İL TEMSİLCİLİKLERİ
#21
KULÜPLERE GÖRE AKTİF SPORCU SIRALAMASI

Sıra Kulüp Adı Kulüp İli Aktif Sporcu
1 EZGİ SATRANÇ KULÜBÜ MERSİN 281
2 TARSUS ZEKA SATRANÇ KULÜBÜ MERSİN 184
3 PAMUKKALE ÜNİ.SATRANÇ VE AKIL OYUNLARI DENİZLİ 167
4 ANAFARTALAR LİSESİ SPOR KULÜBÜ DENİZLİ 148
5 ALTIN HAMLE GENÇLİK VE SPOR KULÜBÜ ÇORUM 121
6 DENİZLİ SATRANÇ İHTİSAS SPOR KULÜBÜ DENİZLİ 111
7 KONYA SATRANÇ GENÇLİK VE SPOR KULÜBÜ KONYA 91
8 SUNGURLU TEK. VE END. MESLEK L. SPOR KULÜBÜ ÇORUM 81
9 KARAMAN SAĞLIK SPOR KULUBÜ KARAMAN 70
10 ANKARA DEMİRSPOR KULÜBÜ DERNEĞİ ANKARA 69

konumuz il temsilcileri hakkında, yukarıda ilk onda yer alan aktif sporcu listelerine sahip kulüplerin listesi bulunuyor. Bazı arkadaşlarımız reting sistemine göre il temsilcilerinin seçilmesinden yana, bazı arkadaşlarımız ise çalışan il temsilcileri istiyor.

Sizlere şimdi sunu soruyorum. Yukardaki sayılara bakarsak o illerde il temsilcilerimi çalışıyor yoksa kulüplermi?

bana göre kulüpler çalışıyor, hatta bazı kulüpler il temsisinin yapması gereken çalışmaları dahi yapıyordur.

Bana soracak olursanız kulüpleri, sporcuları, antrenörleri bir arada tutacak il temsilcilerine ihtiyacımız var. Reting meselesi o kadar önemli değil. bir ilde siz 2000 üzeri sporcu bulabilirsiniz bazı illerde ise 1200 üzeri sporcu dahi bulamazsınız bana göre reting sistemini her yerde uygulamazsınız.

teşekkürler
Ara
Cevapla
#22
İL TEMSİLCİLİKLERİ
Sevgili satranççılar,

Forumda konu ile ilgili ilk yazıdan itibaren tüm yazılanları takip etme şansım oldu. Kendi fikirlerimi de yine bu ortamda belirtmiştim.

Yazılanların çoğunda temel sorunlar belirtilmişti.

Bu temel sorunlar, bireysel boyutta tartışılanların dışında, çok az üyeden yapıcı çözüm önerileriyle cevaplanmıştı.

T.S.F.’nun Kemer’de yapmış olduğu kurullar toplantılarında hem bu konuyla, hem de diğer temel sorunların nitelikli bir şekilde ele alındığına tanık oldum. Yönetimi tanıma şansım oldu. Daha önce bu satırlarda yazdığım tespit ve önerilerimi aktardığımda son derece anlayışla ve olumlu bir ortamda dinlenildiğimi gördüm.
Sunumlarımız en yüksek organlarda muhatap bulmuştu. Genel kurul yapılanması, İl Temsilciliklerinin yeniden yapılanması, Kulüpler Standartlarının yeniden düzenlenmesi konularında gerekli yol haritaları çizilerek ön çalışmalar başlatılmıştır.

Örneğin İl temsilcilikleri yapılanmalarında il temsilcisinin önünü açacak, çalışma alanında ona yardımcı olacak alt kurullar yapılanmaları gündemde. İl içi eğitim kurulu, il içi sporcular-antrenörler kurulu, veli koordinasyon kurulu, kulüpler koordinasyon kurulu gibi yapılanmaların ön hazırlıkları gündemde. Belki profesyonelleşme bile olabilir, ama bunun için zaman lazım.

Aslında daha da çok düşüncelerimiz var.
AMA ŞİMDİLİK AYDINLANMA VE İL TEMSİLCİLİKLERİMİZİN ÖN HAZIRLIKLAR İÇİN bu kadarı yeterlidir.

Zamanla gelişmelerden haberdar olacaksınız.

Esen kalınız…
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#23
Sayın; M. Aşkın Taşan

Yazmış olduğunuz yazıyı okuyunca bir nefeste olsun rahatladım. Yazınızda belirttiğiniz gibi bende umut ediyorum ki illerimizde kanayan bir yara olan il temsilcileri problemine en kısa zamanda bir çözüm bulunur yana çalışmayan il temsilcileri değiştirilir.

Zira böyle devam ederse bizler satranç camisanının gelişmesi için hiç bir şey yapamayız. Yapacağınız her faaliyetin karşısında il temsilci engeliyle karşıyacaksınız. Sizin yapmak istediğiniz faaliyetleri çalışmak istemeyen il temsilcileri istemeyebilir, bu neden dolayı illere gerçekten çalışma yapacak arkadaşların seçilmesi ve bu seçimlerin illerdeki hakemlere, antrenörlere, velilere ve sporculara sorarak yapılması gerektiği inancındayım, sadece il müdürlürlerine sorarak il temsilcilerin atanmasından yana değilim.

Evet Sayın Gülkız Tülay hanın bazı çalışmalar yaparak camiamızda bir değişikliğin yapıldığını herkese gösterdiler, umut ediyorum ki bu çalışmalar hızını kaybetmeden devam eder.

Sayın Başkanımız takip ettiğim kadarıyla şu ana kadar bir kaç il gezisinde bulundu, bu gezilerinide özellikle çakışma yaşadığı illeri öncelik sırasına alarak yapmasınıda temenni etmekteyim, bizler çıkışmak için değil satranç sporunun gelişmesi çalışmalar yapmak üzere bir araya gelmeliyiz.
Teşekkürler
Ara
Cevapla
#24
SAYIN ŞAH MAT,

İl temsilciliklerinin önünü açacak düzenlemelele ilgili son derece sağlıklı, örgütlenmeye ve görev paylaşımına yönelik birinci elden çalışmalar var. Beğeneceğinizi ve sahip çıkılacağını umuyorum. Mevzuat değişikliği henüz taslak çalışmalarında ve görüşme aşamasına yaklaşıyor. Önümüzdeki ay yapılacak olan il temsilcileri toplantısında taslak sunum için yetişmesine çalışıyoruz.

Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#25
Biraz daha açmam gerekirse il temsilcilikleri ve düzenleme kurullarının alt komisyonları oluşturularak il temsilciliklerinde görev paylaşımı yapılıp eğitim komisyonu, kulüpler iletişim komisyonu, antrenörler ve sporcular komisyonu,halkla ilişkiler ve veli koordinasyon komisyonu gibi daha önce de YENİDEN YAPILANMA SÜRECİ adı altında görüş ve düşüncelerimi yazdığım konularda ihtiyacı büyük oranda karşılayacağını umduğum düzenlemeler yapıyoruz.

Süreç olumlu işliyor ve görevli arkadaşlarımız çalışmalarını yapıyorlar.

Sanırım yakında bazı uygulamalar başlayacak. Ama acele etmeden,hatasız başlamak önemli.
Bu arada il temsilciliklerinde çalışma azmi ve kararlılığında olan satranççıların bu ön oluşumları aralarında görüşmelerini ve taslak oluşumlara katkı vermelerini tavsiye ederim.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#26
Bu konuda ciddi bir akıl tutulması var, buraya yazan herkes nedense İl temsilciliği denilen kavramın satranca çok yarar ve geleceği kurtaran yegane kurum olduğuna inanmış.

Bu bana meşhur bekçi meselini hatırlatıyor. İşsiz birine kamuda iş yaratmak amacıyla, o kişiyi dağ başına bekçi yapmışlar. Ancak barınma sorunu olduğundan bir baraka vermişler.

Sonra başıboş kalmasın diye başına bir şef atamışlar. Derken bunların maaşlarının ödenmesi için muhasebeci göndermişler. Zamanla bu ekibe bir çaycı, taşınmazın vergilerinin yatırılması için de bir getir götürcü atanmış. Ekip iyice büyüyünce, başlarına bir müdür getirilmiş.

Yine zamanla ekibe 2 şef, 4 memur daha atanınca, giderler patlamış ve iktisat tedbirleri almaya karar vermişler. Ve bekçiyi işten atmışlar.

İl Temsilciliği denilen şeyin satrançta yeri yoktur, satranca ve Türk satrancına zerre kadar da katkısı yoktur. Bu, Türk bürokrasisinin eşsiz deneyimi sayesinde, zamanla bir meta haline gelen bir kavramın üstüne çökme operasyonudur.

İl Temsilcisi bürokrattır, memurdur, satrançtan anlamaz. Anlayamaz çünkü yaptığı işi memurluktur, evrak düzeni, getir görür, organizasyon, sunum gibi satranç dışı etkinliklerdir. Satranç oyuncusunun dinamikleri ile hiç alakası yoktur, onun temel derdi görevinde kalmak amacıyla daha üstündeki bürokratları ikan edici eylemler (organizasyonlar) yapmaktır.

Suat Atalık'ın İl Temsilcileri ile bir ilgisi olmaz mesela. Veya 2600 barajını geçip satranç elitleri arasına girmek isteyecek bir oyuncu zümresinin bürokratlardan elde edeceği bir fayda yoktur, yöntem de. İl Temsilciliği politbüro tarzı, genellikle satranç yeteneği sınırlı veya zamanla bu rekabet ortamında baş edemeyeceğini anlamış kişilerin devlet üzerinden geçinmesidir, o kadar.

Yaılması gereken Türkiye'de:

a) Derneklerin
b) Özel ticari satranç kuruluşlarının önünü açmaktır.

Dernekler bir geleneği ve halka açıklığı temsil ederler. O gelenek içinde oyuncu kendisine bir yuva bulur. İSD bir okuldur. Hiçbir devlet katkısı almadan içinden yüzlerce oyuncu ortaya çıkartmıştır.

Özel ticari satranç merkezlerinin de önü açılmalıdır. Çünkü özel bir kurum, kendisini yaşatmak için işini ciddiye almak, oyuncu yetiştirmek zorundadır. Satranç gelişimi doğrudan ölçülebilen birşey olduğundan ve matematik kriterler net olduğundan, özel bir merkez ancak işini iyi yaparsa, iyi oyuncu yetiştirirse ayakta kalır.

Bunun dışında bir İl Temsilciliği bir memurluk makamıdır. Yukarıdaki mesel gibi, yapıp yapacağı yegane şey komisyonlar kurmak, onu alt komitelere ayırmak, hiçbir satranç oyuncusunun umurunda olmayan atamalarla uğraşmaktır. Sanaldır.

İl Temsilcilikleri acilen kapatılmalıdır.
Ara
Cevapla
#27
İL TEMSİLCİLİKLERİNDE YENİ DÜZENLEMELER
Sayın Mojo Jojo,

Geçmiş fikirlerinize saygı duyduğum için yazmalıyım.

Ama beni şaşırttınız!

İl Temsilcilikleri toplumumuzun satranç geleceğini oluşturan yegane güç değildir.

Yegane güç, nitelikli yapılanmış ortak aklı temsil yeteneğine sahip ve tanımını bizzat siz yaptığınız yöneticilik kavramına uygun bilinçli ve yetkin kişilerden oluşmuş örgüttür.

Ben örgütlü hayatı savunuyorum.
Çalışma gücümü de buradan alıyorum.

İl temsilcileri satrançtan anlamaz,memur ve bürokratlardır.
Böyle genellemeler her zaman kuru ile yaşı aynı kefede tartmaktır. Bir çırpıda yargıda bulunmak memur dediğiniz,ama bu güne kadar özveriyle çalışan maddi karşılık beklentisi olmayan temsilci arkadaşlarımızı yaralamıştır.Memurun bir maaşı vardır.

Satranç oyuncusunun dinamikleri ile hiç alakası olmaz , onun başka beklentileri var. “Yukarıya yalakalık “tanımına çok yaklaşmış bu ifadeleri hiç hak etmeyenleri düşünmeniz gerekirdi.

Bence küçük bir özür erdemi…
Ne dersiniz?

İşte burada, yaş ile kuruyu ayırmalıydınız!

Biz yönetimdekiler aksaklıkları fark edip onları düzeltecek, tabanın istek ve taleplerine yeni düzenlemeler hazırlarken, siz il temsilcilikleri kaldırılmalı diyorsunuz.

Arkasında hiçbir yeni yapılanma olmayan yıkıntılara nasıl izin verilebilir?
Düşüncelerinizi benle paylaşın lütfen…

Yerine ne yapılabilir?

İSD efsanevi bir modeldir. Türkiye’de yenileri zor kurulur. Çünkü öyle buluşmalar, öyle temiz idealler çok gerilerde kaldı.

Zamanlar değişiyor.
Ve onlarla biz…

Kendi zamanımızı yaşıyoruz, kendi gerçeklerimizle.

Dernek ve yeni ticari kuruluşların önünü açalım.
Haydi!. Tamamen katılırım.

Bakın sizde örgüt diyorsunuz. Galiba yine buluştuk.

Bir şeylere çeki düzen verme gayreti içindeki insanların çabaları varken..
Çok yakında yeni düzenlemeler toplumumuzun bilgi ve görüşüne sunulacakken.

Yapmayın , il temsilciliklerini kaldırmayalım. Hep birlikte el ele kendi örgütümüzü ve düzenlemelerimizi kuralım.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#28
Aşkın bey, kavramlar üzerinde yazmaya çalışıyorum. Biz soyut düşünmeye alışmış bir toplum değiliz, size hak veriyorum, İl Temsilciliği kavramının memur, satranç dinamiklerinden uzak ve sanal olduğunu yazdığımda kafanızda somut kişiler canlanıyor. Kastım bu değil. Kastettiğim bir kavram, bir tüzel kişilik.

Kavramsal ve somut düşünmeye çalışın, kastettiğim Konya İl Temsilcisi veya Ahmet bey değil. Yarın öbürgün sizin de kovulacağınız depresif bir düzenden bahsediyorum. Bekçi meselini unutmayın.

Yapının kendisi yanlışsa, temelsizse, içini nasıl dekore ederseniz edin çökmeye mahkumdur. İl Temsilciliği kavram olarak tepeden inme bir kavramdır. Bürokrattır. Öncelikleri (yapısı gereği) bürokrasidir.

Aşırı devletçilikten kurtulmuş ve bürokrasi sultasından çıkmış hiçbir ülkede böyle içe kapalı, depresif, dünyadan kopuk teşkilatlanmalar olmaz.

Çünkü bu söyledikleriniz gerçekle örtüşmüyor. Dünyada satranç üstyapı üzerinden yürür. Aslına bakarsanız tüm sporlar öyle. İspanya'da tenisi Nadal temsil eder, kimse lisanslı tenisçi sayısına bakmaz.

ABD'de NBA ve kolej ligleri, lisans sayısını patlatmak için değil, iki şey için vardır; basketbol ekonomisini yaşatmak ve üstyapıya daha çok oyuncu vermek için. Bütün hikaye -acı ama gerçek- üstyapı üzerinden yürür.

TSF bunu reddediyor görünse de Nihat bey döneminden beri iki yüzlü davranmaktadır; altyapı ve lisans sayıları ile övünmekte ama üstyapıya bir türlü alt yapıdan geçiş sağlayamadığı için Ipatov ve Dragan Solak ile kendini tekzip etmektedir.

Biz de esasen öyleyiz; istediğiniz kadar satrancı ana okullarına soktuk diye övünün, halk da, oyuncular da, camia da ve bizatihi yönetim de son kertede olimpiyat sıralamasına bakar.

Hal böyle olunca yani sistem üst yapı üzerinden belirlenince (bu gerçeği kabul edersek tabii), özünde üstyapı ile aynı dili konuşma ihtimali olmayan bir takım bürokratların ne işe yarayacağı tartışmaya açık olur.

Somut konuşayım hatta; bana Antalya İl Temsilciliğinin Barış Esen'in büyükusta olmasına nasıl bir katkı sağladığını anlatın mesela. Veya Suat Atalık'ın beğenin veya beğenmeyin hala 2600 üzerinde bir reputasyonu olmasına hangi il temsilciliği nasıl bir katkı sağlamış olabilir?

Şimdi siz yönetimdekiler, özrümü peşin kabul edin, üstyapı satranç oyuncularının alfabesinin a harfini sökemezsiniz. Aynı dili konuşacak birikiminiz yok çünkü ve bu ayıp birşey değil.

Ayıp olan, öyleymiş gibi hareket edip hatta üstüne çıkıp, bilgi, yetenek ve gelecek açısından hiçbir ünsiyetiniz olmayan insanlar hakkında kafanıza göre kararlar üretme hakkına sahip olmanız.

Bunu bilinçaltlarından çıkaralım ve masaya koyalım ki tartışma sağlıklı yürüsün (Muzaffer bey bakın 1800 barajı koyuyor bu yüzden).

1070 seviyesindeki bir başkan, 2600 seviyesindekinin sorunlarını bilemez. Bunu bilebilmek için komite de kursanız, alt komitelere de bölseniz, Talat Paşa'yı başa geçirip silah ve kara kitap üzerine yemin de etseniz fark etmez; bu bir kapasite meselesidir.

Komite kurmanız, toplantılar yapmanız, alt kurullar oluşturmanız bu yüzden anlam ifade etmiyor. Bizim lokantacı Necati ağbinin de kalp hastalıkları hakkında çok ciddi görüşleri var, hanımına falan anlatıyor ama kardiyoloji hekimlerinin sorunlarını çözmek için komite kurmaya kalkmıyor; kendisinden daha farklı değil durumunuz.

Hayır. İSD'nin de ağır kusurları vardır ve bu kusurlar camiadan ari tutulamaz. Ama dernek modeli dünyada kabul görmüş bir sisteme işaret eder. Kimse Manhattan İl Temsilciliğini bilmez, kulübünü bilir.

Bugün bir derneğin kurulmasnın maliyeti bin lira değildir. Devlet her yere para saçarken 15 milyonluk bir şehre, birbirinden farklı 3 dernek lokali sağlayacak güçtedir. Ama bu güç, devlet üzerinden paye biriktiren bürokratlara hasredilmektedir. Bu bir tercihtir.

İzmir, Bursa, Ankara, Adana, Samsun, Kocaeli gibi şehirler ciddi dernek gelenekleri olan şehirlerdi. 1990'lara kadar bu dernekler ülkenin satranç dinamosu oldular.

Bugün ülkede turnuva yapılamayacak veya Türkiye birinciliğini semt pazarı sisteminde oynatacak kadar düşmüş olmamızın arkasında, derneklerin sistemden çıkartılması ve işi bilmeyen bürokratların satrancı ranta dökmesi var (üstelik onu da düzgün dökemiyorlar).

Türkiye'de satrancın gizli sorunlarından biri, bürokrasinin satrancı ele geçirip yön tayin etmesidir. Tayin ettiği yön, yılların geleneksel Türkiye Birinciliğini "Kemer Otellerini Kış Aylarında İhya Etme Turnuvasına" çevirmiş, İlhan Onatların, Suat Soyluların, Süer'lerin, Bilyapların şampiyon oldukları bir geleneği 1500'lük yüzlerce oyuncunun katıldığı kötü bir open turnuvaya dönüştürmüştür.

Varılan sonuç milli takımda Türkçe bilmeyen 2 oyuncu, bir türlü eşik atlayamayan bir jenerasyon, turnuva bulamayan yüzlerce satrançsever, kavgalı bir camia, 1960'lardan daha başarısız bir olimpiyat takımı ama buna karşılık kurulan komiteler, komiteler ve komiteler ve 1070 kuvvet ayarında delegelerin oluşturduğu kaotik bir düzen.

Yazdıklarımdan lütfen birine hayır deyin, ben sizin için özel vakit ayırıp nasıl evet olduğunu sabırla anlatırım.
Ara
Cevapla
#29
İl temsilcilerinin ortadan kaldırılmasını istemek federasyonların ortadan kaldırılmasını istemek anlamına gelir.Çünkü bu görev Federasyonun il düzeyinde temsil edilmesi amacıyla ortaya çıkarılmış bir görevdir.
Bütün sorunları çözecek anahtarı zirvede bulunan oyuncularda aramak iyi bir formül değildir.O zaman burada bizim yazı yazmamamıza gerek kalmaz.Zirvedeki birkaç oyuncu Türk Satrancını yönetir.Federasyon kurmaya,seçim yapmaya da gerek kalmaz.
İzmir,Ankara,Adana ve Bursa, Satranç derneği kurma ve Satrancın gelişmesine katkı sağlama konusunda iyi örnekler olarak gösterilemez.Özellikle İzmir'in geçmişde neler yaşadığını,Ankara'nın dernek kurmaya gerek duymadığını ve Bursa'nın da ciddi sorunlar yaşadığını biliyoruz.Ben bu örnekleri dernekçiliğin gelenekselleşmesi konusunda kötü örnek olarak göstermeyeceğim.Fazla iddialı konuşmak veya moral bozucu eleştiri yapmak istemiyorum.Ama lütfen bu örnekleri Dernekçiliğin tarihine altın harflerle yazmaya kalkarsak tarihçiler bizi affetmez.Gelecek kuşaklara doğru ve açık mesajlar verelim:1943 de kurulan,bugüne kadar kendi ayakları üzerinde durmayı başaran İstanbul Satranç Derneğinin en önemli yanlışı nedir?1943 den beri bir lokal sahibi olamamıştır.Bundan sonra lokal sahibi olmak giderek zorlaşmaktadır.Bunun sonucunda lokali olamayan dernek her an lokalsiz kalma ve sokağa atılma tehlikesi içinde yaşamaktadır.Oysa Manhattan Satranç Kulübünün sokakta kalma tehlikesi yoktur.Aradaki önemli fark budur.
Bugün kulislerde konuşulanlara bakarsak Satranç Federasyonuna yöneltilmiş en önemli eleştirinin Yönetim kurulu üyelerinin düşük olan UKD ortalaması olduğu anlaşılmaktadır.Bugünkü çerçeve statü ve ana statü kapsamında bu ortalamayı yükseltmek mümkün müdür?Sevgili Mojo çözüm olarak -2600 Elo üzerinde olan oyuncularımızın Yönetim Kuruluna alınması gerekir-tezini savunacak mıdır?
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#30
Sayın JOJO,

Hayır denemeyecek şeyleri de yazmanız, tamamen üst yapıyı ilgilendiren sorunlarda haklı olarak ısrarla anlatımınız sizin ülkemiz satrancında temel projeler anlamında tamamen haklı olduğunuzu gösterir mi?

Elbette tüzel kişilik anlamında kast ediyorsunuz il temsilciliklerini.

Kavramlar üzerinden yazıyorsunuz, il temsilciliği diyorsunuz, güzel. Bu bir tüzel kişiliktir, ama “il temsilcisi satrançtan anlamaz “diyorsunuz, çelişkiyi sanırım sizde yakaladınız. Bir çok satranç sporcusundan,satranca hizmeti kat kat fazla onlarca il temsilcisi sayabilirim size. Eminim içlerinde hiç tanımadığınız çok insan vardır.

Bence sadece bu açıdan bakıp yargılamada bulunmak çok şüpheli.

Çünkü ortada hayatın içinde halen devam eden, sonuçları açısından olumlu, somut gelişmeler gözlemlenen uygulamalar da varken… Ve bunlar olumlu örnek teşkil edebilecekken.

Ülkemizde dernekler düzenine yeniden geçilebilir mi? Ya da önerdiğiniz ticari oluşumlar ne kadar yaygınlaşabilir? Hiç birine karşı değilim.

Ama nedense görmek istemediğiniz, proje anlamında hiç değinmediğiniz bazı gerçekler var.

Bunların hepsi de alt yapıda yatıyor.
Ama yine de ÜST YAPIYA SIRA GELMESİNE DAHA ZAMAN VAR!

Temel sorun burada yatıyor, alt yapıyı nitelikli bir şekilde oluşturmakta.

Nadal, ülkesine Nadal olarak gelmedi. Nadal, orada yetişti. Sadece kendi ülkesinin katkısıyla da değil. Farklı ülke modelleriyle etkileşip çarpışarak. Ama alt yapısını alırken belki kendi ülke modelinden , özel dernek ,kulüp yada bireysel eğitim süreciyle.

KASPAROV, belli bir modelden, ekolden yetişti üst yapıda belki. Ama alt yapıda fark edildi!

Bunu anlatmak istiyorum!

Anlatmak istediğim başka konu da, hani diyorum ya kendi ülkemizin gerçekleri!

Yani eğitim modeli, yani kanunlarımız, yani sportif teşkilat yasalarımız.

Bu gerçeğin içinde yaşıyoruz hepimiz. Adınızı ya da yaşınızı bilmediğim için vereceğim örnek sizin için ne kadar doğru bilemiyorum. Bu ülkenin insanları olarak hepimiz çocuklarımızı bu sistem içinde ama devlet, ama özel okullara göndermiyor muyuz?

Katıldığınız tüm turnuvalar TSF ya da İl Temsilciliğinin etkinlik programında olan turnuvalar değil mi? İl temsilciliklerini kaldıralım ya da şu kadar ukd-elo barajı üstündekiler yönetime gelsin anlatışı ne kadar sağlıklıdır.?

Ben size 35 yılı geçen sporculuk hayatımda 1800 raiting ama birbirinden satranç temel bilgisi açısından, kural bilgisi açısından en az 10 kategoride farklı oyuncu modeli sunabilirim.

Temel ölçüt bu mu olmalı ?

Bu yönetimdeki insanların hangi yönetim eğitimleri aşamalarından geçtiğinin hiçbir önemi yok mu? Hayatın içinde bu anlamda yaşadığı tecrübelerin değeri yok mu? Ürün dosyaları hayatın içinde duruyor.

Evet henüz belki çok yetersiz ya da eksik ve, yanlışlara rağmen.

Hayatlarının önemli bir parçasını satranca ,satranç yöneticiliğine vermiş bu insanların hangi hedeflere yöneldiklerini (son dönemi kast ediyorum) biliyor musunuz?
İçlerinden kimleri tanıyorsunuz?

Çok iyi bir satranç oyuncusunun yönetimde olmasına itirazım yok.
Ancak benim için tek başına bu yeterli değildir. Çok iyi oyuncuların oyunculukları gibi yöneticilik vasıflarıda olmalı ve bunu hayatın içinde örnekleriyle ortaya koymalılar.
Bilinmeliler.

Yıl boyunca en az 12-15 turnuvadan belki de hepsinden süresiz feragat edebilmeliler.
Bana bu gözümüzdenkaçırdığımız oyuncuların listesini verin.

Hatta, ne olur, belli bir ukd-elo kotası da koymayın.

İşte burada sizi sabırla dinlerim!
Bana verdiğiniz örnekleri okudum. Değerli buluyorum. Ama benzerlerini hayatta çok yaşadım.

Bir örnek de ben vereyim izninizle. Öğretmen olmuş ama hitabet yeteneğini mesleği boyunca geliştirememiş insanların verdiği anlattığı derslerde bulundunuz mu hiç? Başarılı öğrencisi hiç olmamış, olamamış öğretmenler var ülkemizde.

Aynı örneği satranç antrenörlüğüne, hakemliğine ,sporculuğuna da taşıyabiliriz.
Hatta yöneticiliğine bile.

Sn. Suat ATALIK’ ın derslerinde bulunmayı çok isterdim. Ama o yıllardaki ne elit seviyem,kapasitem, ne de şartlarım buna izin vermezdi.

Ali İpek (rahmetli diyemiyorum,O, benim için henüz ölmedi), Suat ATALIK, Suat SOYLU, Can ARDUMAN, Can YURTSEVEN gibi son derece değerli ve satranca hayatını adamış insanların, çok özel, çeşitli yetenek ve teknik aşamalardan süzülmüş şampiyon adaylarını yetiştirmesi daha uygun olacaktır. Bu arkadaşlarımızın açtığı yoldan diğer değerli yetiştirici ve çalıştırıcılar kulüp, dernek, ya da özel ticari merkezlerde satranç ÜST YAPI ÇALIŞMALARINI yapabilmelidirler.

Buna, açık söylüyorum, şahsım olarak sonuna kadar desteğim vardır.

Ama milyonlarca öğrenci ve sporcu adayımızın binlerce okulda nitelikli satranç temel eğitimi almasını ve uygun üst aşamalara yönlendirilmesine çalışmak gerekli alt yapısını kurmak varken, aynı öğrenci kitlesine sayılarını bilemiyorum ama ne kadar dernek, kulüp ya da özel ticari merkez yetebilir ki?
Sonra buradaki eğiticilerin eğitilme süreci de bir alt yapı sorunu değil midir?

Tıpkı bu saydığım tesislerin binalarına ulaşma süreci gibi. Ülkemizde her 5 derneğin ancak belki birinin binası, o da kira,diğerleri sadece tabela derneği iken.
Böyle bir üst yapıyı gerçekçi bulur musunuz?

Görüyorsunuz ki bahsettiğiniz üst yapıya henüz gelemedik.

Piramidin üstüne alttan ulaşmaya çalışma modeli bu. Elbette merkezden yönetilen, yönlendirilen, politikaları özgür ama ilkesel ayrılık taşımayan,aynı hedefe bakan ve yürüyen bir örgütte neden il temsilciliği gibi bir kuruluş olmamalıdır?

Bu sadece satranç için mi?

Diğer spor dallarında da mı aynı öneriniz geçerli? Bu modeli toplumumuza yaydığımızda benzer yapılanmalar da mı yanlış? Eğitim sektöründe il ve ilçe teşkilatları, sağlıkta il ve ilçe yapılanmaları, adalet sektöründe keza öyle. Dış ülkelerdeki temsilcilikler ve ataşeler hepsini kaldıralım mı?
Peki hangi modeli uygulayalım?

AMA GALİBA YAKLAŞIYORUZ!


Çünkü İl Temsilciliklerinin YENİ DÖNEM TOPLUMSAL YAPILANMASINDA BU KONULARIN GİZLİ ÇÖZÜMLERİ var içinde. Ama örgütlü toplum anlayışının hayata geçirilmesi şart!

Son olarak şu kovulma meselesi.

Ben kovulmayı göze alacak kadar doğru bildiğim yolda, çarkın dişleri arasındayım. Cesaretim buna yetiyor merak etmeyin. İstifası cebinde gezen insanlardan da değilim.

Aşırı devletçilikten kurtulmuş ve bürokrasi sultasından çıkmış hiçbir ülkede böyle içe kapalı, depresif, dünyadan kopuk teşkilatlanmalar olmaz.

Mücadelem de bunun için zaten.

Sizinle muhtemelen ortak bir geçmiş zaman paylaşımımız olmadığı için birbirimizi tam tanımıyoruz. Tanık olmadık yaşadıklarımıza.

Dosyamdaki sarı zarfların uyarıların, maaş kesimlerinin, soruşturmaların, verdiğim savunmaların sayısını unuttum. Bunlarla övünecek ya da utanacak da değilim. Benim yolum bu.

Doğru bildiğim yolda yürümek…

Toplumumuzun lideri seven,yolunda yürümesini bilen bir eğilimi var.Tamamı olmasa bile büyük çoğunluğu böyle. Biz bu hayatın ve gerçek uygulamaların içindeyiz. Ya çemberin içinde ya da dışında kalacağız!

Uygulamaların tamamını onaylamasak bile yanlış olduğunu düşündüklerimizi düzeltme çabasında olmayalım mı?


Sn.JOJO,

Gerek alt ve gerekse üst yapıdaki fikirleriniz her şeye rağmen önemli ve değerlidir. Fikirlerinizi her zaman okumaya devam edeceğim.

Esen kalın.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#31
Sn.M.J.

Şimdi yazacaklarım için sizde özrümü peşinen bağışlayınız.

Çünkü, siz, yazdıklarınız arasında önce özür nezaketi(?!) gösterip sonradan siperinizden serbest atışa geçtiniz. Üstelik saklanmadan açık kimlik ve açık yüreklilikle toplum içinde olan insanlara…

Şu bekçi örneği ne alaka?!

“Bekçiyi dağ başına…” diye başlaması bile kastını aşıyor.
İl temsilciliğinin hitap ettiği kitle ile ne kadar uyuşuyor bu örnek. Çünkü örnekte kastedilen kişi il temsilcisi, kast edilen kurum il temsilciliği. Kastedilene göre yanlış örnek. Topluma hizmet etmek ile dağ başına görevlendirilmek, baraka temin etmek, atamalar yapıp sonunda bekçiyi kovmak…

Enteresan ve çok inceden çakan bir örnek bulmuşsunuz.

Öyle ya, okuyanlarda benzetme yaparak gerçeklik payı var mı diye araştırma hissi bile uyandırmalı.
Tabi ki sonuç da istenen yöne çekilebilir.
Ama tabi ben yemedim!
*************************************************************
Birilerinin açıklaması gerekir, 2600 elo lu bir arkadaşımız yönetim kuruluna girdi, ama ne yapacak?


“İl temsilcilikleri de yok, kaldırıldı. Öyle ya, siz il temsilciliklerini kaldırın demiyor musunuz?
Kiminle iletişime geçecek?
Örgütü yok!
Projelerini, hedeflerini kime sunacak?
2600’ ü nasıl kurtaracak?
Bu ne çelişki!
Her halde Necati Abi’nin lokantasında yemek yemeye gider artık bol bol.
Nasılsa kalp hastalıkları adı altında konferansta var.
Belki de orada 2600 ler kulübü için kadeh kaldırılır, kurulur.”



Böyle mi değerlendirmeliyim bu olayı?
Elbette dokundurucu ve bir o kadar da kırıcı oldu…
Bu üslubumdan ben de rahatsız oldum.

Oysa hiçbir soruna bu üslupla yaklaşmamış, dokundurucu ve kırıcı olmamaya özen göstermiştim.

*************************************************************

“Üst yapı oyuncularla aynı dili konuşamayız, onların alfabesini bilmeyiz “a” harfini sökemeyiz, onlarla konuşacak bilgi birikimimiz yok”


… öyle mi?

Bu saptamalara gerek var mıydı sn. M.J.?

Bu tespitleriniz ve fikirlerinizde samimi olduğunuzu hissediyorum. Ama tehlikeli!

Neden mi?

.Bölücü, ayrıştırıcı, ötekileştirici buluyorum da ondan.

Ayrıca bir o kadar da ego kokuyor.

Eğer bu tespitleriniz doğruysa;
-Biz onlarla konuşma yeteneğinde değilsek onların bizimle konuşma anlaşma yeteneği kapasitesi iddiası var ki neden konuşamıyor, anlaşamıyorlar?

Toplumumuzda 2600 elo puanı üzeri insan oranı 1/ 74.000.000 ise bu sorunun temeli , kaynağı acaba kim diye bir soru geliyor akla.


Öyle ya, toplumun geri kalanı birbiriyle anlaşıp konuşabiliyor ve aynı alfabeyi de kullanabildiklerine göre…

“ASOSYALLİK” OLABİLİR Mİ ACABA?

Ortalıkta en azından gerçek kimlikle gezen, yeteneksiz ama cesaret sahibi bu insanlara saklanılan yerden kimliği belirsiz tacizler de ne ola ki?

“Kim vurdu? ya gitti” bu olsa gerek…
*************************************************************

Federasyonun organizasyon şemasında oyuncular kurulu var.

Oradaki oyuncularımız 2600 üzeri oyuncuların sorunlarına tercüman olamazlar mı? Sorunları aktarmada ve çözüm yollarında olmak için mutlaka yönetimde mi olmak gereklidir? Toplumsal –bireysel katılım bir şey ifade etmiyor mu?

Dünyada yönetimde olmanın elo’ sal değer çıtası 2600 puan mıdır?

Ülkemizde 1800 puan önerisi neden 1900 puan altı oyuncularca belirlenmiştir?

Öneri hangi bilimsel saptamalara, araştırmalara dayanıyor?

Cevapsız…

En azından şu anda bu yazıların yazıldığı anda…

**************************************************


Her olay kendi atmosferi içinde oluşur ve gelişir.

Sizden yaşadığımız atmosfer içinde çözüm önerileri beklerdim.

TSF kendi yapılanmasını, örgütlenmesini, iç planlama ve programlamalarıyla belirlenen hedeflerine her zamankinden daha çok büyük bir azimle yürüyecek güce ulaşmaktadır.


Her kademedeki çalışanıyla, her aşamadaki sporcusuyla, hangi ünvana sahip olursa olsun, hakem, antrenör ve yöneticisiyle, illerdeki çalışan il temsilcileriyle, satrançcısı ve satranç severiyle, değerli velileriyle…

Gücümüz toplumumuzdan geliyor.

Nitelikli örgütlenebilmeyi tamamladığımızda, bunu anlatabilip hayatın içinde uygulamaya koyabildiğimizde her şey çok daha güzel olacaktır.

Saygı ve sevgilerimle…
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#32
Sayın Mojo Jojo'nun 'İl temsilicikleri hemen kapansın' sözünden ne anlaşılması gerektiği ortadadır. Bunu dramatize ederek İl temsilcilerinin ne denli özveriyle çalıştıklarını anlatmaya sanırım gerek yok. Elbette satranç için emek veren her bireyin olduğu kadar il temsilcilerinin de yaptıkları önemlidir ve ve verimli kullanıldığında satranç için artı değer üretecektir.

Ne varki sayın üyenin haklılıkla belirttiği ve benim de tamamen katıldığım şekliyle, TSF organizasyonu hergün daha da büyümekte, hacmini artırmakta ancak ne ilginçtir ki, o oranda üretkenlikten ve başarıdan uzakta kalmaktadır. Resmi olarak 2000 yılında Yazıcı yönetimiyle başlayan ama ondan birkaç yıl önce tohumları atılan yönetim anlayışı son 15 yıldır zaten tüm gücünü ve enerjisini 'altyapı' ve teşkilatın güçlenmesi üzerine kurdu. Altyapının güçlenmesinden anladığımız ise, her sene daha fazla sporcu-veli ve antrenörün seçilen otellerde kalarak 'ekonomik büyüklük' üretmesi olmuştur.

Bugün TSF için en önemli turnuva 12 Yaş altı Küçükler şampiyonasıdır. Aşkın Bey hala önce altyapı diyor ama lütfen bize, herhangi bir spor dalında, herhangi bir ülkede yapılan en önemli etkinliğin 12 yaş altı kategorisinde olduğu bir örnek versin. Hangi spor dalında 18 yaş altı lisanslı oyuncu sayısı satrançla yarışıyor? TSF sitesinde yer alan turnuva ve başarı haberlerine bakalım.Altyapı ile mi ilgili üstyapı ile mi? Örneğin 15 gün önce Moskova'da düzenlenen kapalı turnuvada Burak Fırat'ın son derece güçlü bir turnuvada GM normunu yarıp puanla kaçırırken 20 küsur ELO kazandığının haberi var mı?

Neredeyse 1500 çocuğun yarıştığı, çok daha fazlasının maddi imkansızlıklar nedeniyle katılamadığı bir şampiyona düzenlenirken, önce altyapı demek bana anlamsız geliyor.

Sorun altyapı sorunu değil, Aşkın Bey'in söylediği gibi 'altyapının nitelikli' oluşması sorunu ise, aslında esas sorun yönetim sorunudur ve benim dahil bir avuç insanın yıllardan beri söylediği ve kötü niyetli bir biçimde başka anlamlara çekilmeye çalışılan 'satrancın yönetiminde satrançtan uzak kişilerin olması' sorunudur.

Sorun; 1500 çocuğun ve bir o kadar velinin ve antrenörün karşısına, dünyaca ünlü, onlara rol model olacak bir satranççı yerine, satrançla uzaktan yakından ilgisi olmayan, filmleri sansürlenmeden, biiip sesleriyle kesilmeden çocuklara izletmenin dahi mümkün olmadığı bir şovmenin getirilmesi sorunudur.Kendini anne-baba-eğitimci-usta yönetici- olarak tanıtan yönetici ve görevlilerin buna karşı seslerini çıkartamayışı sorundur.

Sorun; 12 yaş altında 1500 kişiyle turnuva yapılıyorken,16 - 18 yaş gruplarına gelindiğinde sayının 20-30 kişiye düşmesi sorunudur.

Sorun; maddi olarak küçük yaşlarda satranca büyük girdi sağlayan ailelerin ve çocukların, büyüdüklerinde bu emeklerinin karşılığını alamayacaklarını kısa bir süre sonra farketmeleridir.

350 kişiyle yapılan 1700 ortalama Türkiye Birinciliği, TSF kasasına kat kat fazlasını kazandırıyorken yüzlerce kişi arasından anca 5. - 6. olursanız masraflarınızı çıkartabiliyorsunuz.

Yabancı oyuncular vs derken en üstteki 3-4 oyuncudan biri değilseniz, satranç oynayarak yaşama şansınız var mı?

En üstteki oyuncular olsanız dahi, satrançtan kazanacağınız parayla bir aile kurup geçinebilir misiniz?

Hadi herşeyi feda ettiniz, tüm gücünüzü satranca verdiniz, saçma cezalarla satranç oynattırılmayacağınızın, hatta başka ülkelerde dahi oynamamanız için çalışılmayacağının bir garantisi var mı?.

Bir yıl içinde, TSF'nin ve özel girişimin yaptığı tüm turnuvalarda dağıtılan ödül miktarı 200 bin TL'yi buluyor mu? Yarıdan fazlası yabancı oyunculara giden bu ödüllerle satranç oyuncusu olunabilir mi?

Böyle bir üstyapı görüntüsünde, altyapınız ne kadar doğru işlerse işlesin, üstyapıya transfer olmaz. Aşkın Bey eğitimci olduğu için iyi bilir ki, çocuklar kendilerine model belirlerler ve o modelin yolundan giderlerse daha başarılı olabilir. Pek çok sporcu kendine büyük şampiyonları örnek alır. Özellikle de kendi ülkesinden. Biz bu şampiyonları çıkartmak bir yana dursun, hazırda olanları da yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz.

ELO listesi ilk dört sırası şu şekilde;

Dragan SOlak
Suat Atalık
Mikhail Gurevich
Alexander Ipatov

Komik değil mi? 8. sırada yasaklılardan Ekaterina Atalık, 10. sırada gelişiminde TSF'nin payı olmayan Doğan Reyhan, sıkı durun 12. sırada Suat Soylu var. 13 yıl geçmiş ve 2000 yılından beri geldiğimiz durumda, bu dönemde yetişen ve 2500 üzerinde olan iki sporcumuz var. Barış Esen ve Mustafa Yılmaz.

Aşkın Bey'e katılıyorum, bir yerlerde yanlışlıkların olduğunu anlamak için 'satranççı' olmaya gerek yok. Bu yanlışlardan kurtulabilmek içinse ülke içinden ya da dışından 'satranççıların' en azından görüşlerine ihtiyaç vardır. Ben ileri gidiyorum, üstyapıda doğru sistemin kurulabilmesi adına görüş verebilmek ve bunu bir sisteme koyabilmek için 1800-2000 değil çok daha fazlasına ihtiyaç vardır.

Doğruları bulmak için ulemaların bir odaya kapanıp tartışması gerekmez. Dünya üzerinde başarılı olan modelleri inceleyebilirsiniz. Bu modelleri oluşturan kişilerden görüş alırsınız. Mesela biraz araştırmayla, dünya üzerinde ülke şampiyonasını 1700 ELO ortalamasıyla 350 kişi Açık kategori düzenleyen pek fazla ülke olmadığını görür, 'acaba yanlış mı yapıyoruz?' dersiniz.2200 üzeri ödülü (!) gibi buluşlar yapmanıza gerek kalmaz.

Vahap Şanal, Cemil Can Ali Marandi gibi gelecek umutlarınızın 1700 ortalama Türkiye Şampiyonasında kendini geliştirmesini beklemek yerine, 2450 ortalama 12-14 kişilik döner turnuva formatlı ülke şampiyonaları planlarsınız. 350 kişiyle yapılan turnuvayı da onun seçmesi ve finansmanı için kullanırsınız.

Kendi ülke şampiyonasını, olması gerektiği gibi yapamayan ama, Olimpiyat, Dünya şampiyonalarına oluk oluk para akıtan bir sistemimiz var. Son 15 yılda ülkemiz dinamiklerinin satranca kattığı paranın büyük bir bölümünü, uluslararası turnuvalara ve sayısı 10'u bulmayan bir grup satranççının ve yöneticilerin yurtdışı masraflarına harcadık.

2010 yılında Bursa'da büyük paralar harcanarak yapılan, sonunda yönetimin ibra olmamasında rol oynayan bir dizi olaya sebep olan ve Yazıcı'nın FIDE üzerinde gücünü artırması dışında bir faydası olmayan Dünya Takımlar Şampiyonasını bu sene Antalya'da yapmaya hazırlanıyoruz. Olimpiyatlarda bütçe rekoru (!) kırdık elimize ne geçti?

Ülke içinde, sporun olmazsa olmazı, rekabet ortamının geliştirilmesi için adım atılmadı.

Tepki toplayacağını bildiğim için önceden söylüyorum, kimse kusura bakmasın ama ne TSF yönetim kurulu bu adımları atabilecek, ne TSF Eğitim Kurulu doğru ve evrensel yöntemleri belirleyebilecek ne de TSF genel kurulu bu yöneticileri seçebilecek bilgi ve deneyime sahip değildir.

Yönetim kurulu üyesi adayı olduğum Cengiz Keleş'in seçilmesi halinde de aynı sözleri söylemekten kaçınmazdım. Çözüm, yönetime satranççıların gelmesi de değildir. Yıllardan beri söylenmeye çalışılan, yöneticilerin, kendi sistemlerini değil, evrensel satranç değerlerini ve satranççıları ön planda tutan bir yönetim anlayışı sergilemesi gerektiğidir. Satranç yöneticisi olmak = satranççı olmak, olmadığı gibi, 'iyi bir insan olmak, anne olmak ya da çok başarılı birşirketin sahibi olmak da değildir ama kesinlikle, konunuzu, içinde bulunduğunuz dünyayı ve coğrafyayı iyi bilmek, zamanı ve değişimi anlamak ve çok ama çok araştırmak, sormak ve öğrenmektir.


Konumuza dönecek olursak, evet il temsilciliği, yönetimin tabanla ilişkisi açısından oldukça önemli bir kurumdur. Doğru işlemesi çok önemlidir ama durum bir dakika; Bir geliri olmayan, en önemli görevi, yönetimin tekrar seçilmek için sizden isteyeceklerini yerine getirmeniz, imza toplamanız, lisans geliri elde etmeniz olan bir sistemden söz ediyoruz! Dahası il temsilciliğine gelebilmenizin en büyük nedenlerinden biri de, seçimler ve sonrasında 'doğru' tarafta olmanız ve bunu sağlayabilecek politik gücünüzün olması değil mi? Aynı Yönetim Kurulunda ve diğer kurullarda olduğu gibi. O zaman sizlerin emeklerinizle yapılacak, toplantılar ve iyileştirmelerle neyin önüne geçebilir, verimliliği nasıl sağlayabilirsiniz?

İl temsilcilikleri kapansın! feryadının ardında, yavaş yavaş, 'Satranç kapansın!' a gidiş vardır ve ne yazık ki doğru olma yolunda ilerlemektedir.

Aşkın Bey de aynı Sayın Başkan'ın seçim konuşmasında yaptığı türden bir hataya düşüyor ve çok daha başka amaçla söylenilen argümanları ' o zaman hadi bakalım 2600 ler gelsin yönetsin de görelim'e çeviriyor. Bu belki seçim sırasında, kendini 'öteki' hisseden satranç emekçilerinin oylarını almak için iyi bir yöntem olabilir ama burada yürütülen bir fikir tartışmasına yakışmıyor ne yazık ki. Kimse Başkan 2600, yardımcıları 2500 olsun derdinde değil. Satrançla ilgili konularla ilgili konularda,elbette camianın ve konunun önde gelenlerinin görüşleri alınmalıdır.

Bu eleştiriler, yönetim veya kurullarda görev alanlara değil, yönetim anlayışına yönelilktir. Sayın Taşan ile daha önce Eğitim kurulunda bulundum. Gayretini ve iyi niyetini yakından biliyorum. Eminim kurulda yer alan diğer arkadaşlarda aynı şekilde çalışacaklardır ancak örneğin haftasonunda yapılacak 'Eğiticilerin Eğitimi Semineri' için gönderilen yazılarda, eğitimcilerin seçimi için son kararın Eğitim Kurulunda olduğu belirtilmiş. Bunun anlamı, kurul kendisinden seviye ve kıdem olarak çok daha iyi durumda olabilecek antrenörleri değerlendireceğidir ki, son derece tehlikelidir.Bu seçim muhakkak TSF bünyesinde yer alan yerli ve yabancı antrenörler tarafından yapılmalı, kurul gerekirse bazı noktalarda insiyatifini kullanmalıdır. Eğitim kurulu, yurt çapında eğitimcilerin sorunlarını belirleyecek, iç ve dış uzmanlardan görüşler ve yöntemler alacak, bu yöntemleri belli konularda test edebilecek kişilerin bilgisine sunabilecek ve sonrasında doğru değerlendirmeyi yapacaksa bir itirazımız olmaz ama kurul üyeleri bir odaya kapanıp, Türk Satranç Eğitim politikasını sayfalar halinde yazıp, yönetime sunarlarsa itiraz ederiz.

Bu yazdıklarımın hepsi, bugüne kadar yapılanlar ve yaptıklarımız içindir.Gülkız Hanım geçtiğimiz yıl liglerin formatıyla ilgili olarak böyle bir çalışmayı başarıyla gerçekleştirdi. Gülkız Tülay yönetiminden 4 ayda mucize beklemiyoruz ama 4 ayda adımların atıldığının gösterilmesi gerekmektedir.

Bu hafta alınan bir kararla Ekaterina Atalık, Haziran 2012'de bir Rus sitesiyle yaptığı röportaj nedeniyle disiplin kuruluna sevkedilmiş ve savunması istenmiştir. Konunu içeriğini ve vicdani olarak bunca eziyet çektirilen başarılı bir sporcuya yapılmasını geçiyorum. 8 ay sonra ve yeni yönetimin seçilmesinden 4 ay sonra böyle bir uygulamaya gidilmesinin tek bir anlamı vardır ki o da uygun zamanda ve uygun yerde rövanş almaktır.

İşte o zaman, tüm kurullar ve mevzuatlar teferruattan ibaret kalır. Bu cezalara karşı çıkmanın aynı zamanda kendilerini savunmak ve geleceklerini kurtarmak olduğunu anlayamayan satranç oyuncuları ve yöneticiler de 'ama onlar da .... ' diye başlayan savunma cümleleriyle akıntıya kürek çekmeye devam ederler.

Son olarak Ateş Bey'e bir not, Manhattan Satranç Kulübü, bildiğim kadarıyla 5-6 yıl önce kapandı. Derneklerle ilgili sorun sadece satrancın kendine has özellikleriyle tanımlanamayacak, teknoloji ve zamanın değişimiyle de yakından ilgili bir durum. Belki ayrı bir başlıkta tartışılmalı..

Saygılarımla,
Ara
Cevapla
#33
Sn. GÖKERMAN,

Öncelikle yazınızdaki birleştirici ve olumlu eleştirel üslubunuza teşekkür ederim.

Hepsine gerek bugün ve gerekse geçmişte birinci elde hem tanık hem de mağduru oldum. Bireysel boyutta yazılan, anlatılanlarla ilgili konuşmak istemem. Çünkü bütün muhataplarının aynı ortamda olduğu zaman konuşulacak bir şeydir. Şık ve etik bulmam. Onların da mutlaka söyleyecekleri vardır.

Benim karşı durduğum şey, forum dışında ve cevap yazacak konumda olmayanların gıyabında yapılan itham edici konuşmalardır. Haklı ya da haksız, ithamın yeri burası olmamalıdır.

Ben ise şahıslar bazında hiçbir kimseyi de suçlayıp savunmuyorum.

Dramatize edilmiş yazıların bir gerçeği vardır. Evet, bunu ben de yazıyorum, siz de yazdınız zaten. SATRANÇ OYNAYARAK YUVA KURULAMAYACAĞINI bahsettiniz. Hayatını satrançtan kazanamayan, ama satrançla yaşayan insanlarımız var ve ben onlardan defalarca özür diliyorum bütün içtenliğimle. Bu erdemli insanlar asla kabul etmeyecekler ama içimdeki en büyük acılardan, pişmanlıklardandır bu konu.
Bireysel ya da toplumsal olarak olarak geçmişten bu güne ne yapılabilirdi?

“Ben bu taşın altına elimi nereden verebilirdim?” i çok düşündüm. Ve hala da çıkış arıyorum. Aslında satranç ülkemizde bir meslek alanı olmadıkça da sorunlar çözülmeyi bırakın bir yana, gittikçe de daha büyüyecek gibi.

Ne dersiniz? Sanki temel çözümlerden en önceliklisi, üstünde durulası bir konu!

Ama bunun için ülkemiz gerçeklerinde nasıl bir çalışma yöntemi bulunabilir?

Satranç serbest piyasa modeline benzer bir şekilde mi, devlet destekli mi?
Ama düşünüyorum da, hitap ettiği en büyük kitlesi 5-15 yaş grubuyken ve bu grubun da eğitim çağındaki çocuklar olduğunda devlet buraya girme zorunluluğunda mı hissediyor kendisini? Yoksa buna toplum olarak bir şeyleri yaparak ya da yapmadan biz mi izin veriyoruz?

Bu anlamda geçmişte benim de çeşitli illerde, gerek kuruluş aşamalarında gerekse yaşama süreçlerin de katkı sunmaya çalıştığım bir çok dernek, merkez, kulüp ve ticari kuruluş deneyimlerim oldu. En uzun soluklularını bile hep aynı nedenlerle kaybettik ve kaybediyoruz. Bireysel çabalar aynı bireyleri çeşitli sebeplerden kaybettikçe bu oluşumlarda yok olmaya başlıyorlar. Etrafınızda siz ve birkaç kişi kalıyorsunuz.

Her halde 3 tane isim sayamayız yetmişli, seksenli yıllardan günümüze…

Buraya çözüm teşkil edeceğini düşündüğüm bir yapılanma projem var son dört haftadır yoğun bir şekilde çalışıyorum.

Satrancın meslekileşme sürecine de alt yapı oluşturacak nitelikleri var. Forumda son 3-5 günlük yazılarımı bu çalışmalara ara vererek yazıyorum. İçerik ve zamanlama iç içe. Sanki doğru zamanda doğruya yakın şeyler oluşturuyormuşuz gibi duruyor. Ham proje aşaması bitince ve uygulanabilir özellik kazanınca paylaşacaktım.

Ama il temsilciler toplantısında görüş almak gerekli.

Ne yapalım sn. GÖKERMAN, ŞU ANDA BELKİ SİZDE GEREK İŞLEYİŞTEN, GEREK BAŞKA SEBEPLERDEN KARŞI OLABİLİRSİNİZ AMA, il temsilcilikleri ile iletişimin en etkili yolu onlarla aynı zeminde bir arada bir toplantı ve orada sunum yapılıp görüş almak, en azından böyle düşünüyorum.
Çünkü bu projenin uygulama aşamasında toplumla daha somut ve örgütlenme yapılanmaları var.

Bir gelirleri olacak. Ama günü geldiğinde oy ile geri dönüşü olmadan!

Örneğin (şimdi bana hala aynı konudan bahsettiğim için belki…, diyeceksiniz, ama,) il temsilciliklerinin alt komisyonlarında yer alacak olan ; il teknik komisyonu,il eğitim komisyonu, il halkla ilişkiler ve veli koordinasyon komisyonu, il sağlık komisyonu gibi oluşumlar halka daha çok somut olarak yayılmayı iletişime geçmeyi,gündemde kalmayı beraberinde getirmeyecek midir?

Toplumun bu kadar gündemine gelen satranç meslekleşme ivmesi kazanmaz mı?

TSF nin bu konuda çalışanlarına maddi destek ve kaynak aktarma çabaları da yeni yeni oluşmaya başlamışken…

Siz belki eğitim ve ekonomik düzeyi ne olursa olsun, bir okulda ya da satranç kulübünde, bir veli olan anne ve babanın (lütfen Kemer ya da başka otelleri düşünmeyin, bu belki bir hata, ama hata olarak devam etmeyebilir de) satranç eğitimi alan çocuğu için neler yapabileceğine, nerelere ulaşabileceğine, hangi resmi kurumlarla iletişime geçip bu dinamikleri hayata çekebileceğine şahit olmamış olabilirsiniz.

Böyle bir il örgüt yapılanmasında ve sn. Mojo Jojo’ nun tamamen katıldığım dernekleşme-ticari kurumlaşma öneri ve fikirlerininde hayatın içinde yer aldığını düşündüğümüzde ortaya çıkan tablo hakkında fikirleriniz nelerdir?
Bu dernekleşme sürecinin önünde yasal bir engel var mı bilmiyorum. Ama anladığım kadarıyla teşvik isteniyor ki mantıklıdır. Bu da görüşülür.

Bütün bunlar gerçekleşirse satranç bugünkünden çok daha fazla ve daha somut olarak hayatın içinde ve insanların gündeminde olmayacak mıdır?

Daha büyük kitlelere yayılıp başka talepleri oluşturmayacak mıdır?

Şahsım hakkındaki yorumlarınıza cevap vermek istemiyorum.

Konu bireyselleşiyor. Eksik ya da fazlalıklarımızın, çok üstün yeteneklerin muhasebesinin yapılacağı bir sergiye dönüşüyor ki ne kadar gereksiz ve çiğ.

Bir sataşma, görmedim. Haksız tespit, iftira da yok, art niyette, saklanılan yerden taciz atışı da… Keza öyle olsa da sizin taktir ettiğim yazı düzeyliliğinize yakın cevap vermeyi düşünürdüm belki. Zaten her konuda yazmadığınızı görüyor, çözüme yönelik önerilerde yazdığınızı düşünüyorum.


Ama 2300-2600 arası düşüncem o kadar kestirip atılacak cinsten değil.

Hiçbir ön yargım yok.

Söylem ve eylem bazında da saygısızlık yapmam. Bu emekcilere saygım sonsuz. Hayatını satranca adayan bu arkadaşlarımızdan bir çoğunu idol olarak seçmiş biri olarak kendimle çelişecek bir olumsuzluk yapamam.

İsimlerini vermeyeceğim.

Bunun için çözüm, yönetimde olmaksa onunda yolu araştırılır. Hatta bu konuda “Yeniden Yapılandırılmış Genel Kurul “ düşüncemi daha önce belirttim.

Çok az okunduğu için bilinmiyor.

Özetle -GENEL KURUL HAK EDENLERİN,SATRANÇÇILARIN KURULU OLMALI -diyordum.

Bu, yazılarımda duruyor. Bu fikir bende taa başından beri var. Fikirlerimin arkasında ve yanındayım, bu konudaki her olumlu öneriyi de kimden gelirse gelsin destekleyeceğim.

Bu düşüncemi yönetimde biliyor. Aslında bu konuyu konuştuğum yönetim üyelerinden şu ana kadar olumsuz bir tepki de görmedim. Hatta beklediğimden daha ileri demokratik yaklaşım da gördüğümü belirtmeliyim.

Bunu kamuoyu çok az biliyor.


Tek sorun, tarafların iletişimi.


Bu da panellerle, konferanslarla, belki şura, ya da genel kurul toplantılarıyla olabilir. Belki başka iletişim yolları da olabilir. Bunun için zamanla desteklediğim bir forum önerisinin takipçisiyim.

Kendi alanım Eğitim, ama, satrancın sorunları bilen biri olarak “üstüme vazife değil, bu benim işim değil düşüncesi “ nde de değilim!

Sevgili Erşan kardeşim,

Satrancın aydın geleceği için el ele verelim. Ben bir öğretmenim. Asli işim bu. Geçimimi de buradan sağlarım. Ama biliyor musun ki günümün 8 saati okulumda geçerken, bir o kadarı da üstlendiğim görevimde geçiyor.

Asla muhasebesini yapmadan söylerim ki bu alanda maddi bir kazanımım yok. Gönüllülük esasına dayalı. Söylem ve eylem birliğini ilke edinmiş bir yapıya kavuşmayı öteden beri düstur edinmiştim. Bunu da yaşamımın son dönemlerinde eksikliklerden yanlışlıklardan arınma çabası yöntemiyle başarmaya çalışıyorum.

Demem odur ki ;

Lütfen SÖYLEMİ DOĞRU İNSANLARIN EYLEMLERİNİ DE GÖRELİM.


Çözüm; dünyaca ünlü satranç modelini getirmek inan ki çok kolay, bu satranca ivme kazandıracaksa onun kalıcılığını sağlamaya yönelik adımları beraberce atma çözümüdür.

Ne dersiniz?


Çözüm; 6-8 yaşlarda alıp temel satranç eğitimi verdiğimiz sporcularımızı gelecek kaygısından, sınav baskısından uzak, bir yerleri kazanma aldatmacasına kanmayıp dershanelere ve özel derslere yönelme motivasyonundan uzak ve rahatça satranç oynayabilecekleri sistemi toplumca oluşturabilme çözümüdür.

Yanlış mı?


Çözüm; nitelikli satranç alt yapısını alan eğitim çağı çocuklarımızın gerektiğinde satrancı da bir meslek olarak seçebilecekleri, bedelini çok öncesinden ödedikleri satranç eğitiminin ve ulaştıkları başarıların, onlara beklentileri doğrultusunda bir hayat tarzı sunmasına yönelik temellerin atılma çözümü olabilir mi?


Çözüm ; İstanbul’a (hangi okulun salon açılışına gelmişti hatırlayamadım, Bahçeşehir Koleji olabilir) A.KARPOV gelip simültane sonrasında dikkatlice bakıp, başını kendisinden hiç beklemediğim bir şefkatle okşayan, kızım G. Damla TAŞAN gibi kız çocuklarının satrançtan erken kopuşlarını önleyecek sistemi bulma çözümü desem, ne dersiniz?

Ama oğlum Cem YILMAZ’ ı gördü. O günden beri “ O’ nu yenebilir miyim?”diye düşünüyor.

“Kim” değil, belki “ne” ya da “neden” daha önemli olabiliyor.


Ve, çözüm;


Söylemlere ayırdığımız zamanın bir kısmını hayatın içinde eylemlere de ayıralım.

Sanal kalmayalım, somut düşündüğümüz kadar somut ürünlerimiz de olmalı.

Ben bunu bir nebze yapmaya çalışıyorum.

İddiam tamamlayabilmek.

Sevgi ve saygılarımla…
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#34
Ben Mojo Jojo kadar devletin muhakkak geri çekilmesini ve spor bürokrasisi nini küçülmesini makul bir yapıya giden tek yol olarak görmüyorum. Onun yanında başka çözümler de uygulanabilir, ama yeter ki bir plan seçilsin. Mevcut durumla ilgili tespitlerine sıkça olduğu gibi yine katılıyorumSmile

İl temsilciliği yapısı, seçme ve seçilme sistemlerinin değişmesi için hiçbir mevzuat engeli yok (Cengiz Keleş'in altını çizdiği gibi) ama spor bürokrasisi o kadar merkeze bağımlı ki.. Bu konuları gerçekçi bir şekilde tartışabilmemiz için şu üç koşuldan birine ulaştığımız günleri görmemiz lazım:

1) Sporun en büyük sponsorunun devlet olmadığı bir ortam,
2) 2.madde yerine spor bürokrasisinin (gerek antrenörlük gerek diğer yöneticiliklerin) sonuç odaklı bir liyakat sistemiyle uygulandığı an, o sonuçlardan kastım da lisanslı sporcu sayısı değil sadece (çok daha farklı kriterler gerekir)

Şahsen bu iki koşula yirmi beş fırın ekmek uzaklıkta olduğumuzu düşünüyorum.

Federasyon özerk oldu, ama bu özerkliği biraz aldatıcı buluyorum. Özerkliğe rağmen satrancın ve satranççıların boyunu aşan, Türkiye'yle ilgili bir meseledir.

Erşan Gökerman çok güzel bir detayı yazmış:

Alıntı:Son olarak Ateş Bey'e bir not, Manhattan Satranç Kulübü, bildiğim kadarıyla 5-6 yıl önce kapandı. Derneklerle ilgili sorun sadece satrancın kendine has özellikleriyle tanımlanamayacak, teknoloji ve zamanın değişimiyle de yakından ilgili bir durum. Belki ayrı bir başlıkta tartışılmalı..

Satranç merkezlerinin önlenemez sonu yaklaşıyor, hele Türkiye'de satranç merkezlerini yaşatmak için çok büyük özveri gerekiyor (veya zengin bir hayırsever!), ABD'de St.Louis Satranç Kulübü'nün bugünlerdeki aktifliği, St.Louis'de binlerce lisanslı "satranç sporcusu" olması değil Rex Sinquenfeld'in satrancı sevmesi.

Satrancın meslek olamaması da sadece Türkiye'de değil dünyada satrancın nasıl algılandığı ve nereye doğru gittiği tartışılmadan anlaşılamayacak bir konu.
Ara
Cevapla
#35
Bunları biliyor muydunuz?

Sn.Özgür AKMAN

Sporun,spor dallarından bazılarının, ama özellikle de satrancın geleceğini bekleyen önemli risklere değinmişsiniz.

Ben bu konunun siyasi boyutunu, Kasım-Aralık 2012 tarihlerinde yazmış ve altını çizerek dikkatlere sunmuştum.

Kısaca hatırlatmak ve somut örnekler sunmak isterim.

Ülkemizin eğitim alt yapısının en büyük ve yaygın zeminini teşkil eden okullarımız ve çeşitli spor dallarının milyonlarca gizli potansiyeli öğrencilerimizin geleceğini de etkileyebilecek içinde bulunduğu gerçek bir talihsiz bir duruma sürüklenmekteyiz.

2011-2012 ve 2012-2013 YILLARININ EĞİTİM MÜFREDAT PROGRAMLARINI
İNCELEYENLER BİLİRLER
.
Oysa ben burada defalarca sundum.

•Eğitim Fakültesi mezunlarının atanamayışı son on yılda tavan yaptı.

•BESYO larda Beden Eğitimi bölümleri ve mezunları artık en büyük ihtiyaç olan ders ve öğretmen olmaktan çıkarıldı, yıldırıldı. 2000 Lİ YILLARIN BAŞINDAN BERİ HALA ATANAMAYAN VE KPS SINAVLARINDA süründürülen adaylar var. O YILLARDA ÜNİVERSİTEDE SEÇMELİ SATRANÇ DERSİ VERDİĞİM BİRÇOK EĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ BÖLÜMÜ öğrencilerim daha geçen yıla kadar KPS sınavlarına giriyorlar ve kazanmayı umut ediyorlardı
.
•Çünkü ilkokullarımızda satranç dersi seçmeli derslerden çıkarıldı
.
•Çünkü orta okullarımızda satranç ders değil, zeka oyunlarının içinde iki hafta bile sürmeyecek bir ünite konusu. Coğrafya dersinde peribacalarını anlatır gibi.

•Çünkü liselerde satrancın adı bile yok.

•Çünkü ilkokullarımızda beden eğitimi dersleri de kademeli olarak kaldırılıyor.
Yerine Fiziksel etkinlikler dersleri kondu ve bunu sınıf öğretmeni yaptıracak.

•Çünkü askeri okullarda içinde top olan (voleybol, basketbol, vb.) dallar yerine güreş, karate, judo gibi dalların getirilmesi gündemde. Yani takım olarak düşünme, bireysel olarak didin.

Benim çok sevgili satranççı arkadaşlarım, olaylara sadece satranç penceresinden bakarsak ayağımızın altından kayıp gidiveren zemin bizi de nasıl etkiler acaba?

Bizim tartışmamız gereken ve çözüm bulmamız gerektiren çok önemli konular var.
Çözümü, örgütlü, bilinçli, kararlı duruşlu toplum olabilmektir.

Manhattan, St. Louis hattında gezmeye devam ettiğimiz sürece temelde çok sorun ve zaman kaybederiz.

Çözümü güçlü satranç toplumu, örgütlü toplum olmakta görmek ve bu amaca yönelik çalışmalar içinde olmak doğrusudur. Kavga içinde olan birçok oluşum ya gitgide bölünmeye devam etmekte, ya da yok oluşunu engelleyememiştir.

Bunu günlük hayatta, özellikle politikada örnekleriyle görmek mümkündür.

Saygı ve sevgilerimle…
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#36
Alıntı:Manhattan, St. Louis hattında gezmeye devam ettiğimiz sürece temelde çok sorun ve zaman kaybederiz.


Farklı bir başlık açılması gerekecekti, ama bu alıntı üzerine cevap vermek gereği hasıl oldu. Bu örnekler, neredeyse her faaliyetin özel sektör ve girişimcilik üzerinden yükseldiği bir ülkede bile satrancın ciddi sıkıntı yaşadığını yazmaktı. Yoksa oralardaki örnekleri çok meraklı olup da buradakileri umursamadığım anlamı çıkmıyor.

Dünyaya gözlerimizi kapatarak bir yere varamayız. Tabii dünyaya gözlerimizi açmaktan kastım FIDE Toplantılarına ev sahipliği yapmak değilSmile

Satrancın gittiği yön şu anda dünyada da Türkiye'de de paralel. Turnuva satrancı, kulüp kültürü hızla ölüyor. İşin bilgisayarla ilgili tarafı da var. Satrancın, eğitime dokunan taraflarından başka hiçbir hali yaşayamaz gibi bir algı yaratıldı/var. Tüm uygulamalar da bu varsayıma göre ilerliyor. Şahsen, işin eğitim tarafı benim için bu satrancın cazip taraflarından yalnızca biri. Bu derin bir konu, bu başlıkta uzatmak yersiz.

Bu yüzden İl Temsilciliği bahsine geri döneyim. Benim İl Temsilcileri'nin seçimle görevle gelmesiyle ilgili birkaç sorum var. Bunları yetkililere de yeri gelince bizzat soracağım.

1) İl Temilcilikleri seçimle mi göreve gelmelidir?
2) Gerçekten mevzuata uygun mu?
3) Siyasi irade ve SGM buna nasıl bakıyor?
4) Seçilecekse nasıl seçilmeli?
a) Kimler oy kullanmalı? (1800 altı-üstü-neden 1800?, lisanslı sporcular, 18 yaşın üzerindeki her Türk vatandaşı)
b) Kimler seçilebilme hakkına sahip olmalı?
5) TSF Yönetimi bu konuya nasıl yaklaşıyor? Bu öneriler yapıldı mı? Olumsuz yaklaşıyorlarsa neden?

İl Temsilcilikleri için kesinlikle belli sayıda turnuva organize etme zorunluluğu getirilmeli ,gerek yaş grupları gerekse yetişkinlerin de katılabileceği turnuvalar. Bu turnuvalar için de iyi belirlenmiş kalite standartları getirilmeli. İl temsilcileri için somut performans kriterleri konmalı. Turnuva direktörlüğü gelirleri olmalı ama bu gelirler ne komik olmalı ne de bazı şehirlerde olduğu gibi şahsi servet yaratacak miktarları bulmalı.
Ara
Cevapla
#37
Manhattan-St. Louis hattından kasıt piramidin tepesidir.

Elbette örnek alınacak modellerin tartışılması kaçınılmazdır. Burada anlatılmak istenen yeniden yapılanmaya başlanırken her halde piramidin oturduğu temel zemini sağlam kurma fikriydi.

Maddi alt yapıdan ve kaynaktan yoksun şartlarda bu söz konusu modelin kurulma ve yaşama şansı var mıdır?

Dünyaya gözlerimi kapatmıyorum, bilakis baktığım şeyleri görmeye ve anlamaya çalışıyorum.

Manhattan Kulübünün potansiyel kuruluş nedenleri, maddi destekçileri, destekleyen toplumsal algı, bireysel ya da kurumsal ekonomik finansı, yaşadığı ve geriye gidiş süreci ile ülkemiz koşullarını kıyaslayabilir misiniz?

O ülkede satranç eğitimi üzerine sayısız bilimsel araştırmalar yapıldı. Sonuçlarını toplum ve toplumu yönetenler özümsedi, benimsedi. O ve diğer oluşumları devleti direk ya da dolaylı, ne kadar destekledi bilemiyorum ama en azından engelleyip öcü gözüyle bakmadı.

Sonra süreç kapatılandan çok daha yeterliliğe sahip olanlarının açılmasını da sağlayabilir.

Keza dünyadaki diğer örnekleri?
Şartlarımız uyuşuyor mu?

Ticari kuruluşların yolunu açmak çok mantıklı, sonuna kadar destekçisiyim.

Ama uygun toplumsal alt yapıyı kurmak öncelikli hedef değil mi?

Toplumsal alt yapıdan kastım sadece satranca olan talep değil. Kalıcılığı olan, gelişmeleri takip edip kendini yenileyebilen, potansiyeline cazibe sunup taleplerini yerine getiren merkez, kulüp ve oluşumların hayata geçmesini sağlamak için çok iyi ve besleyici bir alt yapılanması gerçekleştirilmelidir.

Ülkemiz aslında buna çok müsait. Ama politikalar belirleyici oluyor.

Bilmem yanılıyor muyum?

Selam ve sevgilerimle…
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi