Turnuva Yarım Bırakmak Cezalandırılmalı
#21
Herkese merhabalar !
Bu sorunların çözümü yolunda FIDE'den çıkarak bizlere kadar ulaşacak çözüm kararlarını bekler durumdayız sanırım.Sihirli kutudan ne çıkacak ya da birşey çıkacak mı ? Bunu elbette bekleyeduralım,ancak alttan başlayarak yukarıya doğru hareket edecek,ya da alttan yukarıya doğru sireyet edecek çözüm yollarının üretilmesinin imkansız olmadığını düşünenlerdenim.
Çünkü söz konusu şike eylemlerinin yoğun olduğu organizasyonlar,maddi ödüllü özel organizasyonlar.Peki konumuz ne kimin birinci olacağı ya da dereceye gireceği mi.Eğer öyleyse eller havaya.Çünkü yapacak bir şey yok.Maça gelme gelmeme,hükmen,vs. konularda başhakemin gerçekleştireceği uygulamalar FIDE satranç kuralları kapsamında ilan edilmiş ve bağlayıcıdır.
FIDE Satranç Kuralları çerçevesinde gerçekleştirilecek uygulamalar sonunda ortaya çıkacak final sıralamaya,yerel tedbirler ile müdahale etmek imkansızdır.
Bizim kozumuz ödül dağıtım prensiplerinin belirlenmesi konusunda ve bir sporcunun turnuvaya kabul edilme aşamasındadır.
Özel bir organizasyonda nasıl ki ödülün ne kadar olacağına FIDE karışamıyor,kimlere hangi koşullarda ödül verilip verilmeyeceğini de sanırım karışamayacaktır.Özellikle yetişmekte olan sporcularımızın TSF'nin ulusal şampiyonalardaki ve FIDE'nin uluslarası şampiyonalarındaki kazanımlarının,maddi ödüllü özel turnuvalarda,para için her şeyi yapmaya hazır bir görüntü sergileyen malum sporcuların olumsuz davranışlarından etkilenerek törpülenmesine gönlü razı olmayanlardanım.
Keşan turnuvasını gerçekleştiren organizasyonun içindeyim ve son dört yıldır yönergesini hazırlayıp onaya sunan ekibin içindeyim.Ülkemiz satrancına en son kattığımız yenilik,geçen yıl icat ettiğimiz ülke sınırlaması ile konaklama promosyonlarının daha fazla sayıda ülkeye yayılmasıdır.Belli sayıda promosyonu da bayan erkek Türk sporcu olarak ayrıca ilan etmekteyiz.Tüm organizatörlerin,açtığımız bu yoldan ilerlemelerini umuyoruz.
Eğer bir özel turnuvanın organizatörü,sözü edilen,sporcu ahlakına uymayacak davranışlara tanık olup seyrediyorsa,o turnuvayı organize etmeyi bırakıp başka işlerle uğraşmalıdır.
Kafasındaki çözüm yollarını adım adım uygulamalıdır.
Edirne satrancını yöneten kişiler olarak biz son iki yıldır bu davranışlara tanık olduk.Geçen yılki 2013 kesanopen da ODEEV HANDSZAR son tur maça çıkmamış ve bu durumda 2650 ELO civarındaki bulgar Delcev ikinci olmuş,birincilik te Odeev tarfından Gürcülere hediye edilmiştir.Son tura çıkmayan Odeev bir kaç saat sonra gerçekleştirilen ödül törenine elini kolunu sallayarak gelmiştir.Peki organizasyon olarak biz ne kazandık ne kaybettik onuda hemen söyleyeyim Delcev gibi elit ve örnek bir sporcu küsmüş,bu yıl turnuvamıza başvuru dahi yapmamıştır.Gelişmekte olan sporcularımız da bu ahlaksızlığa tanık olma tecrübesini yaşamışlardır.2014 kesanopen turnuvasına mail ile başvuru yapan Odeev'e,turnuvaya kabul edildiğine dair bir yanıt vermedim.Ancak kendisi,istenmediğini anlayacak inceliğe sahip olmadığını ilan edercesine çıkıp turnuvamıza yine gelmiştir.Yönergede ilgili bir madde oluşturmadığımız ve başvuru yapmadan gelen diğer sporcularımızı da kabul ettiğimiz için kendisine de istemeden de olsa eyvallah dedik turnuvaya aldık.Peki aldık aldık ta elimize ne geçti? Bu kez Bacana kendisinin karşısına çıkmayarak birinciliği Odeev'e hediye etti.Peki maça çıkmayanın,galip gelme şansını ve bireysel olarak daha fazla ödül kazanma şansını teperek bunu rakibine hediye eden bir sporcu hakkında ne düşünebiliriz.Eğer zeka sorunumuz yok ve üç maymunu da oynamaya niyetimiz yoksa,diyebiliriz ki bu açık açık Şİ KE DİRRRR.
Aksini iddia eden gitsin kendine zeka ve kişilik testi yaptırsın.
Peki ben ve çalışma arkadaşlarım önümüzdeki 2015 kesanopen için ne düşünüyor.Bacana ve ortağı Odeev'i kesinlikle turnuvamızda görmek istemiyoruz.Kendilerini turnuvamıza kabul etmeyeceğiz,diğer organizatörlerden de aynı yaklaşımı bekliyoruz.Tavrımız TSF ve FIDE nezdinde bir krize yol açar mı bilmiyorum ama açsa bile biz amacımıza kendi belirlediğimiz yöntemle ulaşamasak bile bu kurumları bize yardımcı olmaya yönelik adımlar atmaya yöneltmiş olacağımıza inanıyorum.Ayrıca ben yönergeme,turnuva da herhangi bir tura çıkmayan sporcunun o tur saatlerinde sağlık problemi yaşadığını belirtir bir sağlık raporu yoksa,final sıralamada hak ettiği maddi ödülün kendisine ödenmeyeceği maddesini koyacağım.Ortağına büyük ödülü kazandırsa bile en azından kendisinin kazanacağı küçük ödülü yok ederek şike ile elde edilecek kazancı azaltmaya yarayacaktır.
Ayrıca yıllardır inanç ve kararlılıkla uyguladığımız konaklama ve yemek promosyonlarının objektif kriterlere göre dağıtılması uygulamasını kesanopen da kaldırıyorum.Promosyonları objektif ve subjektif kriterler açısından değerlendirmek üzere organizasyonun insiyatifine alıyorum.Alıyorum diyorum da beni aşan makamlardan ve ilgili kurullardan bir engellenme ile karşılaşmazsam tabi.Engelleyen de zaten doğru bir çıkar yol göstermek zorunda kalacaktır,bu sorumluluktan kimse kaçamaz.İş artık bu noktaya geldi.Herkese hayırlı uğurlu olası dileğiyle duyurulur.İlker SARITEKİN / EDİRNE SATRANÇ İL TEMSİLCİSİ
Ara
Cevapla
#22
Özgür Bey,
İspatlanamaz diyorsunuz ya...
Diyelim ki ispatlandı. O zaman ne olacak, süreç nasıl işleyecek?
BU ARADA AMACIN;
ASLA KİŞİYE-SPORCUYA CEZA DEĞİL, SİSTEMİN KORUNMASINA YÖNELİK BİR GİRİŞİM OLMASI GEREKLİLİĞİNİ GÖZDEN KAÇIRMAYALIM!

Çünkü sebepleri aşikardır.

1- Sportmenlik dışı bir durum ortadadır.
2- Bilerek ve kasten yapıldığı açıktır.
3- Turnuva-yarışma kuralları, spor etiği hiçe sayılmıştır.
4- Turnuva ve organizasyon ciddiyeti yara almıştır.
5- Sponsorlar açısından güven kaybı olasıdır.
6- Maddi çıkarları uğruna tüm sporculara saygısızlık yapılmıştır.
7- Ulusal bazda eğitim geleceği açısından götürüleri muhtemeldir.
8- Kötü örnek teşkil eden bu durum özellikle 8-14 yaş grubunu olumsuz yönde psikolojik olarak emsal teşkil edici yönüyle istenmedik yönde tetikler vb.


Konuya Moschiashvili açısından ( özel) bakmıyorum.
Konuya sistem ( genel) olarak bakıyorum.




Ülkemiz geçmişte çok kötü sınavlar verdi.
Halter, güreş, atletizm...
Dünya devi sporcularımız doping ile suçlandı ve ceza aldılar.
Hatırlayınız...

DOPİNG NE İSE, ŞİKE DE, DAHA FAZLASIDIR!
Doping bireyseldir.
Şike bireyler arasıdır. Ucu örgütleşmeye gidebilir.,
Azmaiparashivili kıs kıs gülebilir. Kendi ve kendi ulusunu da koruyabilir belki.
O sadece kendi için değil; geçmişte spor etiğine aykırı davranan ulusal
sporcularımız için de gülebilir. Ama onlar ceza almış, ödül ve unvanları da geri alınmıştır.
Geçenlerde bir ulusal atletizm yarışmasında bitiş çizgisine yaklaşırken atletini çıkararak sallayan sporcunun başına gelenleri hatırlayınız.

Ama bu örnekler bizim ülke olarak spor etiğinden uzaklaşmamızı sağlamamalıdır.
Sporda evrensel kurallar vardır. Buna inanan ve bu yolda kararlı duruş göstererek bu duruşu bizlerin de sergilemesini bekleyen çağdaş, yerli-yabancı yöneticilerin olduğuna inanıyorum.
Ama onlar için değil, kendimiz için duruşu göstermek gerekir.
Haklıyı haksızdan ayırıp düzenlemeler gereklidir.

UNUTMAYALIM,
Satrancı biz sadece bugün için değil, gelecek kuşaklar için de düzenlememiz gerekiyor.

Şike de en ağır cezalar hiç tereddütsüz verilebiliyor. Belli dayanak maddeleri ve ceza kurul aşamaları ile itiraz aşamaları olmasına rağmen.
Hukuksuzluk meşrulaşmaya başladığında akılcı olmak devreye girmelidir.
Saygılarımla...
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#23
Benim argümanlarım özet olarak şunlar:

- Hile, şike, bilerek terk gibi sportmenliğe aykırı durumların turnuva bazında saptanması zorunludur. Eğer turnuva sonuçları ilan edilene dek zarar gören oyunculardan biri başhakemliğe bir dilekçe vermemiş ise, TSF'nin bu turnuva ile ilgili yapabileceği birşey olamaz, bence.

Hence, the question: Son sekiz yılda (onbeş fazla gelmiş olabilir) TSF yönetmelikleriyle düzenlenmiş turnuvalardan kaçında *resmi belgeli olarak* kaçında sportmenliğe aykırı durum saptanmış ve belgelenmiştir?

Eğer sıfır ise geçmişe yönelik olarak boşuna tartışıyoruz.

Kendimle ilgili bir konu, yazmayayım diyorum, ama Adana'da aklıma başka bir örnek şu anda gelmediğinden yazayım, sportmenliğe aykırı bir durumu ispatlıyorum, bildiriyorum; yapana bir uyarı cezası bile verilmiyor. Benim TSF yöneticiliğiyle yakınlığım yoksa bu suç mudur? Objektif bir karar bekleyip bunu görmeyince, bende sportmenliğe aykırı halle hususundai pek de olumlu bir izlenim oluşmuyor maalesef.

- Bireysel lisanslı ve 1800 altı oyuncuların dediklerine ve onların hak kayıplarına kulak veren maalesef yoktur.

- Maça çıkmayan oyuncu ELO kaybetmelidir!

- Ateş Ülker'in yazdığı gibi, unvanlı ve deneyimli oyuncuların fikirlerini ve yaşadıklarını yazmaları gerekmektedir.

Şimdilik bu kadar.
IECC 2246, MAPEJK 2300, DESC 2213
Best regards, iyi günler, mfSG, HT
Cevapla
#24
Sayın İlker Sarıtekin,

Açıklamanızı çok değerli buluyorum. Sayenizde aslında durumun uzunca bir süredir çok vahim olduğunu anladık. Kendi değerlendirmelerinizle karar verdiğiniz yolda cesurca ilerlemenizi temenni ediyorum.

Tepeden bir karar beklemeyin, elinizdeki yetkileri kullanarak insiyatif alın. Tepkilere aldırmayın, sayenizde satranç kazanacak.
Ara
Cevapla
#25
İlker beye özel teşekkür, konu nereden nereye geldi ve sonunda en kilit noktadan çok ciddi bilgi edindik. Böylece bu seneki Troya ve Keşan gibi Türkiye'nin fiilen en gözde 2 açık turnuvasında şikeye karışan sporcu müsvettesinin, aslında bu ahlaksızlığı geçen sene de yaptığını ve insanların bunu gözüne sokacak kadar pervasızlaştığını öğrendik.

Özgür Akman'ın kesin ispat gerekir argümanı maalesef bu konuyla ilgili değil. Yazdım, yine yazayım, sokaktaki insan hep yanlış biliyor.

Kesin ispat sadece ceza hukukunda geçerli olan bir kuraldır. Özel hukukta kesin ispat yoktur, makul ispata dayalı takdir hakkı vardır. Yani bizim günlük hayatta her olayda hakimin aradığını zannettiğimiz "kesin ispat" aslında sadece tek bir hukuk sahası için öngörülmüş istisnai haldir.

Örneğin bir boşanma davasında boşanma şartlarının oluşup oluşmadığını hakim takdir eder. Bir tazminat davasında manevi tazminat tutarını hakim takdir eder, çünkü bunun (manevi zararın) fiziksel bir ölçüm metodu yoktur. Bazı olguları ister istemez kanaate ve takdir hakkına bırakmak zorunda kalırsınız.

Aynı uçakta 5 kişi yemek yedi ve zehirlendi; her birinin alacağı manevi tazminat farklı çıkar, zira zararın ve kusurun ağırlığı hepsinde farklı oluşur ve hakim takdir hakkını kullanarak hepsi için farklı rakamlara hükmeder. Elbette hakim kanaatini oluşturmak için delilleri inceler, tanık dinler, teknik rapor alır ama tanık ve bilirkişi raporu başta olmak üzere hukuktaki delillerin çoğu hakimin kanaatini oluşturmak için sunulan verilerdir.

Spor hukukunda ise durum daha da ters; kesin ispat aranmadığı gibi özellikle seri karar ve hızlı muhakeme aranır. Neden, çünkü oyunun beklemeye tahammülü yoktur.

O yüzden spor hukukunda kuvvetli şüpheye bakılır. Varsa ceza kesilir. Bu kadar net ve rahat. Zira tek bir amaç vardır ve o da "oyunu" korumaktır.

Süreyya Ayhan'a (sonrasında) spor hayatını bitirecek olan ilk ceza doping kullanmak yüzünden gelmedi, doping testi yapan yetkilileri engellemekten dolayı geldi. Bakın dikkat edin, ilk tespitte Ayhan'da doping çıkmadı. Ceza, doping numunesi alınamaması yüzünden verildi. Doğrudur veya yanlıştır ama WADA, ortada hiçbir kesin delil olmamasına rağmen Ayhan'ı en formda olduğu dönemde 2 yıl men etti. Sadece takdir hakkı ile. Hem de tek bir ülke ile sınırlı değil, dünya üzerindeki herhangi bir yarışa girmesi engellendi.

Futbolla ilgili tonla örnek var. 2006'da Fiorentina ve Lazio temiz eller operasyonunda, telefon kayıtları ile düşürüldüler. Kayıtlarda ise sadece yöneticilerin federasyondan hakem talepleri vardı. Sonrasında o hakem atamaları olup da maçlar bu takımlar lehine kazanılınca Savcı olayı ilişkilendirdi. Şike parası fotoğraflanmadı, hiçbir suçüstü yapılmadı. Ve dava açılıp 5-10 yıl sürecek uzun bir yargılama beklenmedi. 3 kulüp düşürüldü, onlarca yönetici spordan men edildi.

Demem şu deme: Kesin ispat diye birşey yok. O ancak adam öldürme gibi istisnai ağır cezalık hallerde var.

Spor hukuku disipliner hukuka tabidir. Disipliner hukukta uzun yargılama olmaz, yoğun şüpheye bakılır, varsa ceza ivedi olarak kesilir.

Kaldı ki kimsenin şu 3 maça çıkmayan ahlaksızı hücreye atın dediği yok, bir cezadan ziyade bir tedbirden bahsediyoruz. Oyunu, organizasyonu ve ahlaklı oyuncuyu korumak adına bu bir mecburiyet. Satranç asil bir oyundur ve Noblesse Oblige (Asalet Mecbur Kılar).
blog:
Ara
Cevapla
#26
Konuyu açan Özgür AKMAN'a ve olayın iç yüzünü anlamamızı sağlayan İlker SARITEKİN'e teşekkür borcumuz var.
Genelleştirmeye ve ırk ayrımcılığına gitmeden bu konuda caydırıcı olabilecek bir tedbir gerekli.
Aynı hassasiyeti Ahmet - Mehmet partisinde de gösterebiliyorsak mesele yok.
İlker Bey yazana kadar yine de "Acaba yanlış anlama mı var?" diye tereddüt ediyordum, şu anda bu tereddüt ortadan kalktı.
Olay çok basit ve net. Tekrarlayan bir son tura çıkmama davranışı var ki, bir seferlik birşey olsa kimsenin dikkatini çekmezdi.

Aşkın Bey konunun takipçisi olacağını söyledi, İlker Bey ilk elden görüşlerini aktardı.
Şimdi top TSF Disiplin Kurulu'na geldi.
Ya acilen toplanıp olayı karara bağlarlar ve oyuncunun herkesi aptal yerine koymasını engellerler, ya da sessiz kalırlar ve masadışı hamleleri ödüllendirmiş olurlar.
Ara
Cevapla
#27
Sadece malum Gürcü oyuncu üzerinden yapılan bu yorumlar O oyuncuya haksızlık olur.Evet bir oyuncunun başka bir oyuncuya maçını bilerek vermesi şikedir,ahlaksızlıktır. Fakat sadece O oyuncu ya da sadece Gürcü oyuncular yapmıyor bu ahlaksızlığı. Pek çok defa yerli oyuncuların da bu fiili gerçekleştirdiklerine şahit oldum.Üstelik yapılan bu ahlaksızlık çok da gizli yapılmıyor,sohbet ortamlarında hatta hakemlerin olduğu ortamlarda bile konuşulduğuna,anlaşmalar yapıldığına şahit oldum. Ayrıca söz konusu sporcunun Troya'da ve Keşan'daki son tur rakipleri,biri Türkmen diğeri ise Azeri.
Şahsen ben para ödüllü bir çok turnuvaya katıldım fakat hiç şike yapmadım. Yapanları da yapmaması için uyardım,eleştirdim.Bir aralar şikeyle ilgili de bir başlık açmışım.
Anladım ki iş insanın beyninde bitiyor. Çaresi yok. Ne cezalar getirilirse getirilsin insanlar yapmak istedi mi yapıyor.
MUŞ
Ara
Cevapla
#28
Bazı isimleri cezalandırmak çözüm sağlamaz.Bu bilgiler ışığında onlar zaten 2015 de gelmeyecektir.Ama onların yerine daha usta olanlar gelecektir.Çözüm,yabancılara sağlanan desteğin kaldırılması ile olacaktır.Adıgeçen etkinlikleri geleneksel hale getirmiş yerel yöneticilerin bu cesareti göstermeleri gereklidir.Yabancılara ceza vermek zordur.Çünkü yıllardır benzer olayların devam etmekte olduğu bilinmektedir.
Avrupa'da birçok açık turnuvada düzenleyici yönergede "ben istemediğim kişiyi turnuvaya kabul etmem"maddesini eklemektedir.Ama bu madde de çıkış yolu olamaz.Çünkü her defasında isimler değişecektir.Çözüm yerel yöneticilerin elindedir.Ödül miktarları Birinciden başlayarak azaltılacak ve ödül çeşidi arttırılacaktır.Hiçbir yabancı ustaya konaklama desteği sağlanmayacaktır.Ancak turnuva düzenleyenler ve yerel yöneticilerimizin "Birinciye olabildiğince büyük ödül vererek ses getirme"hevesi bu sorunun çözümündeki en önemli engeldir.
Yarışma yerli sporculara verim sağlamış olsa biraz bizi teselli edebilir.Verimden ne kasdediyorum?Yerli sporcunun 9 turda yabancı ustalarla oynadığı oyun sayısı ortalamasına bakmak gereklidir.Bu sayı 1 veya 2 ise verim düşük sayılır.
Yönergeyi hazırlayanlar bu konuları enine boyuna tartışmalıdır.Özel isimlere fazla takılmayacağız.Çünkü belli isimlere takılmak bizi çözüme götürmez.Yaşanmış deneyimler ışığında yeni kararlar alacağız!Yeniliklere açılacağız.Piramidin ortasının Keşan'a neden katılamadığını araştıracağız.Yerli ve yerel sporcuların katılımını teşvik edeceğiz.Amatörlerin sorunlarına eğileceğiz.Tatil günlerinden yararlanmanın yollarını arayacağız.Esas amacımız Türk Satrancının gelişmesidir.Bu da ancak yerli dinamiklerin devre dışı bırakılmaması ile mümkündür.
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#29
Herhangi bir turnuvaya kayıt yaptıktan sonra oyuncu için geçerli bir neden var ise bu oyuncu internet üzerinden kaydını belirtilen süre içinde kaydını silebilmelidir. Eğer telefon veya daha da ilginci dilekçe ile kayıt sildirilecekse hangisi daha az uğraş gerektirir ve amaca uygun olur varın sizler takdir edin.
Veli TURAN
Ara
Cevapla
#30

Kasım bey yazınızı okuyunca şok geçirdim.

Gürcü oyuncuya yapılan haksızlık ise ben şimdiden özür dilerim, burada vakit ayırıp hukuktan bahsediyoruz, emsal vermeye çalışıyoruz. Yıprattık adamı. O zaman haksızlığı gidermek için gelecek sene ödülleri arttırıp, bu konuda adı çıkmış oyunculara oyun sırasında margarita servisine başlayalım.


Bu mantığınızı doğru bulmuyorum, İstanbul'da günde ortalama 20 kapkaççılık vakası olur, hatta çok daha fazladır da çoğu basına hatta adliyeye yansımaz. Ama kayıtlara göre ortalaması 20'dir.

Şimdi biri yolda benim çantamı kalıp kaçsa, bu ahlaksızlığı veya suçu günde 20 adam işliyor, ayda 600 eder, sorun etmeyelim mi dememiz gerekecek?

İş insanın beyninde bitmiyor. Öyle birşey yok. Daha önce yazmıştım, ABD'de parkta gezerken köpeğiniz hacetini otların üzerine yaparsa 1.000 dolar para cezasını orada keserler. Bunu sizin anlayışınıza, idrakinize, beyninize bırakmazlar. Suç suçtur, ceza da ceza.

Ateş beye de katılıyorum, bizim daha çok bireysel bazda baktığımız cezai tedbirlere o genele dönük bakmış. Dediği doğru, yerlilere destek verilmeli ve yabancılar özellikle riskli ülke grupları net olarak kotaya ve yaptırıma tabi tutulmalı. Bugün 3 kuruşluk diskotekler kapıda müşteri seçiyor. Ben oyunu ve oyuncumu korumak zorundayım, keyfi olarak istediğim oyuncuyu alıp almama hakkına sahip olmalıyım ve aslında da sahibim.
blog:
Ara
Cevapla
#31

Sayın Demircin,

Yazdıklarınıza büyük ölçüde katılıyorum. İki kişi anlaştıktan sonra, 70 hamlelik ezberledikleri varyantı oynarlar, gene de anlaştıklarını ispatlayamazsınız. Mesele insanın ahlakında bitiyor.

Birçok kere iki takım arkadaşından puanı düşük olanın puanı yüksek olana maçı masada fazla zorlamadan kaybettiğine tanık oldum. Aynı kişiler bendenize karşı oynadıkları maçlarda sanki Anish Giri'ye karşı oynarmış gibi oynuyorlar!

Ayrıca bu forumda Hırsız Var! başlıklı yazılar okuduk. Şike yapıp dinlemeye takılan federasyonlardan bahseden yazılar da okuduk.

Bunlara bulaşmamak için ben kendimden, ordan burdan şurdan pek suya sabuna dokunmyan yazılar yazdım durdum hep. Eh fazla da okuyan çıkmadıydı.

Satranç sadece TSF Başkanı mıdır? FIDE midir?

Benim sıradan bir oyuncu olaraktan sorunlarıma ne zaman çözüm bulunacak?

Hatay'dan selamlar,

Not: Birkaç Suriyeli ile konuştum da durum gerçekten içler acısı. İnsan gözleriyle görmeden inanmıyormuş meğer...
IECC 2246, MAPEJK 2300, DESC 2213
Best regards, iyi günler, mfSG, HT
Cevapla
#32
Önerim; turnuvanın yönergesine şöyle bir madde konulabilir. ."turnuva sonunda sıralamadaki derece ve ödül durumunu etkileyecek maçına çıkmayan oyuncunun turnuvada topladığı bütün puanlar sıfırlanir ve oyuncunun yaptığı bu davranış FIDE ye bildirilir..Oyuncunun bu davranışını kasten yapmadığını ancak "sağlık raporu" ile belgelemesi gerekir."...taslak olarak bu..düzenlenebilir..bu tarz bir madde olursa..kişilerden ayrı bir tutum takinilmis olur
Ara
Cevapla
#33
Değerli üyeler,

Tüm bu durumları, isim kapsamı dışında geneli kapsayacak sistem değişikliğine ihtiyaç vardır.
Bu ihtiyaçların giderilmesi için TSF kendi içinde önlemler almasının yanı sıra, organizasyonların da yerli dinamiklerle eş güdüm içinde ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde önlemler almaları gerekecektir.
Önümüzde onlarca yüzlerce turnuva var.
Şu ana kadar yapılan tüm eleştiri ve önerilerin yapıcı yönü vardır.
TSF kurullar arası koordinasyon ile bu işi tamamlayabilir.
İş sadece disiplin kurulunu ilgilendirmiyor.
Tek.K., MHK, Hukuk K., Eğit. K. ve hatta YK !

Ortaya örnek bir uygulama çıkmalı.
Bu konuda sanırım özel turnuva statülerinde değişikliğe gidilebilecektir.
Ancak Resmi Turnuvalarda (Resmi Yayın organlarınca onaylanmış) özellikle ULUSLARARASI TURNUVALARDA FİDE' NİN uygulamalarını emsal kabul etmek gerekir.
Ulusal turnuvalarda da GSGM ceza yönetmeliği devrededir.
Yasal olarak değiştirmeden veya düzenlemeden aşamazsınız.

Örnekleri sadece ilgili maddelerinden alıntıladım;

Yabancı Ülkede Sporla İlgili Suç İşlemek
Madde 28 -Bu Yönetmeliğe göre yarışmalardan men ve hak mahrumiyeti cezasını gerektiren suçlar yabancı ülkede işlendiği takdirde, tayin edilecek cezalar bir kat arttırılır.

Centilmenliğe Aykırı Hareketler
Madde 33 -Onur kırıcı ve spor ahlakına ve centilmenliğe aykırı harekette bulunan yarışmalarda kural dışı hareket eden kişiler, bu hususlarda aynı ceza hükmü bulunmadığı taktirde yirmi günden bir yıla kadar yarışmalardan men veya bir aydan bir yıla kadar, hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılır.


İzinsiz Yarışmak veya Mazeretsiz Yarışmamak (1)
Madde 40 -Yetkili Makamlardan izin alınarak yapılması gereken yarışmayı izinsiz yapanlar veya yaptıranlar veya böyle bir yarışmayı yönetenler bir aydan üç aya kadar yarışmalardan men veya alt aydan bir yıla kadar hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar .
Teşkilatın tertiplediği yarışmalara katılması gerektiği halde Teşkilatça uygun görülmeyen sebepler ileri sürerek, mazeretsiz katılmayan kişiler üç aydan altı aya kadar yarışmalardan men, teşekküller ise o spor branşına münhasır olmak üzere bir yıla kadar yarışmalardan men cezası ile cezalandırılır. Teşekküle verilen cezanın yerine resmi yarışma adedi ile men cezası uygulanabilir
Hileli ve Danışıklı Yarışma
Madde 47 -Hileli ve danışıklı yarışma yapan, yaptıran kişiler ve aracılar en az bir yıl müsabakadan men cezası veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar .
Teşekküller küme düşme cezası ile cezalandırılır.
g) Dopingli oldukları tespit edilen ve haklarında cezai müeyyide uygulanan sporcu, yarış hayvanı sahibi ve sorumluları antrenörlük kurslarına kabul edilmez. Dopingli sporcunun antrenörü, yarış hayvanı sahibi ve sorumlularının evvelce almış oldukları antrenörlük belgesi, serbest giriş kart vb. belgeler iptal edilir.
Sair Hallerde Menfaat
Madde 49 -Bir yarışmanın neticesinden faydalanılması mümkün olan teşekkül ve kişilerden maddi menfaat temini sureti ile yarışanlar bu suretle yarışanlara maddi menfaat adayanlar veya temin veya ita edenler altı aydan iki yıla kadar yarışmalardan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar.
İKİNCİ KISIM
Teşekküllere Karşı İşlenen Suçlar
Yarışmaya Katılmamak
Madde 50 -Teşekkülünün veya diğer bir teşekkülün sporcusunun menfaat temini veya sair sebeplerle yarışmaya katılmasına engel olan ve yarışmaya katılmayanlar üç aydan bir yıla kadar yarışmalardan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar .
Yarışmalara Katılmamak
Madde 54 -İIgililerce geçerli görülmeyen nedenlerle veya mazeretsiz yarışma hazırlığına veya yarışmaya katılmayanlar bir aydan üç aya kadar yarışmadan men veya üç aydan bir yıla kadar hak mahrumiyet cezası ile cezalandırılırlar.

İKİNCİ KISIM
Soruşturma, Tahkikat ve Karar
Soruşturma
Madde 74 -a) Teşkilata bağlı kişiler, disiplin suçu teşkil eden fiilleri ihbar ve şikayetleri Genel Müdürlüğe hemen bildirmek zorundadır.
Savunma
Madde 75 -Savunma istenmeden ceza verilmez.
Yukarıdaki maddeler incelendiğinde;
1- Yarışma esnasında kişilerin ihbar ve şikayetlerini yazılı olarak bildirmeleri gereği,
2- Suçun suç mahallinde tutanakla tespiti,
3- Suç işlediği düşünülen sanıktan savunma istenmesi gereği ve savunma istenmeden ceza verilemeyeceği
Gibi durumlar ortaya çıkmaktadır.
Beni düşündüren bu gibi durumlara tanıklık yapmış olanların bile anında ihbar ve şikayette bulunmamalarıdır.
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#34
Sene 2006, Galatasaray ve Fenerbahçe futbolda şampiyonluk için çekişiyor ve şampiyonun belirlenmesi son maça kalıyor. Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı'nda Kayserispor'u 3-0 yeniyor. Fenerbahçe, Denizli'de Denizlispor'u yenerse şampiyon olacak. Ama Denizlispor, Fenerbahçe'den 1 puan koparıyor ve Şampiyon Galatasaray oluyor.

Yukarıdaki paragrafı olduğundan farklı bir senaryoyla bir de şöyle okuyalım:

Sene 2006, Galatasaray ve Fenerbahçe futbolda şampiyonluk için çekişiyor ve şampiyonun belirlenmesi son maça kalıyor. Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı'nda Kayserispor'u 3-0 yeniyor. Fenerbahçe, Denizli'de Denizlispor'u yenerse şampiyon olacak. Ama Denizlispor maça çıkmıyor ve Fenerbahçe maçı hükmen kazanarak Şampiyon oluyor.

Şimdi son maça çıkmamanın sonucu nasıl da değiştirdiğini, şike olup olmamasını bir daha düşünelim.

6222 Sayılı Sporda Şiddetin ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'u bir inceleyin. Kapsam ve Tanım maddelerine bakın (ilk maddelerde yer alıyor) ve Satranç Sporunun bu kanun kapsamında olup olmadığına, bu olayın da bu kanundaki düzenlemelere uyup uymadığına dair biraz düşünün. Sonra meşhur 11. maddeyi inceleyin. Çıkacak sonuç şudur:

Bu davranışta bulunan sporcu Türkiye'ye geldiğinde hepimizin malumu olan çok ciddi yaptırımlarla karşılaşır.

Disiplin Hukuku yani Spor Hukuku açısından durumu Mojo Jojo çok iyi özetlemiş. Sadece Süreyya AYHAN KOP'un biraz daha teknik detayları var. Onları da telefon için üzerinin aranmasına izin vermek zorunda olmak ve doping örneği vermek zorunda olmak konusunun bir gün mutlaka gündeme geleceğini düşünüyorum ve gündeme geldiğinde detaylıca yazacağım.

Mojo Jojo'ya ek olarak şunu söyleyeyim ki, Spor Hukuku haricinde işin bir de 6222 S. K. sebebiyle Ceza Hukuku boyutu var. Bu maça çıkmama işi çok basit bir iş değil yani!

Özetle, disiplin cezası verilebilir mi, verilemez mi diye tartışmayı bırakın, bunu yapan yabancı bir sporcu savcılığa yapılacak bir suç duyurusu yada şikayet sonucu aklı varsa şike suçunun yaptırımları sebebiyle Türkiye'nin üzerinden bile geçmez.

Aşkın Bey'in son mesajındaki maddelere zaman darlığım sebebiyle sadece hızlıca göz gezdirebildim. Sanki bizi asıl ilgilendiren düzenlemeler onlar değil gibi geldi. Ama şu bir gerçek ki, TSF Disiplin Talimatı en kısa sürede elden geçirilmeli, hatta mümkünse baştan yapılmalı! İçinde hile kelimesi geçiyor diye telefon ile hile yapan sporcuya, hileli yarışmaya katılmaktan dolayı ceza verilmesi, verilmek zorunda kalınması bile D.T'nin, satrancın geldiği noktanın ne kadar gerisinde kaldığını, güncel ihtiyaçlarına cevap veremediğini gösteriyor.

Ateş Bey 12 ay sonra aynı filmi izleyeceğimizi söylüyor. Aslında bütün mesele burada. Bu zararlı filmin gösterimden kalkmasını istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Yöneticiler bu konuda kararlılık gösterecek ve bu işin üzerine gidecekse çözüm bir çok şekilde bulunur. Yoksa seçimlerde ECU Başkanını destekliyorduk, şimdi seçilmesinin üzerinden 1 ay geçmeden tutup adamın ülkesinden sporcularla "uğraşmak" hoş olmaz mı denilecek. Bekleyip göreceğiz...
Ara
Cevapla
#35
Verilen örneklere itirazım var. Süreyya Ayhan takdir hakkı ile ceza almadı. Tam tersine kuralları çok net olan ve sürecin her ayrıntısı titizlikle hazırlanmış doping testine bilinçli olarak katılmadığı için, önceden belirtildiği şekil ve sürede cezalandırıldı. Kuşku üzerine doping cezası alan bir örnek hatırlamıyorum. Hatta bir çok durumda doping yaptığı ilk test sonuçlarıyla belirlenmesine rağmen itiraz ve davalar sürecinde yarışmalara katılabilen atletler olmaktadır. Bir kişi veya kurumu doping, şike gibi suçlardan cezalandırmak net delil ve doğru yargılama süreçleri olmadan gerçekleştirildiğinde ciddi sonuçlara sebep olabilir. İtalya örneğine vakıf değilim ancak gözümüzün önünde Fenerbahçe'nin yaşadıklarının tanığıyız. UEFA kanaat üzerinden cezalandırmaktan kaçınarak mahkemenin sonuçlanmasını bekledi. İlk sene ise Fenerbahçe ve TFF'nin kendi rızalarıyla kulübün Avrupa kupalarına katılmaması için baskı yaptı. Buna rağmen CAS'ta açılan davalar UEFA için büyük sıkıntı yarattı ve belki de Türkiye'nin olimpiyat adaylığı olmasa ve Erdoğan tarafından davanın geri çekilmesi istenmese çok daha farklı noktalara gelebilecekti. Mojo Jojo'nun belirttiği hızlılık, daha çok genel disiplin kurulu kararları için geçerli olmalıdır gibi geliyor.

Doping ve şike birbirinden farklı konular ve Aşkın Taşan'ın 'Doping ne ise şike daha fazlasıdır!' önermesi de oldukça tartışmaya açık. Doping insan hayatını ve sağlığını tehlikeye atar. Doping yüzünden yaşamından olan yüzlerce sporcu var. Dopingle mücadelede esas, sporun değil sporcunun korunmasıdır. Şike ile mücadelede ise sporun kendisi korunmaya çalışılır. Bu tip cümlelerim tepki çekiyor ama söylemek zorundayım yüz şike vakası bile bir sporcunun yaşamını ve hatta sağlığını kaybetmesi yanında önemsiz kalır.

Satrancın en büyük açmazı, kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde şikenin en fazla yaygın olduğu spor olması. Bunun belli başlı nedenlerinden bazılarını,

1) Oyun kurallarının, özellikle anlaşmalı beraberlikler konusunda suiistimale açık olması.
2) Tepedeki birkaç yüz oyuncu dışında profesyonellikten söz edilememesi. (Para kazanılamaması)
3) Unvan ve rating fetişizmi
4) Genelde bahsi geçen tipte turnuvaların İsviçre sistemi ile yapılması. ( Birçok sporda şampiyonluk elemeli sistem ile belirlenir. Elemeli sistemde yenildiğiniz zaman ancak kendinize zarar verebilirsiniz.)
5) Bu uygulamaların kanıksanması yani özellikle kimi toplumlarda doğal karşılanması,
6) Kanıtlanmasının çok güç olması vb olarak sıralayabiliriz...

Bunların bazılarının değişmesi olanaksız. Belki de bu nedenle uluslararası spor çevreleri satrancın spor niteliği ile ilgili şüphelere sahip.

Kimi ülke sporcularının şikeye daha fazla yönelmesinde yatan gerçekler iyi incelenmeli ancak tanımlamalarımızı yaparken bu 'Gürcü çetesi' tarzı yaklaşımları çok sağlıklı değil. Gürcü oyuncular bu işlere karışıyor olabilirler ama adam oyuna son tur kaçıncı masada çıkmış? Birinde 2. masa diğerinde 3. masa. Yani zaten turnuvayı kazanmakla ilgili bir sıkıntıları yok. Son tur ilk 5 masada altı Gürcü yerine altı Azeri veya altı Ukraynalı oyuncu olduğunda farklı olacağından emin miyiz? Gürcü oyuncular dikkat çekiyor, çünkü turnuvalarımızı kovalıyorlar ve de genelde yerli oyunculardan daha kuvvetliler.

Gürcü satranççıları eleştiren bizler sütten çıkmış ak kaşık mıyız? Bu ülke topraklarında da 3-4 kişilik eş dost akraba arasında, o grubun çıkarlarını en yükseğe taşıyacak her türlü girişim yapılır. İlk turnuvamı oynamamın üzerinden 20 küsür sene geçmiş. Akla gelebilecek her türlü, şike, oyun satma, beraberlik anlaşması, oyundan önce parti dizme, takım turnuvalarında listeleri sızdırma, yazı-tura atışı, ligde maça bilerek kaybedecek takımla çıkma, ödülü kazanan ve kaybeden arasında yüzdelere göre kırışma, bilerek cep telefonunu çaldırma ve hatta okul turnuvasında maçı 2,5-1,5 sonucuna bağlarken masa derecelerine göre masa skorlarını ayarlama gibi bir çok kabul edilmez davranışa şahit oldum.

Şimdi yukarıda adı geçen oyunculardan biri neredeyse 10 yıldır Türkiye'de. İsmi daha önce de bu tip olaylara karıştığı halde yıllardır antrenörlük yapıyor, kapalı ve schveningen turnuvalarda oynuyor, açık turnuvalara katılıyor. Şimdi bu denli dikkat çekmelerinin sebebi işi pişkinliğe vurarak artık rating kaybetmeden oyun vermeye başlamaları.

Kendimize soralım. Bir turnuvanın son turunda bizim için önemsiz bir oyunda karşımızda son normunu alarak GM olması için sadece 0,5 puana ihtiyacı olan çok sevdiğimiz bir arkadaşımız olsa, üstün pozisyonda olduğumuzu bildiğimiz hatta kazanacağımızı düşündüğümüz bir durumda berabere yapmayı kabul eder miyiz? Bu soruya içtenlikle cevap verecekler arasında evet yanıtının hiç de az olmayacağından eminim. Peki aynı durumda yenilmemiz gerekiyorsa? Hangi adımın sınır olacağını tam olarak belirlemek mümkün olabilir mi? Yoksa tüm bunlar pandoranın kutusunun açılmasına mı benzer?

Çözümün birinci ayağı spor ahlakının ve kültürünün en üst kademeden doğru bir anlayışla yaygınlaştırılmasından geçiyor. Özellikle TSF, kendi bünyesinde düzenlenen turnuvalarda oyuncu seçiminde titiz davranmalı. Norm kazanılacak diye, komşu ülkelerin 2400 lük GM'lerini ülkemize yerleştirmek yerine isimleri temiz, güçlü oyuncular seçilmeli. Schveningen gibi tüm dünyanın terk ettiği turnuva sistemlerinden vazgeçilmeli. Turnuvalarda uygun kişi ve tur sayıları seçilerek ve garip hızlandırılmış sistemlerden kaçınılarak, sağlıklı eşlendirmelerin olması sağlanmalı.

Turnuvalarda beraberlikler için hamle sınırlamasının uzun bir süredir uygulanmadığını görüyoruz. Oyuncuların norm alabilmeleri için kaldırılan bu uygulamaya makul bir hamle sınırı ile geri dönülmeli. Hamle tekrarı yapacaklar, düzmece parti dizecekler için çözüm olmayabilir ama yine de kısa beraberlikleri önemli ölçüde azaltacaktır. Artık bu kadar yatırım yapılan bir ülkede Ankara'ya bir şeyler ispatlamak adına norm ve unvan hırsından vazgeçilmeli.

Organizasyonlara çeki düzen verilmesi ise belki de en önemli konular arasında. Turnuva tarihleri ve hatta turnuvanın yapılıp yapılmayacağı o kadar geç açıklanıyor ki güçlü ve değişik ülkelerden yabancı oyuncuların katılımı zorlaşıyor. Bir çok Avrupa ülkesinde turnuvalar 4-5 ay öncesinden kesinleşiyor. Ucuz uçak biletleri ve konaklama için rezervasyon yapabilerek maliyetleri düşürmek mümkün. Bırakın yabancıları yerli oyuncular için bile 10-15 gün önceden açıklanan tarihler zorluk yaratıyor.

100 kişilik bir turnuvanın 90 yerli, 7 Gürcü ,2 Azeri 1 Türkmen sporcu gibi bir tablo ile düzenlenmesi sağlıksız. Oysa ülkeler arası çeşitlilik artsa ve daha güçlü oyuncuların katılımı sağlansa bu tip anlaşmalar azalacaktır. Oyuncular davet edilecek ve konaklama sağlanacaksa önerilen ülke kontenjanı iyi bir fikir olabilir. Fransa'da Capella Grande Satranç turnuvası uzun yıllardır her ülkeden 2-3 sporcunun konaklama ve diğer masrafları karşılanarak bu şekilde yapılıyor bildiğim kadarıyla.

Yerlilerin haklarını koruma adına, yabancı oyuncuları uzaklaştırıp, 3-5 bin liranın paylaşılması satrancımızı bir yere götürmez. Kategori ödülleri artırılabilir elbette ama esas hedef daha güçlü ve çok sayıda yabancı oyuncunun katılımını sağlayarak, turnuvada oynayan tüm sporcuların kazanım sağlaması olmalıdır.

Tüm önlemlere rağmen elbette bir yıl sonra başkaları gelip, gözümüzün önünde ya da fark etmemize olanak sağlamayacak bir biçimde aynı işleri yapabilir. İlk önce cezaya saldırmak söylenildiği gibi bir çözüm olmayacak ama alay edercesine üst üste aynı hareketi tekrarlayanlar için nasıl önlem alınabileceği iyi düşünülmeli. FIDE kurallarının geçerli olduğu bir turnuvada organizasyonlar istemediği bir oyuncunun katılımını engelleyebilir mi emin değilim?

İlk adım bu oyuncuların ülkelerine konuyla ilgili bir şikayet yazısının TSF tarafından yollanması olabilir. Son tur doktor raporu olmadan alınacak hükmen yenilgiler için sonraki senelerde yaptırım uygulanabilir ancak esas ciddi önlemlerin FIDE tarafından alınması gerekiyor. Her zaman için suçun ve yaptırımının net bir biçimde belirlenmiş olması en önemli caydırıcı unsur olacaktır.
Ara
Cevapla
#36
Ülkemize para ödüllü turnuvalar için gelen değişik milletlerden birçok kişinin şike yaptığını biliyoruz, duyuyoruz, hissediyoruz… Yalancıktan oynayıp birbirine maç verenleri ya da averaj hesapları yaparak duruma göre skor belirleyenleri de çok görüyoruz. Ayrıca ELO ve unvan kazanmak için de şikelerin yapıldığını çok defalar duyuyoruz, konuşuyoruz. Ben inanmasam da, bazı GM’lerimizin unvanlarını bu yolla aldığı hakkında iddialar var.
Şike suçtur, ahlaksızlıktır demek, haksızlık değil haktır. Ama bütün bu olayları görmeyip sadece O kişiyi tek suçlu ilan etmek haksızlık olur.
MUŞ
Ara
Cevapla
#37
Bilmem farkında mısınız ama her mesajla konu ekseninden saparak çok alakasız bir yere doğru gidiyor.
Bir yandan içerik ve sonuç açısından örnek teşkil etmeyecek spor örnekleri, öte yandan duruma kıyısından dokunamayan yönetmelikler...

Sanki forumda "Bu adam Gürcü, o yüzden ceza almalı." diyen tek kişi varmış gibi olayı farklı yere çekme çabasını ise anlamakta daha da güçlük çekiyorum. Zira Türk, Kürt, Gürcü, Arap, Bulgar, Rum, İranlı, Arap, Rus ya da Azeri olsun, yapılan düpedüz şikedir. Ahlaklı ve ahlaksız davranışın milliyeti yoktur. Burada hiçkimse ırkçılık yapmamaktadır. Kendi adıma konuşayım, Ahmet-Mehmet partisinde olsa yine eleştirir, olaya dikkat çekmeye çalışırdım. "Azeri veya Ukraynalı olsa da bunları yapardı." bir varsayımdır. Öyle olsaydı yine kınanırlardı, bunun cevabıdır.

Aklımı durduran bir başka konu ise "Onlar bizden güçlü, olur o kadar." anlamına gelen şikeyi destekleyen söylemler. "Onlar ayarlayabiliyorsa siz de yapıverin birşeyler." noktasına çekme durumu. Ne münasebet? Reyting oynanan satrancın göstergesidir, şike ise karaktersizliğin. Üstteki paragrafa binaen, bunu yapan Carlsen bile olsa (ki böyle bir karaktersizlik yapmaz) ceza almalıdır. Sınıfsal ayrımı satranç gücü açısından yapabilirsiniz, turnuvalarda var olma ve dürüst yarışma konularında değil.

Bir başka konu, genel bir madde yaratılmaya çalışılıyor ki, ceza verilecekse kılıfı uysun. Önce şikeciye hak ettiği ceza verilir, ardından kapsamlı bir toplantıyla alt-üst sınırlar, gri bölgeler belirlenir. En sonunda uzlaşmayla maddeleştirilir. Şimdiden çok genel işlere girmeye gerek olmadığına inanıyorum. Sonraya bırakılabilir.

Yok ECU başkanı kim, yok ona destek verdik mi, çok alakasız konular bunlar. Henüz buralara takılırsak bu kişilerin bu hareketleri yapmaktan neden utanmadıkları ortaya çıkar ki, hiçbirimiz bunu istemeyiz.

Mesaj kalabalığında İlker Bey'in çok önemli bir tespiti gümbürtüye gidiyor, tekrar hatırlatmak isterim: 2650 ELO'lu Bulgar GM Delchev, Keşan'a bir daha gelmeyeceğini açıklıyor. Benzer tavır sergileyen iki Sırp büyükusta hatırlıyorum, 2009 ya da 2010 yılından. Bunları konuşmak gerek, dopingle şikenin neye zarar verdiğini tartışmaya gerek yok, çocuklar bile biliyor.

[size=xx-small](Gürcü oyuncuların yaz turnuvalarına ettikleri akının ülke satancına olumlu-olmusuz etkilerini uzun uzun tartışmaya hazırım ama başka bir zamanda ve başka bir başlıkta.)[/size]

Özetleyeyim, olay budur:
Bachana MORCHIASHVILI isimli oyuncu iki turnuvada üst üste son turlara çıkmayarak ödülün dağılımını belirlemiştir.
Hani bunu çok sessiz ve kimsenin ruhu duymadan da yapabilirdi.
Masa başında gayet "doğal" yollardan buna ulaşabilirdi.
Ne var ki bu satranççı, reyting kaybetmeye bile gerek görmüyor.
Maçı reytingine kıyamadan veriyor, yuh artık.
Bu kadarına milleti keriz yerine koymak denir.
Burada o kadar satranççının görüş belirtmesinin esas nedeni haksız kazançtan ziyade pervasızlık ve saygısızlık.
Şimdi geneli falan bırakalım da, Bachana'nın bu yaptığı şike yanına kar kalacak mı, onu söyleyin siz.
Ara
Cevapla
#38
Değerli arkadaşlar,
Forumda tartışılan bu konunun farklı bir yöne gittiği yok. Herkes kendi fikrini belirtiyor. Buradan bir karar çıkmayacak! Ancak çok önemli bilgilerin paylaşılması satranç toplumunu aydınlatacaktır. Bu gibi istenmeyen olayların bundan sonra yaşanmaması için bir ivme kazandırabilir.

Oktay Bey,
TSF kendi başına bir ceza verebilir mi sizce?
İstese de veremez!
Kurumdur, üst kurumun (GSGM) yönetmeliklerine bağlıdır. Geçmişte verilen tüm cezalar (doğru-yanlış) aynı kapsamdaki yönetmelikler doğrultusunda verilmiştir.
Kaldı ki o yönetmelikten alıntıları ben sizlere fikir vermesi için yazdım.
Olayın uluslar arası boyutu da var. Ayrıca Çanakkale ve Keşan organizasyon emekçilerinin de konudaki fikirlerini biliyorum. Yazılanlar ortadadır.

Erşan Bey,
Doping nedir, kişiye veya topluma olan olumsuz etkileri nelerdir, bunların farkındayım.
Söylemimi yanlış anlamış olabilir misiniz?
Şöyle yazmışım;
“DOPİNG NE İSE, ŞİKE DE, DAHA FAZLASIDIR!
Doping bireyseldir.
Şike bireyler arasıdır. Ucu örgütleşmeye gidebilir.”

Burada örgütleşmeyi kastederek topluma olan zararlarını ön plana çıkarma amacındaydım.
Doping de her ne kadar bireysel gibi gözükse de topluma yansıyacak olumsuz yönleri de elbette olabilir.
...

Ayrıca Süreyya KOP olayı örneklendi. Ama o zamanlar mesleki açıdan süreci çok yakından takip eden biri olarak arzu edenlere kısa bir özet de sunabilirim.
Çok yakın konularda fikir verecektir.
Bakınız Atletizm gibi bir sporda bile doping şüphesine yönelik araştırmalar nasıl yapılmakta.
Hem de uluslar arası boyutta.
Dikkat ediniz. Burada da keyfiyetsizlikler, kurallara aykırılıklar, bilgisizlikler, kayırmacalıklar mevcut.

...

Aşağıdaki yazı farklı kaynaklar ile aynı içerikte örtüşmektedir.

Geniş bir kafile ile katıldığımız 28. Yaz Olimpiyat Oyunları'nda sporcularımız henüz yarışmaya başlamadan spor kamuoyu kendisini şiddetli bir tartışmanın içinde buldu. Süreyya Ayhan Kop'un sakatlık gerekçesi ile Atina'ya gidemeyeceğini açıklamasının ardından ortaya atılan doping iddiaları ve Uluslararası Atletizm Federasyonu'nun (IAAF) Türkiye Atletizm Federasyonu'na (TAF) gönderdiği rapor medya tarafından her yönüyle ortaya konuldu, çok farklı görüşler uzmanlar tarafından ileri sürüldü.
Şimdi Süreyya Ayhan, TAF ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) başta olmak üzere tüm spor kamuoyu IAAF'nin vereceği kararı bekliyor. Söz konusu skandal, Türk spor tarihi için büyük önem taşıyor. Daha önce ünlü bir futbolcumuzun doping cezası alması ile başlayan tartışmalar son olayla iyice alevlendi ve artık doping olgusu Türk halkının dikkatini çekmeye başladı. Gazete ve internet haber sitelerinde karşımıza çıkan manşetler, yorumlar ise Türk uzmanların bu olayı milli onur meselesi haline getirdiğini gösteriyor. Devletin sistemli spor politikasının bulunmayışı ve uzmanlar başta olmak üzere, Türk toplumunda spor kültürünün gelişmemiş olması eleştirilerin de dozunun kaçmasına sebep oluyor.
Hukuk unutulmasın
Süreyya Ayhan'ı neredeyse vatan haini ilan eden bazı çevreler artık eleştiri sınırını aşan ve Süreyya Ayhan ile eşinin kişilik haklarına saldırı teşkil eden yorumlar yapıyorlar. Olayın hukuksal yönden irdelenmesi ise çoğu zaman olduğu gibi, ihmal ediliyor.
IAAF'nin TAF'a gönderdiği gizli raporda Yücel Kop'un doping kontrolü yapmak isteyen görevlileri bir odaya kilitleyerek engellediği ve üçüncü doping kontrolüne izin vermediği; Süreyya Ayhan'ın doping kontrolünü erteletmeye çalıştığı, birkaç başarısız numune verdiği ve son denemeden sonra başka bir numuneyi vermeye teşebbüs ettiği; Süreyya Ayhan yerine başka bir kadının numunesinin takdim edildiği gibi iddialar yer almaktadır.
Savunma
Bu iddialara karşı, numune kabının sadece yetkililerde olabileceği ve bu sebeple Kop'un yanında başka bir kap bulunamayacağı, erkek görevlinin numune alımı sırasında içeri girmek istemesi sebebiyle görevlilere sert davranıldığı, sporcunun yetersiz İngilizce bilgisi ile kendisini yanlış ifade etmiş olabileceği, numune alımından önce WADA'nın Türk temsilcisi ile diğer temsilcilerin numune verilecek odayı kontrol ettikleri ve onların gözetimi altında numune verilmesi karşısında başka bir kimsenin odaya girip numune veremeyeceği ileri sürülmüştür.
Yukarıdaki iddia ve savunmalarda dikkat çeken birkaç nokta üzerinde durulmasında fayda vardır. Bu noktalar sadece akla gelen şüpheler olup ilgililer tarafından açıklanması durumunda şüpheler de giderilmiş olacaktır.
Dikkat edilirse, rapora göre iki farklı zamanda kontrol yapılmak istenmiştir. İddiaya göre, ilk kontrolde Yücel Kop numune görevlisini başka bir odaya kilitlemiş, daha sonra Süreyya Ayhan Kop'tan başka bir kadından numune alınmış ve kontrol formları numuneyi veren diğer kadın tarafından imzalanmıştır. İkinci kontrolde ise, Süreyya Ayhan'ın verdiği idrar örneğinin kurallarla öngörülen oranda olmaması sebebiyle ikinci bir numune verilmesinin talep edildiği, ikinci örnek alımında ise Süreyya Ayhan'ın numuneyi başka bir kaptaki sıvı ile değiştirmek istediği ileri sürülmüştür. Doping kontrolü yapmak için gelen yabancı yetkililerin yanında WADA Türkiye temsilcisi Serap Yüceler'in de bulunduğu bilinmektedir. Yüceler de sporcudan numune alınırken orada bulunduğunu açıklamıştır. Yabancı görevliler sporcuyu tanımayabilirler ancak Yüceler numuneyi veren ve imzayı atan kimsenin Süreyya Ayhan olup olmadığını bilebilecek durumdadır. Bu durumda Yüceler raporda bahsedilen kontrollerden sadece 25 Temmuz 2004'te yapılan ikinci kontrole mi katılmıştır? Bu şüphenin oluşmasında, savunmada yer alan bir ifadenin büyük payı vardır.
Savunmaya göre, Süreyya Ayhan doping kontrolünü erteletmeye çalışmamış, eksik İngilizce bilgisi sebebiyle kendisini yanlış ifade etmiştir. Yüceler'in yabancı görevliler ile birlikte bulunması durumunda sporcunun kendi dilini bilen bir görevli ile konuşacağı dikkate alınırsa, Serap Yüceler'in ilk kontrolde yabancı görevlilerle birlikte olmadığı sonucuna ulaşılabilir. Ancak ilk kontrol formunda da Yüceler'in imzası varsa, Süreyya Ayhan savunması önemli bir açık vermiş olacaktır.
Yücel Kop erkek görevlinin numune alımı sırasında içeri girmek istediğini iddia etmektedir. Kop'un da belirttiği üzere, numune veren sporcu ile bu sırada onun yanında duracak görevlinin aynı cinsiyetten olması gerekir. (WADA Kontrole İlişkin Uluslararası Standartlar, Ek C. Mad. C. 4. 7) Görevliler, doping kontrol usulü ile ilgili her eğitim almış uzman kimselerdir (WADA Kontrole İlişkin Uluslararası Standartlar, Ek G, Mad. G.4.3 ve Mad. G.4.5). Bir erkek görevlinin karşı cinsten bir sporcunun yanında durmak için ısrar etmesi pek ihtimal dahilinde değildir.
Gelişmeler
IAAF kuralları ve bugüne dek IAAF tarafından verilen kararlar ışığında Süreyya Ayhan'ı ne gibi gelişmeler bekliyor? Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, Süreyya Ayhan'ın ceza almayacağını ümit ettiğini ifade etmiştir. Peki Ayhan cezadan kurtulabilir mi? Bu soruya yanıt verebilmek için doping konusunda önemli bir husus dikkate alınmalı: Bir sporcunun doping cezası alması için muhakkak doping testinin pozitif (+) sonuç vermesi gerekmemektedir. WADA bünyesinde hazırlanmış ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Türkiye Doping Kontrol Merkezi ile IAAF basta olmak üzere birçok uluslararası spor federasyonunun kabul etmiş olduğu Dünya Dopingle Mücadele Kodu (World Anti-Doping Code)'na göre, bir sporcu, geçerli bir sebep olmaksızın doping kontrolüne katılmayı, numune vermeyi reddederse veya kontrolde başarısız olursa veya yasak metotlara başvurursa yine dopingli sayılmaktadır (Kod Mad. 2.3, 2.4, 2.5). Dünya Dopingle Mücadele Kodu'na onay veren uluslararası federasyonlar ve devletler mevzuatlarını söz konusu Kod'a uyumlu hale getirmek zorundadırlar. IAAF'nin yarışma kurallarında da benzer hükümler (Mad. 32, 35.13) yer almaktadır.
Ceza ihtimali
Bütün bu kurallar dikkate alındığında, Süreyya Ayhan, yurtdışında yaptırdığı kontrollerde temiz çıksa ve onun hamile olmadığı anlaşılsa bile sadece doping kontrolünü reddettiği için iki yıl yarışmalardan men edilebilecektir. IAAF raporunda birden çok iddia yer almakla birlikte, bu fiiller için öngörülen cezalar toplanarak ciddi bir ceza verilmeyecek, sadece en ağır cezayı gerektiren fiil dikkate alınarak o fiil için öngörülen ceza verilecektir. Diğer bir deyişle, Süreyya Ayhan iki yıl ceza alacaktır.
Ayhan'ı bu karara karşı Spor Tahkim Mahkemesi'ne (Court of Arbitration for Sport-CAS) başvurma hakkı bulunmaktadır. CAS'in kararlarında ise uluslararası federasyonların somut olayın şartları dikkate almadan doğrudan doğruya mevzuatlarında yer alan cezaları uygulamaları eleştirilmekte ve sporcunun yaşı, cezanın sporcunun sosyal, sportif ve ekonomik durumunda yaratacağı sonuçların ağırlığı ve elbette sporcunun profesyonel kariyerine etkisi dikkate alınarak uluslararası federasyonların verdiği cezalar indirilebilmektedir. Süreyya Ayhan dosyasındaki iddialar karşısında CAS'in söz konusu cezayı indirmesi ise çok uzak bir ihtimaldir.
Bundan sonra ne olacak? IAAF'nin Ayhan olayı ile ilgili vereceği kararın Türk sporu açısından önemli bir kilometre taşı olacağını ümit ediyoruz. Ayhan'ın ceza alması durumunda, Türk spor kamuoyu, uluslararası kuruluşların doping konusunda çok ciddi olduğunu ve Türk yetkililerin harekete geçmesi gerektiğini daha iyi anlayacaktır. Aslında doping konusunda Türkiye'nin çok geri bir ülke olduğunu söylemek, bu konuda çalışma yapanlara haksızlık olur. Türkiye, Avrupa Konseyi Dopingle Mücadele Sözleşmesi ile Dünya Dopingle Mücadele Kodu'nu onaylamış, dopingle mücadele için Hacettepe Üniversitesi bünyesinde Türkiye Doping Kontrol Merkezi'ni kurmuş, özel bir yönetmelik hazırlamış ve GSGM Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği'nde dopingle ilgili hükümler (Mad. 48) öngörmüştür. Ancak bu düzenlemelerin gerektiği gibi hayata geçirilmediği görülmektedir. Özellikle GSGM'ye bağlı federasyonların sporcularını doping konusunda eğitmedikleri, milli takımdaki sporcularını doping kontrolüne tabi tutmadıkları bilinmektedir.
Uygulama sorununun giderilmesi ise ancak GSGM'nin yeniden yapılanması ile gerçekleşebilecektir. GSGM'nin modern spor dünyasının gereklerini yerine getiremeyen hantal ve hiyerarşik yapısı sebebiyle kaldırılması düşünülmekte ve Türk sporunun çağ atlaması için 'Türk Spor Kurumu' kurulması öngörülmektedir. Ancak henüz tasarı halinde olan ve uzun süre TBMM'nin gündemine gelmeyeceğini düşündüğümüz 'Türk Sporu Kurumu Kanunu' hakkında yorum yapmak yerine bugünün koşullarını dikkate alarak görüş belirtmek daha doğru olacaktır.
Uzman sayısı az
GSGM bünyesinde uzman sayısının az olması, federasyonlarda görevlendirilen genel sekreterlerin yeterli bilgiye sahip olmamaları ve özellikle yabancı dil bilmemeleri sebebiyle uluslararası alandaki gelişmeleri takip edememeleri, federasyonların doping konusunda yeterli bilince sahip olmamaları gibi etkenler doping ile mücadelenin arzulanan seviyeye gelmesini engellemektedir.
Birkaç istisna dışında medyanın da sadece futbol ve sporun magazin boyutu ile ilgilenmesi de doping eğitiminin gelişmesine engel olmaktadır. Süreyya Ayhan olayı ile dopingle mücadelede yeni bir sayfa açılmış olacaktır. Var olan düzenlemeler uygulanmaya başlayacak, bu kurallar tartışılıp geliştirilecek, spor yöneticileri ve sporcular bilgilendirilecektir.
Bu konuda en büyük sorumluluk da Süreyya Ayhan'a düşer. Yarışmalardan men edilebilecek olan sporcu IAAF'nin ve TAF'ın düzenleyeceği veya düzenlenmesine izin vereceği hiçbir organizasyona katılamayacaktır. Ancak bunlar tarafından düzenlenen dopingle mücadele eğitimleri ve rehabilitasyon programlarına katılmasına izin verilebilecek sporcunun söz konusu programlara katılması hem onun spor kamuoyundan uzaklaşmamasında ve kariyerinin sona ermemesinde, hem de Türk sporcularının benzer üzücü durumlarla karşı karşıya kalmalarının önlenmesinde etkili olacaktır.
Sonuç
Süreyya Ayhan Kop'u vatan haini olarak nitelendirip onu suçlu gibi yargılamak ve kariyerini bitirmesine sebep olmak yerine, onun da her elit sporcunun başına gelebilecek bir olayı yaşadığını kabul edilip ona Türk sporu için açtığı altın sayfalara bir yenisini eklemesi için şans tanınmalıdır. Unutmayalım ki sadece süreçler vardır. Onları iyi veya kötü olarak nitelendirmek sadece insana özgüdür.
Türk sporunun da bu üzücü olaydan en büyük faydayı sağlayacağını ümit edelim.
Mert Yaşar: Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı araştırma görevlisi
- MATRANÇ -
Ara
Cevapla
#39
Daha güçlü ve çok sayıda yabancı oyuncunun katılımını sağlamak,eğer bu oyuncular yerli oyuncular ile oynayacaksa yararlıdır.Pratikte açık turnuvalarda bu mümkün olmamaktadır.Piramidin üst kısmındaki veya orta kısmındaki bir yerli oyuncu 9 tur İsviçre yönteminde kaç yabancı ile karşılaşmaktadır?Bu sayı 1 veya 2 ise yapılan harcama karşısında sağlanan verim çok azdır.Bu sayı 5 veya 6 ise verim yüksektir.Ben eski olaylara ve özel isimlere takılmıyorum.Aynı sorunları yıllardır yazıyorum.Çıkış yolu arıyorum.Gösterdiğim bazı çözümler ancak 3 veya 4 yıl sonra kabul ediliyor.Önce hepimiz yönetcilerimiz de dahil olmak üzere yerli sporcuların oluşturduğu piramide önem vermemiz gerektiğini kabul etmelidir.Eğer "Biz sadece Piramidin üst kısmına su dökeriz.Alt kısmı kendine baksın"derseniz burada yazışmaya gerek yoktur."Yukardaki 20 ustaya bakacağız,alt tarafı ise lisans ücretini ödeyecek,kendisine ait yarışma ve konaklama masraflarını temin edecek"şeklinde düşünenler varsa onlarla uzlaşmamız ve iyi bir çözüm bulmamız mümkün değildir.Bakınız!Kimseyi suçlamadan ortadaki tabloyu incelemeye çalışıyorum: Elo puanı 1900 üzerinde olan 320 sporcumuz var.Bunlardan 8 i Keşan'daki yarışmaya katılmıştır.Elo puanı 2000 üzerinde olan 205 sporcumuz var.Bunlardan sadece 3 ü Keşan'daki yarışmaya katılmıştır.Siz bu katılımın normal olduğunu düşünüyorsanız burada yazmaya devam etmeyeceğiz.Çünkü hiç yararı yoktur.Yerlilerin katılımı bu şekilde iken bu yarışmada ilk 22 dereceye giren Türk sporcu sayısı 11 dir.Türk sporcularından ilk 22 dereceye girip 9 maçta 6 puan alanlar arasında Elo 2000 p. üzerinde 3 sporcu,1900 p. üzerinde 4 sporcu,1800 p. üzerinde 6 sporcu,1700 p. üzerinde 9 sporcu,1600 p. üzerinde 10 sporcu ve 1500 p. üzerinde 11 sporcu vardır.Yani katılanlar arasında Elo puanına göre başarılı sayabileceğimiz sporcular vardır.Ama katılım azdır.Çünkü Piramidin orta kısmı pasif duruma gelmiştir.Piramidin orta kısmı neden canlanamıyor?Bunun nedenlerini de burada yazı yazan arkadaşlar biliyorlar.Keşan'da katkı payı 50 TL idi.Küçüklerden yarısı alınacaktı.Ama Eylül başında İstanbul'da yapılacak olan Açık turnuvada katkı payı 75 TL.dir.Küçüklere indirim yoktur.Avrupa'da birçok açık turnuvada Gençlere,kadınlara,emektarlara indirim yapıldığını biliyoruz.Şu halde sürekli yabancılara daha büyük ödül sunmayı ve konaklama imkanı sağlamayı düşünmek yerine biraz da "yerli sporcuları nasıl teşvik ederiz?"sorusunu düşünmek gereklidir.Bu kötü gidişin kolay kolay değişmeyeceği bellidir.Birgün yerli sporcular biraraya gelecekler ve kendi çözümlerini bulacaklardır.Benim son 4 senedir yurtdışındaki turnuvalara yönelmem bunun ilk işaretidir.
Ateş Ülker
Ara
Cevapla
#40
Süreyya AYHAN KOP konusunda yanlış yorumlar yapılıyor. Aşkın Bey'in paylaştığı yazı en doğru yazı olmakla birlikte, eski tarihli bir yazı. O yazının yazılmasından sonra 2. doping ihlali, CAS ve İsviçre Federal Mahkemesi süreçleri yaşandı. Yani o yazı ile sınırlı kalmak, süreci yanlış değerlendirmemşze sebep olacaktır. Hukuki bir dille değil de, basite indirgeyerek özetlemek gerekirse:

1- Süreyya AYHAN KOP (Bundan sonra SAK diye geçecek), ilk önce 2004 yılında yarışma dışı bir doping kontrolünde (doping kontrolü sadece yarışmalarda yapılmaz) birden çok doping kuralı ihlali sebebiyle disiplin soruşturmasına maruz kaldı. "Bizim Sporcumuz"a GSGM tarafından 1 yıl ceza verildi ancak, Uluslararası Atletizm Federasyonu IAAF'nin itirazı üzerine bu ceza 2005 yılında 2 yıl olarak düzeltildi.

2- SAK Ankara İdare Mahkemesi ve Danıştay'a da başvurularda bulundu.

3- SAK'ın IAAF'ye esas yönünden değil, sadece usul yönünden itiraz etmesi üzerine cezanın başlangıç tarihi olarak Ağustos 2004 tarihi kabul edildi. Ağustos 2006'da SAK'ın ilk doping ihlalinden aldığı cezası bitti.

4- 2007 yılında yine bir yarışma dışı doping kontrolü sırasında vücudunda yasaklı maddelere rastlandı. Türkiye Atletizm Federasyonu, IAAF'nin de etkisiyle 2. kez doping yapmanın standart cezası olan ömür boyu men cezası verdi. GSGM yine "Bizim Kızımız" olduğu için 2 sene dopingten, 2 sene de bu dopingin yurt dışında yapılmasından olmak üzere cezayı 4 seneye indirdi.

5- Böylesine lehe bir karar olmasına rağmen yanlış yönlendirildiğini düşündüğüm SAK, CAS'a başvurdu ve CAS 2009 yılında Ömür Boyu Men cezası verdi.

6- SAK bu karara karşı Spor Hukuku açısından son durak olan ve CAS kararlarına karşı sadece 5 sebepten dolayı başvuruda bulunulabilen İsviçre Federal Mahkemesi'ne 2009 yılında başvurdu.

7- Nisan 2010'da İFM, CAS'ın Ömür Boyu Men Cezasını haklı buldu ve onadı.

Şimdi gelelim sürecin detaylarına:

1- "Tedavi amacıyla" dünyada sadece o bölgede bulunan bir hayvanın etinde bulunan kuvvetli bir doping maddesinin olduğu ve oraya giden sporcuların takip altına alındığı bir yere gidiyorsan,

2- Erkek doping görevlisi olması gerekçesiyle antrenörün (kocan) sana doping örneği verdirmiyorsa ve doping görevlilerine şiddet uyguladığı iddia ediliyorsa,

3- Daha önce dopingten dolayı ceza almana rağmen halen 2. doping cezasına sebep olması kuvvetle muhtemel hareketlerde bulunuyorsan,

4- Türkiye'de Spor Hukuku ve Uluslararası Hukuk İlkeleri katledilerek sadece "Bizim Kızımız" olduğun için mümkün olduğunca lehine verilen cezalara bile itiraz edip uluslararası hukuki mekanizmaları işletiyorsan,

5- Profesyonel bir antrenör-sporcu ilişkisi kurmak yerine, antrenörün kocan oluyor ve kocanın/antrenörünün kıskançlık krizleri sonrası sanki doping yapmışcasına ceza alacağını ve spor kariyerinin biteceğini bile bile doping örneği vermemek için herşeyi yapıyorsan,

Ömür boyu men cezası almak kadar doğal bir sonuç olamaz. O yüzden "Bizim Kızımız" mentalitesini bir kenara bırakın.

Erşan Bey'in verdiği Fenerbahçe örneğine gelince, İngilizce bilenler açıp CAS'ın kararını okusun, bilmeyenler ise biraz sabretsin, İstanbul Barosu Spor Hukuku Komisyonu olarak çıkartacağımız İstanbul Barosu Dergisi Spor Hukuku Özel Sayısı'nda kararın çevirisi son anda bir terslik çıkmazsa yer alacak. Uluslararası Spor Yargı Organları hiç bir şekilde ulusal mahkemeleri beklemez! İşleyiş çok farklıdır. İsviçre Federal Mahkemesi tarafından üstteki Süreyya AYHAN KOP kararı verilirken henüz Danıştay kararını vermemişti. Savunmalarında defalarca Danıştay kararının beklenmesi söylenmesine rağmen İFM bunu dikkate dahi almadı.

Yine FB kararında yeniden yargılamanın beklenmesi talebi var. Yeniden yargılamada sadece ama sadece yeni kanun sonrası var olan delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği değerlendirilecek. Deliller hukuka uygun elde edilmişse TÜRKİYE'DEKİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ ceza verilecek, hukuka aykırı elde edilmemişse ceza verilemeyecek.

Spor Hukukunda ise İnsan Onuruna Aykırı Delil haricinde her delil nasıl elde edildiğine bakılmaksızın değerlendirilir. Hukuka aykırı da elde edilmiş olsa sonuç olarak o deliller vardır ve ben var olan delillere göre karar veririm diyor Spor Hukuku. Yani yerel mahkeme sürecinin beklenmesi gibi birşey Spor Hukuku açısından söz konusu bile değildir. Hele ki Spor Hukuku'nun kendine özgü hızlı yapısını dikkate alırsak. Her kararda mahkeme süreci beklense bugün kırmızı kart yiyen 33 yaşındaki futbolcu, kırmızı kart cezası mahkeme kararıyla kesinleşene kadar futbolu bırakacaktır.

Ek olarak, CAS'taki dava kaybedileceği anlaşıldığı için (daha doğrusu baştan beri bilinmesine rağmen o zamanki şartlar kamuoyu oluşturmak için açılmasını gerektirdiği için açılmış olması kuvvetle muhtemel) hazır 2020 bahanesi de varken geri çekilmiştir. Zaten CAS, gerekçeli kararında geri çekilen davada itiraz edilen cezalara da atıfta bulunmuş ve iki cezanın da doğru olduğunu belirtmiştir. Bunları ben demiyorum, CAS gerekçeli kararında kendisi diyor. Açın okuyun, göreceksiniz.

Konu çok dağıldı, örnekler yeni örnekleri beraberinde getirdi. Yanlış örnekler verilip, yanlış yorumlar yapıldı. Bunları düzeltmek çok önemli. Çünkü ülkemizde vücud geliştirmeden tutun, briç sporuna kadar dopingle ilgili kararlar verildiğini göz önünde bulundurursak ileride bunları satranç için de tartışacağız. Şimdiden yanlış fikirler oluşmasını engellemek gerekiyor. Özetlemek gerekirse Mojo Jojo'nun dediği gibi şikeye "makul şüphe" ile disiplin cezası verilebilir. Bunu TFF tek başına da yapabilir. Spor Genel Müdürlüğü (eski adıyla GSGM) sadece bu cezanın doğru olup olmadığını itiraz üzerine denetleyebilir.
Ara
Cevapla




Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi