TSF Web'de Ali Nihat Yazıcı'nın Teşekkür Yazısı
#1
Aşağıdaki satırlar, Ali Nihat Yazıcı'nın 1 Aralık 2008 günü saat 18.18'de, TSf web sayfasındaki köşesinden olduğu gibi aktarılmıştır:

Teşekkürler
Seçim, Dresden ve 2012 İstanbul!

Başta eşim ve kızlarım olmak üzere, tüm ekibime, 8 Kasım 2008 Cumartesi akşamından bu yana beni arayarak tebrik eden tüm dostlarıma, 'Büyük Ailemiz'in tüm bireylerine, bize verdikleri destekten, bana ve ekibime olan güvenlerinden dolayı şükranlarımı sunuyorum.

Genel Kurulumuzun satranç sporuna yakışır bir centilmenlik düzeyinde gerçekleşmesi için elimizden gelen her şeyi yaptık. Seçim sürecinde grup olarak, bu konuda her anlamda satranca yakışır şekilde hareket ettik. Aynı yaklaşımı karşımızda olan ekipten de görmeyi ümit ettim.

Maalesef bunu göremedik. Zira sundukları, yaptığımız başarılı çalışmaların sureti niteliğinde dahi değildi. Sadece ve sadece mevcudun, yani ortaya koyduklarımızın üzerinden değerlendirmeler şeklindeydi. Değerli dostlarım, ortada 'bir' proje dahi yoktu.

O takdirde ne yaptılar? Üzülerek bu değerlendirmemi sizlerle paylaşmak zorunluluğunu hissediyorum. Tam bu noktada, ılıman mesajlar vermek, camiayı kucaklayıcı ifadeler kullanmak inanın bana kolay olanıdır. Bunu gerektirecek bir sinyal dahi olsaydı, tereddüt dahi etmeden, mutlulukla gerçekleştirirdim. Bunca bir tecrübenin sahibi olduğumu sanırım sizler takdir ediyorsunuzdur. Seçimi kazanmış bir başkan olarak, şimdi değineceğim konulara hiç girmemek kolay olanıydı ancak sorumluluğumun gereği olarak bu mümkün gözükmüyor.

Dikkatlerinize sunmak istediğim bir önemli nokta da, seçim aşamasında bu konuları bu denli açıklığıyla ortaya koymamış olmamızdır. Bunu camiamızın takdirine sunuyorum. Yazımın başlangıcında sözünü ettiğim 'centilmenlik çabamız' bu noktada başlamıştır. Şimdi artık söylemek durumundayız.

Satranca sporumuza yararının ötesinde, yalanı yenebilmek için, bugün bunları anlatmak sorumluluğunu hissediyorum. Dünyanın hiç bir demokrasisinde, karşı tarafa 'çamur atarak' seçim kazanmak mümkün değildir. Bunun olmadığı 8 Kasım 2008 günü tekrar ortaya konulmuştur.

Biz oy potansiyelimizin en az, tabiriyle 'kemik gibi?' oylarla 110'un üstünde olduğunu biliyorduk. Sonucun 110-70 olmamasındaki en önemli etken; aynı gün yapılan iki genel kurul daha olması ve merkez oylarının bize geleceğini tahmin etmemizle birlikte bu delegelerin oylamaya katılamamış olmalarıdır.

Merkez oylarındaki beklentimiz siyasi bir destekle ilgili değildi. Bu kadar basit bir cümleyi dahi kurmak zorundayım; zira her şeyi 'kurgular' üstüne kuran zihniyet, bu yakıştırmaya hemen sahip çıkacaktır. Nedeni oysa oldukça basit: Bu oyların bize geleceğine ilişkin beklentimiz, dört yıl süresince en başarılı federasyonlardan biri olduğumuzun takdir edildiğine ilişkin güven duygumuzdur.

Peki neden 70 oy aldı rakiplerimiz? Ben sekiz yıllık federasyon başkanızım. Kişileri karşımıza alacak bir yöntemi benimseyerek bu noktalara gelmedik biz.

Şahsıma yönelik, çok ciddi ve hukuki olarak haklarımı aramak zorunluluğumu doğurmuş olan suçlamalarda bulunuldu. Bunları kınıyorum. Bu suçlamaları kimlerin yaptığını ve ne dendiğini çok iyi biliyorum.

Ne yazık ki bize oy vereceğini düşündüğümüz birkaç delegemiz bu suçlamalara inandı. Seçim süresince biz asla bu tür suçlamalara girmedik. Bunun satranca ve bize hiç bir şey kazandırmayacağını biliyorduk.

Yanlış olan; bu tür suçlamaları yapmak ve bunu yapanlara inanmaktır. Yalana başvurmak ve yalana inanmak yanlıştır dostlarım. Piyon bir hamlede üç kare ileri gitmez. Çocuklarımıza bunu öğretemeyiz. 'Kandır karşındakini, kazan oyunu' diyemeyiz. Belki bir arkadaşını bir sefer kandırabilir ki onun dahi gerçekleşemediğini 8 Kasım 2008 Cumartesi günü hep birlikte gördük.

Yalanlar konusunda gerekli hukuki girişimlerde bulunacağız. Hakkımızdaki asılsız söylemlerle ilgili hesap açık kalmayacak.

Karşımızdaki ekibin, beni ve kendilerini birer partiyle ilişkilendirerek seçim kampanyası yürüttüklerini çok iyi biliyorduk. Onlarca şahidimiz var bu konuda.

Ancak hiç bir partinin böylesi bir tutum içerisine girmediğini, girmeyeceğini de biliyorduk. Hiç bir ortamda bu tür söylemlere yanıt vermedik. Satranca siyasetin girmesi en büyük korkumdur. Seçim kazanmayı değil satrancın çıkarlarını düşünen bir başkan olarak, asla bu tür söylemlerin tartışmaya dahi açılmasına izin vermedim.

Bakanlığımıza ve Genel Müdürlüğümüze, tamamen tarafsız bir seçim ortamı için şükranlarımı sunuyorum. Rakiplerimizi ise kazanmak için siyaseti satranca sokmak istemelerinden dolayı eleştiriyorum.

Beklediğimiz oyu alamamamızdaki en önemli etkenlerden birisi bizden ayrılan çalışanlarımızın, Genel Kurul öncesinde ortalıkta yaydığı çirkin, asılsız dedikodulardı. Ayrıntılarını zaman içerisinde belgeleriyle sizlerle paylaşacağız.

Genel Kurulda ve sonrasında ise, çok 'çirkin' bulduğum üç tutum gözlemledim:

1. Dünya gerçeklerinden habersiz, kin, nefret duygularını yüreklerinden atamayan kişilerin yalan söylemleri maalesef bir parça da olsa etkin oldu. Kin, nefret vurgularını yapan, olayları bu nitelemeler çerçevesinde değerlendiren bir başkan adayı vardı. Seçim söyleminin yazılı kısmında, en baş yerde yer alan kelimelerdi bunlar. Bunun devamında da destekçileri, 'Gittim , gördüm , üzüldüm , geldim , ama aslında şaşırmadım . Takdir etmediğim , ayıpladığım , zaman zaman yerlerine şahsen utandığım insanlar topluluğu bu ülkede bir kez daha başarılı oldular' diyebildiler. Bu insanların yalanlarına ilişkin olarak utanabilmeleri bile büyük kazanımdır satranç için.

2. Satrancı mutlak değer içerisine alarak, sadece 'oyun kuvvet derecesi'ne göre kişileri sınıflandırmaya çalışanlar; satranç sporunda yükselmemiş ancak satrancın önemini ve anlamını onlardan çok daha iyi kavramış; öğretim görevlilerine, iş adamlarına, bürokratlara, camiamızın içerisinde yer vermeyi uygun görmediler. Uygun görmediler çünkü; o kişilerin erdemlerini kendilerinde göremediler ve örnek alacaklarına reddetmeyi tercih ettiler. Ancak camiamız reddetmedi ve Genel Kurul'da gerekli yanıtı verdi. Biz ELO puanını ve onun ötesindeki anlamı arıyoruz değerli satranççılar. Küçük bir mücevher dükkanına girmiş filin ağırlığı ve gücü değil aradığımız. Mücevherat ustasının; akılcılığı, el işçiliği ve hassas terazisidir aradığımız. Sanırım mesaj, doğru adrese gidecektir!

3. Satranca başkan olmak isteyen kişi, bu oyunun gereklerini hiç bilmiyor olamaz. Olmamalıdır. Oldu ama. Satranç sporu bir centilmenlik sporudur ve mağlup taraf, galibin elini sıkar ve tebrik eder. Böyle olmadı. Mağlup tarafın başkan adayı gelip elimi sıkmadı. Ancak galip taraf, mağlubu mağdur etmeden, yanına çağırarak onurlandırdı. Hepiniz gördünüz. Mağlup ise, bizimle olan mücadelesine devam edeceğinin vurgusunu yapmayı tercih etti. Bir birliktelik mesajı veremedi.

Büyük ailemizin değerli bireyleri,

Ben unuturdum; 'orada burada', 'Bakanın desteği benim arkamda', 'siyaset beni istiyor' anlamında asılsız söylemlerin sarf edildiğini. Ben unuturdum; bana hakaret eden insanları, saldıran insanları. Ben unuturdum; yurt dışında, karşıtımız olduğu bilinen yozlaşmış bir satranç politikacısının yalanlarına, mektuplar yazarak ortak olmayı, aldığımız 2012 İstabul Olimpiyatını seçim rüşveti olarak sunmayı. Ama onlar ne zaman belli bir olgunluk seviyesine ulaşacak? Buna olan inancım artık azaldı. Neden mi?


Ne demek: TRT Genel Müdürlüğü?ne yazılar yazıp ekmeğimle oynamak?
Ne demek: Yurt dışında Türk Satrancına karşı açık ve net şekilde tepki veren birileriyle işbirliği yapmak?
Ne demek: Olmayan bir siyaset desteğini ardına aldığını söyleyip insanları telefonla aratmak?Kura çekimine gelip, 'federasyonun anahtarları nerde? 8
Kasım akşamı gelip hemen hesabınızı göreceğiz' demek, ne demek?
Satranca siyaset sokmaya çalışmak nasıl bir aymazlık?
Camiamıza; almayın gidiş biletlerinizi yaş gruplarına, yaptırmayın rezervasyonlarınızı mesajı vererek, kamu otoritesini kullanan bir kuruma karşı çağrıda bulunmak, nasıl bir anlayışın ürünüdür?
Ne demek: 'FIDE Başkanı 2012 Olimpiyatlarını Karadağ'a verdi, hayal ürünü bu sözler' demek?
Nasıl bir anlayıştır: Kurumu yıkmaya çalışırcasına bir seçim süreci sürdürmeye çalışmak?
Bunları unutmak zor! Üzgünüm dostlarım: Bu tutumları sergileyen kişiler satranç camiasına yakışmıyor. Karşımızdaki ekibin çıkar amacıyla bir araya gelen derleme toplama bir ekip olduğu açıktır. Ne kadar bir arada durabilecekleri de zamanın yanıtlayacağı bir sorudur.

Belgeleri elimizde olan ve zimmet suçlamasına varabilecek bir yanlışın muhatabı 'Tam zamanı' ekibi içinde yer almaktaydı. Aslında bu kişiyle ilgili aldığımız idari bir kararın nedeni de buydu Ağustos ayında. Bu belgeleri seçim sürecinde değerlendirmedik. Olumsuzluklardan yararlanmayı düşünmedik. Yasal süreçleri başlattık devam da ettireceğiz. Ancak hukuk önünde devam etmesi gereken bir süreci seçime malzeme olarak kullanmadık. Tamamen yapıcı olmak amacıyla bir seçim süreci yönettik ve kazandık. Yargılamadan kimseyi suçlu göstermedik.

Söyleyecek bir şey bulamayanlar, 'yorgun efendim' dediler. Değilim. 9 Kasım 2008 Pazar sabahı sizler uyandığınızda ben aktarmalı olarak ikinci uçağa binmiştim ve yol alıyordum. Türk satrancı için! Bizler için! Çocuklarımız için!

Daha çok çalışacağız. Daha da başarılı olacağız. Bir sonraki seçimde yine bizim büyük ailemiz kazanacaktır, satranç kazanacaktır. Bu anlayış ve bu anlayışa sahip kişiler kazanacaktır. Şimdiden ekibimle sahip çıkıyorum 2012 seçimlerine!

Verdiğimiz tüm sözlerin arkasındayız. Çalışmaya başladık ve başaracağız: İlk hedef 2012 İstanbul Olimpiyatlarıydı! Kazandık!

Bize güvenen, arayan destek veren tüm dostlarımızı, TSF çalışanlarını, sponsorlarımızı canı yürekten kutluyorum.

Yalanı yendikten sonra, tüm camiamızı kucaklamak bizim görevimizdir. Yalanı, haksız ve çirkin saldırıları; hukuk önünde yeneceğiz.


2008 Dresden Olimpiyatı

Olimpiyatları genel olarak değerlendirdiğimizde, tarihimizin en iyi sonuçlarından birini aldığımızı görüyoruz. Olimpiyatlara katılan milli takımlarımızı, ülkemize ve bayrağımıza yakışır mücadelelerinden ötürü kutluyorum.

Dresden'de düzenlenen Satranç Olimpiyatlarında, milli takımlarımızın bana göre en büyük başarısı 'takım' olmalarıydı. Bu anlamda, Olimpiyat takımını seçerken aldığımız kararın çok doğru olduğunu bir kez daha görmüş olduk.

2012 İstanbul

Aday olmamız sürecinden bu yana, 2012 İstanbul projesine destek veren tüm kurum ve kişileri satranç adına şükranla anmak istiyorum. Başta, projenin İstanbul'da olması ve tarihin en iyi olimpiyatı olarak düzenlenmesi için her türlü destekle arkamızda olan spordan sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu'na ve Bakanlık danışmanlarına şükran ve saygılarımı sunuyorum. Sayın Bakanımızın Dresden'e FIDE Başkanı Kirsan Ilyumzhinov'a yolladığı garanti mektubunu sizlerle paylaştığımda ne demek istediğimi daha iyi anlatabileceğimi düşünüyorum.

ministerlettereng.pdf

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Kadir Topbaş ve ekibine, bu anlamda, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürü Sayın Enis Erdem'e Dresden'de yanımızda ve omuz omuza Olimpiyatı almak için gösterdikleri mücadeleden ve verdikleri destekten dolayı teşekkür ediyorum.

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş'a adaylık sürecimizde bize sponsor olmaları ve bu anlamda İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu ile yanımızda olmaları nedeniyle şükranlarımı sunuyorum. Vakıf Başkanı sayın Hande Boyce'un Dresden'de bize destek vermesinin kazanımımızdaki farkı yarattığının altını çizmek istiyorum. Açıkça belirtmek isterim ki, mükemmel standımız ve ülkemiz adına verdiğimiz resepsiyonun mali desteği bu kurumdan gelmiştir. Ayrıca, hem İBB hem de ICVB delegelere verilen armağanları da finanse ettiler.

Diğer yandan kurumsal sponsorumuz Türkiye İş Bankasının temsilcisi, Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı Zuhal Üreten hanıma da aramızda bulunmaları nedeniyle teşekkürlerimi iletiyorum. İş Bankası Genel Müdürlüğüne bu destekten dolayı saygı ve şükranlarımı arz ediyorum.

Bu büyük organizasyonu almamızda oluşan oy farkının en büyük nedeni, yanımızda ve bizle birlikte duran bu kurumlardır. Ayrıca, benle birlikte orda olan tüm yönetimimize, çalışanlarımıza da takdirlerimi iletiyorum. Ne kadar zorlu bir seçimden geçtiğimizi ben ve onlar biliyoruz.

2012 İstanbul Olimpiyatı için 29 Kasım Cumartesi günü yapılan yönetim toplantımızda, stratejik kararlar aldık. Bu olimpiyata katılacak olan B ve olası C takımlarımızın iskeletini oluşturacak olan bir havuzu, ülke genelinde yapılacak olan bir tarama ile 11-12 yaş altı yetenekli çocuklarımızdan seçeceğiz. Bu seçmenin kriterleri ve zamanlamasını ayrıca sizlerle paylaşacağız. Amacımız, 2012'de Satranç Olimpiyatına katılacak olan B ve C takımımızın hem madalya şansı olan hem de Türk Satrancının geleceğini oluşturacak genç yıldızları kapsaması.

Artık iş yapmak zamanı ve artık: Gideni ve gelmekte olanı anlamak zamanı.

Büyük satranç ailemizin değerli üyelerine, tekrar çalışma ve üretme azmimi yenileyerek saygılarımı sunuyorum.

Ali Nihat Yazıcı
Cevapla
#2
Merhaba,

Bu yazı hakkındaki görüşlerimi, sayfasında yayınladığım bir yazıda ilettim.

Beğeninize sunarım



Saygılarımla.
O. Oğul Köseoğlu[/url]
Ara
Cevapla
#3
Kendine özgü üslubuyla sağlam temellere oturtulmuş eleştiriler ve bana göre çok değerli bir takım tespitler dizisi yayınlamış Sayın Köseoğlu!

Refik Halit Karay için Gazi Mustafa Kemal'in bir sözü vardır:

"Bu adam bizi eleştiriyor; ama güzel eleştiriyor"

Nitekim daha sonra kendisi 150likler listesinde olmasına rağmen affedilmiştir.Daha doğrusu sadece onun affedilmesinin gündeme geldiği fakat Refik Halit'in bunu kabul etmeyip genel affın çıkmasını beklediği söylenegelir!

Bu ara bilgiden sonra,
kendisine yazılarında ve hayatında başarılar diliyorum.
Sayın Köseoğlu,
Sizi düzenli okuyorum.
Selamlar..

Not: Sayın Başkan'ın 2012 seçimleri hakkındaki yorumlarına değinmişsiniz.Ben merak ediyorum acaba seçim tahminleriyle ünlü Sayın Yazıcı'nın o seçimler için de bir tahmini var mı?
Ara
Cevapla
#4
Vardım ki yurdundan ayak göçürmüş
Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş
Sakiler meclisten çekmiş ayağı

Hangi dağda bulsam ben o maralı
Hangi yerde görsem çeşm-i gazali
Avcılardan kaçmış ceylan misali
Göçmüş dağdan dağa yoktur durağı

Laleyi sümbülü gülü har almış
Zevk u şavk ehlini ah u zar almış
Süleyman tahtını sanki mar almış
Gama tebdil olmuş ülfetin çağı

Zihni dert elinden her zaman ağlar
Sordum ki bağ ağlar bağ u ban ağlar
Sümbüller perişan güller kan ağlar
Şeyda bülbül terk edeli bu bağı

(Bayburt Yöresi Türküleri)

Özgür Foruma Sayın Yazıcı'nın "teşek-kürlerini" aktaralı bu gün dördüncü gündür.

Yazıyı aktarırken bir şeyler dürttü içimden: "Dur yazma! Bekle! Bakalım kaç kişi görüş belirtecek? Hem hep sen mi kilitleneceksin? Bir yazı da sen kilitlemiş ol! Dur bakalım kaç kişi bu yazının altına ‘bil mukabele’ diyecek?”…

Her yazının altına tutkal gibi yapışan, yakışan ve yakışmayan ya da yakıştıran yazılar yazan hiç kimse, ne bir Allahın kulu ne de bir kolun kulu, bu güne değin yazmadı. Yazıcılar nereye kayboldu bilmem?...

İlk yazıya değin bekleme kararı aldım. Hayal kırıklığına uğradım. Hiç kimse yazmayacak diye bekliyordum. Yazı alt sıralara düştükçe de umutlanmaya başlamıştım. Ama Oğul Arkadaşın yazısını görünce umutlarım oldu yalan…

Bu gün yaşadığım düş kırkılığı göğsümdeki ağrılara iyi geldi.
Yüreğimde daralan damarların genişlediğini duyumsadım.
Bu gece rahat uyuyacağım.
Satrançla pek de alakası olmayan (!) bu yazı, eminim ki Sayın Yazıcı’nın da huzur içinde uyuyabileceği günleri işaret ediyor. O günlere açılan kapıları gösteriyor. Sayın Yazıcı’nın özeleştirisine giden yola döşenen bu satırların, “tavşan satırlar” olma ihtimali de “melek müvekkilimin” uyarısı olsa da, yazıyı yazanın Oğul Köseoğlu olması ve vurgunun vurulduğu yerler, bu olasılığı ortadan kaldırıyor. Vurgunun vurulduğu yerler, yüreğimin burkulduğu yerleri gözyaşlarını siliyor. Öfkem duruluyor.
Yorulmuştum
Vuruldum; duruldum bu gün.

Teşekkürler Oğul Köseoğlu. Şapkamı fırlatım, önüne düşecek!...

Sayın Yazıcı’nın "teşek-kürlerine" yanıtımı ayrıca yazacağım.
Bu gece, bu güzel yazının keyfini çıkaracağım.

“Hasan Ağabey’den” iletmiştim daha önce, bu gece yeniden ileteceğim:

DEMEDİM Kİ
Bu kenti sevdim dedim
Benim olsun demedim ki
Sevdim dedimse akşam kızıllığını
Gönlüm gibi akıp giden şu çayı
Şu ormanı şu denizi şu dağı
Benim olsun demedim ki
Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine
Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları
İşte buna sevmek derler dedimse
Çattımsa acıların en güzeline
Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa
Benim olsun demedim ki
Bu akşam kankırmızı şarap istiyor canım
Bu akşam dünyanın bütün şarkılarını
Bu akşam dünyanın bütün özlemlerini
Bu akşam beni yalnız bırakın
Bu akşam yalnızca onu düşüneceğim
Onu ve kendimi yalnızca...

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi