ÜLKER).
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#19
ben burada boşuna mı uğraşıyorum yani

burada yazı yazanlar önce en tepedeki konu başlığına bakmaları lâzım .her şeyi gençler anlamış ama bizim eski satranççılar anlayamamış daha. en tepedeki konu ve öneriler hep dağıtılıyor ve bozuluyor .
ben burada boşuna mı uğraşıyorum yani!!!!,
satranççı nedir satrançsever nedir . onun tanımı için . işe önce onla başlamak gerektiğini çok iyi bildiğim için onun tanımını getiriyorum ve satranççılar öncelikle satrançsever ceketlerini çıkarıp satranççı gömlekleri ile kalmalı diyorum. satranççıya binbir türlü tarif getirirseniz kahve satranççılarıda kendilerini satranççı içine sokarlar .
ben burada boşuna mı uğraşıyorum
bir meselede sayın ateş ülker bana burada bu iş için satrançseverler bir araya gelmeli demişti . bende cevap olarak satrançseverler zaten yönetimde . satranççılar dışlandı artık demiştim . bunu gençler farketmiş ki; en tepedeki başlığı açmış ve bir şeyler yapmanın gereğini görmüşler .bu konu yabana atılmayacak bir konudur ve sadece bu konuda fikir beyan edilmelidir .
ben boşuna mı yani gülkız tülay ı burada en ağır biçimde eleştirdim .

her şeyin satranççı satrançsever kavramının bütün satranççılar tarafından kabulü ile başlayacağını bildiğim için , önce onda mutabakat sağlanmasını söylüyorum . yoksa hemen görülüyor işte ateş ülker de aşkın taşan da hatta satrançıların başkan adayı olmuş cengiz keleş de satraçsever olma hastalığından henüz kurtulamamış .ben o beladan 20 sene önce kurtulmuştum .
satranççıların yönetimindeki satrançseverler kendilerine ne görev verilirse seve seve yaparlar. görev verilmezse bu zaten bizim işimiz değil diye hiç alınmazlar . ama şimdi satranç bile bilmeyen kişilerin emrinde olmak bana ve benim gibilere çok acı veriyor .
bundan kurtulmamız lazım . tekrar özel federasyon dönemindeki gibi satrancı bizim yönetmemiz lazım . bunuda ancak satranççılar başarır .federasyonu onlara teslim ettiğimiz gibi geride almalıyız.
bu nasıl yapılır benim dışımda bir şey . ama öncelikle şu delege sistemi değişsin gibi fikirlerden vazgeçmeliyiz . federasyonlar kendi bindikleri dalı kesmezler .onu unutun .

yapılacak ilk iş şudur. hiç bir satranççı bu yönetimde görev almamalıdır . varsa görevleri hemen bırakmadır . bırakmayanların bırakması sağlanmalıdır . il ve ilçelerde görev yapan satranççıların görevlerinden ayrılmaları sağlanmalıdır . bunun için merkezi bir yapılanma kurulmalıdır. türk satranççılarından karizmatik bir lider çıkmayacağını çok iyi bildiğim için lidersiz bir yapılanmayı destekliyorum . satranççısız federasyon dımdızlak kalmalıdır .
bu konuda ulaşılan her hedef başarıdır .

satranç başka branşlara benzemez. nev-i şahsına münhasır bir branştır. şu federasyonda şöyle , bu federasyonda böyle. bu bizi ilgilendirmez. biz her hükümet döneminde kendi yöneticilerimizi kendimiz seçebileceğimizi her hükümete kabul ettirecek irade ve bilince sahip bir camiayız . eğer birlik olursak kimse bize karışamaz .

hepinize tekrar saygılar .
Ara
Cevapla
#20
Muzaffer Bey'e katılıyorum, satranç başka branşlara benzemez, temel farkı her an, her zaman, her yaşta oynanabilir olmasıdır. Lakin ben satranç oynanmasından keyif alınması derken, turnuvada oynanmasını kasdetmiştim. Turnuva harici oynanan satranç sadece bir oyundur, federasyon düzleminde ciddiye alamayız.

Ancak Muzaffer Bey şunu da bilmeli ki, turnuvada oynamadığı halde satranca katkı koyan, destek veren insanları da yok sayamayız. Hadi isim de verelim, İbrahim Şencan (Çallı), Turgut Tunca (Çanakkale) ve daha bir çok değerli insanlar var bunların arasında. Kendi okumadığı halde öğrenci okutanlar, okul yaptıranlar ne kadar değerliyse, bunlar da o kadar değerlidir. Bu kişilerin de oy hakkı, söz sahibi olması gerekir.

Delege sistemine gelince, kanunda yer aldığı şekliyle 100-300 üye sayılı Genel Kurullar manipülasyona açıktır. Belki de açık olması isteniyordur diyeceksiniz, bilemiyorum. Satranç gibi yaygın oynanan bir branşta benim önerim:
1. Kulüp oyları (200 civarı)
2. İl Temsilcileri (İl'den seçilmiş olmaları şartıyla)
3. Hakemler (En kıdemli 50)
4. Antrenörler (En kıdemli 50)
5. Sporcular (+18 yaş arasında son bir yılın ELO listeleri ortalamasından ilk 200 veya 300, aktif olmaları şartıyla)
6. Eski Türkiye Şampiyonları (Büyükler ve Bayanlar)
7. Yasa gereği diğer oylar

Bu şekilde yaklaşık 600-700 oy toplanacak. Çok masraflı mı olur? Hilton'da yapılmasın, son Genel Kuruldan ucuza çıkar.

Katkı koyanlar kulüplerden, yerel aktörler İl Temsilcisi olarak, emektarlar da hakem, antrenör veya Türkiye Şampiyonları olarak yer alırlar, ELO listesindeki ilk 200-300 oyuncu yeni bir denge getirir seçime.

Bu şekilde güdülme, kayırma, boncuk dağıtma yoluyla yönlendirilmesi mümkün olmayan bir seçim yapılabilir. Fikirleri, eleştirileri, ekleri, çıkartmaları bekler, selamlarımı iletirim.
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi