Satranç ve Spor
#38
Değerli arkadaşlar,
Sn. Ertan KILCIGİL' in son yazdığı cevaplar satrancı fizyolojik temelli olmadığı için spor sayılamayacağı sonucuna doğru ilerlemektedir.
Fikrine ve araştırmalarına, toplumu aydınlatma amaçlarına saygı duyarım.
Ama toplumu aydınlatma amacına yönelik olarak ben de cevap verme hakkımı kullanacağım.
Kendisinin de buna saygı duyacağını biliyorum.

Kendi görüşlerimi koyu punton harflerle belirtiyorum.
____________________



Ertan KILCIGİL : Satrancın Olimpiyat Oyunlarında yer alamaması, diğer bir deyişle Olimpik Spor olamaması ile ilgili diğer bir konu ise Roma'dan SPQR döneminden günümüze gelen ve Olimpik Motto olan "Citius, Altius, Fortius" yani "Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Güçlü" sloganının hiç bir maddesine uymamasıdır.

Satrancın Olimpiyat felsefesine uymamasının en önemli gerekçesi de bu sözlerin ?fizyolojik ağırlık? olarak öneminden kaynaklanmaktadır. Yoksa ?daha yüksek, daha hızlı, daha güçlü? olmazdı..


İsterdim ki, Cumhuriyet?teki yazıma sporun ne olduğunu bilenler yanıt versin. Oysa sadece satrancı sevmek veya ilgilenmek, ne yazık ki sporu bilmek olmamaktadır. Yazarın kendi deyimiyle ?konuya dalışı? golf?ün spor olmadığını sözde kanıtlamakla başlamış. Oysa sporda ?göz-kas koordinasyonu? denilen temel ilkeyi bilseydi daha ayrıntılı yanıtlar verebilirdim. Ancak bu görüşü yazan kişi yazdıklarımı anlayacak temel bilgiye sahip değildir. Hele polisiye bir eserden bahsederek satrancı spor yapmaya çalışmış ki, ?fareli köyün kavalcısı? eserinde de ?ne güzel kaval çalınıyordu? dendikten sonra ?bu kaval çalanın senfoni orkestrasında mutlaka çalması gerekli, yazık oluyor kendisine? denmesine benzer. Hele bir spor branşındaki teknik ile, sözüm ona ?satrançta da teknik vardır? demeye getirmiş ki, bu yazarın önce spor tekniği nedir, teknik çalışırken neler yapılır, o sırada vücutta ne gibi değişiklikler veya gelişmeler olur, fizyoloji nedir, bir fizyolojik reaksiyon nedir, bu reaksiyon sırasında neler olur, olur da olur, çoğaltmak zaten bu yazarın anlayamayacağı konulardır. Yani bir cerrahın nasıl ameliyat yapacağını hiç tıp okumamış birine anlatması gibi bir duruma düşmek istemem. Bir polisiye romanla satrancın spor olduğunu savlayan birisine yanıt vermek gerçekten zor.?
...


Sn. KILCIGİL? in buradaki benzetme mantığı doğrudur!
Nasıl ki satrancı hiç bilmeyen ve hiç oynamamış, yarışma disiplini içinde kendisindeki sadece fizyolojik değil; antrenmanlarıyla fizyolojik performans (evet, açıklayacağım) teknik kapasite, yarışma motivasyonu, kuvvette devamlılık, göz-beyin-kas koordinasyonu ve çabukluk-sürat gelişimi, yarışabilme isteğinin artmasına dayanan motivasyon gelişimi ve bunun başarıya dayalı istatistiksel gerçeği, kendisini tüm fizyolojik-psikolojik kapasitesinin gelişmesine kilitlediği antrenman ya da kamp süreci, ruhsal ve heyecansal değişimine tanık olmamış birine, bırakın satrancın spor olmasını satrancın kendisini anlatmak çok zordur

Satranç tüm sporlardan uzak ara; gittikçe kendisini yenileyen ve geliştiren, kitlelere yayılan ve o kitlelere de farklı disipline alışkanlıkları kazandıran eşsiz bir bireysel ve takım sporudur.
TOPALOV-KRAMNİK Dünya Satranç Şampiyonluğu Maçı için sporcular iki yıl öncesinden hazırlıklarına başlamışlardır. Bu hazırlıklar süreci içinde; 6 ay fizyolojik temelli antrenman, 6 ay teknik kapasite gelişimi, 6 ay rakiplerinin maçını inceleme ve 6 ay da dinlenme, psikolojik-moral antrenman süreci vardı.


Ertan KILCIGİL: ?İki yıl öncesinden antrenmanlara başlamak, her antrenmanı spor yapar mı, önce bunun ayırtına varmak lazım. İlköğretim çağındaki bir çocuğun okuma alışkanlığını ve okuma hızını artırmak için öğretmenler tarafından verilen okuma ödevleri de bir çeşit antrenmandır. Bu spor olur mu? Sporun kriterleri tek bir neden ile açıklanmaz. Bir bütündür.
Antrenmanın mutlaka ama mutlaka fizyolojik bir temelinin olması lazım. Olmazsa olmaz tek kural budur.
Fizyolojik temeli olmayan bir tek spor branşı gösteremezsiniz.
Gösterin, satrancı da spor kabul edelim."

...

Bakın Sn. KILCIGİL, fizyolojik temelli antrenman-spor ilişkisi olarak satranç etkileşimlerini siz şimdilik kabul etmeseniz bile biz son 50-60 yıldır satranç sporcuları nasıl yaşıyoruz?

ANTRENMAN TEORİSİ-SÜRAT-ÇABUKLUK GELİŞİMİ:
Satranç antrenmanlarında bizim kol kaslarımızın, bir halterci kadar olmasa bile çabukluk açısından düzeyine uygun olarak geliştirmeye ihtiyacımız vardır. Aynı yarışma disiplini içindeki yarışan sporculardan göz-beyin kas koordinasyonunu yardımcı antrenmanlarda daha çok geliştirebilen sporcuların satrancın zaman sıkışması dediğimiz bölümünde daha başarılı oldukları hem gözlenmiş hem de binlerce sporcu tarafından yaşamış gerçeklerdir.
Reaksiyon ve çabukluk çalışmalara, oyunun zaman sıkışması bölümünde oyun kalitemizin artması ve sonuca ulaşabilme başarı yüzdesinin artması için ihtiyaç duyarız. Daha hızlı ilkesi burada devreye girer. Çünkü zamanı önce dolan sporcu kaybeder.
Bunu 100m. yarışında sprinterin son 30 m. deki olağanüstü çabasına benzetebiliriz.

ANTRENMAN TEORİSİ DAYANIKLILIK GELİŞİMİ:
Satrancın özellikle çift turlu oyun günlerinde yaklaşık 9-10 saatlik performans dayanıklılığını sağlayabilmesi için sporcunun kas sisteminin de hazırlıklı olması gerekecektir. Siz boyun egzersizleri yapmadan çıkacağınız maçınızda mutlaka olumsuz etkileşimler yaşayacaksınız. Onun için satranç sporcuları için düzenli egzersizler planlanmış ve uygulanmaktadır. Beyin ve kas sisteminin kullanacağı oksijenini düzenli ve yeterli olarak kullanılmasına yönelik antrenman planlamaları yapılmıştır.
Dünya Satranç Şampiyonlarından M. BOTVİNNİK? in 1940 ve 1950 li yıllarda dayanıklılığa yönelik kendine özgü antrenmanları vardır. Müsabakalara fizyolojik olarak hazırlanabilmek için günümüzde artık performans artırıcı antrenmanlar yapılmaktadır. Piknik tipli sporcu profilleri oldukça eski zamanlarda kalmış, yerini sportmen yapılı, kendi formunu sürekli koruma programları yapan ve uygulayan sporculara bırakmıştır.

SPORCU YAŞI ve ETKİLEŞİMİ:
Bir çok spor dalında olduğu gibi satrançta da yaşın çok ayırıcı-belirleyici bir etkisi vardır.
Performansa dayalı olarak en verimli yaşlar 12-13' lerde başlayıp 22-28' lere varıyor artık. Belli bir yaştan sonra treni kaçırıyorsunuz artık.

20-25 masaya karşı simültane( bir oyuncunun aynı anda gezerek bir sonraki masaya sırayla hamle yaptığı ?çoğul masa maçı?) oynarken 3-5 saat aynı maçılar serisini ayakta oynadığını ve bu sırada 9-10 sn süren bir 100m. yarışından daha çok efor harcadığı iddia edebilirim. Bunun ölçülmüş olduğunu sanmıyorum. Ancak her iki sporcunun da efor harcadığına tanık olan milyonlarca seyirci vardır.

Satranç sporcuları kendilerinde var olan dayanıklılık ve sürat yetenek gelişimlerini de geliştirmek durumundadırlar. Bundan 80-100 yıl önce bu durum fark edilmeyebilirdi. Ama zamanımızda artık satranç sporcuları sadece masa başında oturdukları yerde efor harcamıyorlar. Satranç sporcusu sadece maç aktivitesini düşünürse yeterli olmaz. Modern zamanların gerçeğidir bu. Tıpkı sporun tanımının da bundan yıllar öncesinde yapıldığı; ama zamanımızda tanımın özüne yeni uygulamaların ve düzenlemelerin etkisiyle içerik kazandırdığı gibi. Zaten şu ünlü, ?zamanlar değişir, onunla da biz? lafını boşuna hatırlatmamıştım.
Burada tek eksik, her iki spor dalı arasındaki efor harcamasının ölçülmesine yönelik bir çalışmanın olup olmadığının bilinmemesi, ya da ortaya çıkmamasıdır.

ANATOMİK ve FİZYOLOJİK ETKİLEŞİMLERİ:
Sakin bir ortamdaki insanla spor yapan insan arasındaki kalbin atım ve taşıma kapasitesi arasında farklar oluşur. Spor yapan kişilerde uzun süreli aktivitelerde kalp debisi (kalp debisi : kalbin bir dakikada pompaladığı kan miktarı) hep aynı kalmaktadır.
Oyun sonunda yaşadığı stres ve heyecana bağlı olarak kolları (göz-beyin-el koordinasyonu) sürekli çalışma eğiliminde olan bir satranççı için saniyenin daha küçük birimlerinin bile çok önemli sonuçları vardır.
Dolayısıyla egzersiz ve kazanç-kayıp kaygısı ve ona bağlı stres arttıkça kalp atım hızı da artar, beyine her bir atımda daha fazla değil, ama daha sık kan gönderilir. Beyin, kas sistemine sinirleri ile daha sağlıklı emirler gönderir. Dakikada 130-140 atabilir belki de kalp.

Yani oksijen taşınmasını etkileyen faktör atım hızı ve atım hacmidir. Beyin daha iyi fark eder , ayırır, kıyaslar, karar verir. El ve kol kaslarına daha güvenli emirler gelir. Sporcu özgüvenini, motivasyonunu o kol ve eliyle taşır masadaki taşlara.
100 m. sporcusu start anından itibaren kilitlendiği hedefine uygun kas sistemiyle (kol-karın ve bacak kasları) uygulamaya koyar. O mesafeyi12-15 adımda ve 9-10 saniyede bitirir. Bir olimpiyatta 2 seri bir de final koşarsa toplam 300m. dir. Ardında büyük bir hazırlık var, küçümsemiyorum. Ama satranççıda da bazen günde 2-3 maç ki 7-9 saat sürebiliyor, ve onca harcanmış beyin-sinir-kas eforu var. Terlemeyi gündeme getirmiyorum bile.

Biten maç sonrası heyecan hemen bitmez! Ama parasempatik sistemin gönderdiği uyarıların etkisiyle kan basıncı, kalp atış hızı, kan şekeri düşer..Sporcu rahatlar. İdrar kesesi ve göz bebekleri eski boyutlarına ulaşır. Etrafındakileri hatırlamaya başlar! Neden kaybettiğini anlamaya çalışır! Tebrikleri kabul eder, gücünü toplamak için dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Sıradaki maçına hazırlanmak için odasına çıkar bu arada devam eden Dünya Atletizm Şampiyonası? ndaki Jamaika? lı sprinter Usain St. Leo Bolt? un final yarışını izleyebilir.

DİNLENME- UYKU ETKİLEŞİMLERİ ve PERFORMANS DEĞİŞİMLERİ.
Sporcuların gerek müsabaka hazırlık dönemlerinde gerekse müsabaka dönemlerinde dinlenmenin, kaliteli ve zamanında alınmış uykunun düzenli ve performans artırıcı beslenmenin dünyadaki örnek uygulamaları bilinmektedir ve aksi ispatlanamamıştır
.

...


Ertan KILCIGİL: ?Yasal olarak örgütlenmiş, ulusal ve uluslararası federasyonları olan ve ?spor? çatısı altında örgütlenmiş durumundan dolayı ?iki sporcu? diyebileceğiniz, ancak ?iki oyuncu? diyebileceğimiz kişiler karşılıklı da bir kişinin 10 belki de 20 kişiyle de oynaması olasıdır.?

Ama sporcuya oyuncu yakıştırmasını da yapabiliriz. Fakat kastedilen içerik aynı kalmak şartıyla futbolcular da bilmem kaçıncı dakikada oyuncu değiştirebilirler. İkisini de anlam olarak aynı kulvarda kullanıyorum ben.
Çünkü futbol da başlangıçta bir oyun olarak çıkmıştı, voleybol (uçan top) da?
Sporcuydu-oyuncuydu tartışmasının benim için spor olduktan sonra önemi kalmıyor.



DEVEKUŞU YARIŞLARI.
Deve kuşu dünyada gözü beyninden büyük tek hayvandır.
Acaba sırf kas gücüne dayalı olduğu için, yarışma kuralları olduğu için, ekonomisi olduğu için spor kabul edilmeli midir?

Ertan KILCIGİL: : Deve kuşunun gözü beyninden büyükse, deve kuşu hiçbir zaman satranç öğrenemeyecektir. Yazık, gerçekten çok yazık?

Sayın hocam yanlış anlama var mı acaba? Ben devekuşunun üzerine jokey gibi binilip yapılan yarışmaların spor olup olmadığını sormuştum. Devekuşuna satranç öğretme iddiamız yok. Ama olursa eğer, inanın devekuşunun daha iyi oynayacağı arkadaşlarımız da var. Bu şakayı o arkadaşlarıma da yaptığım için dedikodu değildir. İsim veremem o zaman dedikodu olabilir.
Soruyu sorarken yanlış algılanabileceği hiç aklıma gelmemişti.




Ertan KILCIGİL: -?Her kilo kaybı spor olacaksa, vay halimize. Tüm Dünya her sabah tuvalette spor yapıyor o zaman. Hele bazıları daha uzun süre oturur, onlar daha çok spor yapıyorlar demek ki??

Sayın hocam burası zurnanın zırt dediği yer olmalı.
Her ağırlık azalmasının kilo kaybetmek olmadığını biliriz. Evrensel bilim, disipline kurallar içinde satranç maçında sporcuların bazal metabolizmalarının arttığını, daha fazla yakıt kullanarak artık madde bıraktıklarını, kol kaslarında oyunun belli aşamasında daha fazla laktik asit biriktiğini, daha fazla enerjiye ve enerji kaynaklarına ihtiyaç duyduklarını kabul eder, bunu satranç sporcuları da yaşar ve bilir. Her ne kadar bazı bilim insanlarımız yaşamasa, bilmese ve tanık olmasa bile.
Bu cevabınızı okurken aklıma RECEP İVEDİK Filmi?nin o lokanta sahneleri geldi. Tam bir komedi! Hani kuru fasulyeyi yedikten sonraki yarışma? Seyirci var, belli kurallar var, rekabet ve dostça yarışma var, ödül var.
Belli bir oranda daha yükseğe, daha kuvvetli daha ileriye ve daha hızlı olma gibi olimpik ögeleri-ilkeleri de mevcut? Kas desen zaten sırf karın kasları? Spor oldu mu şimdi?






Ertan KILCIGİL: ?NBA?da top havayken sevinen top havadayken sevinmeye başlayan sporcunun ?göz-kas koordinasyonu? gelişmiştir bu da spor antrenmanlarıyla gelişir. Ancak trafikte araba kullanan birinin karşıdan gelen arabanın tehlikeli ve hızını kestirip ona göre yavaşlama, yoldan veya o tehlikeden kaçmak için yaptığı hamle, göz-kas koordinasyonunun eseridir??

Göz-kas-sinir koordinasyonu ile ilgili olarak yukarıda örneklemiştim.




Ertan KILCIGİL: ?Öyle veya böyle, az veya çok kas gücü her spor branşında vardır. Bunu da sağlayan fizyolojik zorlanma ve gelişimdir. Ancak her kas çalışması spor değildir. Raftan kitap alırken çalışan kol kaslarımız olsa da, bahçeyi bellerken tüm vücut kaslarımız çalışsa da bu spor olmaz. Satrançta çalışan kol kaslarımız bize spor yaptırmaz. Cumhuriyet?teki yazımda belirttiğim gibi kolestrolü yüksek şişman ve sağlıksız birinin doktordan aldığı öneri, ?günde en az yarım saat iyi bir rakiple düzenli olarak satranç oynayın? değil, ?yürüyüş veya egzersiz yapın? olur. Bu tümceyi iyi anlamak lazım. Bu tümcenin altında neler var iyi anlamak lazım. Fizyolojik ve ritmli olarak, kişiye göre değişen tempoda kalp kası dahil dolaşım fizyolojisini değiştiren-geliştiren bir etkenden ve bu etkenin birlikte yürüdüğü kompozit bir oluşumdan bahsedilmektedir. Bu anlaşılamadığı sürece, ne bizi anlayabilirsiniz, ne de derdinizi anlatabilirsiniz.?

Raftan kitap almak elbette spor değil. Kastını aşan bir benzetmedir, ne kadar içinize sindi bu benzetme bilemem. Sporun onca yan ögesine ve özelliklerine, bireysel ve sosyal olgusuna değindikten sonra böyle bir örnekleme yi kabul edemem.
Doktorun cevabına gelince, elbette sadece satrancı da değil; düzeyine uygun olarak halteri de önermez maratonu da. Kişinin en kolay yapabileceği spor etkinliklerini önermesi elbette doğrudur.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla


Bu Konudaki Yorumlar
Satranç ve Spor - Yazar: Dr Harun Taner - 20-12-2013, 17:11
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Dr Harun Taner - 20-12-2013, 17:12
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Dr Harun Taner - 20-12-2013, 17:13
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Dr Harun Taner - 20-12-2013, 17:14
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Dr Harun Taner - 20-12-2013, 17:14
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Dr Harun Taner - 20-12-2013, 17:15
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Dr Harun Taner - 20-12-2013, 17:15
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 21-12-2013, 00:29
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Mojo Jojo - 21-12-2013, 00:51
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Mehmet - 21-12-2013, 14:55
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Oktay ERTAN - 21-12-2013, 21:27
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 21-12-2013, 22:30
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 21-12-2013, 23:38
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 21-12-2013, 23:48
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Oktay ERTAN - 21-12-2013, 23:57
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: ibrahimethemAy - 22-12-2013, 00:33
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Oktay ERTAN - 22-12-2013, 00:39
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: ibrahimethemAy - 22-12-2013, 04:47
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Dr Harun Taner - 22-12-2013, 10:30
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 22-12-2013, 11:26
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Mağara Adamı - 22-12-2013, 22:27
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Oktay ERTAN - 22-12-2013, 23:44
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Mojo Jojo - 23-12-2013, 02:23
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 23-12-2013, 15:23
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 23-12-2013, 15:35
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 23-12-2013, 21:36
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Attorney at Law - 23-12-2013, 22:27
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 23-12-2013, 23:23
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Mojo Jojo - 24-12-2013, 00:22
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Ozgur_Akman - 24-12-2013, 00:37
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Dr Harun Taner - 25-12-2013, 20:00
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Tuna Özateş - 25-12-2013, 20:45
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Oktay ERTAN - 25-12-2013, 22:23
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 26-12-2013, 21:21
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 26-12-2013, 21:30
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 30-12-2013, 14:18
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Mojo Jojo - 30-12-2013, 14:57
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 02-01-2014, 14:59
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Dr Harun Taner - 02-01-2014, 19:23
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 03-01-2014, 12:39
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Feti - 03-01-2014, 21:58
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: Feti - 03-01-2014, 23:19
[Konu Başlığı Yok] - Yazar: M.Aşkın TAŞAN - 04-01-2014, 00:12



Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi