Bir Öz Eleştiri- İçimdeki Ben-
#1
İÇİMDEKİ BEN
İnsan, hayatında çoğu kez kendisiyle çatışma halindedir. Akıl ve benlik bu çatışmanın baş aktörleridir.Bu aktörler toplum içinde kendilerini gösterebilme adına çeşitli zamanlar turneler ve şov'lara çıkarlar.
Tanıklığını yaptığımız hayatta da bunlar var.

ÖSF' da öteden beri bunlar oluyor. Kuşaklar boyunca da hep olacak gibi!
...
Tartışmaların bir çoğunda görüyoruz ki, isim-etiket yakıştırmak, küfretmek söz hakkı tanımaksızın düşük profilli bir yaklaşımın yansıması olabiliyor. Sonrasında da ne geliyor, biliyoruz. Çatışma, hakaret, bireysel ve toplumsal kavgalar, kutuplaşmalar...

Bu tip tartışmaların bir ucu batıya bir ucu doğuya gider.

Kendisini haklı ya da üstün olarak görmeye başlayan kişiler, başkalarında aslında emin olamadıkları, kendilerine kanıtlayamadıkları ve aslında varlığı şüpheli hatalarına ve özelliklerine kendilerini inandırıverirler. Bunu başardıklarında ise bu, onların inanmaya hazır gerekçeleri ve dayanağıdır.
ARTIK KENDİLERİ HAKLI VE ÜSTÜNDÜRLER.
Hedefteki bu kişilerin geçmişindeki; hataları, eksiklikleri, söylemleri, başarısızlıkları, çelişkileri koz olarak kullanılmaya ve topluma ilan noktasına varır.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
ÖSF da bu yapılıyor.

Oysa yapılabilecek şeyler bellidir aslında: Hatalarımızdan arınmaya çalışmak!

Bunu ne yazık ki yaşantımın son yıllarında fark edebildim. Yani bu konuda ben geç kaldım.

Belki de insan, olgunlaştığının farkında olamıyor. Belki de kendini kaptırıveriyor. Yıllarca egom beni hiç istemediğim yerlere götürdü. İstemediğim ve onaylamadığım şeyler yaptım. Bunların çoğunda sonradan uyanmakla birlikte bir kısmında da nedense ısrarcı oldum. Tuzaklara düşüverdim onun yüzünden. Gençlik ya da hırs, bilinçsizlik ye de bilgisizlik, düşük kalibreli kişilik gelişimi, ne derse densin bir şeyler etkili olduğu kesin!

Başkalarının aynı sebeplerden kaynaklanan bu ego'sal davranışlarına karşı etkili bir yöntem bulamadım yıllarca, şartlanmanın esiri olmuş bir mahkum gibi..
Çözüm ise onu yok etmekten geçiyordu sanki...

Yok saymak da olabilir miydi acaba? Gerekçe ise hazırdı.
Diğer karakterlerdeki görüp fark edebildiğim bilinçsizliklere ortak olup onları aynen taklit mi etmeliydim?

Onları muhatap almak, kendi bilinçsizliğime geri dönüş değil miydi? On'a kadar sayıp, hemen tepki vermemek belki akıllıcaydı. Ama içimdeki ses susmuyordu ki;"bildir şuna haddini..."

İNSANLAR BAŞKALARINI HATALI GÖSTERMEYE MEYİLLİDİR. BELİRGİN EGOLAR İSE BUNU SÜREKLİ KULLANIR.

"Tamam, ben haksız olabilirim" demek başkadır, "haksız olduğumu bana nasıl söylersin?" demek daha başkadır.

Bunu bire bir konuşurken samimiyet ortamı farklıdır.
ÖSF da herkese açık bir ortamda ifade etmek daha farklıdır.

Ama burada yer almayı kabul eden insanlar, hamama giriyorlarsa terlemeleri kaçınılmazdır.

Onun için de dikkatli olmak, anlamadan, fark etmeden, tartmadan konuşmamak gereklidir.
Oysa satranççıyız öyle değil mi?

Çoğu kez bu hatalara düştüm. Kabulleniyorum.

Tepkilerimi geçici olarak bastırırsam karşımdakini haklı mı görmüş olurum? Ya da toplum öyle mi sanırdı, korkum bu muydu?
Yoksa bir tip kararlılık göstergesinde mi bulunuyordum? Yani yapabileceğim olası hatalarımdan arınma çabası mıydı bu?

Beni sol şeride geçerek kendini gösteren bu egom, aslında ok yaydan çıkmadan kontrolüm altında olmalıydı öyle değil mi?

Bir çözüm olmalıydı. Bir zıtlık, biri diğerini kovmalı, yok etmeliydi!
Ama farkındalık düzeyimin farkında olmam gerekliydi.
Aksi halde terazim haklılığımı tartamaz.
Tartışmada ya haksızsam?
...

Egomu sanal olarak beslemek onu doyuracak mı? İstediğim kadar kendimi haklı ya da üstün göreyim. Bunu gerçekçilik terazisinde tartmadım ki!

Arkamı nasıl güneşe çevirirsem, gerçek de aynen gölgem gibi önüme düşmez miydi? Gölgemi yüceltiyordum ben. Oysa gerçek, güneşti!

Gerçekleri ya da düşüncelerimi, eleştirilerimi, çıkarımlarımı, "zihinsel kimliğimin etiketini ön plana çıkararak" bahsetmemeyi ne zaman başarabileceğim acaba?

Her şeyi bu etiketle yüksek frekanstan neden savunurum ki?
Ben gerçek olan şeyleri savunmalı mıyım?
Buna gerek var mı?
Yoksa içimdeki seslerden birine uyup ona haddini mi bildirmeliydim? Savunmaya çalıştıkça kirlenip değer kaybın uğratmıyor muydum gerçekleri?
...
Aslında kendimi savunduğumu, öyle hissettiğimi tabi çok sonraları anlıyordum.
Belki de farkındalığım yüksek değildi! Bu düşük profille, elbette aradaki farkları kaçırıyordum. Farklı görüşler her zaman olacaktı. Oysa o konuda gerçek tek idi!

Yeterince objektif olabilseydim eğer, o tek gerçek ile, farklı görüşlerin arasındaki boşluğu görebilirdim.
Gerçek olayları zihinsel kimliğime ve egolarıma alet etmeyebilirdim. Ve bu durumdan arınabilmenin yollarını o zamanlardan bulabilirdim.
Farkındalığımı geliştirmeye çalışmak, atılacak en önemli adımların başında geliyordu.

[font=Times New Roman]Gerçek çok kolay görülebilir belki...
Ama gerçekçi olmak o kadar kolay mıdır?
[/font]
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi