Neden Ülkemizde Kaliteli Turnuva Yapılmıyor
#41
1997-2000 yıllarında kimlere hangi ceza verilmişse ve benim bu cezalara nasıl bir katkım olmuşsa bunu Topluma açık bir şekilde anlatmanız gerekir.Aksi halde kullanılan yöntem "çamur at izi kalsın"yöntemi olur.Siz zayıf satranççıları küçümsemek ve değersizleştirmek için fırsat aramaya devam ettikçe mutlaka tepki gelecektir.Birgün daha büyük tepkiler de gelecektir.48 yıldır bu Toplumun içindeyim.Kimin hangi amaca hizmet ettiğini çok iyi biliyorum.Kimin kaç yılda kaç yazı yazdığını ve kimin için yazdığını biliyorum.İnsanları küçümseyerek bir yere varmak zordur.Zayıf satranççının bir hiç olduğunu öne süren bu iddianın sonuçlarına katlanır.
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#42
Satranççıyı satranç oynayan kimse anlamında algılamanız doğal bu durumda da sadece sporcular kast edilir.
Oysa ben biraz daha geniş bir yelpazeden bakınca; evet, oyuncular başta olmak üzere, hakeminden, antrenörüne; yöneticisinden satranç için hayatın içinde adım atanlara kadar geniş bir kesimi kast ettim. Çünkü sizin bakış açınızdan bakıldığında çözümlere sadece sporcularla ulaşmak gerekirdi ki, tarih böyle bir kaydı tutmamıştır.
Ben ayrım yapmadan hep birlikte dedikçe siz illaki sporcu emeği diyorsunuz.
Özgür bey lafı dolandırmadan açıkça söyleyeyim. Her hangi bir imada da bulunmadan?
Yazınız çok anlaşılır bir durumda.
Ben hiçbir kesimin emeğini küçümsemedim. Yazımı lütfen bir kez daha okuyunuz. Aksi bir durumu bana gönderip gösteriniz.
Yeri gelmişken?
Şu faşizan örnek.
Gerçekten de böyle bir yazı bana Mojo Jojo tarafından gönderildi.
Ama sadece Ateş Bey in bahsettiği satırlar gönderildi.
İki yönlü şaşırdım.
Birincisi, böyle bir olay neden basında, bu satırlarda, hayatın içinde yer almadı?
Öyle ya, bir kurum faşizanlıkla suçlanıyor.
Olay gerçek midir?
Eğer öyle bir ev basılması varsa önce gerçek nedenini ve sorumluları bulmak gerekir.
Sebep satranç mıdır? Satrancın alet edilmesi midir? İhbar sebebi nedir? Adli süreci ne olmuştur.
Eğer öyle bir gerçek varsa geçmişe yönelik emsal teşkil eden binlerce olay, yüz binlerce gizli suçlu var o zaman.
İkincisi ise;
Sadece kaynak, yer sebep ve sonuç gösterilmeden herhangi bir örnekle desteklenmeden, somutlandırılmadan bu satırlarda yer alması ve bu gün de bir şekilde kullanılması.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#43
Bence hiç vakit kaybetmeden, TSF yönetimine dilekçe yazarak şikayette bulunun. Böylece yıllardır bir neden bulup bir kere bile beni disiplin kuruluna yollayamayan arkadaşlara da yardımcı olmuş olursunuz.

Sadece bu forum da bile yazılarımızı karşılaştırıp, hangimizin konu çeşitliliği daha fazla, hangimiz, uygulamalar, yönetmelikler vs hakkında daha somut önerilerde bulunmuş görebilirsiniz. Hiç merak etmeyin, aklınızın bir köşesinde bir başkasına beslediğiniz nefreti benim yazdıklarımda kişiselleştirebildiğinizi görebiliyorum ve buna da alışkınım.

Dilekçenize yardımı olur diye tekrar söylüyorum;

1200 Elo veya Ukdli biri zayıf satranççı değildir. Zira satranççı değildir. Satranç oynayan, oynamaya çalışan, satranç aktivitesi yapan biridir.

Benim gibi 2000-2200 aralığında satranç gücüne sahip biri de profesyonel anlamda satranççı değildir. Olsa olsa amatör sporcudur.

Ayrıca ben istersem belli bir gücün altını istediğim gibi de değerlendiririm. Federasyonun Pendik'te turnuva basmasını eleştirip, benim neyi nasıl değerlendireceğime karışarak cezalandırılmamı istemek de faşizanlığın nasıl bir türüdür merak ediyorum? Aslında böylece yıllardır takma isimle yazan arkadaşların kimliklerini açıklamasını istemenizin de nedenini açıkça anlamış olduk, tekrar tebrik ederim...
Ara
Cevapla
#44
Erşan GÖKERMAN ın bahsetmiş olduğu turnuva (Pendik) bu gün bu satırlardan öğreniyorum.
Sebebi ne olursa olsun, eyleme katılamam. Kınıyorum.
Sebebini bilen arkadaşlar burada açıklar mı acaba?
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#45
Evet, yazdığım son derece açık. Hayali turnuvalarla mücadele ne kadar gerekliyse neredeyse satranç takım açılıp oyun oynanmasını denetleme çabasındaki bir yaklaşım o derece yanlıştır ve evet tekrar ediyorum faşizandır. Ev basmayı bilemem, duymadım, karikatürize etmeyeceğim ki hem Ateş Ülker hem de Erşan Gökerman teyit ediyorlar ama olayın aslı astarı nedir bilmiyorum.

Lakin mevzuatta yaptırım bile olması sorunlu benim açımdan. Federasyon varsa bu yaptırımları uygulamıyor olabilir ki doğrusu bu ama yasal düzenlemede bunun yer alması benim spor teşkilatını eleştirmemin haklılığının kanıtıdır. Federasyon yönetimini eleştirmek gibi kısıtlı bir kaygım yok hatta yaptığım da o değil.



Alıntı:Satranççıyı satranç oynayan kimse anlamında algılamanız doğal bu durumda da sadece sporcular kast edilir.

Oysa ben biraz daha geniş bir yelpazeden bakınca; evet, oyuncular başta olmak üzere, hakeminden, antrenörüne; yöneticisinden satranç için hayatın içinde adım atanlara kadar geniş bir kesimi kast ettim. Çünkü sizin bakış açınızdan bakıldığında çözümlere sadece sporcularla ulaşmak gerekirdi ki, tarih böyle bir kaydı tutmamıştır.

Doğal çünkü satranççı denilen şeyin tanımı odur. Satranççı tanımına satranç oynamayanların dahil edilmesi ancak oksimoron olabilir. Tanımın negatifi olan bir şeyi o tanıma dahil etmek. Tabii ki satranççı değiller. Satranç emekçileri ama satrançla ilgili emek kaygılarının merkezinde hiç şüphesiz satranç oynayanlar yer almalı. Aksi bir tanım benim için itiraz sebebidir. Farklı düşünüyoruz ve benim için hayati bir konu.

Almanya, Hollanda ve Fransa tarihinde böyle bir tarih kaydı var. Hakemsiz satranç oynanamayacağı iddiası bile yalan yanlış bir iddiadır.
Ara
Cevapla
#46
" Tekrar edeyim, gerçek satranç emekçisi satranççıdır."
Özgür bey bu söz size aittir.
Ben, son otuz yıldır, hiç diğer emekçiler olmadan, düzenlenen, yalnız satranççılardan ( sizin deyiminize göre satranç oynayanlardan)oluşturulmuş, hesaplamalara gönderilen, hesaplamalara alınan bir turnuva görmedim.
Seksenli yıllarda olurdu. 1987 Taksim Atatürk Kitaplığındaki Türkiye Birinciliği buna örnektir. İstanbul da olmadı değil. Sadece satranç sporcularından oluşturulmuş turnuvalar hatırlarım.
Bir başka spor dalında da aynı fikirden yola çıkarsak, örneğin futbolda?
Yani lig düzenleyicileri futbolcular, hakemler futbolcular, malzemeciler futbolcu, basın görevlileri futbolcu, saha görevlileri-sahaya bakanlar, sulayanlar, çizenler, basın görevlileri futbolcular mı olmalı?
Bu anlayışa göre böyle olmalı.
Ya da gerçek futbol emekçileri sadece futbol oynayanlar mı olmalı? Bunu mu anlamalıyız? Geçmişte bu örneklere de mahalle aralarında tamamen futbol gönüllüleri tarafından düzenlenen amatör futbol turnuvalarını hatırlarım. Bu turnuvalarda çok oynadım.
Günümüz şartlarında böyle düzenlemeler kaldı mı?
Dışa vurum konusunda haklısınız.
Siz, satranç emekçilerinden sadece satranççıları anlıyor ve bunu yazınızın başındaki cümleniz gibi dışa vuruyorsunuz. Ben ise biraz daha farklı olarak camiadaki oyuncunun yanı sıra emeği geçen çok daha farklı bir kesimi de kastediyorum.
BELKİ DE SATRANÇÇILAR YERİNE CAMİA KELİMESİNİ KULLANMALIYDIM.
Bunun içinde sporcusu başta olmak üzere, o sporcuyu yetiştiren antrenör, öğretmen, salon bulma konusunda işgücünü ve zamanı ayıran idareci, veli anne-baba vb.
Böylesine insanların hayatın içinde satranç ve satranççılar adına takdirle anılacak çok emekleri vardır. Ne bu insanların emekleri ne de gerçek sporcuların emekleri yok görülemez.
Erşan GÖKERMAN bir satranç sporcusu ve satranççı olarak yazmış hayatın içindeki yaşadıklarını. Satranç sporu sayesinde iyi bir satranççı ve olumlu bir kişilikli insan olabilmek adına çocuğuna emek veren, onun hobisini onaylayıp zaman ayıran bir anne az mı emekçidir. İsimle de gerekirse örnek verebilirim. Satranç sporcusu olmadığını tahmin ederim. Ama Berç DERUNİ nin sevgili annesi satranç emekçisi değil midir sizin için? Yüzlercesi, binlercesi?

Bu insanlar, anneler babalar satranç sporcusu değiller elbette. Ama anne babası da satranççı olan sporcular daha mı çok satranççı, satranç emekçisi?
Satranç emekçileri kavramı her kes tarafından kabul görmüyor ne yazık ki. Özellikle de satranç emekçileri kavramını kimseye kaptırmayan bir kesim tarafından. Bu da toplum içindeki çeşitli kesimlerin fikir, amaç ve eylem anlamında buluşmasına engel teşkil ediyor.
Bu çok açık!
Bu düşüncelerimi destekleyen yazı ve düşüncelerinizi geçmişte hatırladıkça bu günkü yazılarınız bence anlamsızlaşıyor.
Yazınızda katıldığım tek konu satrancın geleceğindeki düzenlemelerdir. Ama bu gidişle bırakın bu fikirde birleşme adımlarının atılmasını, bu konuyu dahi tartışıp nitelikli bir oluşuma gitme olasılığı belirlenmesi bile yok olmaktadır.
Selamlar...
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#47
Alıntı:"Bu insanlar, anneler babalar satranç sporcusu değiller elbette. Ama anne babası da satranççı olan sporcular daha mı çok satranççı, satranç emekçisi?"

Tabii ki evetSmile Evet bir gerçek emekçilik tanımı yapılacaksa, gerçek emekçi satranç oynayan kişidir satranç camiasında. Mesajımı böldüm çünkü uzuyor daldan dala atlanarak söylenen şeylere cevap verirken.

Veliler Emekçi Değil, Bir Nevi İşverendir

Veliler satranç için hayati önemdedir. Velilere ne zaman geldik anlamadım ama evet tanım gereği hiçbir veli satranç emekçisi sayılamaz. Aksine bir nevi işveren konumundadırlar. O açıdan pek çok kararı etkileme güçleri de vardır. Konuyla ilgisini anlayamadım ama Berç Deruni'nin sevgili annesine saygım sonsuzdur, hatta bir veli olan annemle birbirlerine 1999'da yarenlik ettiklerini de hatırlarım. Sanırım benim de velilerim olduğunu unuttunuz. Annem de babam da benim yanımda pek çok turnuvaya geldiler, para ve zaman da harcadılar sırf ben satranç oynamak istiyorum diye, diğer bütün veliler gibi. Kendi "velilerim" başta bütün velilere minnettarım ama ne benim annemi ve babamı ne de diğer velileri "satranç emekçisi" olarak görebiliriz. Bu velilerin satranca verdiklerini kıymetsizleştirme değil tanımları doğru yapma meselesidir. Kaldı ki bir hiyerarşi yapacaksak evet tabii ki çocukların emeği daha önemlidir.

Futbol Benzetmesi Yanlış

Futbol benzetmeniz yanlış çünkü futbolda futbolcuların futbolun içindeki diğer kişilere oranlara emeklerinin karşılığı satranç oynayanların diğerlerine göre emeklerine oranla çok daha fazla karşılığını bulmaktadır. Lakin orası için benzer şeyler söyleyebilirim. Futbol sektöründe dönen toplam paranın ne kadar futbolculara geçiyor ne kadarı kulüp yöneticilerinin eline geçiyor takdir sizindir. İki karşılaştırılamaz örnekten bahsediyoruz ama illa karşılaştıracaksak böyle ifade edeyim derdimi. Son yıllarda neden kalp krizinden kaynaklı futbolcu ölümleri arttı?

Resmi Turnuva / Mahalle Maçı

Türkiye Şampiyonası resmi olmayan yollardan yapılmalı dediğimi de hatırlamıyorum. Lakin 10 kişinin kendi arasında yaptığı bir hızlı satranç turnuvası ,eğer resmi olması gibi bir kaygı yoksa oynayanlar tarafından, hakeme ihtiyaç yoktur, denetlenmesine de ihtiyaç yoktur, diyorum.

Sonuç

Gerçek satranç emekçilerinin satranççı olması, diğer unsurların önemsiz olduğu anlamına da gelmez. Lakin, sürekli ikincil unsurlar için birincilerin ihtiyaçlarının feda edilebilir görülmesindedir sorun.
Ara
Cevapla
#48
Yanlışlıkla yeni mesaj olarak gönderdim düzeltmeyi forum yöneticileri bu mesajı silebilir.
Ara
Cevapla
#49
Kimsenin insanları değersizleştirmeye hakkı yoktur.Eğer sürekli insanları küçümsemeye kalkarsanız bunun bir sonucu olacaktır.O sonuca katlanırsınız.Sizin yazdıklarınız demokrasi midir?Bizim yazdıklarımız Faşistlik midir?Satranç toplumu bunu değerlendirecektir.2000 üstünde amatör sporcu olmak sevilmek ve sayılmak için yeterli değildir.Elo puanı Satranç oyunundaki kuvvetinizi gösterir.İnsani değerleri ölçmez.
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#50

Bu satırları hangi yetki ve unvanınıza dayanarak yazabiliyorsunuz? Yazdıklarımın sonucu ne olacaktır ve bu sonucu kim uygulatacaktır açık açık söyleyin? Ateş Ülker'i hangi mahkeme yetkilendirmiştir? Kafasına göre ceza kesmesini hangi kudret sağlayacaktır. Yıllardır, duyarsız olmakla, susmakla, sessiz kalmakla suçladığınız, yazılarımı okumuyor dediğiniz satranç camiası mı verecek bu yetkiyi yoksa ikili ilişkilerinizle mi güveniyorsunuz?

İftiranıza karşı tekrar tekrar soracağım;

'1200 kuvvet derecesi satranç sporcusu kabul edilemez' sözü kimi değersizleştiriyor? Satranç sporcusu olmamak değersiz olmak anlamına mı geliyor? Siz her önünüze gelene satranççı, satranç emekçisi dediğinizde bu işin gerçek emekçilerine haksızlık etmiş olmuyor musunuz?

Bravo, bu şekilde saçma bir tartışma açarak, satrancın gerçek sorunlarının üzerine açılmış konu başlıklarının amacından sapmasına, gerçek sorumluların eleştirilerek, çözüm üretilmesine bir defa daha engel olmayı başardınız.
Ara
Cevapla
#51
İşin acı taraflarından biri de, 2006 yılında, genel kurul üyelerine 'satrançtan çok alkolü seven üyeler' yakıştırması yapması nedeniyle Disiplin Kurulu tarafından 'genel kurul üyelerini küçük düşürmek' suçuyla ceza verilmiş olan Ateş Ülker'in bu ceza nedeniyle tarafımca savunulmuş olmasıdır.

Aynı Ülker neredeyse 10 yıl sonra, '1200 kuvveti satranççı kabul edilemez' dediğim için hangi yolla olduğunu tam anlayamadığımız bir sebeple cezamı çekmemi istemektedir.

Hayat çok garip, söyleyecek söz bulamıyorum...
Ara
Cevapla
#52
Özgür bey,

Almanya, Hollanda örnekleriniz konumuzla ne kadar alakalı?
Bakın ben yalan ya da yanlış şeklinde gizli bir yükleme yapmıyorum.

O zaman Amerika da ki park satranççılarını da saymalısınız. Hani parasına, bahisle oynanan...

Günümüzde satranç yalnızca satranççılara oynanmıyor ne yazık ki.
Bu çok açık gerçektir.
Canlı yayınlar olmasa o çok değerli sporcuların maçları nereden bilinirdi?
Siz hiç canlı yayın yapan arkadaşların çilesine tanık oldunuz mu? Onlar satranççı olmayabilir, ama satranç emekçisi değiller mi?
Satranç spor uzmanları hangi maçları nerelerde arşivliyorlar? Bunlar satranç emekçisi değil mi?

Futboldan verdiğim örnek ülkedeki %90 karşılığını alamayan amatör-futbolcu emekçilerdendir. Siz geri kalan %10 para kazanabilenlerden bahsetmişiniz. Bence her iki kesimde emekçidir.
Bir satranç sporcusu öncelikle oyunundan, sporculuğundan keyif alır, yaşantısını buna göre düzenler. Emeğini buna göre harcar.
Diğeri sporculuğunun yanı sıra antrenörlüğü de yapar. Böylesi idealdir onun için.
Kimisi sadece hakem olarak kalmak ister. Hayatında hiç turnuva oynamamış bile olabilir.
Bazı insanlar bunların dışında yönetim iddiası taşır. Sıfırdan yola çıkar, ya da sonradan farklı oluşumlar içinde yer alır. Gerçekten de verimli olanlarını biliriz.
Bir satranç merkezinin tarihini yazan, gözcülük yapan değerli şahsiyetler de vardır. Hiç satranç oynamasa bile dernekte hayatı boyunca, yüzlerce binlerce turnuvanın ön hazırlığını yapar, saatlerini kurar, taşlarını sayar eksikliklerini tamamlar, aidat toplar, temizliğini yapar, çayını hazırlar. Orada yarat kalkar. Bu şahsiyet satranç emekçisi değil midir?
Bana olmadık benzetmeler üzerinden cevap vermeyiniz. Mutlaka haklı çıkmak gibi bir derdim yok. Benim söylediklerim sizinkiler gibi bir iddiadan çok , hayatın içinde gördüklerim ve tanık olduklarımdır.



Eğer geleceğe yönelik gerçekçi çözüm planlarınız varsa ki eğer bunu yalnızca kastettiğiniz anlamdaki sporcu-satranççılarla çözmeniz gerekir.

Bu konuda da tarihten örnek verip bizi bilgilendiriniz lütfen.
Ancak lütfen ülke gerçeklerimize uyan uygulanabilir örnekler olsunlar.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#53
Aşkın Bey,

Edindiğim izlenim satrançsever olmakla satranç emekçisi olmayı karıştırıyorsunuz sanırım. İkisi bir kişide kesişebilir ama ikisi aynı şey olsaydı farklı sözcükler kullanmazdık. Diğer konulara başlık başlık cevap vereyim.

Federasyon Personeli Emekçi Midir?

Federasyon personelini emekçi olarak nitelediğimi daha evvel bu forumda yazmıştım. Nasıl çalıştıklarını bana anlatmanıza gerek yok onlar çalışma arkadaşımdı eskiden. Her turnuvada başhakemlere plaket verileceğine personele verilse keşke. Türkiye'de personeli en iyi çalışan federasyonlardan birisidir TSF. Futbol ve basketbol kadar iyi belki belli açılardan daha ileri bir var.

Özellikle hakemlerle ve organizatörlerle (hatta bazı illerde bunlar aynı kişiler nedense) karşılaştırmamdan ısrarla kaçıyorsunuz. Mesela velileri de küçük gördüğümü söylemedim. Neden ısrarla söylemediğim şeyleri bana atfediyorsunuz? Kimin emekçi olup olmadığının tanımını rahatça yapabilirim.

Antrenörler?

"Diğeri sporculuğunun yanı sıra antrenörlüğü de yapar. Böylesi idealdir onun için." Satranç antrenörlüğü yapanların ekseriyeti, özellikle oyunculuktan gelenler oyunculukla geçinemedikleri için yapıyorlar. Bu es geçemeyeceğimiz acı bir gerçektir. Yine emekçi hiyerarşisi kurdutacaksanız bana evet onlar da epey yukarıda.

----

Sorun, tekrar ifade edeyim, aslında işin esası onlar olduğu halde sürekli satranççıların emeklerinin feda edilebilir görülmesidir. Kimsenin emeğini küçümsemiyorum ama evet satranççılar olmasa satranç olmaz. Diğer ihtiyaçları oyunun kendisinden kaynaklanan şeyler. Bunu da reddedecekseniz karşılıklı olarak vakit kaybetmemizin anlamı yok.

----

Ne faşizm ne değil?

Diğer konuya dönüyorum. Hafta sonu x şehrinin y kafesinde 10 arkadaş toplandı ve turnuva oynuyorlar. Bu arkadaşlar yaptırıma tabi olurlar mı olmazlar mı? Oluyorlarsa bunun adı faşizmdir. Benim için tartışmanın özü bu.
Yoksa satranç organizasyonlarının yekün reddinden bahsetmiyorum. Bunu ısrarla böyle ifade ediyormuşum gibi götürmeyelim tartışmayı.

Somut Öneriler

Bu forum bünyesinde makro sorunlara değil ancak noktasal konulara gerçekçi çözümler sunulabilir. Aklımdaki gerçekçi çözüm önerileri için detaylı bir bütçe incelemesi yapmam gerekir. Hangi unsularai piramidin üstüne, ortasına ne kadar bütçe ayrıldığını bilirsem önerilerde bulunabilirim.

Yönetici pozisyonunda olsam orta ve üst düzey turnuvaların ne kadar mali yük getirdiğine bakmak olurdu federasyona. Bu minvaldeki somut önerilerim için önceki mesajlarıma tekrar bakmanızı öneririm.

Kayıt Dışı Turnuvalara Örnek

Yapamayacağımdan değil de örnek için Türkiye'ye döneyim. Adana'daki eski Gümüş At Turnuvaları. Adanalı abilerim yanlış biliyorsam beni lütfen düzeltsinler.
Ara
Cevapla
#54
Sn. AKMAN,
Bu satırlardaki tartışma dörtlü yıldırım partisine dönüştü.
Ben satranç severle satranç emekçisini karıştırmıyorum.
Satranç emekçisinin tarifini yaptım. Kendi yaşantısından zaman, işgücü ayıran, bedel ödeyen, sıkıntı çeken, çaba harcayan, her defasında karşılığını alamasa bile satranca ömrünü ya da bir bölümünü veren kimsedir.
Benim anlayışıma göre satranççı satranç oynayan kimsedir.
Satranç severlerin bu konumdan çok ayrı amatör bir portrede yeri ve tanımı vardır.

Bakınız sn AKMAN, sn.Erşan GÖKERMAN satranççıyı nasıl tanımlıyor;

?1200 Elo veya Ukdli biri zayıf satranççı değildir. Zira satranççı değildir. Satranç oynayan, oynamaya çalışan, satranç aktivitesi yapan biridir. Benim gibi 2000-2200 aralığında satranç gücüne sahip biri de profesyonel anlamda satranççı değildir. Olsa olsa amatör sporcudur.?6.6.2014

Demek ki tanım kelimenin öz karşılığı dışında konuşma dilimizde yoruma dayalı bir anlama da bürünebiliyor.
Her satranç oynayan satranççı mıdır? Kelime anlamındaki cevabı, evet.
Ama yapılacak bir ankette aynı sonuca ulaşabilir misiniz?

Katılırsınız ya da katılmazsınız. Ama satranççının kelime anlamı, satranç oynayan kimsedir.


Başından beri ben izin ve emek kavramları üzerine bu konuda yazdım.

SATRANÇ EMEKÇİSİNİ TANIMLADIM.

Bu tanıma giren camia insanlarının dış siluetlerini çizdim ve örnekler verdim. Futboldan da örnekler verdim.
Siz yanlış buldunuz.
Siz bir basın çalışanısınız ayrıca.
Emekli olduktan iki gün sonra vefat eden saha görevlileri için basın ? aramızdan göçen futbol emekçisi? tabiriyle andı. O mevta bir futbolcu değildi ama bir futbol emekçisiydi.
Sizin saptamalarınız kendinizce ya da kelime anlamından bakıldığında doğru olabilir. Ama hayatın içinde yaşanan, topluma mal olmuş özdeşmiş gerçekler de vardır.
...
?Almanya, Hollanda ve Fransa tarihinde böyle bir tarih kaydı var. Hakemsiz satranç oynanamayacağı iddiası bile yalan yanlış bir iddiadır?
demişsiniz.
Böyle bir iddiada bulunmadım, herhangi bir yalan da söylemedim Özgür Bey. Siz yanlış anlamışsınız.
Bakın dedim ki;

?Oysa ben biraz daha geniş bir yelpazeden bakınca; evet, oyuncular başta olmak üzere, hakeminden, antrenörüne; yöneticisinden satranç için hayatın içinde adım atanlara kadar geniş bir kesimi kast ettim. Çünkü sizin bakış açınızdan bakıldığında çözümlere sadece sporcularla ulaşmak gerekirdi ki, tarih böyle bir kaydı tutmamıştır.?

Siz hakemsiz satranç turnuvalarından bahsediyorsunuz.
Ben ise içinde satranççıların yer aldığı geniş bir yelpazeyle tüm camiayla çözümlere ulaşabileceğimizi kast ediyorum.
Arada yanlış ya da yalan bir şey yok sizin bu satırlarda belirttiğiniz gibi. Ama yanlış algılama sonucu yanlış yorumlama ve sebebini bir türlü bulamadığım ilgisiz bir yargınız var.

Federasyon çalışanları hakkındaki görüşlerinize cevap vermeyeceğim. Buna siz de birinci elde tanıklık yapan bir kişisiniz.

Adana Gümüş At Satranç Turnuvası ülkenin en eski ve yerleşik turnuvasıydı.
Seksenli yıllarda il düzenlendiği tarihlerde ben de vardım. Yaşadım.
İzinsiz bir turnuva olmadı hiçbir zaman.
Sponsoru en güçlü bir turnuvadır.
Başlangıçta Efes Pilsen vardı ve neredeyse tüm katılımcılarına ödül verirdi.
Zamanla katılımcı toplumuyla bütünleşti. İlk derecelerin ödülleri benzin istasyonu sahipleri, dershaneler, turizm şirketleri, kuyumcular ve çeşitli esnaf kuruluşlarının ortak katılımıyla geniş bir dayanışma noktasına ulaştı.
Hiçbir zaman basılmadı. Ertelenmedi.
Ama son yıllarda adını duyamıyorum.
Geçmişin güzel anılarında yerini aldı.
Bahsi gelmişken Vedat BAYRAKTAR ve Sevgili Aydın SİHAY' ı bu kararlı ve toplumsal birliktelikleri için kutluyorum.
Bu güne örnek teşkil edecek bir teknik yapılanması ve örgütlenmesi vardı.

Sonuç sıralamışsınız.
Kabul eder misiniz bilemem?
Ama bence gerçek sonuç, bu tartışmaya ayrılan zaman, güç farklı ve gerekli alanlara ayrılmıyor.
İnsanlar klavyelerin başına oturunca asla kaybetmemeye şartlanıp, bir ucu doğuya bir ucu batıya giden boş tartışmalar yaşıyoruz.
Ama buradan çıkan sonuçların yansıması önemlidir.
Hayatın içinde uygulamaya alabiliyor muyuz?
Bu sorunun cevabı önemlidir.
Ben buradaki her tartışmadan kendimi sorumlu hissediyorum.
Tartışma konusunda gerilimin yükselmesinin doğru oranda ilgi çektiğini de biliyorum. Bu ilginin de doğru adreslere ulaşabilmesinin önemine inanıyorum az çok
.
Kişiler burada birbirini suçlamamalıdır. Burası sadece yazarak iletişimde bulunabileceğimiz yegane ortamdır. Geçmişe yönelik suçlamalar, kirli çamaşırları ortaya dökme amaç ve gayretleri, bizleri sadece ve sadece kavgalı bir toplum olarak gösterir.
Her halde bu günlerde toplumca en çok bunu yaşıyoruz.
Ben forum yönetiminden TSF uygulamalarını eleştiren ölçen ve değerlendiren her yazı konusunun sonunda adını sizin de koyabileceğiniz( adı ÖSF ÇÖZÜM ÖNERİSİ vb.) olan bir ayrı kutu-bölüm olmalı diyorum.
Bir çok konudaki tartışmalar, çözüm önerileri, sorulan soruların cevapları uçup gidiyor.

Lütfen yazdıklarımı kez daha düşünün...

Selam ve saygılarımla...
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#55
Benim derdim dörtlü yıldırım partisi yapmak değil. Israrla tartışmayı farklı yerlere çekiyorsunuz. İşi gücü bıraktım, en detaylı yanıtı vereceğim ama ikna olmayacağınızı biliyorum. İkinci mesajımda somut önerilerimi sıralayacağım çünkü somut öneriler yapmadığımı söylemişsiniz.

Satranççı ve satranç emekçi tanımlarımın arkasındayım. Bir kere her şeyden önce ?gerçek emekçi? ayrımını, 29 Mayıs Perşembe tarihinde saat 12:19?da yazdıoğınız mesajda siz yapmışsınız:

Alıntı:"Gerçek satranç emekçileri bu durumu sırtlarında daha ne kadar taşıyabilirler??

Burada açıkça hakemlerden bahseder gerçek emek ayrımına giden sizsiniz. Eğer gerçek emekçi arıyorsak satranççıdır gerçek emekçi yazdım. Oradan buralara geldik. Ateş Ülker de bu noktayı çok güzel ifade etmiş illa kimin yazdığına bakarak tartışma yürüteceksek buyrun belki Ateş Bey sizi ikna edebilir:

Alıntı:"Maddi kayba uğrayan sadece hakemler midir?Biz yıllarca imkansızlıklar nedeniyle sıkıntı çekmedik mi?Hala çekiyoruz.Hala tatil günlerinden yararlanmamak için gerekçe arıyoruz."

Başka bir mesajda şunu yazmışsınız:

Alıntı:"Kimseyi de ayırmadan emek sarf eden herkesi ve her kesimi emekçi olarak düşündüm ve bunu belirttim. "

Satranca gönül verenleri ve satrancın içinde yer alan satranççı olmayan unsurları aşağıldağım anlamı yazdıklarımdan çıkmaz, ama bir hiyerarşi olacaksa tabii ki satranççılar öncelikli olmalı.

linkinde yer alan 5 Kasım 2013 tarihli yazıma bakmanızı öneririm. Savunduklarım aynı minvaldedir. Hatta konu başlığında yazdıklarım meselenin özünün ne olduğunu anlatıyor.

linkinde 30 Nisan 2013 tarihli mesajıma da bakabilirsiniz. Tarayıcınızda CTRL+F?ye tıklayıp Akman yazarsanız ne yazdığımı görürsünüz. Derdimin ne olduğu bu iki örnekte çok açıktır.

Siz bu başlıktaki bir mesajınızda şunu ifade etmişsiniz:

Alıntı:"TSF' nin dışında, "çan kulesindekiler" ne der?
Yasal düzenleme gerekecektir sanırım.
Bazı kurum ve mevzuatı yok sayamayız.?

Aynen katılıyorum bu kısıma. Çan kulesindekilere eleştirilerim var. Federasyon yönetiminin de yukarısı yani.

"Herhangi bir yıldırım turnuvasının izne tabi olup olmadığını sorgulamıyoruz?

Aslında sorguluyorum. Hem de yıllardır. MojoJojo da sorgulamış. Eğer herhangi bir resmi olmayan turnuva izne tabiyse ve hatta yaptırımı varsa bu uygulama faşizandır. Ben federasyon başkanı da olsam aynı şeyi söylerdim. Bunda yönetim kurulunun da bir suçu var demedim. Çan kulesinde sorun.
Ara
Cevapla
#56
Daha önce de çeşitli vesilelerle dile getirdiğim "kaliteli turnuvaları arttırmak" konusundaki somut önerileri belirteyim:

1. Piramidin farklı bölümleri için ne kadar bütçe ayrılıyor belirlemek. Buna göre çıkacak sonuca göre oynamalar yapmak. Muhtemelen piramidin altına ayrılan bütçenin orta ve üst kısımlara göre dengesiz olduğu görülecektir. Belki daha az karlı olacak ama satranç ortamının kalitesini arttıracak hatta çocuklara da faydası olacaktır.

2. Üst düzey turnuvaların maliyetini düşürmek adına, Yaş Grupları gibi büyük turnuvalarda çocuklarımızı motive etmek adına da süper turnuva niteliğinde kapalı turnuvalar düzenlemek. Yan etkinlikleriyle yaş gruplarının (minikler veya yıldızlar fark etmez) satranca dönük tarafını güçlendirmek.

3. Kahraman Olgaç Anı, Ali İpek Anı Turnuvaları, Çeşme ve Malatya Açık gibi etkinliklerin arttırılması. İzmir İlk Hafta Sonu gibi turnuvaların yeniden canlandırılması (sanırım eski cazibesini yitirdi). Bu yönde mevcut yönetimin çabaları olduğunu görüyorum. Yetmez ama evetSmile

4. Biz amatör/yarı-profesyonel/profesyonel satranççılara düşen de katılım ücretini biraz kendi kendine yapılanmalarla arttırarak turnuvalar düzenlemek. Özellikle hızlı satranç piramidin ortası için cazip olacaktır.

5. Boğaziçi'nde yapılan ODTÜ'de de yapılması düşünülen satranç festivallerinin arttırılması. Mütevazı bütçelerle ve öğrenci arkadaşların çabalarıyla başka üniversitelerde de bunlar yapılabilir.

6. Kadıköy Satranç Merkezi hem eğitim tarafıyla hem de satranç faaliyetleriyle ayakta durulabileceğinin canlı kanıtıdır. Benzer satranç merkezlerinin, yani sadece eğitim amaçlı olmayan kulüplerin sayısının artması ve bunun teşvik edilmesi. Bu etkinlik sayısını da arttırır.

7. Turnuva organizasyonlarında satranççıların taleplerine de kulak verilmesi. Unutulmamalı ki hakemler kadar satranççılar da vakit ve para harcıyorlar. Bu koşullar aslında orta seviyedeki satranççılar için daha da az cazip. Birçok oyuncunun Türkiye'de değil yurt dışında turnuva oynaması tesadüf değildir.
Ara
Cevapla
#57
Gerçek satranç emekçilerden kasıt, kendisini hiçbir çaba sarf edip bedel ödemeden satranca emek vermeden ve bu yaşantı tarzını benimsemeden kendisini satranççı ya da satranç emekçisi ilan edenlere karşı bir söylemdir.
Bu tanıma uyan çok insan var. Amaç burada çakma satranç emekçilerini bu haksızlık çemberinden ayırmaktır ki sanırım buna itirazınız olamaz.
bu mantıkla yazılmıştı ve aynı duruş noktasındayım. Farklı bir anlam çıkarmanıza şaşırdım.
Hakemleri ve diğer çalışan personeli her zaman savundum. Özellikle bu sütunlarda belli konularda.
Ama sayın AKMAN Lütfen yapmayın " yalnızca hakemler gerçek satranç emekçisidir" şeklinde bir ifademi ilk kez sizin satırlarınızda okuyorum.
Satranç emekçilerinin böylesine geniş bir yelpazede tanımlanmasını yapan ben böyle çelişkili bir yazı mı yazdı diyorsunuz?
Hala arıyorum böyle bir yazımı ya da söylemimi...
En son izin konusuna açıklık getirirken hafta sonu görevli personelin hakemlerin, görevlendirilirken hafta sonu asli-resmi görevlerinden vazgeçerek çok az bulduğum hakemlik ücretlerini kabul etmek zorunda kalmalarıdır. Elbette hak kaybına uğramaktadırlar bunu yüzlerce hakem söylemektedir.
BEN, BURADA "SADECE SATRANÇ EMEKÇİLERİ HEKEMLERDİR VE ONLARDAN BAŞKA HAK KAYBINA UĞRAYAN YOKTUR" MU DEDİM?
Ateş bey bu gerçeğe ilave yapıp yelpazenin diğer kısmını da eklemiş. Tanımımdan kaynaklanan bu mantığa elbette katılıyorum. On yıllardır çeşitli kayıplar yaşayan ONURLU SATRANÇ SPORCU EMEKÇİLERİ HAKKINDA hiçbir bırakın incitici haksız yazıyı aleyhte hiçbir yazım ve görüşüm olmamıştır.
Bu konuda tanıklık yaptığım onlarca yakın dostum ve arkadaşım oldu.
Bunların muhasebesini bu satırlarda yapmak istemem.





Başka bir mesajda şunu yazmışsınız:


SATRANCA GÖNÜL VERENLERİ YA DA SATRANÇ SEVERLERİ AŞAĞILADIĞINIZI SÖYLEDİĞİMİ Mİ SÖYLÜYORSUNUZ?
Böyle bir ithamım olmadı, hatırlamıyorum. Bana hatırlatınız lütfen. Bana aitse bu söz sizden özür dilerim.
Çan kulesi ve izne tabi turnuvalar konusundaki görüşlerimi tekrar yazmak istemiyorum.
Köklü değişiklerden yanayım. Bunun içinde bilinçli ve kararlı toplum olmalı dedim hep, bu görüşüm değişmeyecek.
SAYGILARIMLA..
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#58
Kaliteli turnuva sorunu yumurta tavuk ikilemi gibi; ya kalite artınca bu turnuvalar ortaya çıkacak veya bu turnuvalar yapılmaya başlandıkça kalite kendini çıkartacak.

Ben ısrarla, temel bir politika gereği TSF'nin -özellikle şu içine hiç girilmeyen rant konusu da temel olmak üzere, Limra Otel gibi- satrancı kalitesizliğe bilinçli olarak ittiği görüşündeyim.

Satrancı temel kitlesinden, temel sahasından koparma operasyonu bu ve sistematik olarak son 20 yıldır uygulanıyor.

Kaliteli turnuvaya kimin ihtiyacı var? Lise- üniversite öğrencilerinin, satrancı meslek veya üst düzey bir hedef görecek yarı-profesyonel oyuncu kitlesinin ve elbette GM planı olan elit kitlenin.

TSF'nin stratejik planında bu kitleye yer yok. Zira sürümden kazanmak istiyor, sürüm de satranca 6 yaşında başlayıp 14 yaşında bırakacak 1000 kişi. O bin kişi her sene yenileniyor ayrıca, böyle bir avantajı da var satıcının. Kalanlar da -çok acıdır- GM Mustafa Yılmaz veya Barış Esen gibi eğitimci olmaya zorlanıyor.

Şimdi ülke genelinde (% 95'i satranç turnuvası oynamamış veliler üzerinden) para kazanmak ve Limra Otel örneğindeki şaibeli işler yapmak varken, bunu sorgulama şansı olmayan 1.000 kişiye ürün satmak mı daha caziptir, yoksa karşısında daha az paralı ama bilgi düzeyi yüksek 100 kişiye mi?

O sebeple bu ülkede kaliteli turnuva yapılamaz, yılda 1.000 çocuk velisinden para kazanmak üstüne kurulu fast food sistem "candır". Kalıcı adama gerek yok, onlar vitrin içindir ve sistem onları eğitimci olmaya mahkum eder. Acı bir döngü bu.

İşte o sebeple, yani satrancın temel alanı 6-14 yaş grubuna döndüğü için kuvvet düzeyi 6 yaşında olan bir kişi TSF'yi temsil ediyor bugün. Yine aynı sebeple Nevzat Süer'lerden "Tabelaya Bakarım Göbek Atarım" seviyelerine indik.

Dünyanın en ciddi kurumlarını, o kurumun temsil ettiği işi bilen ve temsil yeteneği yüksek kişiler temsil eder. En tepe yönetici, kurumun görüntüsüdür. Microsoft'un başına Califronia'da üzüm yetiştiren çiftçinin hanımını getirmiyorlar mesele.

Kaliteli turnuva için, en tepeye bakın. Gördüğünüz kalite ne kadarsa, o kadar turnuva ve sistem bekleyin.
blog:
Ara
Cevapla
#59
Daha önce başka yazılarımın içinde kaynadı, kalite konusunda günün birinde bir şeyler yapılacaksa diye sadece şu 3 önerimi sıralayayım.

1 - ELO düzeyi 2.200'ü geçen üniversite öğrencisine burs sağlanması

Bağlı olarak unvanlar üzerinden burs düzeyleri arttırılabilir (FM-IM ve GM için). Bu, öğrenci kitlesinden çok ciddi bir potansiyel patlaması sağlar; oyunculara kaynak oluşturur hatta üniversiteye girişi teşvik eder. Burs sistemi ile ABD'de onlarca zenci çocuk basketbol bursları ile sokaklardan toplandı. Bu öneri için yasal düzenleme gerekli.

2 - TSF'nin 3 büyük ilde bina satın alması

Bu mekanlarda 52 hafta turnuva yapılabilir. Atıl kalan yerler seminer, kongre ve toplantılarda üçüncü kişilere kiralanabilir. İstanbul'un bugün turizm gelirinin dörtte biri kongre turizmidir ve hakikaten koca şehirde oteller ve merkezler bu konuda yetersiz kalabiliyor. Maddi olanaklar yetersizse, TSF konuda kiralama veya devletten destek alma yollarına gidebilir özellikle vakıfların çok ucuz ve uzun süreli kira yerlerinden yararlanabilir.

3 - Dernek ve satranç merkezlerine devlet yardımı sağlanmalı

Tabii kötüye kullanmayı önlemek için sağlam kriterler getirerek. Örneğin merkezler kayıtlı oyuncu sistemine geçmeli. Oyuncular (tıpkı kulüplerdeki gibi) satranç merkezleri ile sözleşme yapmalı, takımlar buradan oluşturulmalı ve ve belli ELO üzeri oyuncu tutan merkezler ödenek almalı. Bu (ELO kriterli adam tutma) zamanla oyuncu yetiştirilmesi konusunda önemli motivasyon olur.

Turnuvalara katılım paralı olmalı, özellikle takım turnuvaları için uygun bedeller yatırılmalı ve ödüller cazip hale getirilmeli.

Dernekler için yaş şartı getirilmeli (yani mesela 5 yıllık faaliyeti olan dernekler ödenek alabilmeli) + belli düzeyde üye barındırmalı. İşin devlet desteği tarafında resmi makamlarla görüşmek ve bunu sosyal sorumluluk kapsamında anlatmak gerekiyor.


Eğer üniversite öğrencilerine burs imkanı sağlanırsa, bina alınırsa ve derneklerin, merkezlerin desteklenmesi sağlanır ise, bu ülkede satranç nitelik olarak patlar. Ama bugün için "nicelik" diyen yöneticiler bunu ister mi; valla iç sesim "hadi len" diyor Big Grin.
blog:
Ara
Cevapla
#60
"hadi len" diyen iç sesinizden başlayalım.

Ben böyle mantıklı ve elle tutulur gerçeklere dayalı önerilerin birçok kişi ve çok geniş bir kesim tarafından benimsenerek destek bulacağına inanıyorum.

Önerileriniz çok yönlü gerekçelere dayalı!
Maddi-manevi getirileri açısından mantıklı!
Geleceği düşünülmüş gençlerin ve kendisini geliştirecek satranç kulüplerine yapılacak yatırım içerikli olduğundan geri çevrilemez!

İşte böylesine öneriler...
İçinde inanan ve kararlı duruş sahibi satranççılar, destekçi bir camia, aynı geleceğe bakan hedefleri ortak yöneticiler olmalı.
Güzel ve makul bir tablo çizilmiş.
Ben çok beğendim ve bunu saklamam...

Omuz verilecek bir konu görüyorum.

Teşekkürler...
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi