Yorum Sayısı: 73
Konu Sayısı: 29
Üyelik Tarihi: Apr 2008
Merhabalar;
Çok uzun süredir bekliyorum acaba TSF Seçimleri hakkında yazı, yorum, görüş yapılacak mı acaba diye.
Ama nafile, demekki kimsenin umurunda da değil.
Seçimlerimiz satranç dünyamızın hayrına olur inşallah diyelim.
Hoşçakalın, sağlıcakla kalın. Güzel hamleleriniz olsun.
Uğuray ÖZALP
Emekli Ulusal Hakem - ANKARA
Yorum Sayısı: 652
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
"...demekki kimsenin umurunda da değil." Benim umurumda.
Diyeceksiniz ki; umurunda ama ateş olsan cirmin kadar yer yakarsın. Olsun; kendi düşüncelerimi kendime söylemem bile yeterlidir. Susan toplum üzerine ölü toprağı atılan toplumdur. Yanlış veya doğru olarak insanlar ses çıkarmalıdır. Bu ses mantıksız, anlamsız, absürd, vb olabilir. Olsun. İnsanların çıkardığı sesler birbiriyle çarpışırlar. Bu çarpışmadan belki doğrular gün yüzüne çıkar.
Yorum Sayısı: 652
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
7 Mayıs 2004 tarihli Resmi Gazete'nin tebliğler kısmında bir karar var. Şöyledir:
Özerklik Kararı
21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 5105 sayılı Kanunla eklenen Ek 9 uncu maddesi hükmü gereğince Satranç Federasyonu Başkanlığının idari ve mali yönden özerkliği Başbakanlık Makamının 5/5/2004 tarihli ve MDK-169 sayılı olurları ile uygun görülmüştür.
Sizce yukarıda anlatılan "özerklik" kavramının anlamı nedir?
Yorum Sayısı: 652
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Özerkliği Türk Dil Kurumu şu şekilde anlamlandırmış:
İsim olarak; "Ülkelerin, bölgelerin, toplulukların, kuruluşların kendi kendilerini serbestçe, kendi yasaları ile yönetebilme durumu"
Felsefi olarak; "Bir kişinin, bir topluluğun kendi uyacağı yasayı kendisinin koyması ve uygulaması"
Türk Dil Kurumuna göre "erk" kavramının 3 anlamı varmış:
İsim olarak; iktidar.
Mecaz olarak; nüfuz.
Toplum bilimi açısından; bir bireyin, bir toplumun, başka birey, küme, veya toplumları egemenliği, baskısı, ve denetimi altına alma, hürriyetlerine karışma ve onları belli biçimlerde davranmaya zorlama yetkisi ve yeteneği.
İnternetten alıntıladığım anlamı: Özerklik bir kişinin, kurumun veya topluluğun dışa bağımlı olmadan, kendi kurallarıyla ve kendi iradesiyle karar alıp kendini yönetebilme yetkisidir.
Sözcük kökeni olarak öz (kendi kendine) ve erk (iktidar) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuş.
Özerklik, kısaca, bir kuruluşun kendi yasalarına, kurallarına göre serbestçe yönetilme hakkına sahip olmasıdır.
Yorum Sayısı: 652
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
İnternet bilgileri özerkliği alanlarına göre çeşitlendirmiş.
Siyaset ve İdari Yapı: Merkezi bir yönetime veya üst bir makama bağlı olmaksızın, yerel veya bölgesel bir birimin kendi iç işlerini düzenleme yetkisidir.
Kurumsal Özerklik: Üniversiteler, merkez bankaları veya TRT gibi bazı kurumların siyasi veya idari baskıdan uzak, bilimsel ya da teknik esaslara göre bağımsız karar alabilmesidir.
Bireysel/Psikolojik Özerklik: Bir bireyin başkalarının baskısı altında kalmadan, kendi değerleri ve düşünceleri doğrultusunda hür iradesiyle hareket edebilme kapasitesidir.
Türkiye Satranç Federasyonu özerk midir?
Yorum Sayısı: 652
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
2 tane adayımız var. Dikeç Bülent Mert ve Efendioğlu Enes yarışacaklar. TSF'ye başkan seçimi bir yarışma mı? Evet, yarışma olmalıdır. Hayır, yarışma değildir. Asli mesleklerini internetten okudum. Dikeç Bülent Mert elektrik-elektronik mühendisi imiş ve işletme alanında yüksek lisans yapmış. Efendioğlu Enes hekim, yani tabip, yani doktor imiş. Efendioğlu Enes hem (halk tabiriyle) doktormuş ve hem de (akademik tabirle) doktormuş. Efendioğlu Enes'in unvanı "dr" imiş. Dikeç Bülent Mert'in unvanı yokmuş.
Bildiğiniz gibi; dr, doç, yar doç, prof sözcükleri birer unvandır. Çok merak etmekteyim. Bu unvanlara sahip olanlar unvanlarını niçin açık seçik yazmazlar da kısaltılmışını yazarlar özgeçmişlerinde? Mesela; profesör demek yerine niçin prof derler, pof der gibi? Açıkça yazmaları doğru olandır. Acaba unvanından utanan var mıdır? Bu absürt sorumu hemen cevaplayayım:Hiç sanmam. Ama ben bazıları adına utanıyorum. Neyse, bu kadar gevezelik yeter. Devam edeyim.
Adaylar asli mesleklerinin yanı sıra başka kulvarlarda da koşmaktadırlar ve koşmak istemektedirler. Bu acayip bir şey mi, olmamalı mı? Günümüzde hemen herkes asli mesleğinin yanı sıra başka alanlarda da mesai harcamakta, çaba göstermekte ve belki de başka alanlarda asli mesleğine kıyasla daha fazla başarılı olmaktadır. Kişinin zihin kapasitesi, zekâsı, aklı, çalışma gücü elverdiğince başka alanlarla ilgilenmesinin ve bu alanlarda başarılı olmasının sınırı yoktur. Mesela; liseyi bitiren bir kişi, üniversite mezunu olmasa bile, kendisini yetiştirirse ekonomist bile olur ve koca koca şirketlere danışman olabilir. İlkokul, orta öğretim ve üniversite mezunları (asli mesleği ne olursa olsun) milletin vekili olup yönetici saflarına katılmaktadır. Sosyoloji ve psikolojiye meraklı bir mühendis asli mesleğinin yanı sıra toplumu yönlendirici değerli sosyal çalışmalar yapabilmektedir. Bir hekim asli mesleğinin yanı sıra toplumun daha iyiye yönelmesi için değerli sosyal çalışmalar yapabilmektedir. Adayların da asli mesleklerinin yanı sıra başka alanlarda faaliyet göstermek istemeleri günümüz şartlarına uygun, gayet doğal, güncel bir durumdur. İstemek ve bu istek doğrultusunda çaba göstermek güzeldir. Liyakatli olanı seçmek, seçebilmek daha güzeldir.
Mahalle muhtarı seçerken benim işim çok kolay. Adayları tanırım. Neler yaptıklarını ve neler yapabileceklerini bilirim. Eksikliklerini, fazlalıklarını bilirim. Kendileriyle çokça konuşmuşumdur. Huylarını, sularını bilirim. Ve kolayca birini seçerim. Belediye başkanını da seçmekte zorlanmam. Bazı bilgi eksikliklerimi gidererek adaylar arasından birisini gönül rahatlığıyla seçerim. Yukarı kademelere çıktıkça bilgim azalır, bilgiye ulaşma yollarım da azalır. Bu durumda güvendiğim yerlerden bilgi almaya çalışırım. Güvendiğim yerler nereleridir? Daha önceleri bilgi alışverişi, gönül duygusu alışverişi yaptığım kişiler, kurumlar, medyalar bilgi kaynaklarım olabilir. Seçtiklerimde yanıldıklarım olabilir mi? Olabilir, olmuştur. Sonuç ne olur? Yanılmamışsam; huzurum, refahım, mutluluğum devam eder. Yanılmışsam; önceki cümlede saydıklarımın hepsi geriye de gidebilir, aynen devam da edebilir. Çünkü ben her şeye vakıf olan, her şeyi bilen bir özelliğe sahip değilim. Benden daha iyi bilenler mutlaka vardır.
Bu noktada, önceki seçimlerimde hür irademi kullanmak benim özgürlüğümdür. Seçimim doğruysa; önceden edindiğim tecrübemi uygulamaya devam ederim. Seçimim yanlışsa; yeni tecrübemi zihnimde sindirmeye ve kabullenmeye yönelirim. "Hür iradem" benim vazgeçilmezimdir. İyi, doğru, güzel sandığım şeyleri seçme özgürlüğüm insanlığımın vazgeçilmez şartıdır. Başkasının piyonu, maşası olmadan kendim, kendi gücümle seçerim. Kendi gücüm nedir? Zihni kapasitem, zekâm, aklım, bilgiye ulaşma yollarım, ulaştığım bilginin doğruluğunu teyit etme metotlarım, vd. benim gücümdür. Kendi gücümü kullanmak insan olmamın, insanca yaşamamın gereğidir.
Yorum Sayısı: 652
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Kendi gücümü önceki yorumumda tarif etmeye çalıştım.
Delegenin gücü nedir? Delegenin gücü olayın dışında olan benim gücümden daha fazlası olmalıdır.
Konumuz kapsamında delegenin anlamı ve görevi şudur:
Satranç kapsamlı olarak; delege satranççıları genel kurulda temsil etmek üzere seçilen temsilci veya vekil demektir. Delegenin görevi, içinde bulunduğu satranç grubu adına oy kullanmak, kararlar almak ve en üst organ olan genel kurulda irade ortaya koymaktır.
Gerçek delege kavramı, yasal veya kurumsal rolünün ötesinde etik, ahlaki ve demokratik bir özelliği ifade eder. Gerçek delege fikri ve vicdanı hür olandır. Başkasının baskısı altında karar vermeyen, iradesini özgürce kullanabilendir. Gerçek delege bir bireyin veya liderin adamı olmayıp onların ve kendi çıkarını korumayıp satranççıların hakkını koruyandır. Gerçek delege sorgulayandır, araştırandır, inceleyendir. Temsilcisi olduğu satranççıların isteklerini ve ihtiyaçlarını dinleyerek ve anlayarak iradesini kullanma aşamasında gerekeni yapandır.
Sahte (gerçek olmayan) delege, kuralsal olarak veya teknik olarak listede adı yer almasına rağmen, temsil ettiği satranççıların iradesini yansıtmayan ve demokratik meşruiyeti bulunmayan kişidir. Bu tür delegeler güdümlü, naylon, maraba delege olarak da adlandırılır.
Gerçek olmayan bir delegenin iradesi ve oyu ipotek altındadır. Emirle hareket eder. Kendi fikri, vizyonu ve kararı yoktur. Kendisini delege olarak seçen makamın talimatlarına göre oy kullanır. Gerçek olmayan delege sorgulamaz. Önüne konulan listeleri veya kararları temsil ettiği satranççıların çıkarlarına uygun olup olmadığını düşünmeden onaylar. Yukarıdan aşağıya atanmıştır. Demokratik bir seçimle değil kapalı kapılar ardında oluşturulan listelerle delege yapılmıştır. Satranççıların sorunlarını ve taleplerini kurul salonuna taşımaz. Sorumluluğunu tabandaki satranççılara değil, sadece kendisini listeye yazanlara karşı hisseder.
Gerçek olmayan delege liyakat değil sadakat sergiler ve kendi pozisyonunu korumayı hedefler. Delege olmasını makam, mevki veya delege kalmaya devam etme gibi kişisel çıkarlar karşılığında pazarlık unsuru olarak kullanır.
Kısaca; "gerçek delege" tabanın, satranççıların vicdanı ve sesi iken "sahte delege" gücü elinde bulunduranların noteri ve gölgesidir.
Yorum Sayısı: 652
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Gerçek delegeler kendi güçlerini kullanarak (zihin kapasitelerini, zekâlarını, akıllarını kullanarak araştırma, inceleme, sorgulama yapıp) karar verirlerse TSF başkan seçimi güzel bir yarışma olur. Böylelikle TSF özerk bir kurum olduğunu ispat eder. Aksi halde; duyumlarla, dedikodularla, talimatlarla hareket eden ve kendi şahsi çıkarlarını düşünerek ve nefsi duygularla oy veren delegeler çoğunlukta olursa TSF başkan seçimi yarışma özelliğinden çıkıp adeta emir komuta zinciriyle yön bulmaya çalışan basit bir mahalle derneği seçiminden öteye geçemez. Böyle bir durum oluşursa; kanunlarda, yönetmeliklerde, en üst düzey devlet yöneticilerinin kararlarında yazılanın aksine TSF özerk bir kurum olmaktan ve kurum olmaktan çıkar.
Yorum Sayısı: 652
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Delegelere bazı düşüncelerimi iletmek istiyorum.
Sadece bugün var olup yarın yok olacak kulüplerinizin veya devamlılık arz eden kurumlarınızın delegeleri değilsiniz; asıl olarak hep var olacak satranççıların delegelerisiniz. Onların temsilcilerisiniz. Onların vekillerisiniz. Siz kendinizi nasıl tanımlarsanız tanımlayınız; ben sizin böyle olduğunuzu kabul ediyorum.
Oy vermeden önce şu soruyu kendinize sormanızı dilerim: "Şahsi çıkarlarımı, nefsi duygularımı, bana verilen talimatları öne alarak mı oy vereceğim? Gelecek zamanlarda satrancın gençlerimiz arasında gerçekten yaygınlaşması ve bu yaygınlıktan gençlerin, ailelerin ve insanların faydalanması için mi oy vereceğim?"
Şahsi çıkarlarınızı düşünerek oy verirseniz; bunun karşılığı olarak gelecekte kendinize ve hesap verilmesi gereken yere hesap vermeniz zorlaşacak ve bu durum yaşantınızda tahammül edilemeyecek manevi sıkıntılara evrilecektir. Aklınızı ön plana alarak yeni nesillerin ve insanların faydalanması için oy vermeniz halinde; şimdi ve gelecekte gönül rahatlığı içinde olacaksınız.
Omuzlarınızda yük var. Sorumluluk yükü. Eğer yanlış karar verirseniz gelecekte bu yükünüz ağırlaşır, hesap vermeniz zorlaşır. İnceleyerek, araştırarak, soruşturarak karar verirseniz vazifenizi yapmışsınız demektir. Vazifenizi yaptığınızda sorumluluk yükünüz omuzlarınızdan kalkar. Ama sadece duyumlardan, dedikodulardan, aldığınız talimatlardan hareket ederek, kendi gücünüzü kullanmaksızın oy vermeniz halinde oy verme anında ve gelecek zamanlarda işiniz şansa kalmıştır. Bu bir çeşit kumardır. Bazen bilgiye ve akla dayalı olarak çekimser davranmak çözüm olabilir.
Kendi gücünüzü kullanmanız temennilerimle,
Yorum Sayısı: 652
Konu Sayısı: 76
Üyelik Tarihi: Nov 2011
11-09-2026, 14:26
(Son Düzenleme: 11-09-2026, 14:28, Düzenleyen: Feti.)
Enes Efendioğlu’nun başkan oluşunu Türk satrancı için hayırlı olmasını dilerim. Bu başkan diğerlerine benzemiyor. Geçmiştekilerden farklı. ‘Hangisi hangisine benziyordu ki; hepsi farklıydı’ diyebilirsiniz. Düşündüğünüz gibi değil. İş yapma isteği açısından, etkin iş yapabilmenin çeşitli etkin metotlarını dile getirmesi açısından, çevreye ilk anda verdiği dinamizm açısından, kendine yakın hedefler koyma açısından, daha daha ileride Türk satrancının geleceğinin üstün başarılarla dolu olacağı hakkında verdiği ümit açısından, konuyu kavradığını hissettirmesi açısından, vd. geçmiştekilerden farklıdır. Bu farklılıkların gelecekte uygulamaya dönüşüp dönüşmediğini göreceğiz.
Başkanın konuşmasını kelime kelime, cümle cümle kaçırmadan dinlemeye ve anlamaya çalıştım. Şeffaf olma çabası için teşekkür ediyorum. Öncekiler, ısrarla, lisanslı satranç oyuncu sayısının rekorlara doymadığını hep dile getirdiler. Gerçeği bir türlü söylemediler veya bilmediklerinden söyleyemediler. Bu başkan “Şu anda bizim aktif olarak 1800000 satranç oyuncumuz, lisanslı sporcumuz var diyoruz. Aslında bu şu anlama geliyor. Bu zamana kadar lisans almış olan ve şu an pasife düşmüş dahi olsa havuzda bulunan bütün kişilerin sayısı 1800000. Bugün itibarıyla aktif lisanslı sporcu sayımız 550000 civarında. Fakat ne yazık ki bu 550 bininin de çok büyük bir kısmı yıllık turnuvalara katılmıyor yani lisanslı olmasına rağmen turnuvalarda aktif olarak yarışmıyor. Bu bizim hep beraber el ele vererek değiştirmemiz gereken, üzerine koymamız gereken bir süreç.” dedi. Bu cümleleri için başkanı tebrik ediyorum. Teşhis doğru konulursa tedavi kolaylaşır.
Bu konu her şeyden önemlidir. Satrancın ülkemizde yaygınlaşmasını, bu yaygınlaşmadan eski ve yeni nesillerin gerçekten faydalanmasını istemekteysek satranca adım atan tüm insanların(başta yeni nesillerin) aktif satranç(turnuva satrancı) ile sürekli olarak hemhal olmaları gerekir. Saman alevi gibi; bir turnuvaya katıldıktan sonra satrancı unutmak hiç kimseye fayda sağlamaz.
Başkanın “Ben özellikle şunu dile getirmek istiyorum. Ben ve bu dönem içerisinde bizimle beraber yönetim kurulunda yer alacak olan ekibimiz herhangi bir dönemin, herhangi bir kişinin karşıtı olarak da, devamı olarak da burada değiliz. Biz yepyeni bir ekibiz. Yeni bir anlayışla yeni bir solukla yeni bir heyecanla buradayız.”, ”Biz ekip olarak hiç kimsenin karşısında değiliz. Hiç kimsenin yanında değiliz. Hiç kimsenin gölgesinde, hiç kimsenin arkasında değiliz. Biz kendi başımıza münferit bir ekip olarak hareket ediyoruz. Güçlü bir yönetimle, güçlü genç dinamik bir yönetimle yeni dönemde yeni bir yaklaşımla temiz bir sayfa açmak ve yaklaşımımızı bu şekilde şekillendirmek istiyoruz.” şeklindeki cümlelerini önemsedim. Sözlerinin, gücüm yettiğince, takipçisi olacağım.
Başkan “Ben inanıyorum ki; Türk satrancı birden fazla dünya şampiyonluğunu önümüzdeki 10 sene, 15 sene, 20 sene içerisinde çıkartacak.” dedi. “Birden fazla” kelimelerini es geçmedim. Bu cümlesini de eleştireyim bari! 10 yıl çok uzun bir süredir. Şunu 5 yıla indirelim. Bu benim öngördüğüm, olmasını bir an önce istediğim bir durumdur. Şampiyon ortaya çıktığında; insanların satranca olan gerçek ilgisi, günümüze kıyasla, çok fazla olur.
Başkan hedeflerden bahsetti ama nerede yazılı olduğunu bilmiyorum. Ulaşamadım. Birisi yardımcı olursa memnun olurum.
|