Satrancı Türklerin Yarattığına İki Gösterge
#21
Bu konunu uzaması aslında herkes açısından gereksiz bir durum oldu bence. Ama ısrarla "bilimsel" olduğunu iddia istediğiniz bilgileri bombardıman ederek ne yapmaya çalıştığınızı gerçekten de anlayamıyorum. Zira bilgilerde gerçekten de tutarsızlıklar ve yanıltmalar var. Sizi bu nedenle kınıyorum ve sadece bulduğum ilk tutarsızlığı paylaşıp diğer bilgilerin doğruluğu konusunu okuyucuların incelemesine bırakacağım.

Verdiğiniz bilgilerle kaynaklardan okunan bilgiler tutarsız. Kendi kaynağınızla kendinizi çürütmektesiniz. Üzgünüm ama böyle.

Öncelikle yazınızı dikkatle okuduğumu bilmenizi isterim. Zira bunu hak ediyor her yazı. Ardından ikinci (B) kısmında verdiğiniz bilgileri adım adım verdiğiniz kaynaklardan ve başka kaynaklardan incelemem gerektiğini düşündüm. Sizin MS 100.yıl'da Özbekistan'da Hintlilerden yaklaşık 500 yıl öncesinde bulundu dediğiniz arkeolojik kalıntılarla ilgili garip bir durum var. Şöyle ki:

İskenderAltındiş Nickli Kullanıcıdan Alıntı:B) SATRANCI KİMİN YARATTIĞINA İLİŞKİN GÖSTERGELER
1) KAZIBİLİM BULUNTULARI
Tarihin ilk satranç taşları, Özbekistan'daki Delverzin Tepe kazılarında bulunmuştur. MS 100'lü yıllara tarihlidir. Yani Hintlilerin çaturangasının başlatıldığından 500 yıl öncesine ait bu satranç taşları, Türk coğrafyasında bulunmuştur (http://history.chess.free.fr/images/pers...in%202.jpg ve http://history.chess.free.fr/images/pers...verzin.jpg)

Siz MS 100'lü yıllardan kalma demişsiniz ama verdiğiniz kaynakta aynen şöyle diyor:

history.chess.free.fr Nickli Kullanıcıdan Alıntı:The set is made of ivory and consists of 7 pieces. They are conserved at the State Museum of Samarkand. It is dated from 6th to 8th century. About 700 AD and before 712 AD (because a coin so dated belongs to the same layer) is the most reliable (cf G. Semenov 2007).

Yani 100.yıldan kalma dediğiniz taşların Semerkant müzesindeki teşhir bölümünde "712 yılından sonraki bir tarihe aittir" diye yazıyormuş. Zira aynı kalıntılarda 712 tarihli paralar bulunmuş filan...

İlginç geldi.
Kaynağı mı yanlış verdiniz acaba ya da Özbekler Hintlilerden yüz yıl kadar sonra mı satranç taşı kullanmış?

Siyasilerin sık sık yaptığı bir taktiktir çok fazla kaynak göstermek ve/veya rakam telaffuz etmek. Bilgi bombardımanı yapınca insanların aklı karışır ve söylenenleri doğru kabul etmek zorunda hissederler kendilerini. Yüzdeler veya başka istatistik araştırmalara atıfta bulunan rakamlar telaffuz ederek kalabalık insanları kolayca ikna edebileceklerine inanırlar. Sizi tenzih ederim. Hata yaptığınızı kabul edeceğinizi düşünüyorum. Hatanızı kabul ettiğinizde de ortada arkeolojik bir delilin var olmadığını kabul etmiş olacaksınız maalesef.

Saygılarımla.
Cevapla
#22
Abdulkadir Bey, "verdiğiniz kaynakta aynen şöyle diyor" deyip de İngilizcesini aktardığınız yazı, şu sayfada: http://history.chess.free.fr/afrasiab.htm

Anlayacağınız gibi, bu, satranç takımı olduğundan emin olunan ilk buluntulara ait tarihlendirme. Ve benim bu buluntular için yazdıklarımı aşağıya aynen aktarıyorum (bazı kaynaklar, bu takımın tarihi için 760'lı yılları verir):

"Şu gördüğünüz buluntular ise bilinen en eski satranç takımıdır: http://history.chess.free.fr/afrasiab.htm. "Tesadüf" o ki yine Semerkand'da, Özbekistan'da bulunmuştur. MS 500'lü yıllar ile en geç 700'lü yılların ortalarına tarihlidir."

Şimdi, benim için yazdığınız şeyler için sizden özür bekliyorum. Yalnızca "özür dilerim" değil. Bu yanlış algınızdan sonra benim için neler yazdığınızı (siyasetçi hikayeleri falan) aynen kopyalayıp yapıştırdıktan sonra, özür dileğinizi ileteceksiniz. Ne için özür dilediğiniz, açık olsun.

"Öncelikle yazınızı dikkatle okuduğumu bilmenizi isterim. Zira bunu hak ediyor her yazı" demişsiniz. Ne kadar dikkatli okuduğunuz ve incelediğiniz anlaşıldı.

Ayrıca, "Sizi bu nedenle kınıyorum ve sadece bulduğum ilk tutarsızlığı paylaşıp diğer bilgilerin doğruluğu konusunu okuyucuların incelemesine bırakacağım." demişsiniz. Hiç öyle başkalarına bırakmayın. Dediklerinizin altını doldurunuz. Her "tutarsızlığı" ve "yanlışlığı" tek tek bekliyorum.
Ara
Cevapla
#23
Ben aptal değilim arkadaşım. Hala laf kalabalığı yapmaya ve insanları apaçık yanıltmaya devam ediyorsunuz.

Siz demişsiniz ki : "Tarihin ilk satranç taşları, Özbekistan'daki Delverzin Tepe kazılarında bulunmuştur. MS 100'lü yıllara tarihlidir..."

Kaynak verdiğiniz ve sonradan tekrar kaynak olarak verdiğiniz sayfa da diyor ki bu taşlar MS 700'lü yıllara ait.

Siz insanları yanıltıyorsunuz diye ben mi özür dileyeceğim. Kazı sonuçlarına ait kaynağın verdiği tarihi 600 yıl saptırmak yalan söylemek olmuyorsa ne oluyor?
Komik olmaya başladı bu yazışma... Hz Mevlana'nın sözünü dinleyip "Cahillerle tartışmayın, dışarıdan bakanlar farkı anlamayabilir" sözüne uyarak burada bu başlıktaki yazışmaların dışına çıkıyorum. Sizi ciddiye almak gafletinde bulunup da okuyuculara verdiğim rahatsızlıktan dolayı kendilerinden özür dilerim. Her tutarsızlığı bulmaya çalışmak gibi saçma bir gayrete girişmeyeceğim. İlki yeterli. Onun için özür dilerseniz devamını öğrenirsiniz.

Hayırlı günler dilerim.
Cevapla
#24
"Ben aptal değilim arkadaşım" demişsin.

Delverzin Tepe taşları, şu sayfada: http://history.chess.free.fr/dalverzin.htm

500'lü yıllar ile en geç 700'lü yılların ortalarına tarihli olduğunu yazdığım taşlar ise şu sayfada: http://history.chess.free.fr/afrasiab.htm

Gerisini tekrar aynen yazıyorum:

Şimdi, benim için yazdığınız şeyler için sizden özür bekliyorum. Yalnızca "özür dilerim" değil. Bu yanlış algınızdan sonra benim için neler yazdığınızı (siyasetçi hikayeleri falan) aynen kopyalayıp yapıştırdıktan sonra, özür dileğinizi ileteceksiniz. Ne için özür dilediğiniz, açık olsun.

"Öncelikle yazınızı dikkatle okuduğumu bilmenizi isterim. Zira bunu hak ediyor her yazı" demişsiniz. Ne kadar dikkatli okuduğunuz ve incelediğiniz anlaşıldı.

Ayrıca, "Sizi bu nedenle kınıyorum ve sadece bulduğum ilk tutarsızlığı paylaşıp diğer bilgilerin doğruluğu konusunu okuyucuların incelemesine bırakacağım." demişsiniz. Hiç öyle başkalarına bırakmayın. Dediklerinizin altını doldurunuz. Her "tutarsızlığı" ve "yanlışlığı" tek tek bekliyorum.
Ara
Cevapla
#25
Tekrar ediyorum. Ben aptal değilim arkadaşım.

Dalverzin tepelerinde Milattan Sonra 100'lü yıllara ait olduğu sanılan bu buluntuların "Oyuncak olduğunun düşünüldüğü" gönderdiğin sayfada yazıyor. İngilizcen yok belli ki. Uzmanlar bunları satranç taşı kabul etmemiş. Sen öyle dedin diye biz kabul mu edeceğiz.

Ayrıca aynı sayfanın en altında aynı türden taşların Milattan Önce 300'lü yıllara ait olanlarının (bak 400 yıl daha geriye gittik) Hindistan'da bulunduğu da yazıyor. Onların da oyuncak olduğunun tahmin edildiği söylenmiş.

Yine senin Özbekistan tezin çürüdü ne olacak şimdi? Senin Özbek satranç takımından 400 yıl daha eskisini Hindistan'da bulmuşlar adamlar. Onlarınki oyuncak ta senin Özbek taşların mı satranç?

Yeter artık.
Bu mesele gerçekten de saçma bir noktaya doğru gidiyor.
Hala insanları ısrarla ve inatla yanıltmak için uğraşıyorsun.

Kabalaşmamak için burada bu başlıktaki yazılarımı kesiyorum.
Cevapla
#26
Benim bu taşlar için ne yazdığım ortada. Senin yazdıkların da ortada. Daha nasıl anlatabilirim, bilemiyorum. Diğer yazdıklarına da hiç girmiyorum. Anlaşamayacağımız, hiçbir yere varamayacağımız da ortada. Sen benimle ilgili epey yorum yapmışsın, ama ben seninle ilgili yorumu başkalarına bırakıyorum.

Yazılarını kesmekle de iyi etmişsin, teşekkür ederim.
Ara
Cevapla
#27
Tarih, bir Türk tarafından bir satranç forumunda yeniden yazıldı! Hayırlı olsun...
Ara
Cevapla
#28
Merhaba İskender Bey,
Öncelikle son mesajınızla beni sarstığınızı itiraf etmeliyim. Peşinen söyleyeyim, bu tartışmada sizin haklı olduğunuzu hissediyorum ve herhangi bir tartışmada haksız çıkmak, beni hiç bu kadar mutlu etmemişti.

İkincisi, size bir sitemim olacak: Üstadım, elinizde bu kadar güzel bilgiler ve kaynaklar varken bizi "erlerin geri gitmemesi" vb. soyut şeylerle neden uğraştırdınız?

Mesajınız o kadar değerli bilgiler ve kaynaklar içeriyor ki, size koskocaman bir teşekkür borçluyum. Meğer bu konudaki bilgilerim, sizinkilerle karşılaştırılamayacak kadar azmış, sığmış.

Açıkçası önceki iddialarınızı somutlaştırmış, ete kemiğe büründürmüş görünüyorsunuz ve bu mesajınız, eminim ki benimle birlikte birçok kişi tarafından merak ve heyecanla okunmuştur.

Kendi adıma size sorduğum sorulardan gerekli etimolojik, tarihsel ve arkeolojik cevapları buldum, çok teşekkür ederim.

Mesajınızın en etkilendiğim bölümü, hiç aklıma gelmeyen bir konuydu. Satrancın Hintlilere ait olduğunu iddia eden tarihin emperyalist İngilizler tarafından finanse edilen vakıfların ürünü olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Açıkça göstediğiniz üzere, alıntı yapılan kaynaklara bakıldığında bunun kurmaca olabileceğine dair çok güçlü kanıtlar var.

Etkilendiğim ikinci önemli kısımsa, İngilizce'ye Queen olarak geçen taşın, Türklerdeki Hatun'dan türemiş olabileceği olasılığıydı. Bu öylesine kritik bir bilgidir ki, Endülüs-Avrupa köprüsünün kuzey bölümünü tamamen çökertebilir.

İspanya ve Portekiz dışında satrancın "ajedrez" olarak anılmaması benim kafamdaki soru işaretlerini gidermiş durumda. Böylelikle İber yarımadasının, muhtemelen diğer Avrupa coğrafyalarından daha geç tanışmış olabilecekleri ihtimali, etimolojik göstegeler ışığında güçlenmiş durumda.

Size katılmadığım birkaç yer var ve bunları, bilgilerin bilimsel imbikten geçmesi adına dile getiriyorum, karşı görüşte olduğumdan dolayı değil:
1. Sübjektif değerlendirmeleri bir kenara bırakmak gerekiyor. "Tarihten Türk'ü çıkarın, geriye birşey kalmaz" veya "Türkçe en üstün dildir." gibi yargılar konumuzun dışında olduğu gibi, hiçbir bilimsellik içermiyor. Gelin, bir çuval inciri berbat etmeyin lütfen.
2. Hintlilere konuşmayı bile Türkler öğretti, gibi yargılar, doğru olsalar bile konumuza gölge düşürebilir. Gelin bunları da filtreleyelim.
3. Bazı kişileri Türk sayarken "annesi Türk'tü" gibi yargılar yeterli olmayabilir. Babası ve annesi Türk olanlar dışında karakterlerimizi tamamen Türk saymayalım, Türk-Fars, Türk-Hintli gibi daha yumuşak ifadeler kullanılabilir.
Bu ufak pürüzler giderildiğinde satrancın tarihini yeniden yazabilecek duruma geleceğimize inanıyorum.

Bence bu bilgilerin ışığında kronolojik bir cetvel çıkarmamız son derece yararlı olacaktır. Önümüzdeki günlerde bu işi yapmaya çalışacağım. Alternatif bir cetvel de yaparız, literatür tarihinin Hindistan iddiasını gösteren. Bunları alt alta verdiğimizde karşılaştırma yapma olanağımız olacaktır.

Yazışmak üzere, tekrar tekrar teşekkürler ve tebrikler efendim.
Ara
Cevapla
#29
Dayanamadım; özür dileyerek bu başlığa son kez yazacağım. Tongue

İskender Bey'in kaynaklarından birinde olup da "muhtemelen farkında olmadığı" bir diğer ayrıntı: (http://www.schachquellen.de/14912.html)

"[color=#696969]To change the Indian war game into chess it was necessary to throw away the dice. Unlike the previous stages which were typical for the evolutional way of the game`s development and were not contrary to the customs of the Indians and their religious beliefs, giving up dice was a radical, a revolutionary step forward that not only changed the game itself but also its philosophy. In fact, that step meant the withdrawal from the principle of Karma - the basic principle of the Indian philosophy.

Now the result depended entirely on the players will, on their choice. They became complete masters of their destiny.

Departing from the stable cultural contacts between Greece and India both before our era and especially in the first centuries of our era the author comes to a conclusion that it were the Greek who helped the Indians to make final step for chess to appear. People from Greece brought to North-West India (the area influenced by the Greeks most of all) their war game petteia. In comparision with chess it was a simpler game. All the game pieces in it were equal but they could "kill" one another. And the most important thing was that there were no dice at all! It was the player himself who decided where and which pieces should move. He had a complete freedom of choice.[/color]
"

Özetle sayfanın genelinde/tamamında diyor ki:

Satrancın tarihini bilmek için öncelikle taşlarla tahta üzerinde oynanan oyunların tarihine bakmak gerekir diyor. Hintlilerin zar atarak tahta üzerinde oynadıkları bir tür yarış/savaş oyunundan bahsediyor ve bu oyunun satranca dönüşmesi için Büyük İskender'in (Yunan) M.Ö. 300'lü yıllarda Hindistan'ı fethi yıllarından bahsediyor. Aynı adama göre Hintlilerin bu oyununu gerçek bir savaş oyununa dönüştürenler Yunanlılar. Zira bunu ancak İskender gibi bir savaşçı yapmış olabilir. Bu değişiklik Hintlilerin hayat felsefesine aykırı diyor. Yunanlıların petteia adlı sırayla hamle yapılan oyununa atıf var. İskender'in Hindistan'ı fethettiği yıllarda bulunan ve oyuncak olduğu tahmin edilen küçük taşları unutmayınız. Gayet tutarlı bir atış. Sizin Özbek takımından 400 yıl daha eski olup da satranç taşına benzeyen Hint kaynaklı taşları da açıklıyor.

Haydi bakalım. Buradan yakınız. Satrancı yoksa Yunanlılar mı akıl etmiş? Bakmışlar Hintliler salak salak zar atarak savaş oyunu oynuyor. Şöyle mi demişler: "Yahu siz ne safsınız öyle, savaş öyle yapılmaz bak böyle yapılır. Sizin kafanız muson yağmurlarından bulanıklaşmış, siz ne anlarsınız savaşmaktan bilmem neyden zar atarak strateji oyunu mu oynanır bre kafası güzeller..." ve ortaya satranç çıkmııış.

Özet: Satrancı kimin bulduğunun önemi yok. Neyi değiştirir ki? Matbaayı ilk bulan milletin insanları yılda ortalama kaç kitap okuyor? Futbolu icad edenler dünya şampiyonu mu? Kuran'ın indirildiği millet en Müslüman millet mi? Ameliyat denilen şeyi ilk uygulayan millet dünyanın en iyi doktorları mı? Dünyanın en iyi gitaristleri tar çalan adamlar mı? Bunlar neyi değiştiriyor? Kimin ne kadar umurunda?

[color=#006400]Ben diyorum ki; madem bilimsel bir iddianız var bilimsel olarak ortaya koyun. Kaynak diye ortaya koyduğunuz web sayfalarının tamamında öyle ya da böyle tezlerinizle çelişen içerikler ve açıklamalar var. Seçip seçip aradan cımbızla işinize gelen cümleleri almışsınız. Öyle görülüyor benim monitörümden.
[/color]
Gizli tarih diye bir şey var mı? Yok. Neden? Çünkü gizli, yani göremiyoruz, bilemiyoruz, daha da önemlisi tahmin ediyor ama ispatlayamıyoruz. Açık olsaydı ispatlayabilseydik adına gizli tarih demezdik. Tarih derdik. O nedenle her tahminimizi "gerçek kabul ederek" "gizli tarih diye bir şey var unutmayın" diyerek hareket etmek gafletine düşersek garip bir davranış sergilemiş oluruz. Bunun adı buna benzemiş, demek ki o da buradan türemiş, sonundaki bilmem ne harfi de zamanla düşmüş olmalı... gibi cümlelerle bilim yapılmaz.

Şöyle demiş İskender beyefendinin kaynaklarından birini yazan arkadaş: "Hyde, Jones and Murray were prisoners of their age. Incidentally, we suffer the same fate." Bu bilimsel bir ifade değil. Dolayısıyla da bilimsel bir kaynak kabul edilemez. Emperyalist vakıflar öyle istedi diye satrancı bazı yazarların zorla Hint kökenli yaptıkları iddia edilmiş. Neden öyle yapmışlar? Hindistan'ın bağımsızlaşmasıyla ilintilendirmişler??? Ne alaka. İngiliz vakıflar işi gücü bitirmiş satrancın kaynağını Hintliler diye tescile mi gayret etmişler?

Ben satrancı Güney Afrika'lılar ya da Kuzey Kore'liler bulmuş olsa da önemsemiyorum. "İlle de biz bulduk" diyen arkadaşları Üniversitelerin tarih kürsülerine havale ediyor, forumlarda zaman harcamamalarını tavsiye ediyor ve oyunumu acemi seviyede de olsa oynamayı seçiyorum.

Dipnot: Bu başlık sayesinde İskender Bey'in iddialarının aksi yönde de olsa bazı yeni şeyler de öğrenmedim değil. O nedenle kendisine teşekkür ederim.

Hürmetler.
Cevapla
#30
İskender beyi her yönden destekliyorum.

Hazreti Adem de Türk'tür.
Ara
Cevapla
#31
Bu başlığa ait yazıları sulandırmaya devam edersen, senin bu forumdaki tarihsel kimliğini gün ışığına ben çıkaracağım Mojocuğum. Takma isimle yazmanın dayanılmaz hafifliğinden, biraz ayakların yere basar, sen de kurtulmuş olursun Shy
Cevapla
#32
Amanın ne korktum.

Arapça mesaj göndermemişsiniz bu arada, Türkçeye yeniden yönelim mi var?
Ara
Cevapla
#33
Öncelikle, son yazıyı paylaştıktan sonra edindiğim bilgilerden birkaçını ekleyeyim:

1) Şu bağlantıda, Perslerin Azerbaycan coğrafyasına Hindistan’dan geldiğinin söylendiği belirtilmiş. Bağlantıda gözüken ve hiç de öyle demeyen ilginç haritada ise, “Kimdir Bu Parslar?” diye sorulmuş.

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=...nt_count=1

2) Yazıyı, bir değerlendirme yapmasını isteyerek Adnan Atabek’e de gönderdim. Gönderdiği yanıttaki bilgiler arasından biri de şu:

“İskender Bey, Çincede satrancın şiang olması ilginç. Türk Dilinden geçtiğini, kelime kendisi bağırıyor. Si kelimesinin eski Türk Dilinde 'büyük' anlamında olduğu hakkında epey gösterge var. Si ang 'büyük hayvan' olur. Çinli bunu doğrudan almış.”

3) Sertaç Dalkıran’ın bir satranç kitabındaki önsözüne dikkatimi çektiler. Şöyle yazıyor:

“Çaturanga, eski Rusya’ya muhtemelen Hazar Türk İmparatorluğu döneminde geçmiştir”. Bu tümcenin ardından, aşağıya, şöyle bir çıkma yapılmış: “O dönemlere ait yaptığım incelemeler sonucunda ortaya attığım tezdir. Zaman olarak, bu devletin Yahudi dinini kabul ettiği döneme denk düşmesi olasıdır.”

Bu incelemelere ulaşmak gerekir. En azından, bu tür izlerin olduğu anlaşılmaktadır ve bu izlerin peşine düşmek gerekir.

4) Bir başka kitabının önsözünde şu yazıyor: “Arap, İran, Türk elyazmaları (9. yüzyıldan başlamak üzere) zamanımıza kadar ulaşmıştır”.

Demek ki biz bu Türk elyazmalarından bile habersiziz. Sertaç Dalkıran, önsözde, ayrıca, “Osmanlı’dan Günümüze Türk Satranç Tarihi Ansiklopedisi” adlı bir kitap hazırladığını belirtmiş. Ama o kitap yayınlanmadı.

Yine kitaplarının birinin önsözünde şöyle yazmış: “Tüm halifelerin ve Osmanlı padişahlarının büyük bir çoğunluğunun satranç oynadığı bilinmektedir. Bunlara ait satranç takımları halen Topkapı Müzesi’nde sergilenmektedir”

Biraz sonra da şunları yazmış: “Türklerde satrancın tarihi oldukça eskidir. Kütüphanelerimizde 1500 yıllarına ait el yazması kitaplar mevcuttur. Bunların önemli bir bölümünü, Türkiye’de ilk kez olarak, tarafımdan, Süleymaniye kütüphanesinde, 1988 yılında düzenlenen “Satranç” konulu sergimde tanıtmıştım. Bu sergide ayrıca Atatürk’ün, İnönü’nün, Saraçoğlu’nun oynadığı satranç takımlarının yanı sıra, yine el yapımı antika pek çok satranç takımını, Cumhuriyet dönemimize ait satrançla ilgili özel eşyaları, çıktığı günden günümüze kadar basılmış satrançla ilgili pulları, günümüz kitaplarını ve daha pek çok şeyi bir araya getirerek, ülkemize bir nebze olsun satranç kültürünün ne olduğunu anlatmaya çalışmıştım.”

5) Selim Palavan ile Cemalettin Talum’un yazdığı Satrançta Dünya Şampiyonluğu adlı kitabın önsözünde, Harun Reşid’in üçüncü oğlu Mutasım’ın satranççılığı ile ilgili olarak şunlar yazıyor: “Halife Mutasım Bilah’ın (9. yüzyıl) problemlerinden bir kısmı bugüne kadar korunduğu gibi…”
***************






Oktay Bey, “Elinizde bu kadar güzel bilgiler ve kaynaklar varken bizi ‘erlerin geri gitmemesi’ vb. soyut şeylerle neden uğraştırdınız?” demişsiniz. Çünkü ben bu konubaşlığını, satrancı Türklerin yarattığını kanıtlamak için açmadım.

Feysbuk’ta arada sırada düşüncelerimi paylaştığım yazılar yazıp kendimce yararlı olmaya çalışırım. Bu konubaşlığını açtığım yazıyı, Feysbuk’ta bir süre yazı yazmamaya karar verdiğim günlerde yazmıştım. Boş bir eve çekilip kendimi tümüyle derslerime verecektim. Çekilmiştim de. Ama öncesinde, “uzun süredir erteliyorum, bari şu satranç yazısı aradan çıksın” diyerek ve uzun bir süre için bir şey yazmamak niyetiyle yazmıştım. “Erlerin geri gitmemesi ve satranç taşlarının dizilimi konusunda böyle bir düşünce var, satrançla yakından ilgilenen çevrelerin de haberi olsun” diye düşünerek, Feysbuk’taki satranç sayfalarıyla birlikte bu foruma da koydum.

Yazı üç farklı bölümden oluşuyordu. Orada yazan düşüncelerimi paylaşmak dışında hiçbir niyetim yoktu. Satrancı Türklerin yarattığı konusuna girmeyi hiç düşünmüyordum. Başlığı açarken de, “eğer satrancı Türklerin yarattığı konusunda biraz daha fazla bilgi edinmek isteyen olursa” diye, elimdeki yazılardan bir tanesini ve o yazıya ilişkin yazdıklarımı, en başa koydum.

Ancak, yazı, sanki ben satrancı Türklerin yarattığını kanıtlamaya çalışıyormuşum gibi algılandı. Aslında, bir bakıma iyi de oldu. Bazı şeyleri ben de yeni öğrendim. Son yazdıklarımın başına oturduğumda, bir yandan yazıyor, bir yandan eski bilgilerimi tazeliyor, bir yandan da bazı konuları daha derinden inceliyordum. Sonuçta böyle bir yazı çıktı.

Aktardığınız uyarıların hoşuma gittiğini belirteyim. Ama şu var ki benim bu yazdıklarım, sonuçta bir tez yazısı değil, daha çok bir makale havası taşıyor. Bunları bir tez biçimine sokarken, araştırmaları daha da derinleştirmek ve yaptığınız uyarıları gözönünde bulundurmak gerekir. Bu, o ifadeler belki kaldırılarak, belki bir teze uygun biçime sokularak veya belki yerlerine başka bilgiler konularak yapılabilir. Yine de, dediğim gibi, bu, makale tarzı bir yazıydı ve koşullar bunları yazmamı gerektiriyordu.

Bilimsel ilerleme, farklı yaklaşımları, hatta zıt yaklaşımları gerektirir. Üniversitelerde buna hiç önem verilmez, ama bilimde gerçek anlamda bir ilerleme için, bu farklılıkları hatta zıtlıkları bir araya getirip bunları bir arada yaşatabilmek gerekir. Yaklaşımlarımız benzer olsun veya farklı olsun, eğer bu konuya önem veriyorsak, ben sizinle bilgi ve düşünce alışverişinde bulunmaktan mutluluk duyar ve büyük zevk alırım.
***************




Abdülkadir Bey, İskender döneminden daha öncelere ait olduğu söylenen ve bazı kaynaklarda satrançtaşı olarak geçen oyun taşları var. Sözünü ettiğim Mohencodaro’da, ki Türk şehridir, MÖ 3000’li veya 2000’li yıllara tarihlenen oyun taşları bulunmuştur. Fotoğrafları şu sayfada görülebilir: http://defence.pk/threads/20-clever-inve...625/page-4

Yine Mısır’da, bazı kaynaklarda satrançtaşı olarak geçen 4000 yıllık taşlar var.

Dünyanın bilinen en eski oyun taşları Siirt’te bulundu ki Hindistan’daki ve Mısır’daki bu oyun taşlarına satrançtaşı deyip Siirt’tekilere dememek için ben bir neden göremiyorum: http://gizmodo.com/archaeologists-just-f...1148153874

Bütün bunların satrançtaşı olduğunu söylemek kolay mı? Bunları yazmaya gerek görmedim. Petteya ve diğer sıtrateji oyunları konusunda, Şevki Hacıoğlu’nun İlk Strateji Oyunlarına Genel Bir Bakış adlı yazısından, bir önbilgi edinilebilir:
http://9eylulsatranc.org/ilk-strateji-oy...-hacioglu/

Delverzin Tepe’deki taşlar, şekil itibariyle satrançtaşı olduğu üzerinde ciddi ciddi durulabilen ilk taşlardır. Bütün bunlar bir yana, tekrar yazıyorum, satranç taşı olduğundan “emin olunan” ilk buluntular, Özbekistan’dadır.

Hintlilerin yarış oyununu gerçek bir savaş oyununa dönüştürenlerin Yunanlılar olduğunu, zira bunu ancak İskender gibi bir savaşçı yapmış olabileceğini, bu değişikliğin Hintlilerin hayat felsefesine aykırı olduğunu söyleyen birinden alıntı yapmışsınız.

Öncelikle, o sözlerin arkasında, satrancı Batı’ya dayandırmak amacı var. Bu amaç doğal karşılanabilir. Ama bu amaçları için ortaya koyabildikleri, anca bu kadar işte. İkincisi, İskender Yunanlı değil, Makedon. Makedonlar başka, Yunanlılar başka. Üçüncüsü, savaşın Hintlilerin hayat felsefesine aykırı olduğu yazılmış. Ben bunu, daha doğru olarak, “Hintliler’in coğrafyasına ve toplumsal yaşamına” aykırı diye değiştireyim. Gerçekten de Hintliler savaşçı değildir, savaşı pek beceremezler. Bunu son yazıda yazmaya gerek görmedim. Ama üç yıl önceki yazıda şunları yazmıştım:
___________________
Bir toplumun ulus olmasındaki en büyük engellerden biri, sınıfsal yapıdır. Hindistan’daki kast sistemi ise, sınıfsal yapının belki de en katı bir örneğidir. Bu kast sistemi, Hindistan’ı neredeyse tüm tarih boyunca ulus olmaktan, yani birlikte hareket etmekten alıkoymuştur. Bu da kendilerini dışarıya karşı hep zayıf ve kırılgan bırakmıştır. Kast sistemi nedeniyle mücadele anlayışından yoksun kalmış bir toplumun, satranç gibi bir örgütlü mücadele oyununu yaratmış olması, ikna edicilikten çok uzaktadır.
___________________

Hintliler savaşçılıktan çok uzak olduğu için, Türklerle neredeyse hiç mücadele edememiştir. Hatta Özbekistan, Afganistan, Pakistan dolaylarına egemen bazı Türk devletleri parçalandığında, o parça parça halleriyle bile Hindistan’da varlıklarını bir süre daha egemen olarak sürdürebilmiştir. Babür Hindistan’a girerken 10 katı kadarlık bir Hint ordusunu yenip de girmiştir. Avrupalılar, Hindistan’daki Türk varlığından hiç sözetmeyip, savaş oyunu yapısının Hintlilere Avrupalılardan geçtiğini nasıl açıklayacak: Yalnızca İskender’le. Ama şu da var ki Avrupa kendini Yunan yarımadasına bağlamaya, 1800’lerden itibaren başlamıştır. Ondan önce hep Mısır’a bağlamışlardır. Yani Avrupalılara sorsanız, bundan 200 yıl kadar önce, İskender, Avrupalıların atası değildi. Yunanlıları ve dolaylı olarak İskender’i ata olarak kabul etmeyi, sonradan uygun gördüler. Gerçekte de İskender’in bugünkü Avrupalılarla hiçbir ilgisi yoktur.

“Satrancı kimin bulduğunun önemi yok, oyunumu oynamayı seçiyorum” demişsiniz. Aklıma, fizik öğrencilerinin düzenlediği bir fizik kurultayı geldi. Bir profesör, yaptığı konuşmasında “Evrenin oluşumundan üç saniye sonraki süreci biliyoruz. Ama o üç saniyeye kadar ne olduğunu bilmiyoruz” demişti. Dinleyici öğrencilerden biri, şöyle sormuştu: “Hocam, bilsek, bu bize ne kazandıracak?” Profesör, olmadık bir yanıtla geçiştirmişti. Oysaki bu sorunun yanıtı çok basittir: “Yararının olup olmaması apayrı bir konu. Eğer sen bu konuyu merak ediyorsan ve araştırıyorsan, fizikçisin demektir”.

Eğer siz, satranç oynuyorsanız, satranç oyuncususunuz demektir. Bir yandan da tarihini araştırırsanız, ek olarak, satranç tarihi araştırmacısı olursunuz. Sizin satrancı kimin yarattığıyla hiç ilgilenmeden yalnızca satranç oynamayı yeğlemenize kimse karışamaz. Ama bu konuyu önemseyen kişiler var, siz de onlara karışamazsınız.

Şöyle yazmışsınız: “Ben diyorum ki; madem bilimsel bir iddianız var bilimsel olarak ortaya koyun. Kaynak diye ortaya koyduğunuz web sayfalarının tamamında öyle ya da böyle tezlerinizle çelişen içerikler ve açıklamalar var. Seçip seçip aradan cımbızla işinize gelen cümleleri almışsınız.”

Yazdığım yazı, oldukça bilimseldir. Bilimin yapısı gereği, aykırı görüşler elbette olacak. Yoksa o görüş zaten bilimsel olmaz. Benim yazdıklarıma aykırı iddalar tabi ki var. Tıpkı o iddalara aykırı iddaların da var olduğu gibi. Bunlar hep aykırı görüşlerdir, “çelişen görüşler” değil. Çelişki, bir savın kendi içinde olur. Böyle bir çelişki varsa, bunu öğrenmenin beni doğru yola yönelteceğini ve çelişkiyi gözden geçirmesini bilirim. “Seçip seçip aradan cımbızla işinize gelen cümleleri almışsınız” sözünüze gelince, herhalde her farklı görüşü burada aktaracak değilim. Eğer yapmış olsaydım, işte o zaman, daha önce dediğiniz anlamda bir “bilgi bombardımanı” olurdu. Kaldı ki konuyu işlerken, katılmadığımı belli ettiğim, ama sözetmem gereken birçok görüşü de aktardım. İşime gelmediği için yazmadığım düşünülen bilgiler varsa, onların üzerinde de bilgilerimiz ölçüsünde tartışırız. Sonuçta buradayız; bir yere gitmiyoruz.

Diğer yazdıklarınıza yanıt vermeme sanırım gerek yok. Düşüncenizi bizimle paylaşmışsınız, teşekkür ederiz.
Ara
Cevapla
#34
Sayın İskender ALTINDİŞ,
Konuyu ve hemen her yazıyı dikkatlice takip ediyorum.
Yazılarınız, araştırmalarınız insanları karşı fikirlerini belirtmeye ve araştırmalara yöneltiyor.
Bu yönüyle neredeyse tam bir forum oluyor.
Merak bilimin atasıdır.
Ama aynı zamanda da;

Merak insanı mezara sokar.
Siz ve karşıtlarınız burada saygıyı hak eden bir emek uğraşı veriyorsunuz.
Doğru ya da yanlış, bir fikri ortaya koyarken, tam kastedileni doğru olarak yazıp-anlatınız.
Bu konuda siz ve tüm yazarların gereken özeni gösterdiğine inanıyorum.
Ama bazı cümleler yazının fikrin bütünlüğünü bozup farklı ironik-mecazi anlamlar taşımaya başlıyor. İnsanların algısı değişip yazının gerisini gereksiz bulabiliyorlar.
Lütfen düzeltiniz veya onaylayınız, aşağıdaki cümlede yazım hatası var mı?:
“Kimdir Bu Parslar?”
Aslında yazıyı okumaya devam edenler anlamaya başlıyorlar. Cevabı yazının devamında mevcut.

Ama bazı kişilerinde yazıyı tam bu noktadan itibaren okumayı bıraktıklarını, hem şahit oldum hem de duydum.

İkinci bir konu;
Yazıda adı geçen; forum dışındaki insanların, meslek ve unvanları ile bilgilendirirseniz daha aydınlatıcı olacağını düşünüyorum.
Bir çok ismi biz tanıyor olabiliriz, ancak bu forumdaki her üye de bilmeli, tanımalıdır.
Umarım, küçük de olsa önemini yansıtabilmişimdir.

Selam ve saygılarımla.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#35
Bu başlık altına birçok üyenin yazdığını, çabaladığını görüyorum. Satranç tarihi üzerine çalışma yaptığını bildiğim arkadaşlarım var. Ben isimleri vereyim ama iletişim bilgileri ben de yok. Onları bulabilirseniz sanırım birçok sorunun yanıtına da ulaşabilirsiniz. Umarım sağlıkları yerindedir.
Öncelikle bu konuda bir kitap yazma çabasında olduğunu bildiğim Murat Uluğtekin’i anacağım. Yaşının benden büyük olduğunu biliyorum. Umarım iyidir. Sonra Aybar Karaçay’ın satranç tarihi konusunda Kahraman Olgaç ile tartışmalarını hatırlıyorum. Onun da bu konuda bilgi sahibi olduğunu tahmin ediyorum. Bir diğer isim de Suat Boztepe’dir. Onlarla görüşmek ve kaynak edinmek yararlı olabilir.
Tartışma konusunda söyleyeceklerime gelince, ortaya konan bir iddiada en önce konunun sınırları belirlenmelidir. İddia tutarlı olmalı, tutarlı varsayımlara dayanmalıdır. Bir defa hangi satrançtan bahsediliyor? Okuyanlar satrancı çok eski bir oyun zannedecekler. Bugün oynadığımız satrançtan bahsediyorsak onun 500-600 yıllık bir geçmişi var. Esinlenilen oyunlardan bahsediyorsak o başka.
Bugün oynadığımız satrancın ortaya çıkmasında Türklerin de katkısı olmuştur diye bir iddia ortaya atılsaydı makul olabilirdi. 1972 yılından beri satrancın içindeyim. Bilgilerim ışığında şunları söyleyebilirim:

1- Satranç anonim bir oyundur, kimse ya da hiçbir ulus, millet, toplululuk bulmamıştır. Birbirinden esinlenme, geliştirme yoluyla bugüne gelmiştir.
2- Bugün oynadığımız satranç da çok eski bir oyun değildir. Kuralları 15., 16. Yüzyılda şekillenmiştir.
3- Yine bugün oynadığımız satranç Avrupa’dan dünyaya yayılmıştır. Zaten açılış sistemlerinde bile hep avrupa ülkelerinin ya da oyuncularının adı vardır. İngiliz, Fransız, İtalyan, İspanyol, Sicilya, Hollanda vs; Ruy Lopez, Bird, Reti, Alekhine, Nimzowitsch, Petroff vs. (yalnızca ana varyantlardan ilk aklıma gelenleri saydım)
4- Taş isimleri ve figurler de zaten Avrupa geleneklerine uygundur.
5- Dünyada yaygın olarak satranç oynayan ve en güçlü oyuncuları barındıran ülke dağılmış haline rağmen Rusyadır. En çok büyükusta Rusya ve ayrılan parçalarında bulunmaktadır.
6- Rusya’dan sonra diğer bazı Avrupa ülkeleri, Hindistan ve Amerika gelir ki o da çoğu Rus göçmeler sayesindedir. Eski Sovyetler Birliği ve şimdiki Rusya ve dağılan parçalarından bol dünya şampiyonu çıkmıştır. Amerika, Hindistan, Bulgaristan, Norveç, Almanya, İngiltere, Küba hatırladığım dünya şampiyonu çıkaran diğer ülkelerdir. Türkiye küçükler, yıldızlar, gençler kategorilerinde son yıllarda büyük atılım yapmıştır. Ancak çok yakın geçmişe kadar Türkiye dünya satrancında var olmamıştır.
Ara
Cevapla
#36
İskender Bey, makale tadında yazdığınızın farkındayım. Benim dileğim, bunun bir tez formatına dönüşmesi. Zira bilimsel nitelik taşıyan bir makale için bile fazlaca öznel yargı var. Bunların arındırılması son derece kolaydır ve yazıyı bir anda ciddi bir belgeye dönüştürebilir.

Abdülkadir Bey, ilk mesajlarımda açıkça görülebileceği üzere, aynen sizin gibi düşünüyordum. "Ne önemi var?", "Öyle olsa bile ne değişir?" gibi sorgulamalarım vardı.
Yıllardır doğru bildiğim şeylerin yanlış olabileceği ihtimalini hiçbir zaman düşünmemiş, refleks içerikli karşı cevaplar vermiştim.
Ne var ki şu anda temel aldığımız satrancın resmi tarihi, gerek ilk ortaya çıkışı itibarıyla, gerekse devamında kanıtlayıcı bulguların eksikliği açısından oldukça şüpheli bir noktada duruyor.
İngiliz vakıflarının bizzat finanse ettiği sözümona "bilimsel" kaynaklar, kendi içlerinde bile bir ton tutarsızlık içeriyor ve tamamen İngiliz İmparatorluğunun prestijini artırmak üzere yazdırılmış. Aksi yönde şu ana kadar sağlam bir tez ileri sürülmemiş olması, mutlak doğruluğunu göstermez. Gerçeklerin ortaya çıkması, belki de sadece zaman meselesidir.
Açıkça görülüyor ki satrancın devlet tarafından manipülasyonu ve saygınlık için propaganda aracı olarak kullanımı, ilk zannettiğim SSCB - ABD çekişmesi eksenli soğuk savaş yıllarının biraz gerisine dayanıyor.
"Türkler herşeyi bulmuştur, herkesten çok üstündür." gibi bir argümanım yok. Sadece doğruyu bulmak, resmi tarihin değişme ihtimaline karınca kararınca bir katkıda bulunmak için bile emek sarf etmeye değer bir konu. Önyargısız, tarafsız bir şekilde araştırılabilirse satranç tarihine dair referans kabul ettiğimiz birçok bilgi önemini yitirebilir. Özetle, hak yerini bulsun, bizim olsun ya da olmasın.
Ayrıca şunu eklemeliyim ki özellikle sosyal bilimlerde bilimsel bilgi, karşıt görüşler içeren tarafların sorgulamalarıyla oluşur ve ilerler. Belli bir alanda bir teori ortaya atabilmek için o alanda yapılan çalışmalara değinmek ve kaynak göstermek şarttır. Ancak bu ön koşulu sağladıktan sonra teorinizi temellendirebilirsiniz. Dolayısıyla bu çalışma ilerleyip ciddi bir tez noktasına gelecekse resmi satranç tarihinin kaykanları mutlaka referans alınmalıdır. Bu bir çelişki değil, bilimsel gerekliliktir.

Sabri Bey'e üç önemli noktada katılıyorum:
Birincisi, mevcut araştırmacılarla iletişim kurulabilirse, konu çok daha kapsamlı ve isabetli bir şekilde ele alınabilir. Güçlü ve zayıf yönler, ekip çalışmasıyla çok daha kolay bir şekilde tespit edilebilir.
İkincisi, çalışma teze dönüşecekse sınırların iyi belirlenmesi gerekiyor. Doğru soruların sorulması, somut ve ulaşılabilir cevapların kapısını ardına kadar aralayacaktır.
Üçüncüsü, Sabri Bey'in yerinde hatırlattığı üzere, dünya satrancında şu an itibarıyla esamesi okunmayan bir ülkeyiz. Dolayısıyla satrancın Türkler tarafından yaratılmış olabileceğine dair bir bulguyu kötüye kullanabilecek veya en hafifinden, hava atabilecek durumda değiliz. Ne var ki böylesi bir bulgu, halkın ilgisini bir anda ve yoğun şekilde satranca çekebileceği gibi satranç, bakanlık nezdinde öncelikli ve desteklenen bir branş haline gelebilir.
Ara
Cevapla
#37
Satrancı Türkler buldu tezi kırıcı olmak istemem ama en basit tabiri ile bilgi eksikliğidir. Netice itibari ile satranç teknoloji ve sosyal bulgularda olduğu gibi evrimsel bir sürecin sonucunda oluşmuş bir oyun/spor/ kültürdür.

Her nasıl ki bugün kullanığıız akıllı telefonlar örneğinde olduğu gibi yada arabalarımızın durumu gibi hepsi zaman geçtikçe farklı istek ve gereksinimlere cevap verecek şekilde farklı kültürler tarafından geliştirilmiş ve yönlendirilmiştir, aynı şekilde satrançta farklı kültür ve zaman dilimlerinde şekillenmiş ve bugünkü halini almıştır.

Türklerin satrancın tarihe ilk girdiği zamanlarda Hindistan,İran yada Arabistan ile coğrafi ve kültürel bağı bulunmayan topraklarda olduğunu hatırlamak lazım. Benim şahsi kanaatim Türklerin satranç üzerinde ki etkisi Anadolu ya göç ettikten sonra ortaya çıkmış ve Avrupa kıtasına tanıtılması aşamasında katkıları olmuştur.
Cevapla
#38
Yeni çıkan şu kitapta satranç tarihinin belgelere dayalı titiz bir incelemesi yapılmış gibi görünüyor. http://www.newinchess.com/Shop/ProductDe...uctID=7421 Kitap önsöz ve içindekiler kısmından anladığım kadarıyla ağırlıklı olarak ortaçağ dönemi satrancını inceliyor ve satrancın Avrupa'ya "shatranj" adıyla Araplar tarafından yayıldığını belirtiyor.Ortaçağın Lucena ve Greco gibi ünlü ustaları irdelenmiş ve 111.ci sayfada "damiano" adlı anladığım kadarıyla prototip satranç diyebileceğimiz oyuna dair Magribi ve Türk'lerin kuralları açıklanmış.
Ara
Cevapla
#39
Link için teşekkürler, Newinchess satrançta köklü ve güvenilir bir yayıncı. İyi bir yayın olduğunu düşünüyorum. TSF kütüphanesine kazandırılması için girişimde bulunacağım.
Ara
Cevapla
#40
Tam Mehmet Ali Kuseyri'nin paylaştığı kitabı paylaşacaktım ki gerek kalmamış. Bu kitabı federasyonun edinmesi için ben de girişimlerde bulunacağım Tromso sonrası.

"Historiography" yani "tarihyazımı" ifadesi benim de çok ilgimi çekti. Bana kitabın oldukça akademik bir tarafı olduğunu düşündürdü. Bir şekilde edinip okuyacağım. Newinchess yayınevi olmasından ziyade yazarın Leiden gibi saygın bir üniversiteden olması dikkatimi çekti. Leiden aynı zamanda Erik Jan Zürcher (Modernleşen Türkiye'nin Tarihi, belli bir paradigmadan da olsa oldukça iyi yazılmış bir Modern Osmanlı-Türkiye Cumhuriyet tarihidir) bir Türk Çalışmaları Bölümü'ne sahiptir.

Murat Uluğtekin son olarak ODTÜ Tarih Bölümü'nde Osmanlıca dersleri veriyordu. Umarım kitap çalışması tamamlanır.

Satrancın Avrupa-merkezci bir tarihyazımı olabilir (newinchess'in yayınladığı kitapta bunu detaylı bir şekilde sunacaktır) ancak bana çok da yanlış gelmiyor. En basitinden Türkler gibi tarihin belli bir dönemine kadar çoğunlukla göçebe kalmış bir kültürün satranç gibi aslında yerleşik yaşama çok uygun bir oyunu keşfetmiş olması hiç kafama yatmıyor. Çin Satrancı ve Shogi gibi oyunlar da var. Bunların satrançla akrabalığı ne ölçüdedir onu da düşünmek lazım. Çin ve Japonya'da yerleşik yaşam Orta Asya'dan daha uzun süredir vardı.

Yine de araştırmak ve bilimsel şekilde refüte etmek gerek. Aksi takdirde bu tartışma herkesin birikimini kustuğu ve birbirine "entelektüel hakaretler" ettiği bir ortama dönüşür.
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi