ELEŞTİRİ - ÖZELEŞTİRİ
#1
Merhabalar,

Satranç dünyasına bir özeleştiri "borcum" olduğunu düşünüyorum:
Özgür Satranç Forum yönetimi tarafından bana verilen bir cezadan sonra, cezamın bitmesine rağmen, forumda yazmayı düşünmediğimi söylemiş ve o günden beri de yazmıyordum. Uzun bir aradan sonra bir kaza nedeniyle forumda yazmak durumunda kalmıştım. İçimde bir eksiklik duygusu taşıyorum o günden beri.

Şu bağda: http://forum.satranc.biz/viewtopic.php?t=2557&highlight=
Bu bağda Sevgili İbrahim'in coşkusuna katılamadım ama burada asıl unutamadığım Serhad Kangöz arkadaşın Gandhi'den ilettiği sözlere yanıt verememiş olmak bana dokunuyordu:

"Siz kendi elinizle teslim etmedikçe,
kimse kendinize olan saygınızı elinizden alamaz."

Bu sözü çok düşündüm... Serhad arkadaş beni mi taşlıyordu yoksa forum yönetimini mi taşlıyordu çok kestiremesem de ben bu sözü kendi üstüme alınıp günlerce bu sözün ağırlığı ile gezdim, her adımda kendimi ezdim...

Çünkü Özgür Satranç Forum'un yaratıcılarından biriydim ben. Forumun birinci üyesi Forumun kendisi, ikinci üyesi Abidin üçüncü üyesi ben idim. Abidin ile birlikte kurmuştuk bu forumun düşünü ve birlikte gerçekleştirmiştik. Abidin forumun teknik işlerini üslenirken ben de içerik ile uğraşacak, forumun işlerlik kazanması ile uğraşacaktım. Daha sonra aramıza katılan Abdullah, Sadullah, İhsan ve "bir kısmı hancı, bir kısmı yolcu" arkadaşlar ile forum daha da büyüdü ve gelişti.

O zamanlar açık olan TSF Forumda her şeyin yazılamıyor, yazılanın da siliniyor oluşundan dolayı karşı bir forum, bir denetim merkezi oluşturma düşüncesi vardı. TSF forumda bizimle baş edemeyenler forumu kapattıktan sonra, Özgür Satranç Forum da, yönetime karşı, yönetim tarafından haksızlığa uğrayanların sesi haline gelmişti. Böylesi bir karşı SES, demokratik yaşamın olmazsa olmazlarından idi...

"Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner" dedikleri gibi, aramızdan bazı arkadaşların hesapları dönünce ya da bu arkadaşların hesapları istedikleri gibi dönmeyince, doğası gereği muhalif olan Özgür Satranç Forumu, bazı arkadaşlar yönetim lehine kullanmak istediler. Bu arkadaşların ısrarı ile bana en son üç ay uzaklaştırma verilmesi, satranççılar tarafından analiz edilemeyecek bir sav değildir...Bana ceza verilmesine dayanak yaptıkları yazıda, sözüm ona mağdur ettiğim arkadaşımın, bana verilen cezaya karşı çıkmasına rağmen, forumun cezada ısrar edişi çok komikti... Kraldan çok kralcı olmak buna denirdi herhalde...

Yönetim, yönettiği alanda zaten bir güçtü. Bu forumun birinci işlevi, bu güç tarafından eylenecek olan yanlışlara karşı çıkmak, daha sonra da "Sporcular, Antrenörler, Hakemler, Veliler arasında iletişimi güçlendirmek amacıyla" hareket etmekti. Forumu bu işlevinden uzaklaştırmak, foruma ve kendine yabancılaşmaktı... Bir insan olarak insanın kendine yabancılaşması ise zaten insanlığa da yabancılaşmaktı... Böylesi bir ortamda olamazdım. Bu yüzden bu forumda yazmamaya karar vermiştim ama bu forumdan gitmesi gereken ben miydim acaba?...

İşte bu noktada Serhad arkadaşın sözlerini günlerce düşündüm... Ben bunca zaman emek verdiğim bu "bahçeden" niye uzaklaşmalıydım ki?...

Gelinen noktada forumun giderek işlevsizleşmesine de hep beraber tanık olduk. Bunda benim de payım var belki. Ancak bu durumun görülmesi de gerekiyordu. Hem forum yönetimi tarafından, hem de diğer katılımcılar tarafından...

Şimdi bu bahçede yabani otlar yeşermiş durumda. (Tartışmaların içeriği, seviyesi, konusu, kalitesi, dili, adabı, edebi vs...) Elbirliği ile yeniden bu "bahçeyi" temizleyip, herkesin bu bahçeden "meyve toplayabileceği" bir hale sokabiliriz?

Deneyelim mi?
Serhad arkadaş belki, "deneyecektin de niye bunca zaman gittin?" diye sorabilir... Belki sormaz da... Sorar mı sormaz mı? Önce bir ben sorayım...

Diyeceğim, tekrar forumda yazarken, öyle sessiz sedasız, geçmişin özeleştirisini yapmadan devam etmeyi de kendim açısından uygun bulmadım.

"Beni forumdan uzaklaştıranları bu forumdan atıyorum..." demiştim son sözümde. Bu bir ironi idi... Şimdi gerçekleştirmeye geldim işte... Kimse ile uğraşacak değilim; beni bu forumdan uzaklaştıran anlayışı, bu forumdan sürüp çıkarmak istiyorum yalnızca. Yürekleri yetiyorsa, beni uzaklaştırma kararına "evet" diyenler çıksın ortaya ve kendilerini savunsunlar. Forumun kurumsal kimliği ardına sığınmasınlar. Özgürlükse böyle olmalı işte... Her şey konuşulup savunulabilmeli... Burası TSF forum değil!...

"Biz bir aileyiz" diyorduk ve ben gerçekten bizi bir aile sanmıştım. Bu yüzden çoğu zaman iki kardeş arasında olabilecek kadar duygusal, hırçın yazılarım da olmuştu. Ama süreçte bizim bir aile olmadığımızı kanıtlamaya çalışanları gördükçe benim de üslubumda değişmesi gereken bir şeyler olduğunu gördüm. Şimdi "sanmak" ile "bilmek" arasındaki farkın ayrımında olarak yazmaya çalışacağım. "Biz büyük bir aileyiz" diyenler, büyüklüklerini ("aliiliklerini" de denebilir) küçüklerini ezerek göstermeye çalışıyorlar... Ailede büyüklük sevgi ve emek ile gösterilir önce. Ben bu ailede büyüklerin sevgi ve emek ile büyüdüklerini görmedim. Makam ve mevkilerin kendilerine verdiği ve son tahlilde kullanacakları yetkilere dayanarak büyüklüklerini göstermeye çalışıyorlar. Bunu değiştirmeye çalışma gayretim sürecek...

Eleştiri kişinin dışındaki olayların ayırdına varma çabasıdır. Özeleştiri ise kişinin içgörüsü ile kendi içine bakarak kendinin ayırdına varma çabasıdır. Ben her ikisini de yapmaya çalışan biriyim. Ancak bizim toplumumuzda özeleştiri geleneği zayıftır. Çünkü gelişmemiş kişilikler var olma çabasını, sürekli başkalarının üzerinden gerçekleştirmeye çalışırlar ve bu yüzden kesintisiz olarak başkalarını eleştirir konumda olurlar. Açtığım bu başlıkla umarım özeleştiri "borcu" olanlara "ödeme kolaylığı" sağlamış olurum...

Yazmadığım süre ile ilgili olarak kendimi sürekli eleştirdim. Serhad arkadaşın Gandhi'den alıntılayıp söylediği söz günlerce içimde uğuldayıp durdu:
"Siz kendi elinizle teslim etmedikçe,
kimse kendinize olan saygınızı elinizden alamaz."
Bu sözü yorumlamaya çalıştım. İsterim ki herkes yorumlasın. Kim ne anlıyorsa söylesin.
Kendime emeklerime olan saygımdan dolayı bu forumda yazmadım nicedir. Şimdi aynı nedenle yazmaya başladım. Bir şey iki farklı davranışın nedeni olabilir mi?
Olabilir!
Araya zaman girmiş ve bahçenizi yabani otlar sarmışsa, "tembellik hakkınızın" sonuna gelmişsiniz demektir! Zaman, yer, insan unsurlarının birinin değişmesi stratejinin de değişme nedenidir ve bunlardan birisinin değişmesi nedenleri ve sonuçları da değiştirir...
Durağanlık ölüme, devinim ise yaşama dairdir daha çok!
Duracak zaman değil!
Cevapla
#2
Kalemine sağlık Hüseyin Abi.

Aylar sonra ben de tekrar yazmaya başladım.
Bu yeniden başlangıcın 3 temel sebebi var:

1) Forum yönetiminin yanlışlarına rağmen küsüp gitmenin zorunlu olmadığını anlamış bulunuyorum. Bu gerçeği senin buraya tekrar emek vermeye başlamanla farkettim.

2) Birileri forum seviyesini yerin dibine indirmiş. Buna göz yumulması tuhafıma gitti. En azından buranın bir satranç forumu olduğunu hatırlatmak adına bulunmak istedim.

3) Birileri Avrupa 34.lüğünü sevimli göstermiş, hiçkimse çıkıp buna itiraz etmemiş.

Dayanamadım, yazıverdim gitti sonunda...

Sevgi ve saygılarımla...
Oktay.
Ara
Cevapla
#3
Hüseyin Aktaş'ı hiç tanımam. Bu forum sayesinde tanıdım. Forumun kurucu üyesi olduğunu da bilmiyordum. Bu yazıdan öğrendim. Bu, yani Hüseyin beyin kendi kurduğu forumda yasaklanması ayrıca ilginç tabi. Umarım bundan bir ders de çıkarmıştır Smile . Öyle ya süreli cezadan beklenen bu değil mi?

Benim gördüğüm kadarıyla bu sevimsiz cezalandırma sonrası forumun tadı kaçmıştır. Bu sadece Hüseyin beyin renkli yazılarından mahrum kalmaktan dolayı olmamıştır, sanırım insanların haksız bulduğu bir eyleme verdikleri belki bilinçli belki bilinç dışı bir tepkidir. Kendimden örnek verirsem foruma göz atışım giderek azaldı aylardır da bakmıyordum.

Eleştiriye hiç tahammülü olmayan insanlara hiç değer vermiyorum. Bunu bir not olarak ekliyeyim dedim.

Gandi'nin sözleri ise gerçekten çok etkileyici. Kendisinin başka etkileyici sözleri de var. Bu konuda bir benzerlik kurduğum için değil ama cümlelerimi İsmet İnönü'nün bir sözü ile bitirmek istiyorum.

Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur

Bırakıp gitmemek lazım.
Ara
Cevapla
#4
Ben Hüseyin Aktaş’ı tanırım. Birkaç kez konuşmuşluğumuz vardır. “Yazdıklarını okumakla ve birkaç kez konuşmakla ne kadar tanıyabilirsin ki” diye sorulabilir. Elbette tümüyle değil. Tanıdığımı sandığım çok kişi konusunda aldanmışlığım da çoktur. Ama Hüseyin Aktaş’ı ben yine de oldukça iyi tanırım, çünkü çok yalın birisidir. Hiçbir karmaşıklığı, saklısı, gizlisi yoktur. Saklayıp gizlemek istediği şeyleri saklayıp gizlemeyi de pek beceremez. Kimi zaman bakışlarında, kimi zaman yazılarında korkusunu hissetmişimdir. Ancak, korkusuna göre hareket ettiğini, olduysa bile bilmem. Kendisine kızdığım da olmuştur, belki kızdırdığım ve üzdüğüm de olmuştur. Bunlar bir yana, benim Türk halkında hayranlık duyduğum bir takım özellikleri içinde barındırır, dolayısıyla, benim için, hayranlık duyulası Türk insanının tipik bir örneğidir.

Bütün bunları Hüseyin Aktaş’ı övmek veya kendisine ilişkin düşüncelerimi açığa vurmak için yazmadım. Böyle huylarımın pek olmadığını bilen bilir. Yazdıklarıma, “sözü getireceğim konu için Hüseyin Aktaş’ı kullanmak” demek, belki çok daha doğru olur. Şöyle ki:

Hüseyin Aktaş’ın düşüncelerine katılırsınız, katılmazsınız, ama bir şeyden kesinlikle emin olabilirsiniz: Düşüncelerinde içtendir. Birşeye “elma” diyorsa, onun elma olduğunu düşündüğü için elma diyordur, çıkar veya alkış gözettiği için değil. Sana elma dediğine, başkasıyla konuşurken armut demez. Bir ilkeden sözediyorsa, konunun hangi yanında olursa olsun, o ilke konusunda içtendir. Örneğin düşünce özgürlüğünü savunuyorsa, gücü elinde tutan tarafta olsa ve diyelim ki düşüncesini savunamayacak durumda kalsa bile, elindeki gücü diğerini bastırmak için kullanmaz. Bu konuda öyle içtendir ve elindeki gücü kendi zayıflıklarını örtmek için kullanan kişilerden öyle tiksinir, bu tür ilkeden yoksun o kadar çok kişi görmüştür ki, kimi özel durumlarda eldeki gücü, bastırmak ve engellemekte kullanmak gerektiği gerçeğinin belki ayırdında bile değildir. Ben, Hüseyin Aktaş’ı böyle tanıdım.

Bir de öyleleri vardır ki kendi düşünceleri engellendiği zaman sağa sola ilke ve düşünce söylevleri çeker, gelgörki zor durumda kaldıklarında ilke ve düşünceler alanında ne kadar yetersiz oldukları ortaya çıkar. Hele ellerinde ufacık bir güç gördüler mi, ilke ve düşüncelerle karşı koyamadıkları düşünceleri engellemekten ve yasaklamaktan hiç gocunmazlar bile. Bu kadar küçülmeleri yetmezmiş gibi, tümüyle kendi kişisel duygularına yenik düşerek yaptıkları bu davranışı, “kurumsal kimlik kaygısıyla” yaptıkları gibi bir kılıf uydurup başkalarını da etkilemeye çalışırlar. Böylelikle kendilerini daha da küçük düşürürler de ayırdında bile değildirler. Hele sahip olduklarını sandıkları güce gerçekte hiç sahip olmadıklarını bu kişilere anlatamazsın bile. Ya hiçbir güce sahip olmadıklarını gösterirsin ya da çocuğu oyuncağından ayırmaya kıyamaz, çekip gidersin. Sayın Ayhan Mansız, dediğiniz bazen doğrudur. Bir amacınız varsa, sizin için bir anlamı varsa, bırakıp gitmemek gerekir. Ama yoksa, yeri geldiğinde bırakıp gitmek gerekir.

Biz de bu forum dışında kendisine bir türlü ulaşamadığımız böyle bir kimsenin (ne gelir ne gider. Ne gelişi geliştir ne gidişi gidiş) “eğitici” yazılarına kimi zaman katlanmak zorunda kalırız. Aramızdaki sorunun başkalarını pek ilgilendirmeyeceğini bildiğimiz için, böyle ilke söylevleri çeken eli oyuncaklı çocuğun yazdıklarına bir iki satır göndermemek için kendimizi zor tutarız. O başlık altında katlanırız katlanmamız gerekene de, insan söyleyeceklerini böyle başka bir başlık altında dökmekten de kendini alamıyor.

Türk topraklarında çok güzel bir söz vardır: “Allah’a yakın, bana uzak ol”.
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi