Yorum Sayısı: 73
Konu Sayısı: 29
Üyelik Tarihi: Apr 2008
Merhabalar;
Çok uzun süredir bekliyorum acaba TSF Seçimleri hakkında yazı, yorum, görüş yapılacak mı acaba diye.
Ama nafile, demekki kimsenin umurunda da değil.
Seçimlerimiz satranç dünyamızın hayrına olur inşallah diyelim.
Hoşçakalın, sağlıcakla kalın. Güzel hamleleriniz olsun.
Uğuray ÖZALP
Emekli Ulusal Hakem - ANKARA
Yorum Sayısı: 648
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
"...demekki kimsenin umurunda da değil." Benim umurumda.
Diyeceksiniz ki; umurunda ama ateş olsan cirmin kadar yer yakarsın. Olsun; kendi düşüncelerimi kendime söylemem bile yeterlidir. Susan toplum üzerine ölü toprağı atılan toplumdur. Yanlış veya doğru olarak insanlar ses çıkarmalıdır. Bu ses mantıksız, anlamsız, absürd, vb olabilir. Olsun. İnsanların çıkardığı sesler birbiriyle çarpışırlar. Bu çarpışmadan belki doğrular gün yüzüne çıkar.
Yorum Sayısı: 648
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
7 Mayıs 2004 tarihli Resmi Gazete'nin tebliğler kısmında bir karar var. Şöyledir:
Özerklik Kararı
21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 5105 sayılı Kanunla eklenen Ek 9 uncu maddesi hükmü gereğince Satranç Federasyonu Başkanlığının idari ve mali yönden özerkliği Başbakanlık Makamının 5/5/2004 tarihli ve MDK-169 sayılı olurları ile uygun görülmüştür.
Sizce yukarıda anlatılan "özerklik" kavramının anlamı nedir?
Yorum Sayısı: 648
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Özerkliği Türk Dil Kurumu şu şekilde anlamlandırmış:
İsim olarak; "Ülkelerin, bölgelerin, toplulukların, kuruluşların kendi kendilerini serbestçe, kendi yasaları ile yönetebilme durumu"
Felsefi olarak; "Bir kişinin, bir topluluğun kendi uyacağı yasayı kendisinin koyması ve uygulaması"
Türk Dil Kurumuna göre "erk" kavramının 3 anlamı varmış:
İsim olarak; iktidar.
Mecaz olarak; nüfuz.
Toplum bilimi açısından; bir bireyin, bir toplumun, başka birey, küme, veya toplumları egemenliği, baskısı, ve denetimi altına alma, hürriyetlerine karışma ve onları belli biçimlerde davranmaya zorlama yetkisi ve yeteneği.
İnternetten alıntıladığım anlamı: Özerklik bir kişinin, kurumun veya topluluğun dışa bağımlı olmadan, kendi kurallarıyla ve kendi iradesiyle karar alıp kendini yönetebilme yetkisidir.
Sözcük kökeni olarak öz (kendi kendine) ve erk (iktidar) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuş.
Özerklik, kısaca, bir kuruluşun kendi yasalarına, kurallarına göre serbestçe yönetilme hakkına sahip olmasıdır.
Yorum Sayısı: 648
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
İnternet bilgileri özerkliği alanlarına göre çeşitlendirmiş.
Siyaset ve İdari Yapı: Merkezi bir yönetime veya üst bir makama bağlı olmaksızın, yerel veya bölgesel bir birimin kendi iç işlerini düzenleme yetkisidir.
Kurumsal Özerklik: Üniversiteler, merkez bankaları veya TRT gibi bazı kurumların siyasi veya idari baskıdan uzak, bilimsel ya da teknik esaslara göre bağımsız karar alabilmesidir.
Bireysel/Psikolojik Özerklik: Bir bireyin başkalarının baskısı altında kalmadan, kendi değerleri ve düşünceleri doğrultusunda hür iradesiyle hareket edebilme kapasitesidir.
Türkiye Satranç Federasyonu özerk midir?
Yorum Sayısı: 648
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
2 tane adayımız var. Dikeç Bülent Mert ve Efendioğlu Enes yarışacaklar. TSF'ye başkan seçimi bir yarışma mı? Evet, yarışma olmalıdır. Hayır, yarışma değildir. Asli mesleklerini internetten okudum. Dikeç Bülent Mert elektrik-elektronik mühendisi imiş ve işletme alanında yüksek lisans yapmış. Efendioğlu Enes hekim, yani tabip, yani doktor imiş. Efendioğlu Enes hem (halk tabiriyle) doktormuş ve hem de (akademik tabirle) doktormuş. Efendioğlu Enes'in unvanı "dr" imiş. Dikeç Bülent Mert'in unvanı yokmuş.
Bildiğiniz gibi; dr, doç, yar doç, prof sözcükleri birer unvandır. Çok merak etmekteyim. Bu unvanlara sahip olanlar unvanlarını niçin açık seçik yazmazlar da kısaltılmışını yazarlar özgeçmişlerinde? Mesela; profesör demek yerine niçin prof derler, pof der gibi? Açıkça yazmaları doğru olandır. Acaba unvanından utanan var mıdır? Bu absürt sorumu hemen cevaplayayım:Hiç sanmam. Ama ben bazıları adına utanıyorum. Neyse, bu kadar gevezelik yeter. Devam edeyim.
Adaylar asli mesleklerinin yanı sıra başka kulvarlarda da koşmaktadırlar ve koşmak istemektedirler. Bu acayip bir şey mi, olmamalı mı? Günümüzde hemen herkes asli mesleğinin yanı sıra başka alanlarda da mesai harcamakta, çaba göstermekte ve belki de başka alanlarda asli mesleğine kıyasla daha fazla başarılı olmaktadır. Kişinin zihin kapasitesi, zekâsı, aklı, çalışma gücü elverdiğince başka alanlarla ilgilenmesinin ve bu alanlarda başarılı olmasının sınırı yoktur. Mesela; liseyi bitiren bir kişi, üniversite mezunu olmasa bile, kendisini yetiştirirse ekonomist bile olur ve koca koca şirketlere danışman olabilir. İlkokul, orta öğretim ve üniversite mezunları (asli mesleği ne olursa olsun) milletin vekili olup yönetici saflarına katılmaktadır. Sosyoloji ve psikolojiye meraklı bir mühendis asli mesleğinin yanı sıra toplumu yönlendirici değerli sosyal çalışmalar yapabilmektedir. Bir hekim asli mesleğinin yanı sıra toplumun daha iyiye yönelmesi için değerli sosyal çalışmalar yapabilmektedir. Adayların da asli mesleklerinin yanı sıra başka alanlarda faaliyet göstermek istemeleri günümüz şartlarına uygun, gayet doğal, güncel bir durumdur. İstemek ve bu istek doğrultusunda çaba göstermek güzeldir. Liyakatli olanı seçmek, seçebilmek daha güzeldir.
Mahalle muhtarı seçerken benim işim çok kolay. Adayları tanırım. Neler yaptıklarını ve neler yapabileceklerini bilirim. Eksikliklerini, fazlalıklarını bilirim. Kendileriyle çokça konuşmuşumdur. Huylarını, sularını bilirim. Ve kolayca birini seçerim. Belediye başkanını da seçmekte zorlanmam. Bazı bilgi eksikliklerimi gidererek adaylar arasından birisini gönül rahatlığıyla seçerim. Yukarı kademelere çıktıkça bilgim azalır, bilgiye ulaşma yollarım da azalır. Bu durumda güvendiğim yerlerden bilgi almaya çalışırım. Güvendiğim yerler nereleridir? Daha önceleri bilgi alışverişi, gönül duygusu alışverişi yaptığım kişiler, kurumlar, medyalar bilgi kaynaklarım olabilir. Seçtiklerimde yanıldıklarım olabilir mi? Olabilir, olmuştur. Sonuç ne olur? Yanılmamışsam; huzurum, refahım, mutluluğum devam eder. Yanılmışsam; önceki cümlede saydıklarımın hepsi geriye de gidebilir, aynen devam da edebilir. Çünkü ben her şeye vakıf olan, her şeyi bilen bir özelliğe sahip değilim. Benden daha iyi bilenler mutlaka vardır.
Bu noktada, önceki seçimlerimde hür irademi kullanmak benim özgürlüğümdür. Seçimim doğruysa; önceden edindiğim tecrübemi uygulamaya devam ederim. Seçimim yanlışsa; yeni tecrübemi zihnimde sindirmeye ve kabullenmeye yönelirim. "Hür iradem" benim vazgeçilmezimdir. İyi, doğru, güzel sandığım şeyleri seçme özgürlüğüm insanlığımın vazgeçilmez şartıdır. Başkasının piyonu, maşası olmadan kendim, kendi gücümle seçerim. Kendi gücüm nedir? Zihni kapasitem, zekâm, aklım, bilgiye ulaşma yollarım, ulaştığım bilginin doğruluğunu teyit etme metotlarım, vd. benim gücümdür. Kendi gücümü kullanmak insan olmamın, insanca yaşamamın gereğidir.
Yorum Sayısı: 648
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Kendi gücümü önceki yorumumda tarif etmeye çalıştım.
Delegenin gücü nedir? Delegenin gücü olayın dışında olan benim gücümden daha fazlası olmalıdır.
Konumuz kapsamında delegenin anlamı ve görevi şudur:
Satranç kapsamlı olarak; delege satranççıları genel kurulda temsil etmek üzere seçilen temsilci veya vekil demektir. Delegenin görevi, içinde bulunduğu satranç grubu adına oy kullanmak, kararlar almak ve en üst organ olan genel kurulda irade ortaya koymaktır.
Gerçek delege kavramı, yasal veya kurumsal rolünün ötesinde etik, ahlaki ve demokratik bir özelliği ifade eder. Gerçek delege fikri ve vicdanı hür olandır. Başkasının baskısı altında karar vermeyen, iradesini özgürce kullanabilendir. Gerçek delege bir bireyin veya liderin adamı olmayıp onların ve kendi çıkarını korumayıp satranççıların hakkını koruyandır. Gerçek delege sorgulayandır, araştırandır, inceleyendir. Temsilcisi olduğu satranççıların isteklerini ve ihtiyaçlarını dinleyerek ve anlayarak iradesini kullanma aşamasında gerekeni yapandır.
Sahte (gerçek olmayan) delege, kuralsal olarak veya teknik olarak listede adı yer almasına rağmen, temsil ettiği satranççıların iradesini yansıtmayan ve demokratik meşruiyeti bulunmayan kişidir. Bu tür delegeler güdümlü, naylon, maraba delege olarak da adlandırılır.
Gerçek olmayan bir delegenin iradesi ve oyu ipotek altındadır. Emirle hareket eder. Kendi fikri, vizyonu ve kararı yoktur. Kendisini delege olarak seçen makamın talimatlarına göre oy kullanır. Gerçek olmayan delege sorgulamaz. Önüne konulan listeleri veya kararları temsil ettiği satranççıların çıkarlarına uygun olup olmadığını düşünmeden onaylar. Yukarıdan aşağıya atanmıştır. Demokratik bir seçimle değil kapalı kapılar ardında oluşturulan listelerle delege yapılmıştır. Satranççıların sorunlarını ve taleplerini kurul salonuna taşımaz. Sorumluluğunu tabandaki satranççılara değil, sadece kendisini listeye yazanlara karşı hisseder.
Gerçek olmayan delege liyakat değil sadakat sergiler ve kendi pozisyonunu korumayı hedefler. Delege olmasını makam, mevki veya delege kalmaya devam etme gibi kişisel çıkarlar karşılığında pazarlık unsuru olarak kullanır.
Kısaca; "gerçek delege" tabanın, satranççıların vicdanı ve sesi iken "sahte delege" gücü elinde bulunduranların noteri ve gölgesidir.
Yorum Sayısı: 648
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Gerçek delegeler kendi güçlerini kullanarak (zihin kapasitelerini, zekâlarını, akıllarını kullanarak araştırma, inceleme, sorgulama yapıp) karar verirlerse TSF başkan seçimi güzel bir yarışma olur. Böylelikle TSF özerk bir kurum olduğunu ispat eder. Aksi halde; duyumlarla, dedikodularla, talimatlarla hareket eden ve kendi şahsi çıkarlarını düşünerek ve nefsi duygularla oy veren delegeler çoğunlukta olursa TSF başkan seçimi yarışma özelliğinden çıkıp adeta emir komuta zinciriyle yön bulmaya çalışan basit bir mahalle derneği seçiminden öteye geçemez. Böyle bir durum oluşursa; kanunlarda, yönetmeliklerde, en üst düzey devlet yöneticilerinin kararlarında yazılanın aksine TSF özerk bir kurum olmaktan ve kurum olmaktan çıkar.
|