Rakamlarla Satranç
#1
Bu derleme İnternette bulunabilecek olup, içinde kayıt altına alınmış çok fazla sayıda turnuva ve çok fazla sayıda oyun olan malum mega veri tabanlarının analiz edilmesi sonucu elde edilmiştir. Dolayısıyla da içinde 1600 ELO’dan düşük rating sahibi kişilerin oyunlarının sayısı oldukça azdır. Bu da sadece güçlü oyuncularla ilgili istatistik üretilebilmesine neden olmuştur. Yeni başlayanları veya zayıf oyuncuları da kapsaması elbette daha iyi olurdu. Ama nihayetinde veri veridir ve elde edilecek istatistiki sonuçlar her zaman kıymetlidir.

Amaç; öncelikle oyunlarla ilgili istatistiki veri elde edebilmektir. Her konunun istatistik analizi yapıldığında o konuyla ilgili bazı bilgiler açığa çıkar. Mesela NBA ile ilgili inanılmaz ayrıntılı istatistikler yayınlanmaktadır. Bu da kişilerin fark edemedikleri bazı durumların ortaya çıkmasına ve NBA hakkında daha gerçekçi yorumlar yapılabilmesine olanak vermektedir. Satrançla ilgili bu tür istatistik çalışma sayısı yeterli değildir. Bu derlemenin bu konuda yapılmış az sayıda çalışmadan biri olduğunu sanıyorum. Amaç sadece farklı bakış açılarıyla satranç oyunlarını analiz etmek ve rakamsal veriler elde etmektir. Sonuçta elde edilen veriler satrancın tarihi akışı içinde nasıl bir gelişim veya değişim izlediğini ortaya çıkarabilir. Belki, hepsi de zaten bilinen konuları rakamsal olarak teyit etmekten öteye gidemez. Bunu grafikleri okuyunca göreceğimizi düşünüyorum.

Son yıllarda hem ulusal hem de uluslararası İnternet sitelerinde dikkat çekecek şekilde “satranç bitmiştir”, “heyecanını kaybetmiştir”, “sıkıcı bir oyun haline gelmiştir” gibi yorumlar yapıldığı gözlenmektedir. Hatta bu tür yorumların bir kısmını çok üst seviyede bu oyunda ustalaşmış kişiler dile getirmektedirler. Hatta daha da ileri gidip oyunun kurallarını ve hatta taşlarını değiştirmeyi öneren büyük ustalar bile olmuştur. Mesela Capablanca yeni bir taş cinsi dahil etmeyi önermiş, Fisher oyunun açılış teorisi yüzünden tıkandığını iddia edip açılış diziliminin değiştirilmesini önermiş. Kasparov da Fisher’in önerisinin büyük ölçüde doğru olduğunu ve fakat bazı dizilimlerin uygun olmadığını görerek geliştirilmesi ve geliştirilmiş haliyle uygulanması gerektiğini önermiş. Bilinmelidir ki değerlendirmenin sonucunda “satranç zaman içinde iyiye ya da kötüye gitmiştir” yargısına ulaşmak, çıkış noktası olmamıştır. Ama bu derlemede elde edilecek grafikler sonuçta bu tür değişiklik çağrılarının, “satranç kötüye gidiyor” gibi önermelerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını ortaya çıkarması bakımından da dikkate değer olabilir. Elde edilen veriler ışığında zaten varlığı kabul edilen bazı gerçekler ortaya çıkmaktadır. Bu gerçekler satrancın bugünü ve yarını için alınması gereken bazı kararlara ışık tutma kapasitesi bakımından önemlidir. Bazı sonuçlar malumun ilanı olsa da bazı sonuçlar daha önce dikkat edilmemiş hususları işaret edebilir, bu da en azından ilginç bulunarak okunmaya değerdir.

Bu başlıkta paylaşacağım veriler hiçbir işe yaramasa da en azından; sıklıkla tartışılan, “satranç artık sıkıcı bir oyun olmaya başlamıştır” kabullenişine az da olsa ışık tutacağını düşünüyorum. Gerçekten de sıkıcı olmaya başladı mı? Neden sıkıcı olmaya başladığı düşünülüyor? Her spor dalında gözler hep en tepedeki oyuncularda ve onların oynadığı oyunlarda olur. Satrançta da bu öyledir. En tepedeki oyunlarda heyecanlı maçlar yapılamıyorsa, beraberlik sayısı çok artmışsa bu yargı doğru kabul edilebilir. Peki gerçekten de durum böyle midir? Artık agresif oyun oynanmıyor mu? Daha mı uzun sürüyor maçlar, daha mı çok beraberlik yapılıyor? Hepsini aşağıda göreceğiz.

İlginç bir çelişkiyle başlayalım yazıya. İlk hamleler oynandığında tahtada oluşabilecek olası pozisyon sayısı 400’dür. Yani tam 400 farklı konuma ulaşmak mümkündür. İkinci hamleler yapıldığında tahtada tam olarak 197.742 farklı pozisyon oluşabilir. Üçüncü hamleler yapıldığında tahtada oluşabilecek olası pozisyon sayısı 121.000.000’un üzerindedir. Bu derleme için kullanılan toplam oyun sayısı sadece milyonlarla ifade edileceğine göre (on milyon bile değil nitekim) ikinci ve üçüncü hamlenizde yapacağınız tercih dünyada daha önce hiç kimsenin oynamadığı bir pozisyon olabilme olasılığı son derece yüksektir. Tüm bu gerçeğe rağmen nasıl olur da hep aynı hamleler oynanır ve bu kadar büyük olasılıklar barındıran bir oyun “sıkıcı” olmaya başladı diye nitelendirilebilir? Oyunun tartışmasız en önemli ustalarından olan Capablanca ve hatta Fisher, günümüzden uzun yıllar önce nasıl olur da alternatif oyunlar veya kurallar önerirler? Onların bile satrancın “tükendiğine” dönük fikirler üretmesinin ve alternatif kurallar önermelerinin nedeni nedir. Daha üçüncü hamlede 121 milyon küsür olası konum oluşan bir oyun için bu mantıklı mıdır? Bu nasıl bir çelişkidir? Özellikle açılışları incelerken göreceğiniz “DİĞER AÇILIŞLAR” alanının büyüklüğünü gördüğünüzde bu çelişkiyi hatırlamanızı özellikle rica ediyorum.

Kabul etmek gerekir ki usta oyuncular artık “açılış teorisi”nin ötesine geçmişlerdir. Satranç oyuncuları artık “daha iyi ezberleyen kazanır” algısına sahip olmuştur. Çünkü üst seviyede oyun sonucunu artık açılışın ilk on onbeş hamlesinde yapılacak minicik bir tercih hatası belirler hale gelmiştir. Ben şahsen büyük ustaların “açılışı ezberlemeyin, fikri öğrenin” demeleri ile aslında şunu söylemek istediklerini düşünüyorum: “açılışı hamle hamle ezberlemeyin, ama konumdaki taş yerleşiminin sağlayacağı avantajı ya da dezavantajı ezberleyin”. Hamleleri ezberlemeyin demek bunu söylemenin başka bir yolu sanki. Zira açılışta bir taşın olması gereken yere bir hamle erken yerleştirilmesinin doğuracağı sonucun “oyunun kaybedilmesi” olabileceğini hepimiz biliyoruz. Sonuçta öyle ya da böyle bir şeyleri (hamleleri, konumdaki fırsatları veya konumdaki zaafiyetleri) ezberlemeden (birileri buna itiraz edip –öğrenme- kelimesinin daha geçerli olacağını haklı olarak iddia edebilir) çok ileri gidilemeyeceği aşikârdır. Üst seviye oyunlarda açılışta kaybedilen bir piyon ya da açılışta kaybedilen bir pozisyonel durum (kötü taş yerleşimi gibi, savunmada oluşacak hafif bir zayıflık gibi) çoğunlukla oyuna mal olur. Bu da büyük ustaların açılış teorisine neden bu kadar uzun zaman harcadıklarının açıklaması olarak kabul edilebilir. Ben klasik Sicilya açılışı oynarken zamanında beyaz filimi doğru kareye çekmezsem oyunu kaybedebileceğimi öğrenmeye, fili ne zaman çekmem gerektiğini anlamaya çalışırken büyük ustalar “artık klasik Sicilya oynarsam kesinlikle oyun beraberliğe gider, o zaman ya klasik Sicilya oynamamalıyım ya da bir yenilik yapmalıyım!” noktasındadır.

Hal böyle olunca da beraberlik sayısı “üst seviye oyunlarda” ciddi oranlara ulaşmış durumdadır. Grafiklerde göreceksiniz. Beraberlik sayısı bu kadar yüksek olunca da genel seyirci açısından satranç oyunları bir aşamadan sonra artık “sıkıcı” gelmeye başlamaktadır. Nerde o eski fedalar, on beş yirmi hamlede biten büyük usta oyunları? Eskide mi kaldı? Evet maalesef öyle. Grafiklerde göreceğiz.

Cevabı aranan sorular on sekiz madde altında incelenecek. Şimdi sırayla incelemeye başlayabiliriz:

0-Veri setinin yıllara göre dağılımı nedir? (Biz yazılım dünyasında her şeyi birden değil de sıfırdan başlatmaya meyilliyiz nedense!?)

Bu güne kadar kaydedilmiş oyunların kaç tanesi hangi yıla aittir? Bu sorunun cevabı geçmiş ile günümüz arasında yapılan kıyaslamayı daha doğru anlamamıza yardımcı olacaktır. Hep eski oyunları analiz etmek yanlış olacağı gibi hep yeni oyunları analiz etmek de yanlış olacaktır. Elimizdeki verinin yıllara göre dağılımı ne kadar dengelidir bunu görmemiz gerekir. Grafikten göreceğiniz üzere eldeki verinin çok büyük bir kısmı son elli yıla aittir. Bu grafik sonraki grafikleri okurken hep aklımızda olmalıdır. Zira yıllara yaygın olarak değişimi analiz edilen veri setinde eski yıllardaki veri sayısı yeni yıllara göre daha azdır.

1-Bu güne kadar kaydedilmiş bu kadar çok oyunda oyuncuların ELO dağılımı nedir?

Hep aynı aralıkta ELO sahibi kişilerin analiz edilmesi sağlıklı veri elde etmemizi engeller. Veri setinde dengeli bir dağılım mevcut mudur? Bu grafikte görüleceği üzere kaydedilen oyunların çok büyük bir çoğunluğu ünvanlı oyunculara aittir. Bu da aslında oyunun tamamı için yorum yapılmasını ufak da olsa engelleyen bir durumdur. Ünvansız olan milyonlarca oyuncunun oyuna bakışını, oyun algısını ve oyundaki tercihlerini analiz etmemize olanak vermemektedir. Bu yazıda elde edilen ve yorumlanan veriler bu bilgi ışığında ele alınmalıdır. Çıkarımlar hep ünvanlı oyuncuların durumu açısından kabul görmelidir.

2-Her bir turnuva için turnuvaya katılan en zayıf ve en güçlü oyuncular arasındaki ELO farkı nedir?

Bu fark rakamına göre turnuva adedi dağılımı nasıl oluşmaktadır? Yani özetle oynanan turnuvalarda ELO farkına göre dağılım nasıldır? (Burada asıl cevabını bulmak istediğimiz soru “zayıflarla güçlüler ne oranda aynı turnuvada karşı karşıya gelmektedirler?” Ne önemi var demeyin, önemi var elbette.) Grafikten anlaşılacağı üzere ünvanlı oyuncularla ünvansız oyuncuları ya da güçlü oyuncular ile nispeten oldukça güçsüz sayılabilecek güçteki oyuncuları karşılaştıran oyun sayısı son derece azdır. Bu da kalabalık turnuvalarda tercih edilen İsviçre sistemi nedeniyle doğal bir durumdur aslında.

3-Şimdi ilk önemli sorunun cevabını arıyoruz. ELO farkı oyunlarda oynanan hamle sayısını ne oranda etkilemektedir?

Çok güçlü oyuncular oyunu pat küt hemen bitirir mi? Mesela 1600 ELO’lu biri ile 2000 ELO’lu biri oynadığında ortalama kaç hamlede maç bitmektedir, 1600 ile 2400 oynadığında hamle sayısı ortalama kaç olmaktadır. Yani özetle ELO farkı ile maçta oynanan hamle sayısı arasında korelasyon var mıdır? Varsa nedir? Grafiğe göre ciddiye alınması gereken oranda bir korelasyon görülmektedir. Ama yine de oyuncular arasında 400 ELO fark bile olsa oyun yaklaşık ortalama 35 hamleye kadar devam etmektedir. İlk sonuç: Güçlü olanlara karşı zayıfların direnme süresi her zaman daha azdır. Bu zaten bilinen bir gerçek. Ama şunu görebiliyoruz ki 2400 ELO’lu bir oyuncu 2000 ELO’lu bir oyuncuyu onbeş yirmi hamlede pes ettiremiyor (genellikle).

4-Diğer önemli bir soru; ELO farkı oyun sonucunu ne oranda etkilemektedir?

Oyuncular arasındaki ELO farkı 10 iken sonucun (kazanç/beraberlik/kayıp) dağılımı ile fark 100 olduğundaki dağılım nasıldır? Hatta ELO farkı 400 olan iki oyuncu arasındaki maçlarda güçlü olanın kazanma oranı nedir? Özetle ELO farkı ile oyun sonucu arasındaki korelasyon nedir? Bu grafik bize bu sorunun cevabını net olarak vermektedir. Oyuncuların ELO’ları denk ise güçlü olanın kazanma şansı %50 iken ELO farkı 400 civarındayken güçlü olanın kazanma oranı %90’ın üzerine çıkmaktadır. Grafikteki mavi alan oyunların %95’lik dilimini ifade eder. 

5-Oyuncuların ortalama ELO’suna göre ilk hamle avantajı ne şekilde değişmektedir? 

Yani ortalama ELO’su 1600 olan iki oyuncunun maçında beyazla oynayan taraf avantajını ne oranda koruyabilmektedir, buna karşılık ortalama ELO’su 2500 olan iki kişi arasındaki oyunlarda bu avantaj nasıl korunmaktadır? Özetle; beyazlarla oynamak gerçekten de bir avantaj mıdır ve ELO yükseldikçe avantaj olmaya devam edebilmekte midir? Grafikte sadece beraberlik harici sonuçlanan oyunlar değerlendirilmiştir. Buna göre zayıf oyuncularda beyazla başlama avantajının o kadar belirgin olmadığını söyleyebiliriz. Ancak güçlü oyuncularda bu avantaj belirgin şekilde kullanılabilmektedir.

6-Bu önemli bir soruya ışık tutabilme kapasitesi bakımından önemli bir madde. ELO’ya göre oyunlarda kazanç/kayıp/beraberlik oranı nedir?

Zaman (yıl) kıstası olmaksızın veritabanındaki tüm oyunlarda hangi ELO aralığında (bundan kastedilen oyuncuların ortalama ELO’sudur) %kaç beyaz kazanır, %kaç siyahlar kazanır ve %kaç beraberlik olur? Bu grafik oyunların üst seviyede gerçekten de sıkıcı olup olmadığını gösterebilir. 2600 ELO seviyesindeki oyunların yaklaşık yarısının berabere bittiğini görebiliyoruz. Şahsi fikrim bu oranın kabul edilebilir olduğudur. Yani 2600 ELO seviyesindeki oyunların %80’i berabere bitse bu kabul edilemez olabilir ama yarısı berabere bitiyorsa bu normal karşılanmalı. Neden “oyun artık sıkıcı olmaya başladı” gibisinden yorumlar yapılmış bilmiyorum. Bence gayet normal bir oran var. Grafikte açıkça görebiliyoruz bunu. Bu grafikteki sonuçla ilgili ilginç olan tek bir nokta var bence; o da 1600 seviyesinde %20 beraberlik yapılırken 1700 seviyesinde beraberlik oranının düşüyor olması. Bu minik ayrıntı daha detaylı bir incelemeyi hak ediyor. Bu maddede incelenen hususun 9.maddedeki konu ile birlikte ele alınması ayrıca yararlı olacaktır.

7-Bir diğer önemli sorunun cevabını bulmaya çalışalım. Yıllar geçtikçe oyunlarda oynanan ortalama hamle sayısında artış var mı?

Oynanan oyunların ortalama/minimum ve maksimum hamle sayıları nedir. Yıllar içinde oyunlardaki hamle sayılarından her yıl için ayrı bir çan eğrisi elde edilse yıllara göre bu çan eğrisinin değişimi nasıl görünür? Özetle; yıllar içinde oyunlardaki hamle sayıları artıyor mu kısalıyor mu yoksa değişmiyor mu? Not: Çan eğrisinde mavi alan oyunların %95’inin dağılımını gösterir. Minimum %2,5 ile maksimum %2,5 göz ardı edilmiştir. Grafiğe göre klasik dönemde ve soğuk savaş yıllarında oyunun daha hızlı oynandığını gözlemleyebiliyoruz. Ancak net bir şekilde görülen şey 2000’li yıllardan sonra oyunlarda ortalama hamle sayılarının göze batacak şekilde artmış olduğudur. Yani 2000’li yıllarda oyun artık hamle sayısı bakımından uzamıştır diyebiliriz. Bunda bilgisayarların yardımıyla çok hızlı ilerleme kaydeden açılış teorisinin etkisinin olduğunu düşünebiliriz.

8-Beyazlarla oynayanların daha fazla oranda kazandıkları doğru mudur? 

Zaman içinde bir değişim yaşanmış mıdır? Bu grafik beraberlikler hariç tutularak elde edilmiş. Fisher satrancı ya da Capablanca satrancı buna çare midir? Asıl soru; bir çare gerekli midir? Bu grafiğin bize söylediği tek bir şey var, yıllar içinde beyazların kazanma oranında gözle görülür bir değişiklik yoktur. Ama yıllar içinde kazanç/kayıp olasılığı daralmıştır. Bunu zaten beraberliklerin artması durumunu gösteren grafikten de görmüştük. Bu da aynı verinin çapraz teyidi olarak görülebilir. Sonuç: Beyazlarla oynamanın bir avantaj olduğu doğrudur, ama bu tarih içinde ciddi bir değişiklik göstermemiştir.
 
(DEVAM EDECEK)
Abdulkadir Bener
Cevapla
#2
9-Yıllar içinde berabere biten oyunların sayısında bir artış olduğu doğru olabilir. Peki oransal olarak bir artış gerçekten de var mıdır?

Yani belki de kayıt altına alınan oyun sayısı arttığı için beraberlikler daha çok göze batar olmuş olamaz mı? Beraberliklerin oransal dağılımı yıllar içinde nasıl değişmiştir? Bu grafik bize şunu söylüyor: Klasik dönem haricindeki dönemlerde beraberlik oranı 1980’li yıllara kadar yavaş yavaş artarak %10’dan %40’a kadar çıkmıştır. Nitekim Capablanca ve Fisher’i rahatsız eden gelişme bu olmalı. Fakat günümüzde tüm oyunlar içinde sonuçlara bakıldığında beraberlik oranı %40’ın altındadır. Açılı teorisindeki gelişim ve bilgisayar gibi yeni antrenman araçları sayesinde bu oranın da gayet normal karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Tüm oyunlarda %40 beraberlik normaldir. Üst seviye oyunlarda %50 beraberlik de gayet normaldir. Bu grafiğe bakarak günümüzde üç puan sistemi uygulanması, sürenin kısıtlanarak beraberliklerin azaltılması benzeri düşüncelerin gerçekçi bir dayanağı olduğunu düşünmüyorum. Oyun sıkıcı filan değildir. Hala heyecanlı ve çekişmeli maçlar mevcuttur. Tek değişen belki oyunların ortalama olarak uzamış olmaları gösterilebilir ki bu da hemen bir değişim arayışına götürmemelidir.

10-Her veri yeni bir tezi daha irdeleme gereği doğurmakta. Şimdiki soru üst seviye oyunlardaki gelişimin tarihsel incelenmesi ile ilgili olacak. Beraberliklerin üst seviye oyunlarda oransal olarak artışında açılış teorisindeki gelişim etkili olmuş olabilir mi?

Bu soruda beyazların ilk hamlede neyi tercih ettiklerini yıllara göre nasıl bir değişim yaşandığını incelemek istiyoruz. İlk hamle için e4 her zaman baş tacıdır. Bunu görebiliyoruz. Zaman içinde “DİĞER” açılış tercihlerinin azaldığını görmek de mümkün. C4 ve Af3 hamleleriyle başlayan oyunların çoğunluğunun da aslında d4 ile başlayan açılışlara dönüşme potansiyeli dikkate alınınca e4 ve d4’ün beyazların açılış hamleleri olduğunu söyleyebiliriz. Bu ilk hamle bakımından yıllara göre tercihlerin değişimi bize net bir yargıya varma imkanı vermiyor. Buradan tek görünen 1.Dünya savaşı sonrasında d4’ün çok popüler olduğu, uzun yıllar e4’ün popülaritesini yitirdiği; 1970-80’li yıllarda e4’ün tekrar popüler hale geldiği ve günümüzde kapalı ve açık oyunlara götüren ilk hamlelerin neredeyse denk biçimde kullanılmakta olduğudur.

11-Beraberliklerin artması ve oyunların uzamasında siyahların ilk hamle tercihinin ne şekilde etkili olduğunu bulmak istesek, yıllar içinde siyahların ilk hamle tercihlerini nasıl değiştirdiğini görsek ne olur?

Sorular şöyle; (1) bazı ilk siyah hamlelerinin zaman içinde üst düzey oyuncular arasında neredeyse tamamen terk edildiği doğru mudur? (2) beraberliklerin artışında ya da oyunların uzamasında bu gelişimin etkisi olabilir mi? Grafiğe göre siyahlar tarih içinde daha sık karar değiştirmiş görünüyor. Şah piyonundan Vezir piyonuna kayma net olarak görülse de siyahların ilk tercihi bize daha farklı şeyler anlatmakta. İlk hamlede e4’e e5 oynamayı sevmiyor ustalar artık. Bu net. İlk hamlede d4’e karşı d5 oynamayı da zaman içinde azaltmış görünüyorlar. Aradıklarını bulamamış gibiler. Hint açılışları hayatımıza girdiği gibi kalmış sanki. Hala Hint açılışlarının gizemli ve geniş dünyasını keşifle meşgul olunduğunu söyleyebilirim. Sicilya da aynı şekilde. Sürekli bir artış var Sicilya tercihinde. Her halükarda Fransız açılışının istikrarlı durumu ayrı bir analizi hak ediyor, Fransız açılışı Pirc açılışı gibi terk edilmemiş, ama kullanım oranı da artmamış zaman içinde. Bunu özel olarak değerlendirmek gerekir. Ama daha da en önemlisini son cümleye saklamak lazım: Nedir bu “DİĞER AÇILIŞLAR”. Neden bu kadar büyük bir orana ulaşmışlar. Bu başlı başına bir incelemeyi hak etmektedir. 1.Sorunun cevabı “evet ustalar siyahlarla oynarken bazı açılışları terk etmişler” 2.sorunun cevabı “Oyunların uzamasında siyahların ilk hamle tercihindeki değişim etki etmiş olabilir mi? Elbette olabilir, hatta muhtemelen öyle. Açılış teorisi siyahların tercihleri bakımından daha değişken, daha dinamik gelişmiş. Bu açıdan değerlendirilince oyunların uzaması da beraberliklerin artması da gayet doğal görünüyor.”

12-Zaman içinde beyazların oynayabileceği agresif bazı açılışların güçlü oyuncular arasında terk edilmiş olduğu doğru mudur? 

Agresif oyunlar gerçekten de oransal olarak azalmış mıdır? Bu terk ediş beraberlik sayısını artırmış olabilir mi? Bunu görmek için beyazların ikinci hamle tercihlerinin yıllara göre nasıl değiştiğinin analizi gerekir. Tüm hamleler analiz edilemez elbette ama bu bize fikir verebilir. Grafiğe bakılınca karışık gibi dursa da aslında 11.maddedekinden daha az şey anlatıyor değil bizlere. Şöyle ki; beyazlar usta seviyesinde şah gambitini tamamen terk etmiş görünüyor, bu acı, zira agresif oyunların bir kısmı bununla birlikte kaybolmuş oluyor. Viyana açılışı gibi kapalı bir açılış da benzer şekilde gözden düşmüş bir diğeri olmuş. Bu grafikte de sayısal büyüklük hala “DİĞER AÇILIŞLAR” kısmında. Sanırım analiz yapılırken yaygın açılışların dışında kalanlar için özel bir işlem yapılsa fena olmayacak.

13-Yıllar içinde oyunlarda taş değişiminden kaçınma gibi bir durum var mıdır?

Usta oyuncular taş değişiminden kaçınarak daha savunmacı ve kapalı tarzda oynadıkları tezi doğru mudur? Grafiğe bakarsak bu doğrudur diyebiliriz. Ama öyle ciddi bir değişim yok. Grafikteki 0.2 her hamlenin 0.2’si anlamına gelir. Yani her beş hamleden biri olarak okunmalıdır. Yüzelli yılda yaklaşık yüzde onluk bir azalmadan bahsedilebilir. Bu da satranç hakkında “sıkıcı oldu”, “artık agresif oyunlar kalmadı”, “herkes beraberlik için oynuyor” gibi yorumların yapılması için yeterli bir azalma olarak kabul edilmemelidir. Taş değişimlerindeki yüzde onluk azalma bize bu hükmü vermek için yeterli olmamalıdır.

14-Matla sonuçlanan oyunların durumu?

Çok fazla önem arz etmese de ilginç bir sorunun cevabı için oyunların analiz sonucu da en azından ilgiyi hak etmektedir. Şöyle ki; satranç rakibi mat etmek için oynanır, ama çoğu maç matla sonuçlanmadan terk edilmek suretiyle bitirilir. Üst düzey oyuncular arasında matla biten oyun çok nadirdir. Ama orta ve düşük seviyedeki oyunlarda bu çok daha fazladır. Bu grafik şunu arar; yıllar içinde matla sonlanan oyunların oranında bir düşme var mıdır? Esasen bu bize neyi teyit edebilir bunu bilemiyorum. Grafiğe göre 150 yıl içinde matla biten oyunların oranında yüzde altılık bir azalma var. Bunun için yorum yapamıyorum. Zira matla biten bu oyunların neredeyse tamamı ünvansız oyunculara ait ve üstelik eski yıllarda kayıtlı oyun sayısının azlığı bu grafiği okumamızın sakıncalı olabileceğini düşündürtmektedir. O nedenle bu grafik sadece bir bilgi olarak kenarda kalmalı bence.

15-Bu maddede enteresan bir bakış ile çok akla gelmeyecek bir sorunun cevabını arıyoruz: Yıllar içinde küçük rok yapılan oyunların oranında bir değişim yaşanmış mıdır? 

Bu bize oyuncuların saldırgan tavır sergileme istekleri konusunda fikir verebilir. Grafiğe göre klasik dönemden sonra küçük rok yapılan oyunların oranında yüzde onluk bir artış var. Bu da oyuncuların genellikle güvenli oynamayı tercih ettiklerini düşündürmektedir. Zira büyük rok hemen hemen her zaman riskli bir oyuna götürür tarafları. Bu grafik bize oyun anlayışındaki değişim konusunda fikir verebilir.

16-Yıllar içinde büyük rok yapılan oyunların oranında bir değişim yaşanmış mıdır. Mesela bir artış söz konusu mudur?

Zira büyük rok yapmak her zaman daha saldırgan bir oyun tercih edilmesi anlamına gelir. Bu durumun yıllara göre değişimi nasıldır? Bu grafik uzun yıllar içinde yüzde ikilik bir değişim dışında oynama olmadığını göstermektedir. Yani eskiden neyse şimdi de aynıdır diyebiliriz. Ama hem küçük rok hem de büyük rok için yapılan analizlerde dikkat çeken husus mavi alanlarla ilgilidir. Mavi alanlar oyunların %95’lik kısmını içeriyor. Buradan şu sonuç çıkıyor ki eskiden hiç rok yapılmayan oyunların sayısı zaman zaman daha fazlaymış gibi görünüyor. Yani rok yapma konusunda bir alışkanlık mevcut değilmiş ya da çok daha azmış diyebiliriz.

17-Genel olarak açılışların yıllar içinde hayatımıza girmesi, gelişimi ve kullanım oranları nasıldır. Hangi açılışlar hangi yıllarda popüler hale gelmiştir hangileri terk edilmiştir?

Bu grafik “ADLANDIRILMIŞ” açılışların yıllar içinde ne oranda kullanıldıklarını göstermektedir. Bu grafikte e4’lü açılışlardan d4’lü açılışlara bir kayma olduğunu açıkça görmek mümkün. Bunun yanında Fransız, Sicilya gibi açılışların yıllar içinde çok az değişen oranlarda hep sabit bir kitle tarafından desteklendiklerini de görmek mümkün. Hint açılışlarının yüz yılı aşkın bir süredir hala popülaritesini yitirmediğini görmek de mümkün.

Hala asıl büyük grubu oluşturan o adlandırılmamış olan “DİĞER” açılışların durumu özel dikkati hak etmektedir.


Kapanış:

Bu çalışma, bir iki açıdan sorun olsa da paylaşılmayı hak ettiği düşünülerek buradan paylaşıldı.
Bu çalışma belki de daha ayrıntılı bilgilerle daha doğru bir zamanda ve daha farklı bir mecrada paylaşılmalıydı. Bilmiyorum.

Birinci sorun veri. Sorun kaynakla/kaynağın homojenliğiyle ilgili; kaynak olarak ele alınan oyunların yıllara dağılımı bence %100 sağlıklı sonuç elde edilmesini güçleştiriyor.
Ama zaman içinde değişim konulu soruları cevaplandırmak adına yeterli fikir verdiği için göz ardı edilmemeyi de hak ediyordu.

İkinci sorun adam. Elde edilen verilerin yorumlanmasındaki yetersizlikle ilgili.
Bu verilerin bir büyük usta tarafından yorumlanması gerekir. Bu forumda birkaç yıldır yazıyorum ve her zaman haddimi bildim.
Satrançla ilgilenmeye başladığım günden beri hep "Türkiye'de Satranç nasıl gelişir" sorusuna cevaplar aradım.
Baktığım her yerde, okuduğum her yazıda bu sorunun cevabını aradım.
Satrançta yeni olduğum için işin teknik tarafıyla ilgili bilgilerim elbette ki yeterli değil.
Başka işlerde; sırf Türkiye satrancı gelişsin diye; elimden gelebilecek minicik bir şey bile olsa yapmalıyım diyerek; "USTA" kişilerle ya da "RESMİ" kurumlarla çalışma girişimlerim oldu ama bunun mümkün olmadığını ve bu manzara ile ilerde de asla olamayacağını anladım.
Ama vazgeçmek olmaz.
Bu nedenle kendi cüretimin sınırlarını zorluyorum. Benim yapacağım yorum da ancak bu yazıdakiler kadar olur işte. Hata ve kusur varsa affola.
Abdulkadir Bener
Cevapla
#3
Kabaca okudum.
Geniş bir zamanda düşünerek okumak gerekli, ayrıntılı incelediğimde bir düşüncem olursa paylaşırım,elinize sağlık , emeğinizi paylaştığınız için teşekkürler.
Ara
Cevapla
#4
Abdülkadir Bey, emeğinize sağlık.
Ne zaman bu forumdan ümidi kessem imdada yetişiyorsunuz.
Bu ayrıntılı analiz sayesinde zamanda yolculuk yaptım diyebilirim.
El emeği, göz nuru paylaşımınız için defalarca teşekkürler.
Ara
Cevapla
#5
Oktay bey; ben teşekkür ederim.

Ancak;

Az önce fark ettim ki hayata dair kısmından "Dua" adıyla açtığım bir başlık silinmiş.
Orada yazdıklarım benim için (ve elbette ki Türkiye'de hayat için) gerçekten de çok önemliydi.
Her şey sansürlenir ama o yazıyı ihbarsız gerekçesiz, açıklama yapmaksızın sansürlemek ancak bir kasıt ve zihniyet işidir.
Yazımın bu şekilde sansürlenmiş olması ve bana bir açıklama gereği dahi görülmemesi forum yönetimi hakkında bende tamiri imkansız bazı düşünceler oluşmasına neden olmuştur.
Satranç için çalışmaya ve bir şeyler yapmak için zaman harcamaya devam edeceğim elbette.
Fakat bu forumda herhangi bir şekilde yer almam artık kesinlikle mümkün değildir.
Burada yazmayacağım gibi okumayı da kesinlikle düşünmüyorum.
Hesabımı kapatmanın bir yolunu bulamadığım için kendimi bu ortamdan "temizleyemiyorum".
Umarım hesabımı da silerler.

Benimle irtibat kurmak isteyen olursa e-mail adresim [email protected] 'dan her zaman yazabilirler; ya da adresindeki iletişim kısmına not bırakabilirler.

Elveda.
Abdulkadir Bener
Cevapla
#6
Abdülkadir Bey, yanlışlık olma ihtimali vardır, hemen kararınızı vermeyin, naçizane ricamdır.
Forum iyice saçma sapan bir hal almaya başladı...
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi