"Emege Saygi". Gercek Satranc Emekcisi Kim?
#21
Teşekkürler. Kitap bende var de var. Bakayım kendi kaynaklarımdan da nerede nasıl söylemiş Mikhail Moisevich bu sözü.
Ara
Cevapla
#22
Sayın AKMAN
Madem beğendiniz o zaman sizin için bir kaç tane daha;

" Biz ters renkli filler gibiydik." Boris Spassky (İlk karısından ayrılırken)

"Satranç ve votka doğuştan kardeştir." Rus Atasözü.

"İçki içerim, sigara içerim, kumar oynarım, kızları kovalarım; fakat yazışmalı satranç bende olmayan kötü bir alışkanlıktır." Mikhail Tal

" Sağlam şekilde e6 karesine bir at yerleştirdikten sonra uykuya dalabilirsiniz. Oyununuz kendi kendine oynayacaktır." Adolf Anderssen

" Ne zaman bir turnuva kazansam modern satrançta bir yanlışlık olduğunu düşünürüm." Victor Korchnoi

" Boyumdan dolayı satranç takımına giremedim." Woody Allen

"Analitik çalışmalarınızı yayınlamak faydalıdır. O zaman eleştirilere açık olursunuz." Mikhail Botvinnik

"Eleştiri kaldıramıyorsanız başka bir oyun oynayın." Jeremi Silman

Son iki söz, benim için mi acaba? :lol:
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#23
Bir konu ancak bu kadar alakasızlaşabilir ?
Konu neden sık sık rayından sapıyor acaba?


Bence burada biri birine g.t yakıştırması yapmışsa bunu kınamak yanlış kabul edilmemelidir. "Muhatabını ilgilendirir, biz susalım muhatabı cevaplasın" yaklaşımı demokrasinin ve adaletin özüne aykırı bir şey. Yarın biri size gayet adi bir fıkra yakıştırarak imalı bir şekilde hakaret etse ve üyeler bunu kınamayıp "Muhatabı cevaplasın bize ne!" deseler hoşunuza gidecek midir?

Bence ortamın seviyesi açısından mesele böyle yerlere taşınmamalıdır.

İkinci olarak "gerçek satranç emekçisi kimdir?" sorusunun cevabını bilmiyorum belli ki; ama yazık olan şu ki bu başlıktaki ilk yazının asıl vurgusunun veya amacının bu sorunun cevabını ortaya çıkarmak olmadığını düşünüyorum; dolayısıyla bu cevabı buradan öğrenemeyeceğim.

Ben şahsen son seçimlerde Cengiz Bey'in kazanması için gerçekten dua ettim. Bu iş için bir satranççı"nın daha doğru olduğuna inanıyorum ben de. (Benim tanımımda Cengiz bey bir satranç emekçisi ve bir satranççı o nedenle) Ama nasip değilmiş. Ama şu anda mevcut başkanın bu tarz fıkralarla herkesin anladığı imalarla eleştirilmesini de terbiyesizce buluyorum.

Başkan süper mi yönetiyor Türkiye Satrancı'nı. Bu kadar eleştirecek şey bulunabiliyorsa cevap "Hayır" besbelli. Peki bu onun bu işi beceremiyor olmasından mı yoksa yeterince desteklenmiyor olmasından mı?

Ben de bir müdürüm arkadaşlar. Şunu çok iyi biliyorum ki çevre etmenler ve en başta ekibiniz size destek olmuyorsa başarı ihtimaliniz yoktur. Vizyonunuz, yeteneğiniz ne olursa olsun muhatap olduğunuz kişi ve kurumlar, sizden hizmet bekleyen çoğunluk insanlar sizi destekliyor olmalı. Aksi halde başarı şansı sıfırdır.

Sürekli eleştirmek yerine "ben bu konuda şunu yapabilirim" diyen insanlar olmadan başkan ne yapsın? Başkan Cengiz Bey olsaydı ve TSF çalışanları, il yöneticileri, kulüpler ve oyuncular tarafından desteklenmiyor olsaydı sihirli bir dokunuşla tüm sorunları çözebilecek miydi mesela? 1453 kişi turnuva yapılırken iki tane portatif tuvaletin sıkıntı çıkarabileceğini ortalama bir insan da akıl edebilir. Ama birisi bu ayrıntıyı akıl edip onu uyarmadıysa suç kimin? Başkan her turnuvadan önce gidip teftiş mi yapmalı? Kaç tuvalet var? Kaç şemsiye var? Güneşli mi? Yağmur yağar mı? Meteorolojiyi aradınız mı? Şu koridor dar olmuş arayı genişletin? Bugün sular kesilmeyecek değil mi? Bakın sevgili arkadaşlar kurum yönetmek ya da bir etkinliği yönetmek ekip işidir. Hatta başarı için ekip de yetmez kurumun hizmet ettiği tüm camianın desteği gerekir.

Ne yapmak lazım? Başkan'a ve dolayısıyla da Türkiye Satrancı'na yardımcı olacak bir şeyler denemek mi yoksa başkana adi fıkralarla saldırmak mı?

Gerçek satranç emekçisi kim?

Saldıran mı? Küfür ve hakaret etmeye çalışan mı? Benim ELO'm yüksek ben haklıyım diye havasından geçilmeyen saldırgan kişilikler mi satrancın tüm sorunlarını çözecek?

Gelecek seçimde inşallah sizin dilediğiniz kişi satrancın başına geçer diye dua ediyorum. O aday olmazsa mesela İnşallah Cengiz bey aday olsun, Ateş bey aday olsun ya da Sabri bey aday olsun diye dua ediyorum. Belki onlara saldırmadan önce destek olmayı denersiniz.

Saygılar.
Cevapla
#24
Gerçek profesyonel satranç sporcusu satranca ciddi zaman harcayıp Büyükusta olandır. Geri kalanlar satrançla hobi olarak ilgilenmiş vakit harcamış kişilerdir.

Bu sebeple diğerlerinin "Vay efendim, ben satranç oynuyorum. Hakem para kazanıyor" demesi saçmadır. Sen zaten satrancı birincil iş olarak almamışsın ve satrançta da profesyonel seviyeye gelememişsin. Senin para kazanman piyango çıkması veya teşvik ödülü kazanman gibi birşeydir.

Hakemleri de yerden yere vurmuşsunuz. Yanlış buluyorum.

Adam hakem olacak ama bu sebeple başka işi gücü olmayacak. Saat 16:00 dedin mi turnuvaya hakem olarak hazırlık için gelecek. Sen, paşam ise 18:00'da işten çıkarak geleceksin veya yıllık iznini kullanarak katılacaksın, keyfin için eğlencesine satranç oynayacaksın. Sonra hakem adam değil para kazanıyor muamelesi. Hakem çok para kazanıyorsa işinden çık sen hakem ol!
Ara
Cevapla
#25
Sayın Platon,
Hakemleri kimsenin yerden yere vurduğu falan yok.
Dikkatle okursanız buna dair tek bir şeye rastlayamazsınız.
Bu başlıkta ana fikir olarak ifade edilen şey oyuncu emeğinin görmezden gelinmesi ve ödüllerin yetersizliğidir.
"Ödenek yok" noktasından hareketle gidildiğinde açıklanması mümkün olmayan bir durum bu, çünkü başka herşeye ödenek var. Oyuncuya gelince, sponsor bulalım! Bu devran böyle sürmez efendim.
Konuyu başka yere çekmeye çalışmanızın yararı yok, insanlar önceki mesajları okuyacaklardır. Kimin ne dediği ortada.

Ayrıca yazılarınızda bariz mantık hataları var ki, değinmeden geçemeyeceğim.
Büyükusta dışındakileri oyuncudan saymıyorsunuz ama atladığınız çok önemli üç nokta var:
1. Büyükustalar bir anda 2500 olmazlar. Hatırı sayılır bir süre ünvan sahibi olmadan satranç oynamışlardır.
2. Hayatını satranca adayanlar arasında büyükusta olmayı başaranların sayısı, olamayanların 10'da biri kadardır.
Sırf isminin başında GM yazmıyor diye bir oyuncunun satranca harcadığı onbinlerce saatlik mesaiyi es geçemezsiniz.
3. Satranç oynamak için bir hakeme ihtiyaç yoktur ama bir hakemin, satranç oynayan en az iki kişiye ihtiyacı vardır.
Ara
Cevapla
#26
Oktay Bey,
Gerçi Platon’a hitaben yazmışsınız ama benim yorumlarımla da ilgili olduğundan yanıt verme ihtiyacı duydum.
“Hakemleri kimsenin yerden yere vurduğu falan yok. Dikkatle okursanız buna dair tek bir şeye rastlayamazsınız” diyorsunuz ama hakem olmak için hiçbir şey gerekmez yoldan çevirip beş saatlik eğitimle herkesi hakem yaparım diyen de sizsiniz. Benzeri başka küçümseyici ifadeleri de kullandınız. Anladığım kadarı ile dilbilime meraklısınız. “Yoldan çevrilen herkes” başlı başına küçümseme ifadesidir. Yanlış hatırlamıyorsam hakem olmak için fazla zeka gerekmediğini de söylemiştiniz ve “gelmezsen gelme nolucak efendim” gibi bir şey yazmıştınız. Siz o amaçla kullanmasanız da bunlar küçümsemedir. Esas kendi yazılarınızı siz dikkali okuyun.
Satranç hakemliği için nitelik elbette gerekiyor. Atladığınız bir şey daha var ki, yazılarınızda sık sık o hataya düşüyorsunuz. Fazlaca genelleme yapıyorsunuz. Satranç hakemliği yapan pek çok satranç oyuncusu da var. Bir çoğuna da oyun gücünüz yetmeyebilir! Diğer taraftan oyuncu olmamalarına karşın çok bilgili işini çok iyi yapan hakem arkadaşlarımız da var. Aldıkları kısıtlı ücretten çok daha fazlasını hak ediyorlar. Bu çevrelere de haksızlık yapıyorsunuz. Ayrıca size yoldan çevirip hakem yaptıklarınız bedava mı çalışacak, ücret ismeyecekler mi diye sormuştum. Cevap vermediniz.
Oyuncuların emeğinin görmezden gelinmesi ne demek? Ne yapılsın istiyorsunuz? Ödüller yetersiz diye kimi suçluyorsunuz. TSF yarışmalara ödül mü koysun istiyorsunuz?
Satranç oyuncusunun bilgisine, deneyimine, düzeyine saygı duyulsun karar alma sürecinde belirleyici olsunlar deseniz anlayacağım. O zaman sizle beraberim!
"Başka her şeye ödenek var. Oyuncuya gelince, sponsor bulalım! Bu devran böyle sürmez efendim” demişsiniz. Yine elmalarla armutları topluyorsunuz. Siz ne öneriyorsunuz. Örneğin TSF başkanı siz olsanız oyuncuların maddi kazanımları için neler yaparsınız? TSF’nin düzenlediği turnuvalarda kimlere ödeme yaparsınız kimlere yapmazsınız?
Yarışmalar için belli masraflar vardır ve bunlar federasyonların harcama kalemlerinde yazılıdır. Görevlilere, gerektiğinde yere, malzemeye, techizata para harcayacaksınız. Aksi mümkün mü?

“Satranç oynamak için bir hakeme ihtiyaç yoktur ama bir hakemin, satranç oynayan en az iki kişiye ihtiyacı vardır.” demişsiniz. Burada esas mantık hatasını siz yapıyorsunuz. Hakem gelip siz satranç oynayın da ben size hakemlik yapayım demiyor. Siz gel bize hakemlik yap diyorsunuz? Yani daha önce de yazmıştım oyuncular turnuvada oynamak için hizmet talep ederler ve bunun da bir bedeli vardır. Bu eskiden de böyleydi. Yetmişli yılların sonlarında seksenli yılların başlarında Ankara birinciliklerinde hepimiz oynamak istediğimizde dışardan bir hakem arardık. Biz gidip birini bulur, ondan bize hakemlik yapmasını rica ederdik. Aramızda para toplar ve ona öderdik. Aman size ben hakemlik yapayım diye çıkıp gelen kimse olmazdı. Eşlendirmeleri yapacak, puantajı tutacak, büyük karton tabloyu hazırlayacak en az biri gerekiyordu. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Ara
Cevapla
#27
Ertan Bey,

Valla daha önce yazmaya zahmet edemedim ama sağolsun Sabri Bey yazmış. Sadece bir saptırmanızı belirteyim.


Oysa ben ne demişim:


Demek ki neymiş Büyükustalar dışındakileri oyuncudan saymıyorum diye birşey yok. Büyükusta dışındakileri profesyonel satranç sporcusu saymıyorum. Ha biri çıkıp ben IM'yim profesyonelim, ders vermiyorum ve sadece satranç oynayarak para kazanıyorum derse de şaşarım.

Bu arada satranç sporcusu dediğin nedir. Girerim TSF'ye çıkartırım bir lisans hemen satranç sporcusu olurum. Üstelik kuralları bilmeme bile gerek yok. Turnuvaya bile girerim Smile Yani sizin yoldan çevirip 5 saatte hakem yaparım demenizden bile kolay.

Bu başlıkta tartışılması gereken şey profesyonel satranç sporcularının para kazanıp kazanamadığıdır. Bir Türk GM liglere gidip 10 günde 10 bin TL'ye yakın para alıyorsa bence profesyonel sporcular maddi açıdan aşama kaydetmişler demektir. Öte yandan yine Türk GM falanca Açık Turnuvaya gidersem 1 haftada 2-3 bin TL ödül kazanma ihtimalim %50 ama evimde oturup ders verirsem o parayı zaten kesin kazanırım derse de bu yine şartların iyileştiğinin göstergesidir.

Ben satranç sporcusuna saygı duyarım. 7 yaşındaki çocuğa da 77 yaşındaki oyuncuya da. İster 1000 olsun ister 2200 olsun fark etmez.

Ama 7 yaşındaki çocuk veya 2200'lük oyuncu "Kafa patlatıyorum ama para kazanamıyorum, hayatımı geçindiremiyorum" derse garip olur.
Ara
Cevapla
#28
Sayın Platon,
Açıklamanızdan dolayı teşekkür ederim. Şunu anladım ki profesyonellik konusunda görüşlerimiz örtüşüyor. Bazen kısa yazıp kendimizi ifade edemeyebiliyoruz, ancak sonra durum netleşiyor.
Tespitlerinize katılıyorum, özellikle şu paragrafınız dikkate değer:
Buradan birçok kişinin çıkarması gereken dersler var.
Bir oyuncu çıkıp oynamak, hünerini sergilemek yerine sadece özel derse yaslandıysa halinden çok da şikayet etmemeli bence.
Gözlemlediğim başarılı ustalar, ikisi arasındaki hassas dengeyi kollayan kişiler.
Yani geçimlerini dersten sağlayan ve turnuvalardan uzak kalmayan satranç ustaları.
Bu kişilere saygım büyük.
Küçük bir ekleme yapayım, şartlar sadece profesyoneller için iyileşti.
Amatörler için durum eskisinden daha kötü.

Bir saptırma da sizden gelmiş, gözümden kaçmadı: Smile
Bu başlıkta kimse "Satranç oynayarak kafa patlatıyorum, niye geçinecek para kazanamıyorum." demedi.
Denen şuydu: "Turnuvalara katılıyorum, ilk 5'e giriyorum, en azından otobüs - minibüs param çıksın. Kuru kuruya kupadan - madalyadan fazlası olsun."
Ara
Cevapla
#29

Smile Ben de size katılıyorum ama minibüs parasını aşıp biraz ciddi hale gelirse bir anda Gürcüler çıkabilir ona göre...
Ara
Cevapla
#30
Aman diyeyim, şimdi burayı falan okuyorlardır. Big Grin
Ara
Cevapla
#31
Sayın Sabri Koçak,
Bir başlıkta daha konuyu saptırmış, beni hedef göstermeye çalışmışsınız.
Ben size uymayacak, konuyu fikir bazında tartışacağım.

Daha anlaşılır olması açısından madde madde gideyim:

1. Öyle dildilime falan gerek yok, zaten yazılanları/söylenenleri idrak etmeyi inceleyen dala dilbilim değil, anlambilim (semantik) denir.
"Yoldan geçeni çevirsen o işi yapabilecek olması" küçümseme anlamı taşımaz. Yapılan işin çok teferruat gerektirmediğini ifade eder. Sizde nasıl bir ego varsa artık, veya ne kadar yüce bir iş yaptığınızı sanıyorsanız, hakemleri küçümsediğimi sanmışsınız. Saptırmayın. Ayrıca dikkat edin, sokaktaki adam demek ortalama vatandaş demektir. Esas siz ortalama vatandaşı küçümseyen, onu aşağılayan bir bakış açısına sahip olduğunuzu göstermiş bulunuyorsunuz.

2. Ben 2. kademe antrenörüm. 1. kademe antrenörlük, maalesef içeriği 5 saat bile tutmayan eğitimlerle verilir duruma geldi. Hakemliğin genel itibarıyla karşılaştırılamayacak kadar ayağa düşürüldü. Benim antrenör olmam, bu yanlış ve eksik uygulamayı eleştirmemi engellemiyor. 2. kademenin de liyakat sahibi olmayan kişilere verilmeye başlandığını görüyor, bundan rahatsızlık duyuyorum.Ayrıca oyuncuyum, ama oyuncuların yaptığı hataları ifade etmeme engel değil bu. Sizden farkım bu.

3. Beni hedef göstermeye çalışıyorsunuz ancak İstanbul satranç ortamında olsanız, böyle bir tavır sergilemezdiniz. Gelmiş geçmiş İl temsilcisinden tutun, en kıdemlisi, en kıdemsizi hakemlerin hemen hepsi beni simaen, bazıları da ismen tanır. Gerek oyunculuk, gerekse antrenörlüğümde hiçbir hakemle hiçbir olumsuzluk yaşamadım. Salona ilk girdiğimde her zaman hakemlere selam verdim, tanıdıklarımla üç-beş kelam ettim. Hakemlerin hiçbir kararına itiraz etmedim, tartışmalı olabilecek yerlerde bile arkadaşları zorlayacak aksiyonlara girmedim. İşini yapana her zaman saygı duydum, rica edilirse yardımcı olmaya çalıştım, gereksiz yere burnumu sokmadım. Benimle kötü bir anısı olan tek bir hakem bile yoktur. Yani boşuna uğraşmayın, buradan ekmek çıkaramazsınız.

4. Nereden çıkardıysanız, "tüm hakemleri satrançta yenebileceğimi" söylediğim sonucunu çıkarmışsınız ki böylesi bir imaya nerede rastladığınızı tekrar okumama rağmen anlayamadım. IM seviyesinde bile olan hakemler varken 2000'lik bir oyuncunun çıkıp "hepsini yenerim" demesi olsa olsa "tilki içince kurdun evini basmış" deyimine örnek oluşturur.

5. Hakemlerin oyunculuktan gelmesi bariz bir avantaj ve artı değerdir. Bu gerçeği inkar edeceğinizi sanmıyorum. İstanbul'da turnuvalarda oynadıklarını gördüğüm hakemlere çok ayrı bir sempati duyarım. Aklıma ilk gelen örnekler Özgür Acar, Sezgin Mehmetçik, Fuat Ergür, Özgür Can Kaygısız gibi arkadaşlardır. Diğer hakem arkadaşlar lütfen alınmasınlar, sadece aklıma ilk gelenleri yazdım. Somut bir önerim de olacak: turnuvalarda oyuncu olarak da yer alan isimler teşvik edilmeli, mesela UKD'si oranında ekstra ödenek almalıdır. Nitelik nicelikten çok daha önemli ve değerlidir.

6. TSF Başkanı olsam oyuncudan gelen paranın hatırı sayılır bir kısmını yine oyuncuya verirdim.
Her yıl lisansını vize yaptıran onbinlerce satranççı var, bunların oluşturduğu toplam gelirin en az %50'sini turnuva ödül finansmanına ayırırdım.
İl Birinciliklerini teşvik eder, varsa ödül miktarını havuzdan artırır, yoksa yine havuzdan yaratırdım. Kategori ödüllerini artırarak standart hale getirirdim.
İl Birincilerinin katılacağı bölge birincilikleri düzenler, hatırı sayılır ödüller verirdim.
MEB yarışmalarını cazip hale getirir, genç oyuncular için angarya olmaktan çıkarırdım.
Bunlar 5 dakikada aklıma gelenler.

7. "Eşlendirmeleri yapacak, puantajı tutacak, büyük karton tabloyu hazırlayacak en az biri gerekiyordu." diyorsunuz. Bunlar birşey mi?
Ben size ne yaptığımı anlatayım, belki ilham vereceğim birileri olur.
2008 yılı, TSK bünyesinde 32 kişilik bir turnuvayı organize ediyorum.
Misafir oyuncuların konaklaması, yemekleri, istihkakları ayarlandı.
Masaları, sandalyeleri salonun aydınlatmasına ve güneşin gün içinde değişen açısına en uygun şekilde ayarlayıp takımları dizdim, saatleri ayarlayarak ve notasyon kağıtlarıyla kalemleri dizerek koydum.
Turları gayet sorunsuz bir şekilde yönettim, birkaç teknik soru(n) oldu, üstesinden geldim.
Her turun ilk 5 dakikasında her masanın ikişer fotoğrafını çektim, ilgili klasörlere ayırdım.
Önceki turun 16 masaya ait notasyon kağıtlarını aldım, tüm partileri tek tek Chessbase programıyla pgn formatında kaydettim. Aradaki serbest zamanı bu şekilde değerlendirdim.
Kaydettiğim dosyayı ve tüm fotoğrafları CD'ye aktardım. Bu CD'den 32 nüsha üreterek turnuva bitiminde tüm oyunculara birer tane verdim.
Böylece hem oyunculara analiz kaynağı sunmuş oldum, hem de turnuvayı hatırlayacakları bir hediye oldu.
Bu yaptığıma oyuncular şaşırdılar ve çok teşekkür ettiler. Benim için yorucu oldu, ama aldığım teşekkürler buna değdi.
Tüm bunları tek başıma yaptım ve herhangi bir ekstra ödenek almadım.
Puantaj - karton mu, yoksa yukarıda yazdıklarım mı? Yorum sizin.

8. Oyunun genel felsefesinden söz ettim. Konuyu yine saptırmışsınız. Tekrar izah edeyim: Satranç hakemi oyunun asli unsuru değildir, ekstradır. Oyuncu emeğiyle hakem emeğini karşılaştırmanın imkansızlığı buradadır. Satrancın oynanabilmesi için iki kişi gereklidir. Körleme oynayacak düzeyde iseler takıma bile gerek yoktur. Ancak hakemin satranç düzleminde tek başına varlığı söz konusu olamaz. Satrancın oynanabilmesi için değil, resmileşebilmesi için gereken bir unsurdur. Dolayısıyla hakem sadece satrançta değil, hiçbir sporda asli unsur değildir. Bu basit gerçeği kabul etmekte yarar görüyorum. Bu pratik değil, teorik bir tespittir, elmalarla armutları karıştıran esas siz olmayın.

9. Oyuncunun böyle bir talebi yoktur. Öyle olsaydı parkta veya cafede satranç oynayan her iki kişinin başında bir hakem bulunurdu. Talep Federasyondan gelmekte, bu talebi de yine kendileri karşılamaktadırlar. Hakemin hakkı huzur ücreti yönetmelikle belirlenmiş durumdayken oyuncuların alacağı ödüllere dair benzer bir madde olmaması, Federasyonun önem verdiği unsurun ne olduğunu açıkça göstermektedir.

10. Yazınızın giriş kısmında söylediğiniz şeyle sonuç kısmında söylediğiniz şeyin yarattığı çelişkinin farkında mısınız? Yorumsuz aktarıyorum:
[/quote]
Ara
Cevapla
#32
RE: "Emege Saygi". Gercek Satranc Emekcisi Kim?
Oktay Bey, bu tartışma çok gereksiz bir mecraya doğru uzanıyor. Devem etmeyi de hiç istemiyorum baştan belirteyim. İddialarınıza madde madde cevap vereceğim, umarım bu son olur.

1. Nelerin küçümseme nelerin değil olduğuna siz mi karar vereceksiniz? Yoldan geçen, dandik, gelmezsen gelme nolucak, zeka gerekmez, bizim orda madalyacı dükkanı var gelin burdan alın. Bunlar bir çırpıda hatırladığım sizin sözlerinizdir. Küçümsemedir (Yalnızca bu başlık altında değil tabii).
Ben de ne egosu varmış pardon? Hangi işi yüce yaptığıma inanıyormuşum. Hakemliği mi? Nerede böyle bir şey ima ettim? Ben oynadım da hakemlik de yaptım antrenörlük de. Kitap da yazdım. Ben 1955 doğumluyum. Benim kuşağımdan biraz altı üstü olabilir, tanıdıklarınız var ise sorabilirsiniz. Kişisel sataşma yapmayın. Bir yanlışımı gördü iseniz somut örnekler verin. “Adam” tek başına bir şey ifade etmez. Hangi adam? Adamın ortalama vatandaş demek olduğu hangi sözlükte yazıyor acaba? Buradan kalkıp da benim ortalama vatandaşı küçük görmeme getirmişsiniz pes! Çocukca!
2. Antrenörlüğü tartışmıyoruz. Hakemliği tartışıyoruz. Hakemlerin eğitimi konusunu da tartışmadık. Benim de buna bir dolu eleştirim var. Açılırsa iletirim. Hakemlerin haksız para aldığını, aslında satranç bilmediklerini hatta satrancı sevmediklerini ima ettiniz. Bu bir genellemedir. Toptancılıktır. Satranç bilmeyen hakemler diye ayırsanız ve bir ölçüde özenli bir dil kullansanız anlayacağım. Ben size hakemler deyince homojen bir yapı olmadığını, içlerinde oyuncuların da olduğunu, meslek sahibi değerli insanlar bulunduğunu, bunların haksız para almadıklarını, hatta düşük seans ücretleri aldığını, hakemliğin bir yan iş olduğunu, maaş almadıklarını, iddianızın aksine nitelik gerektirdiğini söylüyorum. Egoymuş, hedef göstermeymiş, saptırmaymış. Bir şeyi doğru dürüst tartışamaz mısınız?
3. Sizi niye hedef göstereyim ne hukukumuz var sizinle? Beni de il temsilcinizden sorabilirsiniz mesala, aynı kuşaktanız. Selamımı söylerseniz de memnun olurum. Ne ekmek çıkaracakmışım bunlar ne biçim laf?
4. Hakemleri oyunculardan tamamen ayırarak genelleme yapan sizsiniz. Satranca emek vermemiş kişiler olarak niteliyorsunuz. Ben de diyorum ki, hakemlerin tümü böyle değil. İçlerinde başlangıç, orta, ileri düzeyde oyuncular da var. Bunda alıncak bir şey yok.
5. Elbette ben zaten öyle diyorum. Hakemler deyip genellemeyin diyorum.
6. Yani TSF tasarruf yapsın, bütçesinin büyük bölümünü ödüllere ayırsın diyorsunuz. Bunun için hangi mevzuata dayanacaksınız ve ödüller kaç satranç emekçisinin dilediği parayı kazanmasına yetecek.
7. Ben bir defalık yapılan işlerden bahsetmiyorum. Bu anlattığınız için emeğinize sağlık. Geçmişte ben de karşılıksız çok çalıştım. Ancak şimdi ücretsiz hakemlik yapacak, rutin ve sizin bir iş olarak görmediğiniz işleri yapacak kimseler bulabilir misiniz?
8/9. Bir şeyi anlamamakta ısrar ediyorsunuz. Evinizde biriyle kavga etmeden satranç oynayabiliyorsanız oynayın. Elbette başka bir şeye gerek yok. Kafede oynayacaksanız işletmeye para ödersiniz. Kafe de oyununuzun bir parçası olur. Gürültüye de katlanmak zorundasınız. Satranç oynunda başkalarıyla boy ölçüşmek için yarışma söz konusu olursa bunu da hakemsiz yapamazsınız. O zaman da hakem oyunun bir parçası olur. Yani ne amaçla nasıl satranç oynadığınıza bağlı. Diğer sporlarla da ilgili düşüncenize katılmıyorum ama zaten çok uzun yazmışsınız yorulduğum için girmeyeceğim.
Ara
Cevapla
#33
"Satranç emekçisi" kavramsal bir konu. Kavramların hukukta, felsefede ve günlük hayatta tanımlanmaları çoğu zaman imkansıza yakındır; bugün hukuk suç kavramını, edebiyat aşk kavramını, tasavvuf ise ilahi kavramları hala açıklayamıyor.

Ben bir süredir hakemler ile ilgili bakış açımı değiştirdim; önceleri tekil olarak "hakem" üzerinden hareketle yetersizlik değerlendirmeleri yapıyordum. Bu senenin ilk aylarında hakemlerle konuştum. eğer bir yetersizlik varsa (ki var) sorunun kişilere yüklenmesinin kaba ve yanlış teşhise sebep olacağını anladım.

1) Hakemler yetersiz hatta kötüniyetli olabilir. Daha önce de özel başlıklarda ağır uygulama hataları tartışıldı. Ancak tüm dünyada hakem olgusu hep tartışmalı olmuştur.

2) Genel hukuk sistemleri hakemlik/hakimlik işlerini ancak çapraz denetim araçları ile çözmüştür. Yine de yüzde yüz bir adalet asla sağlanamamıştır. Yani genel davalarda temyiz, üst temyiz yolları vardır. Hakem kararları da gözlemci ve tahkim kurulu ile denetlenebilir. Ama sonrası hep tartışmalı olacaktır.

3) Satranç hakemliği ise ülkemizde hala oturmamış bir konu. Doğru sefer yanlış gemi gibi birşey. Yani arzulanan doğru ama uygulama kontrolsüz.

Benim görüşüm turnuva ve oyun kavramını birbirine sokmadan hakemi tartışmamız gerektiği yönünde. Şöyle ki:

a) Bir satranç partisinin hakeme ihtiyacı yoktur.
b) Turnuva, oyun kavramından bağımsız bir alandır, bir cycle'dir ve hakem bu kavramın asli unsurudur. Hatta turnuva sözkonusu ise ve biz aktörleri sayıyorsak, maalesef hakem oyuncudan önce gelir.

Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi sonucun geçerli olması oyuncunun varlığı veya oyunu oynaması ile değil, hakemin tescil kararı ile gerçekleşir.

Profesyonel futbolda da aktörleri saymak gerekirse (çok itici ama) ilk sırada ülke federasyonu, sonra hakemlik kurumu gelir. Zira oynanan oyun ne olursa olsun, bunu resmileştiren ve meşrulaştıran bu iki yapıdır.

Bu açıdan bakmak gerekirse, hakemi esas aktör saymak zorunludur.

4) Ben genel sorunu daima kalite üzerinden tanımlamak gerektiğini düşünüyorum. Bizim turnuva kalitesi konusuna çok önem vermemiz lazım çünkü herşey bu paltonun içinden çıkıyor. Turnuva kalitesi ise:

- Oyun salonlarının steril, temiz ve sessiz olması;
- Masa aralıklarının uluslararası standart veya teamüllere uygun olması;
- Salona oyuncu dışında hiçbir unsur alınmaması;
- Eşlendirmelerin uygun zamanda ve iyi standartlarda duyurulması;
- Lojistik ihtiyaçların önceden planlanması ve karşılanması;
- Turnuva motivasyonun sağlanması (ödüller / katılım cazibesi) gibi konularla ilintili. Doğal olarak hakemler de bu kalitenin bir parçası.

Şimdi çadırda, 30 derece sıcakta, masa aralıkları 10 santim olan, tuvaletin salondan ayrı uzak bir yerde bir konteynerda olduğu bir mecrada hakem zaten başarısız olmaya mahkumdur. Çünkü asgari koşullar salt oyun oynamayı değil, oyun yönetmeyi de imkansızlaştırıyor. O sebeple bugün tek başına hakem kalitesizliğinden yakınmak, karanlıkta bir filin sadece dokunduğumuz uzvunu tarif etmek gibi kalıyor.

5) Tüm bunlardan sonra biraz da meseleye hakem tarafından bakalım. Birçok hakemin 30-40 TL günlük ücretle turnuva yönettiği bir gerçek. Bunu adıya sanıyla ortaya koyup üstüne gitmek gerekiyor. Evde cam temizliğine kadın çağırsanız İstanbul'da herhalde 150 lirayı gözden çıkarırsınız.

Hakem ücretlerinin -üstlenilen sorumluk dikkate alınarak- yüksek düzeye çıkartılması gerekli. Elbette turnuvalar kategorize edilmeli, hakem sayısı düşürülmeli, hakem yetkileri arttırılmalı ve eğitim ayağı çok ciddiye bindirilmeli.

Fransa bürokrat kavramının çıktığı ülke olarak bilinir. Sistem memurlara (hakimler dahil) çok ciddi ücretler vermek ancak buna karşılık memur sayısını çok az tutmak üzerine kuruludur. Memur bu anlamda devletin elidir; imtiyazları ve ücretleri sayesinde rüşvet, kendini geliştirememe, suistimal gibi kusurlardan uzak durur.

Hakemlerin ücretlerinin başhakem seviyesinde en az 300-400 TL olması, yardımcı hakemler düzeyinde de bunun en az yarısına yükseltilmesi lazım. Eşzamanlı olarak hakem yetkileri yeniden belirlenmeli. Bir hakem turnuva salonuna giren bir veliyi veya gürültü yapan çocukları salon dışına atma hakkına hatta mecburiyetine sahip olmalı.

Buna karşılık biz de o hakemden niye turnuva dakikasında başlamıyor, niye eşlendirmeler düzgün asılmıyor, niye sessizlik sağlanmıyor, niye masa araları dar gibi konuların cevabını sorabilmeliyiz.

6) Sisteme gözlemcilerin eklenmesi gerekli, bir turnuvayı gözlemleyecek ve hakemi ve turnuva koşullarını notlayacak bir gözlemci olmalı. Futboldaki model burada bire bir uygulanabilir. Belli not kriterini tutturan ya da tutturamayan hakemin atanacağı turnuvalar ve ücret buna göre belirlenmeli.

Bence şu 5 kriter bir arada yoksa, bir turnuva olmamalı.

- İyi ücret almış hakem ve bağımsız gözlemci
- Hangi turnuva olursa olsun uluslararası turnuva salon standartları,
- Önceden bilgilendirme,
- Zamanında ve dakik oynatılma,
- Motivasyon (ödül, katılım, teşvik)

Eğer turnuva kalitesi ideal konuma gelirse, oyuncu sorunlarının çok hızlı bir şekilde kendiliğinden çözüleceğini görebileceğiz.

Ha bir de tüm turnuvalar ücretli olmalı. Bu da ayrı bir fasıl ve tartışılmalı.
blog:
Ara
Cevapla
#34
Hakemler gereksiz noktasına da hiçbir zaman şahsen ulaşmadım,tabii ki gerekliler, işlerini hakkıını vererek yapanlar var (maalesef azınlıkta) ve onlara saygım sonsuz çünkü çok da sıkıcı bir iş yapıyorlarSmile Lakin asli unsurun hakem olduğunu iddia etmek, özellikle turnuva oynamış insanlar açısından ya bir akıl tutulmasıdır ya da artık başka bir çıkar kovalıyordur ben başka bir sonuca varamıyorum. Hakemlere yüksek ücret verilmesi iyi bir çözüm ama o zaman hakemlik yapanların satranç dersi vermesi de kesinlikle yasaklanmalı. Bunların hepsi ciddi bir yeniden yapılanmanın bir parçası olabilir ki bu da hiç kolay değil.

Felsefi bir tartışma yapacaksak ve birini kutsayacaksak illa bu oyuncu olmalı. Kimseyi kutsamaya güzellemeye feryat figan emeklerden dem vurmaya gerek yok. Esas mesele bu. İşimizi yapalım, doğru yapmaya çalışalım. Bu konuda da sıkıntılar olduğu açık.

Bu ısrarlı komik iddianın temelinde Türkiye'de spor bürokrasisinin sporcu düşmanı olmasından kaynaklanan bir zihniyet sorunu var. Satranca da fazlasıyla tezahür etmiş durumda. Benim için mesele budur. Bu zihniyet değişmeden de Türkiye hiçbir zaman spor ülkesi olamaz, satrançta da potansiyelini gerçekleştiremez, çünkü öncelikleri hep sportif açıdan yanlış tanımlanır.
Ara
Cevapla
#35
Özgür, yazılanları daha dikkatli okumanı öneririm. Burada hakemleri kutsayan olmadı. Bir yandan kimse kutsanmasın diyorsun diğer yandan kutsanacaksa oyuncu kutsansın diyorsun. Sen ne dediğinin farkında mısın?
Öte yandan “özellikle turnuva oynamış insanlar ya akıl tutulması yaşıyorlar ya da çıkar peşindeler” derken beni mi kasdediyorsun? Zira bu konuda Mojo, Platon ve ben karşı görüş bildirdik. Diğerlerinin kimliği gizli olduğuna göre turnuvalarda oynamışlar mı bilemeyiz.
Bu arada yaklaşık on yıldır hakemlik yapmadığımı, turnuvalarda da yarışmadığımı belirttikten sonra sorayım, şöyle bir konuda fikir belirtmekle ne gibi bir çıkar peşinde olunabilir? Üstü örtülü sözlerle milleti itham etme. Aklına bir şey gelmiyorsa da kendini zorlama! Yazmak zorunda değilsin.
Ara
Cevapla
#36

Turnuva varsa, aday seçme maçı varsa, şampiyonluk varsa, hülasa FIDE veya yerel organizasyona yapılacak bir tescil süreci varsa hakem ve tescil makamları asli unsurdur. Bu teknik olarak böyle. Cüneyt Çakır bu akşam maç yönetecek, istersek hakemsiz yarı finalin nasıl olacağını izah etmeyi deneyelim herhangi bir futbol forumunda Smile

Hakem açısında yetersizlik tespiti ayrı bir şey ama "yetersizlik" ve "gereksizlik" ilgisiz kavramlar. Bir turnuva bir saat mekanizması gibidir, hakem, saat, notasyon, oyuncu, sponsor, Federasyon hepsi bu mekanizmanın bir parçasıdır. Birini çıkarırsan saat çalışmaz.

Sanırım biraz satrancı küçük görüyoruz. Hakemsiz futbol, hakemsiz tenis (şu tenis örnekleri yüzünden başım birgün derde girecek bu arada Cool ), hakemsiz çayır güreşi bile düşünülemez ama satranç turnuvası gibi bana göre çok komplike bir işte, hakemi tam yerli yerine oturtamıyoruz.


Kutsama profesyonel ilişki için yanlış bir kavram. Sporda, iş yaşamında bilimde kutsama olmaz. Dinde olur. Ben oyuncuyu da hakemi de kutsamam, her ikisi birbirine muhtaç kavramlar çünkü.

Genel kalite lafı üzerinde çok duruyorum belki ama TSF'nin bu konuda bir çalışma yapması lazım (arama konferansı denilen şeylerden Smile). Basitçe, düz bir turnuvanın asgari standartları ne olmalı, bunu çözersek büyük bir temel atılabilir.

Son olarak hakem kalitesi konusu futbolda da çok tartışıldı, hakem ücret seviyeleri arttırılarak çözüme gidildi. Cüneyt Çakır'ın babası maç yönettiği dönemlerde bugün oğlunun aldığı ücretin beşte birini alıyordu ve taksi parasını cebinden veriyordu.

İyi eğitim, iyi denetim ve iyi ücret; bunlardan korkmamak lazım.
blog:
Ara
Cevapla
#37
Mojo Jojo'nun futbol hakemi örneği üzerinden gidelim:

Bu akşam Galatasaray'lı Sneijder, Messi'yi çalımladı ve Messi bu sırada Sneijder'a müdahalede bulundu varsayalım. Bu müdahale faul mü, yoksa değil mi kararı hakem verecek.

Hakem olmadan olur mu peki? Belki o pozisyon futbolcular arasında birkaç dk. tartışılır ve oyun devam eder. Belki de bir saat o sorunu çözmelerini bekleriz. Yani hakemin varlığı maçın yönetimini kolaylaştıracaktır.

Peki Hollanda ve Arjantin bu akşam maça çıkmadı diyelim, maç olur mu? Engin Baytar'ın tutup havaya kaldırdığı sayın hakemimiz hangi pozisyona faul verebilir, hangi başlama vuruşu için düdük çalabilir, hangi gol sonrası orta sahaya koşabilir?

Mojo Jojo'nun söylemek istediği, bir turnuvanın FIDE tarafından kabul edilmesi için hakemin olması gerektiğidir. Evet, bu doğru ama gerekirse o sonuçları bilgisayara herhangi birisi girip, FIDE'ye gönderebilir. O programları kullanmak yada turnuva kurallarını uygulamak zor birşey değil. Ben daha lise 1. sınıftayken 40 kişiye elle eşlendirme yaparak turnuvayı sonlandırdım, daha hakem olmamışken birçok haftasonu turnuvasında Swiss Perfect 98 ile hem eşlendirmeleri yapıp, hem de turnuvada oynadım. Bu işleri yapacak ilgili birileri illaki bulunur.

Hem ELO'lu sporcu, hem 2. kademe antrenör, hem de il hakemi olarak şunu belirtmeliyim ki; bir turnuvada hem sporcu olarak oynama, hem antrenör olarak çalıştırdığım öğrencimi götürme, hem de hakem olarak görev alma imkanım olduğu dönemlerde, öğrenci halimle diğer ikisinden para kazanacak olmama rağmen ben para harcayarak o turnuvada oynamayı tercih ediyordum.

Mojo Jojo, benden daha iyi bilirsiniz "Sebepsiz Zenginleşme konusunda zorunlu masraflar ve faydalı masraflar"ın durumunu. Bence bu örnek tam da sporcu-antrenör-hakem üçgeni için kullanılabilir.

Hakemler, antrenörler işi kolaylaştırır ve olması FAYDALIDIR ama sporcunun olması ZORUNLUDUR.
Ara
Cevapla
#38

Olur. Bir takım çıkmazsa 3-0 tescil edilir ve bunun da altında hakem imzası olur. İki takım çıkmazsa diğer maçta elenen Brezilya'ya final oynama hakkı tanınır buna da resmi otorite (FIFA) karar verir. O anlamda hem hakemlik hem resmi kurum maalesef asıl aktörlerdir.

FB- GS final maçında Galatasaray sahaya çıkmadı ve maç 20-0 tescil edildi; FB şu anda resmen son şampiyon. Ortada maç var mı, yok; sportif etkinlik var mı, yok; sporcu var mı, yok. Peki sonuç var mı, var. Altında Recep Ankaralı imzası ile hem de.

Burada yalnız şunun karıştırılmasını istemem; hakem her şeyden önce şeklen zorunludur. Felsefik olarak "hakem gerekli değil" tartışması benim konum dışında (felsefenin derinliklerinde devlet veya din gerekli değildir konuları da tartışılıyor, o ayrı. Ama bir turnuva için hakem, şekil olarak birinci amil unsurdur).

Fikir jimnastiğinden gidersek, tarlasına komşu giren iki köylünün sorunu da köylüler arasında, köykahvesinde veya muhtarlıkta çözülebilir ama bunun için anlı şanlı mahkemeler var ve hakimlik gereksizdir diye düşünmüyoruz (ihtilaf ne kadar basit olursa olsun).


Elbette sporcu üzerine inşa edilmeli. Ama turnuva varsa hakem zorunludur, futbolundan curlingine kadar.

Tekrar edeyim ben kategorik bir hiyerarşi görmekten ziyade, durum tespiti yapıyorum; hakem şeklen zorunludur ve şeklen 1.sıradadır.

Keza hakemlerin sorunlarını da tartışmak ve kalitelerini yükseltmek gerekir, günde 40 TL alan bir hakemi dinlemeden "gereksizdir" demek adaletli değil.
blog:
Ara
Cevapla
#39
@Sabri Koçak: Sabri Ağabey, niye alındığını anlamadım. Seni kastederek yazmadım. Kastetmeli miydim? Yazdığımda çelişki yok, özetle bu tartışmaya gereksiz, yok illa yapılacaksa da cevabı belli demeye getiriyorum. Emek tartışmasının çıkma sebebi organizasyonlarda (sürekli satranççıların tercihlerinin göz ardı edilip diğer unsurların tercihlerinin öncelenmesine) ve üstelik bir de satranççı dışı unsurların sürekli öne çıkarılmasına itirazımdan çıktı. Kutsama sözcüğü de bu durumu eleştirmek amacıyla seçtiğim bir sözcük.

Bir kişi seçip hedef almak gibi bir huyum yok, genel trendi tespit ediyorum. O nedenle isim kullanmadım. Muhtemelen pek çok kimse çizdiğim profile uygun düşüyor. Kişisel olarak birilerini saldırmak gibi bir derdim ve ihtiyacım yok.

---
Oyuncuların varlığı gerek (necessary), Hakemlerin varlığı yeter(sufficient) koşuldur. Önceki mesajımın Sabri Koçak'tan daha çok muhatabı olabilecek MojoJojo'yla da bu şekilde anlaşalım. İşin felsefesinden çıkıp çözüm olarak da MojoJojo'nun teklifini mantıklı bulduğumu belirteyim. Bu son paragrafın üzerine başka edecek sözüm yok.
Ara
Cevapla
#40

Olur. Bir takım çıkmazsa 3-0 tescil edilir ve bunun da altında hakem imzası olur. İki takım çıkmazsa diğer maçta elenen Brezilya'ya final oynama hakkı tanınır buna da resmi otorite (FIFA) karar verir. O anlamda hem hakemlik hem resmi kurum maalesef asıl aktörlerdir.

FB- GS final maçında Galatasaray sahaya çıkmadı ve maç 20-0 tescil edildi; FB şu anda resmen son şampiyon. Ortada maç var mı, yok; sportif etkinlik var mı, yok; sporcu var mı, yok. Peki sonuç var mı, var. Altında Recep Ankaralı imzası ile hem de.
[/quote]
İşte dediğiniz gibi sadece tescil edilmiş bir sonuç olur ortada. Ne bir futbol maçı oynanır, ne de bir basketbol maçı. Hakem de artık kendini sportif-kural anlamında değil de, nasıl daha güzel imza atarım anlamında geliştirir.

Bu maçı böyle hallettik, ama takımların maça çıkmaması devam ederse maçlar yayınlanır mı, sponsorlar okur mu? FIFA'nın gelirlerinin neredeyse yarısı olan yayın geliri ve buna ek olarak da sponsor geliri de kesilince bırakın imza atacak hakemi, Dünya Kupası organizasyonu bile zor bulunur. Herşeyin başı hangi spor olursa olsun, o sporu icra eden sporculardır. Diğerleri tamamlayıcı unsurlardır.

Sizin aslında demek istediğinizi anladım. Bir organizasyonun turnuva olabilmesi için, bir grup insanın kendi arasında oynadığı birkaç oyundan ileriye gidebilmesi için resmiyet (hakem vs.) şarttır diyorsunuz.

Ben de diyorum ki, sporcu olur ama hakem olmazsa "en kötü ihtimalle" yani içlerinden birisi çıkıp o turnuvayı FIDE'ye göndermezse gayri-resmi bir turnuva oynanmış olur.

Ama hakem olup da, sporcu olmazsa hiç birşey olmaz. Turnuvaya katılım olmadı diyip hakemler ya orada oturup akşama kadar çay kahve içer, yada evlerine gider.
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi