Seçim 2012
#21
Satranççı çok eleştiren, şikayet eden, doğrusunu çok iyi bilen, güzel akıl veren kişidir. Hatta bir gün önce fanatik şekilde desteklediği kişiyi bir gün sonra "tu, kaka" ilan eder.

Sözde satranççı hiçbir zaman bir işin ucundan tutmadığı için seçimleri sözde satranççı olmayanlar kazanır.
Ara
Cevapla
#22
Tartışmada bir yere kadar iyi gidiyorduk ama oradan itibaren saçmalamaya başladık değerli arkadaşlar. Az sonra yazacaklarımdan dolayı bana ister darılın, ister alının, önemli değil.

Maç anlatıyormuşum gibi düşünün, bana daha az kızacaksınız:

Şahsen tanışmasak da fikirlerine değer verdiğim, saygı duyduğum yazar Mojo Mojo, eleştirinin dozunu iyice kaçırarak paranoya sınırına dayandı. Cengiz Keleş'in danışıklı bir dövüş içerisinde yer aldığı iddiası son derece komiktir. Kendisinin katıldığım tespitlerine az sonraki mesajımda değineceğim.

orheen, artık alışageldiğimiz şekilde doğru-yanlış ne söylerse söylesin Mojo Mojo'yu destekliyor. Arkadaşımızın özgün fikirlerini özledik doğrusu.

Camiamıza henüz yeni katıldığı halde her konuyu bildiği yanılgısıyla hareket eden Abdülkadir Bener arkadaşımız, son zamanlarda alışageldiğimiz üzere yönetimi destekleyen bir tavır ortaya koydu.

Mojo Mojo bu tavrın ticari kaygılardan kaynaklandığını ifade ederek birçok kişinin duygularına tercüman oldu. Bu kadar açıksözlü olmasına gerek var mıydı, bilmiyorum.

Kavganın en flaş hareketini Abdülkadir Bener yaptı. Büyük bir bilişimci olarak kimliğini gizleyen Mojo Mojo'nun gerçek ismini öğrendiğini iddia eden Bener, internet kabadayılığında son noktayı koydu...

Gambit yangına benzin dökmeye çalışsa da tahmin yöntemi bu sefer elinde patladı, tutmadı.

Neyse ki Ateş Ülker ve Cengiz Keleş sağduyulu yazılarıyla bu seviyesizlikkere şimdilik son verdiler. Mehmet Fatih Varlı'nın konuya başka bir yaklaşım getirmesi, tekrar fikir tartışmasına dönmemiz için davet gibiydi.

Peki Oktay Ertan bunları neden yazdı? Biraz güldürmek, biraz da düşündürmek için...
Ara
Cevapla
#23
Tüm yazılanların toplamında Mojo Mojo'nun bazı analizleri, okumaya ve üzerinde düşünmeye en fazla değer bulduğum yazılardır.

Kabul etsek de, etmesek de durum böyleydi.

Oysa Cengiz Keleş muhalif görünümlü değil, muhalifin dik alasıydı. Önceki seçimlerde de aday olmuş, bu seçimlerden önce de en sert eleştirileri getirmişti. Bu eleştirilerin dozunu anlayabilmeniz için Olimpiyat ve Suat Atalık başlıklarına bakmanız bile yeterli olacaktır.

Bu maddeye imzamı atarım. Olimpiyatlardan önce Gülkız Tulay'ın başkanlığının açıklanması, daha sonradan değişebilecek iki yüzlü bir planın varlığını sağladı: Olimpiyatlarda başarısız olunursa A Planı devam edecek (günümüze gelindiği üzere), hasbel kader olimpiyatta başarı elde edilseydi B Planı devreye sokulacaktı: "Delegeler istedi, tekrar aday oldum abiler. Kıskananlar çatlasın."
Olmadı. A Planı çatır çatır işledi. A Milliler Ali Nihat Yazıcı'nın koltuğunu kurtar(a)madı.

Acaba rahatlama oldu mu? Kabuslarda falan mahkeme celpleri görüyor mudur bazı arkadaşlar?

Devlet bakanları tenis turnuvasında yuhalanınca başbakan o konuya da "girmişti". Tenis Federasyonu seçimlerini tenisle alakası olmayan bir zat, PTT bürokratı tek aday olarak kazanmıştı.

Bu tespite hem fikren, hem de gülmekten katıldım! Big Grin
Vitrin güzel olsun, içerik hiç önemli değil!

Bu cümleler paranoya göstergesi. Kaç muhalif aday Cengiz Bey lehine seçimden çekildi? Kaç grup tek çatı altında birleşti? Var mı böyle birşey?

Size göre hata sayılan bu tutum, bana göre Cengiz Bey'in olgunluğunu ve seviyesini göstedi.

Bence tüm yazılanlar arasında en önemli tespit budur. Ali Nihat Yazıcı'nın kendi isteğiyle çekilmediği, geçtiğimiz günlerde İbrahim Ethem Ay tarafından açılan başlıkta alenen ispatlanmıştır:

Ali Nihat Yazıcı o kadar ani ve kendisinin beklemediği bir şekilde görevden alındı ki, tutarlı bir emeklilik masalı uydurmasına fırsat bile kalmadı.
Önceki yazılarında "ömrü vefa ettiği sürece" satranca hizmet edeceğini belirten eski başkan, çok kısa sürede çark etti. Siyaset o kadar güçlü bir mekanizma işte...

Son cümleyi de çok beğendim. Satranççıla olarak neler yapabilirizi konuşmayı bırakıp birşeyler yapmamız gerekiyor. Yeter ki kafamızı 64 kareden biraz olsun kaldırabilelim.
Ara
Cevapla
#24
Cengiz bey'e saldırdığı ve resmen iftira boyutuna varan cümleler kurduğu için Mojo'ya tepki vermem federasyon yanlısı hareket olarak algılanmış. Üstelik bu kötü birşey gibi lanse edilmiş. Federasyon yanlısı onca insan kötü bir şey mi yapıyor yani? Onlar kötü bir sizler mi iyisiniz?

Dikkatli okuyun; yukarıda sadece delilsiz belgesiz hayalgücüyle kurgulayarak Cengiz bey'e saldırdığı ve resmen iftira boyutuna varan cümleler kurduğu için Mojo'ya tepki verdim sadece.

Yine de size yaranamamışım.

Enteresan.

Her konuyu bildiğim yanılgısıyla hareket ettiğimi de vurgulamışsınız.
Hatta kabadayı bile demişsiniz hakkımda.
Üzüldüm.
Yazarak anlaşmak ne kadar zor öyle değil mi?
İnsanlar yazdığınızı kafasına göre yorumlayıveriyorlar.

Yazarlık zor sanat vesselam. Ben ucuna bile yaklaşamıyorum; ki ne demek istediğim karşıdan anlaşılmıyor.

Bu forumda geçmişte de düşüncelerimi bazen de bilgilerimi paylaştığım için bu şekilde küçümsendiğim, hatta alay edildiğim olmuştu.

Burada usül böyle demek ki.

Bakınız ben federasyon yanlısı ya da Cengiz bey (muhalefet) yanlısı değilim. Amacım birşeyler üretmek sadece.

Sanırım kusurum bu.
Bir tarafa yandaş olmalıyım ki saldırılmasın.
Ya da yandaş olmalıyım ki bana saldırıldığında birileri arka çıkıversin.

Burada tartışınca olaya dışarıdan bakanlar sıklıkla anlamıyor,
O zaman da beni kötü biri sanıyorlar.

Artık cidden susmam gerektiğini anladım.
Bu kadarı yeterli.
Hatta bu kadarı fazla.

Bana birşey sormak isteyen, bir şekilde irtibat kurmak isteyen herkes
[email protected] adresine mail yazabilir.

Hepiniz sağlıcakla kalınız.
Hepinize başarılar ve kolaylıklar dilerim.
Hepinize hürmetlerimle.
Cevapla
#25
Evet. Ama daha zoru yazarak anlaşamadığı insanlarla birarada kalmayı başarmak. Hatta bir insanı kıyasıya eleştirirken belki ileride onunla dost bile olma ihtimalini kapatmamak.

Yazmaya devam etmenizi dilerim, düşünce üretimi önemlidir hele ki mesleği teknik bilgi ve donanım gerektiren insanlardan gelsin. Sizi eleştirdim çünkü ciddiye alınacak durumdasınız.

Bu yüzden size kabadayı gözüyle bakmıyorum, canınız sağolsun.

Diğer taraftan sizi eleştirdim çünkü TFF ile kontrat ilişkisi içinde olmanız nedeniyle TFF yönetimi hakkında objektif olamayacağınızı düşünüyorum, şeklen durum bu ve bu düşüncem hala geçerli. Ama sizi eleştirmem size saygı duymamı engellemiyor, ha keza Cengiz beye de.

Ama Gulkız hanıma değil mesela, daha o kadar modernleşmedim.
---------------------------
Birinci cümleniz ile ikincisi çelişkili. Eğer hepinizin bildiği ve konuştuğu olaylardan söz ediyorsam, zaten kanıtlanamayacak iddialardan söz etmem sözkonusu değil. Bilip ve konuştuğunuz konularmış çünkü.

Bir duayen olarak temel bir çelişkiniz var. Herkesin her konuda yazmasını isteyip, yazılanları küçümsemek ve ana konulara pek girmemek gibi. Seçim öncesi çok temel konulara hiç girmemeniz ama sürekli yazılmasını beklemeniz uyumlu değildi.

Buna rağmen Nihat Yazıcı'nın seçilmesinin (veya desteklediği kişinin) daha faydalı olacağını söylemeniz çok düzgün bir davranış. Mevlana "bir şeyin ispatı için zıt fikre ihtiyaç vardır" der. Keşke mevcut yönetimin aslında doğru bir yönetim olacağına dair makul ve somut yazılar okusak, emin olun Türk satrancına faydası olur.

Cengiz bey,

Adı sanı belli olmayan birinden yazılar gelmesinin ne kadar irrite edici olduğunun farkındayım. Söyleyene adam mı diye bakmakta haklısınız, bunda sorun yok.

Ama tutun ki ben kötü karakterli, anarşik, terörik, sapkın ve en güzel duyguların katili olayım. Hatta Sezen Aksu bile dinlemiş olmayayım.

Bir fikir veya düşünceyi temsil ettiğim sürece önce düşünceme yönelinmesini beklerim.

Yukarıda söyledikleriniz bana göre ağır çelişkili ve hatalı.

Çelişkili, çünkü seçimden önce kimseye "Elimizde iğrenç bir seçim sistemi var, tekkolla güreşeceğim" dediğinizi hatırlamıyorum.

Tam tersine. Bu fakir, kötü kalpli ve isimsiz mahlukat, size delege sorunu ilk ve tek yazan kişidir.

Orada basitçe sordum, 81 adamın seçeceği, fiilen 30 adamın bu işin kaderini belirleyeceği bir seçimden doğru sonuç çıkar mı? Seçilince delege sistemini değiştirecek misiniz diye.

Seçim bildirgenizde delege sistemine yönelik bir kelime bile yoktu ve benim sorduğuma cevap veremediniz. Ama ben fakirin o günkü tespiti sizin aleyhinize işledi, 30-40 adam elde edilerek (imzaları alınarak) sonuç fikslendi.

Ekip kurmadınız. Açık ve net hedefler koymadınız. Delege sistemine karşı çıkmadınız.

Benim ısrarla tutturduğum şu TSF'deki sizi alaycı bir dille yeren yazılara tekzip almadınız.

Bu yazıların tekzip edilmesi sizi küçültmezdi, burada yanılgı var; bu sizin yasal ve meşru hakkınızdı. Meşru hakkınızı kullanmamanız kişisel olarak bende "kendi hakkını savunamayan ve etkisiz kalan bir kişi, genelin hakkını savunamaz" düşüncesini doğurdu. Belki başkalarında da doğurmuş olabilir.

Bunun gibi mali olarak ibra edilmemiş yönetimin seçime gitmesinde usul hatası olduğunu ileri sürüp kayyım veya tedbir talep edebilirdiniz, etmemeniz çok nazik ve centilmen olmanızı göstermez, plan ve adımlarda eksiklik olduğunu gösterir. Elbette kişisel ilişkilerde centilmen ve nazik olduğunuzu biliyoruz ama Eflatun'un dediği gibi insanlar duvarlarını iyi kalpli insanlara değil, iyi duvar ustalarına ördürüyorlar.

Şu çok tekrarlanan eleştiriye de cevap vermek gerekiyor.

Cengiz beyin pasif kalarak, yapması gerekenleri yapmayarak bu sonuca neden olduğunu düşünüyorum. Siyasilerin bu seçimi dizayn ettiğini de.

Siyasilerin bu seçimi dizayn etmesi gerçeği, kaybedenin menfaat aldığı anlamına gelmez.

Sözlere, vaatlere bağlı kalarak yola çıkarsınız. Sizin centilmen, bastırmayan ve tırnak içinde kaybeden özelliğinizden faydalanırlar.

Herkesi kandırdığınızı yazdım. Haklıydım.

Hayatımızda karıştırdığımız bir olgu var: Yapmamak denilen şey de bir eylem çeşididir. Hatta yapmamak, çoğu zaman yapmaktan daha ölümcül sonuçlara neden olur.

Bir tren makas görevlisi, saat 01.30'da makas değişimini yapmazsa, karşı yönden gelen iki tren çarpışır. Makas görevlisi kağıt üzerinde hiçbirşey yapmamıştır. Bir menfaat elde etmemiştir. Günlük hayatında nazik, düzgün bir insandır.

Ama bir göreve amade olup onun gereğini yapmamıştır. Durumunuz bana göre budur.

Hiç muhalif olmadan bu seçim yapılsa, yönetimin üzerindeki baskı bugün elde edilen sonuçtan daha büyük olurdu. Seçim öncesi Cengiz beyin güç durumunu değerlendirememesi veya daha kötüsü, değerlendirdiği halde bu işe girmesi seçilenlere büyük fayda sağlamıştır. Kötülük buradadır.

Kaldı ki muhalefet sadece aday üzerinden yapılan birşey değildir, parlamento dışı muhalefet diye bir yol vardır. Cengiz bey bu koşulları gözeterek baştan aday olmasaydı, bir başka aday konusunda tartışma ortamı oluşabilirdi. Cengiz bey aday olunca, aday tartışması ve/veya parlamento dışı muhalefet tartışması kökten kesildi.

Bu seçimin kritik denklemi siyasettir. Eğer bu ülkede üniversitesinden, kömür işletmesine, devlet opera balesinden, badminton federasyonuna siyasetin girmediği bir köşe kaldıysa, bunu duyan ve buna inanan bana haber versin.

Son olarak, eğer bu tartışmayı düzgün çekip çevirebilirsek gelecekte yapılabileceklere dair fikirleri konuşmaya geçebiliriz kanısındayım. Bu meyanda 1045'inci kere kim olduğumu, neci olduğumu soracaklara peşin cevabımı vereyim; yönetici, yönetici adayı ve muhalefet adayı değilim.

Dünyayı yönetme konusundaki fikirlerimden vazgeçeli bayağı bir oldu. Şu da belgesidir :wink:

Ara
Cevapla
#26
Mojo Jojo seçim öncesi temel konulara girmediğimi ve bazı çelişkiler içinde olduğumu yazdı.Temel konuları burada biraz açalım.Bana yöneltilecek açık ve herkesin anlayabileceği bir soru varsa yanıtlamak isterim!Çelişkim nedir?Bunu da açalım!
Kanıtlanması zor olan olayları yazıya dökemiyorum.Bunu söylemenin çelişkisi nedir?
Jojo bazı yazıları küçümsediğimi söyledi.Jojo'nun yazılarını küçümsemedim.Sadece seçime birkaç. gün kala temel konular yerine örneğin süper büyükustaların form durumunu değerlendiren yazıların ilgiyi azaltacağını,tartışma ortamının olgunlaşmasını önleyeceğini anlatmaya çalıştım.Bu düşünce de küçümsemekten ziyade muhatap olduğumuz yöntemden rahatsız olduğumu bildirmektir.Yani birileri temel konuları unutturmak istiyor.İsmini açıklamayanları ben Uzaylı olarak isimlendiriyorum.Jojo'nun kibar bir uslubu var.Temel konuları ortaya koyuyor.Diğer uzaylılar ise seçim sonrası forumdan uzaklaşmaya başladılar.Demek ki harekat sona erdi.2016 nın 2 nci yarısında tekrar ziyaretimize gelirler.Allah Dünyalılara da Uzaylılara da uzun ömür versin...
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#27
Abdülkadir Bey, HEPİMİZ de size hürmetlerimizi gönderiyoruz. Gittiğiniz yerlere güle güle gidiniz efendim.

Bu giden arkadaşların tamamının ortak bir özelliği var gibi. Yoksa bu kadar acele etmezlerdi.


Hakikatli bir adam ticareti açığa serilince kaçan değil, ticaretinin arkasında durabilen adamdır. Daem Chess Studio ile ilgili olarak bugüne kadar olumsuz bir yorum yapmamış olmam, olumlu düşündüğümü göstermez. Sadece heves kırmak istemedim, suskunluğum bundandı. Yine de emeğe saygımı koruyor, içerik ve gereklilik noktalarında herhangi bir tartışma başlatmıyorum.

Özgür Satranç Forum işinizi yeterince gördü size göre, artık kalmanıza gerek yok diye düşünüyorsunuz. Olabilecek kadar lansman yapıldı diyorsunuz. Paşa gönlünüz bilir...
Ara
Cevapla
#28
"Kalan sağlar bizimdir." diyor, Mojo Mojo'dan güzel bir alıntıyla yeni mesajıma başlıyorum:
Gitmek mi daha zor, kalmak mı diye sorsalar, kesinlikle ikincisi derim.

Burada kalıp fikirlerimizi sunmaya devam edelim.

Sayın Mojo Mojo,
Siyasetin girmediği bir metrekare kalmadı, bu konuda haklısınız. Ne var ki kendi komplo teorilerine fazlaca takılmış görünüyorsunuz. Bu kadar paranoyak olmayın.

Aday olmayıp muhalefet eden biri ciddiye alınmaz. "Parlamento dışı muhalefet" sadece bir durumu açıklamaya yarayan bir kavramdır. Hiç kimsenin buna saygı duyduğu ya da böylesi bir eleştiri yöntemini örnek aldığı yoktur. Madem biliyorsun, çık talip ol, derler adama. Ki diyenler sonuna kadar haklıdır.

Bu konjonktürde Cengiz Bey elini taşın altına koymuş ve aday olmuştur. Bahsettiğiniz kritik konuların hemen hepsiyle ilgili yorumları ve eleştirileri mevcuttur.

Düşüncelerinizin aşırı ve yersiz kuşkudan kaynaklandığını size bir soru yönelterek kanıtlayabilirim:
Seçimden 6 ay önce üç tane muhalif aday göstermeniz istense, bunlar kim olurdu?

Böylesi bir soru bana yöneltilse şahsen üç seçeneği doldurmakta zorlanır, tek tercih hakkımı kullanarak Cengiz Keleş derdim.

Siz kimleri önerirdiniz? Cengiz Bey bilerek ya da bilmeyerek hangi güçlü muhaliflerin önünü kesti, bunu iddia makamı olarak sizden duymak istiyorum.
Ara
Cevapla
#29

Aday olup muhalefet etmeyenden daha ciddiye alınır 8)

Kısa bir zaman sonra bu konuda yazacağım, ama forumda yazı yazan diğer insanların da bu konuda biraz fikir vermesi sağlıklı olur.
Ara
Cevapla
#30
Oktay bey,

Biraz acımasızca eleştirmeye başlamadınızmı ne dersiniz? Aşağıdaki mesajınız tartışmanın fitilini ateşledi. Herkez içindekileri gömmüş ve yeni yönetim ne yapacak diye beklemeye geçmişken aşağıdaki haklı eleştiri mesajınız muhalefetin eksikleri konusunda eteklerdeki taşları dökmek için iyi bir fırsat oldu.


Katılmamak mümkün değil. Hatta fazlası olduğunu düşünen de kendi mesajlarını yazdı. Yoksa siz, sizin mesajınızdan sonra daha ağır eleştiriler gelebileceğini tahmin etmemişmiydiniz? Yazılarınızdan sizi tanıdığım kadarıyla bunu düşünememiş olamazsınız.

Biraz da duruma bu açıdan bakın derim.
Ara
Cevapla
#31
Öncelikle centilmenlik konusuna değineyim. Bir insanın gelişebilmesi için, içindeki zıtlıklarla yüzleşmesi gerekir. Kaba birisi gelişmek istiyorsa, içindeki kibarlığı belli bir ölçüde ortaya çıkarabilmelidir. Ve kibar birisi gelişmek istiyorsa, içindeki kabalığı yine belli bir ölçüde ortaya çıkarabilmelidir. Burada özellikle “kazanmak istiyorsa” değil, “gelişmek istiyorsa” dedim. Cengiz Bey’in bundan sonra bunu oldukça yerinde bir biçimde değerlendireceğini sanıyorum.

Ali Nihat Yazıcı’nın centilmenliği konusuna gelince. “Asıl centilmenliğin yengide değil, yenilgide belli olduğu ve Ali Nihat Yazıcı’nın yenilgi anlarında centilmen olamadığı” yazılmış. Doğrudur. Ancak, bu konu, kazandığı zamanlardaki tavırları pek irdelenmeden geçilmiş. Gülkız Tulay’a hiçbir eleştirim yok, ancak Ali Nihat Yazıcı’nın, Gülkız Hanım seçimi kazandıktan sonraki davranışları beni çok rahatsız etti. Ne yazık ki kendisi, kazandığında bile centilmen olamıyor. Böyle birisinden, dikkatsiz bir biçimde, centilmen olarak sözedilmesinden de ayrıca rahatsızlık duydum.


Sevgili Mojo Jojo, ne yalan söyleyeyim, ben Ali Nihat Yazıcı’nın ünlü mali genel kuruldaki oyunculuğuna hayran kalmıştım. Şu seçimden önceki konuşması ve oyunculuğu ise o etkileyicilikten çok uzaktı; düşkırıklığına uğradım. Diyeceğim o ki Ali Nihat Yazıcı’nın, Gülkız Hanım seçimi kazandıktan sonraki davranışları, Cengiz Bey’in de içinde bulunduğu yazılı bir senaryoya göre hareket edecek bir Ali Nihat Yazıcı davranışı değildi. Elbette kendisini ve seçim sürecini gözlemleyebildiğim kadarıyla yazıyorum, belli bir yanlışlık payını da her zaman bırakmak gerekir. Öte yandan ben gözlemlerime epey güvenirim.

Sırası gelmişken, seçim sonucunun önceden belli olduğu söylemine hiç katılmıyorum. Benim gördüğüme göre durumlar şöyle gelişti:

1) Sonuç önceden belli gibi gözüküyordu (ki zaten kaybedenlerin genelde asıl sorunu, bu umutsuzluğu kafalarından atamamalarıdır. Şu söz, buna yeterli bir açıklamadır: “Kazandılar, çünkü kazanamayacaklarını bilmiyorlardı”).

2) Öyle olmadığı anlaşıldı.

3) O duruma getirildi.



Yazılanlar içinde bir yerde, Ali Nihat Yazıcı’nın bir otorite ve deneyimli bir kimse olduğu yazılmış. Üçkâğıtçılığın deneyimlisi olmak, herhalde övülecek bir şey değildir. Bir türlü satranç camiasına akamayan büyük paralarla oynamak ve o paraları kıskananları(!) çatlatırcasına “çatır çatır” yemek de herhalde övülesi bir “deneyimlilik” veya “otoritelik” değildir. Ali Nihat Yazıcı’nın, bunlar dışında hangi olumlu işin otoritesi veya hangi olumlu işin deneyimlisi olduğunu ise pek anlayamadığımı ekleyeyim.

Abdülkadir Bener ise hoş bir ressam öyküsü anlatmış ve Mojo Jojo’ya “hep eleştiriyorsun, sen ne yaptın” diye sormuş. Güzel ama klasik bir soru. Klasik olduğu ölçüde de bayağılaştırılan bir soru. Sorunuza ben şöyle bir yanıt vereyim: Mojo Jojo düzeltmeler yapmak üzere fırçayı eline alsa, Ali Nihat Yazıcı kendisine o düzeltmeyi yaptırtacak mıydı? Kaldı ki her eleştirene, dediğiniz anlamda "çık yap" diyeceksek ve onların da her biri buna kalkışacaksa, ortalıkta elli tane düzeltmen ve hatta lider olur. Bunun sonucunun ne olacağını ise, yine ressam Raja örneğinize göre vereyim: Herkes resimde kendince düzeltmeler yapar, sonuçta resim resimlikten çıkar, hiç kimseye hiçbirşey ifade etmeyen bir karmaşıklık tablosu ortaya çıkar. Düzeltmenlik de bu kalkışmalar değildir zaten. Liderlik ise bu kadar kişiden ve eldeki malzemeden en iyi tabloyu çıkarmaktır. Ve iyi bir lider, daha iyisini yapabilmek için farklı bakışaçıları ve eleştiriler ister, yanında böylelerini bulundurur. Liderliğe soyunun yada soyunmayın, Mojo Jojo’yu böyle değerlendirirseniz, kendisinden oldukça yararlanırsınız.

Bu arada, şu forumda yazanlar arasında satranca en uzak duran kişi belki de benimdir. Buna rağmen, yenilgiden dolayı Cengiz Keleş’i suçlamayı, ben kendimde bir hak olarak göremiyorum. Kendisinin bence de bir takım yanlışları oldu. Ancak, ben "Cengiz Keleş şu şu yanlışları yaptığı için kaybettik" demektense, “ben ne yaptım” demeyi çok daha uygun görürüm. Ve ben eğer yapabileceklerimi yapsaydım, bugün sonuç böyle olmazdı. Satrançtan belki de en uzak kişi olarak ben bu yenilgiye böyle yaklaşıyorsam, bu benim kendimi adam yerine koymamdan kaynaklanmaktadır. Herkesi bir de bu açıdan düşünmeye davet ederim.

Yazılanları okuyunca umutlandım, ama sonucunu merak ediyorum açıkçası: Bir şeyler yapmalıyız diyen satranççılar, bundan sonra bir bütün olabilecek mi? Hak verirsiniz ki, bu elbette öncelikle birbirine güven duymakla başlar. Lütfen yazdıklarınızı ve okuduklarınızı, bir de bu güven duygusuyla yazıp okuyunuz ve gerekli gördüğünüzü gerçekleştiriniz.
Ara
Cevapla
#32
Merhaba arkadaşlar,
"Bir umut ışığı belirene kadar,benden bu kadar!" deyip yazılarıma bir süre ara vermeyi düşünmüştüm.
Ama olmadı.
Form yazılarını izlemeye,kimin ne dediğini anlamaya çalışırken ilk önce sevgili dostum M.Aşkın TAŞAN'ın yazısına yanıt vermeye kendimi zorunlu hissettim.O yazım hala geçerliliğini koruyor.İsteyen tekrar okuyabilir:

Şimdi ise bu topikte en beğendiğim birkaç yazarın son yazıları hakkında kendi görüşlerimi açıklamak isterim.
Son mesajımda benim üstü kapalı olarak olarak söylemeye çalıştığım bazı gerçekleri Mojo Jojo arkadaşımız cesaretle ve daha net bir şekilde açıklamıştır.
Yalnız Cengiz Bey'in adaylığı konusundaki görüşlerine ekleyeceklerim var.
Bundan önceki son 2 seçimde propaganda için yeterli zaman vardı. Cengiz Bey, Suat Atalık dahil kendi ekibi ile tüm Anadolu'yu neredeyse karış karış dolaşmış ve destek arayabilmişti.(Son seçimlerde ise her şey 1 aylık süre içinde olup-bitiverdi!)
Sanırım bu geçmiş deneyimlerinden bazı dersler çıkarmış olacak ki,başkanlık seçiminin spor bakanı tarafından "atama" usulü ile gerçekleştiğini iyice anlamış.Oyunu kurallarına göre oynamaya karar vermiş,dolayısıyla destek turlarını da "gereksiz" bulup kısa yoldan atanmayı beklemişti!! Bu gerçekleşmeyince de doğal olarak kaderine razı oldu.
Benzer durumlar diğer federasyonlarda da aynen gerçekleşmiştir.Örneğin Halter Federasyon Başkanlığı için yüz akı şampiyonumuz Halil Mutlu da aday olup seçilememiştir.Bu durum, diğer federasyonların da aynı sorunlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Eski resmi federasyonlar zamanında da federasyon başkanları spor bakanı tarafından atanıyor, ancak başarısızlıklar karşısında spor bakanının kendisi sorumlu tutuluyordu..Şimdi ise sadece "seçilmiş başkanlar" sorumlu!
Yukardaki görüşler doğrultusunda İbrahim Ethem Ay'ın:
"Kazandıkları seçimden sonra, köşelerinden "yaşasın demokrasi" sloganları atanlar, bilenler bilir, ECU seçimlerini kaybettikten sonra ortalığı birbirine katmışlardı.." şeklindeki görüşlerine gelin de katılmayın! Smile
Bir satranç duayeni olarak gördüğüm Ateş Ülker'in ise:
"Ben"gerçekten bağımsız olmamız gerekir"şeklinde düşünmüyorum."
"Ben şahsen bazı yeniliklerin yapılması koşulu ile Ali Nihat beyin 2 dönem daha kalmasını en iyi çözüm olarak görmeye başladım."
şeklindeki görüşlerini anlamakta zorluk çektiğimi itiraf etmeliyim.
Eğer federasyon olarak birilerine %100 bağımlı olacaksak,federasyonumuza neden "bağımsız" diyoruz ki?
"Federasyonumuz bağımsızdır." diyerek kendimizi kandırmanın bize ne yararı olacak?
Eski usul bağımlılık devam etsin gitsin o zaman!
Hele "otoriter ve deneyimli" diyerek ANY'nin 2 dönem daha seçilmesini istemek? Anlaşılır gibi değil!
Deneyimini başına çalsın!
Çünkü ANY ne kadar yenilikçi olursa olsun "Hoca bildiğini okur!" kabilinden eski bildiklerini aynen tekrarlıyacak!
Bu durumda:
Eğer onun icraatlarından memnunsanız ona hiç bir şey demeye hakkınız yoktur.Destek mesajlarınızı buradan saygıyla okuruz.
Ancak memnun değilseniz benim ve Jojo'nun eleştirilerini de eksiğiyle birlikte haketmişsiniz demektir!
Bu anlamda Gülkız Tülay'ın başkan seçilmiş olması, "birlikteliği sağlamak"adına ANY'den daha hayırlı olmuştur bence.
Size son sözüm şu:
Geyik olsun diye söz söylemeyi, "havanda su dövme"yi hiç sevmem.
Sonuç almak isterim.
Yazdıklarımın bir işe yaramayacağını düşünürsem, "uzaydaki inimde" sonsuza dek kalmayı her zaman için tercih ederim!
Ara
Cevapla
#33
Esas seçim 2000 yılında yapılmıştır.Ondan sonra yapılanlar formalitenin yerine getirilmesi sayılabilir.
Bugün Federasyonumuza bağımsız ismi verilmiştir.Bu bağımsızlığın sınırları nereye kadar uzanır?Herhangi bir konudan şikayetçi olduğumuz takdirde "bağımsız"olduğumuz hatırlatılacaktır.Oysa bağımsız olmadığımızı herkes bilmektedir.
Yazıcı'nın devam etmesini en iyi çözüm olarak görmem uzun deneyimlerin sonunda vardığım bir kanaattır.Demek ki Yazıcı'nın karşısına kanımca iyi bir muhalefet çıkaramadık!
Her 2 Başkan adayı da yönetim kurulu üyelerini önceden açıklamamıştır.Siz bunu sağlıklı bir durum olarak kabul eder misiniz?
Birbirimizin görüşlerine büyük tepki göstermemize gerek yoktur.Geçmişde yaşadığımız olayları ayrıntıları ile tekrar incelemek zorunda kalmamızın da yararı yoktur.
Seçim bitti.Düne değil yarına bakalım!Mevcut koşullarda yarın ne yapabiliriz?Sorunları çözecek önerileri yazalım!Belki Gülkız hanımın yardımcıları bu forumu izleyecektir!Ben seçim öncesinde zaman zaman kim seçilirse seçilsin mevcut uygulama ve politikalarda herhangi bir değişiklik olmayacağına inandığımı ima ettim.Ama Gülkız hanım başkanlığındaki yeni yönetime biraz zaman tanıyalım!
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#34
Mojo;

Yayınladığın videoyu izledim,aynı sen çok güldüm.Dünyayı yönetmekten vazgeçmişsin,yoksa TSF yi mi yönetmek istiyorsun?Her çizgi filmde bir kahraman çıkar ve kötü adamları pataklar.İşin zor be dostum,bide elindeki tastikname olunca daha zor,sen git otel,pansiyon yönet.Antalya bunun için çok güzel bir yer.Emekliliğin tadını çıkart ve bol bol pembe dizi izleki entrika darağcını geliştirirsin.Gerçi bu konuda fena değilsin gördüğüm kadarıyla.(Sn Keleş e yaptıklarınızı görünce)
Ara
Cevapla
#35
Dostum sağol. Eski bir atasözümüz, eşekten düşenin halinden eşekten düşer anlar der. Bir de şu cinayet yerine ilk gelenin genelde cinayeti işleyen olduğu psikolojosinden yola çıkarak, benim tasdiknamem konusunda ilk yazanın, son tasdiknameyi alan olması güzel olmuş.

Emekliliğim konusunda kafan rahat olsun, Antalya da olur, Artvin'in Kafkasör yaylası da. Şu anda sorun seninki. Datça, Bozcaada, Ankara Mobilyacılar Çarşısı, TSF otoparkının arka kapısından güvenlik seni içeri alırsa binanın çayhanesi gibi ciddi seçeneklerin var.

Benim tasdikname salonda asılı duruyor, seninkinde umarım Spor Bakanın imzası yoktur. Valla onunla bile övünürsün.

Sincerely yours.

Big Grin
Ara
Cevapla
#36
Mojo;

Yine Dallas dizisini mi izledin? Sn.Yazıcı TSF başkanlığından emekli olmuştur.Tatilini nerde yapar nereye gider bilemiyorum.Ama TSF ye istediği zaman gidip,mesai arkadaşlarıyla sohbet edebileceğini düşünmekteyim.Ama sende tastikname var,rüyanda bile gidemezsin oraya.Seni bu başkanlık hırsı yakıyor be dostum,kimse senin arkandan gelmez boşuna nefesini harcama,başucuna tastiknameni koy bol bol tv izle....

best regards.
Ara
Cevapla
#37
Gambit bey kardeşim,

TSF'ye isim vererek kimin arka kapıdan gireceğini söylemedim, nasıl ki sen tanıyıp tanımadığın insanlara güzel kafana göre tasdikname veriyorsan ve güzel gönlünden geçenleri atıyorsan, ben de öylesine yazdım. Sallama konusunda empati yap diye.

Başkan olmak istersem olurum, vaktim yok, canım istemiyor, atlı polo federasyonu bana daha çekici geliyor vesaire ama olursam da sana haber veririm.

Bu arada Dallas seyretmem, eskiden de seyretmezdim, kelek dizidir. Onun yerine eski bir plak koyup Alan Parsons dinlemeyi tercih edebilirim. Üstünde EMI Records yazan long'lardan, plağın kapağında bir gramafon ve yanında sevimli bir canlı duruyor. Hani logosunda "His Masters Voice" yazanlardan.

His masters voice demişken, seni düşünüp mü onu dedim ve aklıma plak dinlemek geldi; onu görüp mü sana cevap yazmak istedim bak bunu hatırlamıyorum.

Ustana selamlarımla Big Grin
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi